GENEL BAŞKAN ANKARA TOPLANTISINDA, ÖMER DİNÇER'İ ANLATTI

Türk Eğitim-Sen’in 20. yıl etkinlikleri çerçevesinde Ankara 4, 5 ve 6 No’lu Şube İşyeri Temsilcileri Eğitim ve İstişare Toplantısı 24-25 Mart 2012 tarihinde yapıldı. Toplantıya Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu, İlksan Genel Başkanı Tuncer Yılmaz, Türk Eğitim-Sen Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan, Genel Mevzuat ve Toplu Görüşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, Ankara 4 No’lu Şube Başkanı Ahmet Akkoca, Ankara 5 No’lu Şube Başkanı Sevgi Yalav, Ankara 6 No’lu Şube Başkanı Veli Keskin, şubelerin yönetim kurulu üyeleri ve işyeri temsilcileri katıldı. Toplantıda İlksan Başkanı Tuncer Yılmaz İlksan’ın çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Daha sonra kürsüye gelen Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, İlksan ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. İlksan’ın 16 yıldır iyi yönetildiğini kaydeden Koncuk, “Hırsızlığı, namussuzluğu defettik. Herhangi bir sendika, herhangi bir şahıs İlksan’da bir haksızlık, bir suiistimal gibi bir şeyi biliyor da dava açmıyorsa, onu ben şerefsiz olarak ilan ediyorum. İlksan kapatılabilir. İlksan bizim babamızın çiftliği değil. Ama biz kapatılana kadar, İlksan’da hırsızlık, namussuzluk yaptırmayız” diye konuştu.  

Kamu çalışanlarının zamlı maaşlarını hala alamadıklarına dikkat çeken Koncuk, “1 Ocak 2012 tarihinde zam almamız gerekiyordu. Aradan 3 ay geçmesine rağmen zam alamadık. Sendika Kanunu hala çıkarılamadı. Kanun önümüzdeki hafta içinde TBMM’ye gelecek. Kanun TBMM’ye daha önce gelsin ki bir an önce masaya oturalım, kamu çalışanlarının kaybettiği haklarını kazanmaya çalışalım. Ancak Sendika Kanunu bizim arzu ettiğimiz bir sendika kanunu değil.  Bakın, çoğulcu demokrasi dünyada yerleşen anlayıştır. Çoğunluk yönetimini elinizde bulundurabilirsiniz. Ama çoğulcu demokrasi herkesin katılımıyla, sivil toplum örgütlerinin, muhalefet partilerinin katılımıyla devleti yönetmektir. Çoğunlukçuluk diktatörlük anlamındadır. Sadece adı demokrasidir. Plan Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde çoğunluk despotizmini gördüm. Bizim ortaya koyduğumuz tekliflerin hiçbiri kabul görmedi. Taraflar konusunda ciddi problemler var. Bir sendikanın toplu sözleşme masasında 9 temsilcisi var. Türkiye Kamu-Sen’in 4, Kesk’in 2 temsilcisi var. Memur-Sen’in 57 bin üyesine bir, Türkiye Kamu-Sen’in 100 bin üyesine bir, Kesk’in 116 bin üyesine bir temsilci düşüyor.  Öte yandan bir konfederasyon kamu çalışanlarını alenen pazarlasa bile bunu hukuken Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna götüremiyorsunuz. Hükümet diyor ki; ‘Ben masaya otururum. Memur-Sen içinde de toplu sözleşmeye karşı olanlar olabilir. Ben onlarla da uğraşamam. Heyet başkanını ikna etsem yeter’ diyor. Böylesine çirkin bir hesap var. Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun yapısı da bizi rahatsız ediyor. Hükümetin istekleri dışında bir kararın çıkması mümkün görünmüyor. Bu böyle bir toplu sözleşme. Herkesin bilmesi lazım. Toplu sözleme metinleri herhangi bir kanuni düzenleme gerektirmez. Toplu sözleşme bu bakımdan önemlidir. Her şeye rağmen bizim o masada olmamız önemli. Hiçbir sarı sendikaya kamu çalışanlarını pazarlama imkânı vermeyiz” diye konuştu.

Eşit işe eşit ücret düzenlemesinde öğretmenlerin, akademisyenlerin ve diğer çalışanların yok sayıldığını söyleyen Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Hükümet eşit işe eşit ücret adı altında, eşe dosta ücret artışı düzenlemesi yaparak 2 milyon memuru görmezden gelmiştir. Öğretmenlerimizin açlık sınırında yaşadığı bir dönemde 700 bin öğretmeni, 100 bin akademisyeni nasıl bu hesabın dışında bırakırsınız? Adil olmamız lazım, hakkaniyetle yaklaşmamız lazım. Öğretmenlik mesleği bu ülkeyi geleceğe taşıyacak bir meslektir. Bu insanların gelir seviyesini en asgariden gelişmiş AB ülkeleri düzeyine çıkarmanız lazım. Bu düzenleme Türkiye Kamu-Sen’den kaçırılarak yapılmıştır. Ama bu düzenlemeye bizden başka ciddi tepkiler veren başka bir sendika olmamıştır. İki ay boyunca eylemler yaptık. İnşallah bunu toplu sözleşme masasında gündeme getireceğiz. İktidara yakın sendikanın,  bu düzenlemeyle ilgili sadece ‘yapacağız’, ‘görüşeceğiz’ şeklinde açıklamaları oldu. Oysa alın teri dökenle, alın teri dökmeyen bir olur mu diye düşünmemiz lazım. İki ay boyunca kar kış demeden her hafta eylem yaptık. Buna karşılık sıcak makam odalarından ayrılmayanlar, makam odalarından dışarı kafalarını çıkarmadan yüzde 1100 büyüme sağladılar. Bunu birilerinin görmesi lazım. Buna karşı hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Bizim teşkilatlarımız, bize inanan arkadaşlarımız meydanda olmalı, seslerini çıkarmalı, doğruları anlatma yürekliliği göstermeli. Rotasyon konusu gündeme geliyor. ‘Bizden olmayanları harcayacağız’ diyorlar. Bunun üzerine 30 yıllık okul müdürü bir anda istifa ediyor, o sendikaya geçiyor. Ama şunu bilmeleri gerekir: Tercihlerin dışında seni hiçbir yere veremezler. Bunu yapacak adamın alnını karışlarız.  Öğretmenler böyle bir ahlaki çöküntü içine girerse toplumda yanlışlıkları kiminle düzelteceğiz? Öğretmenlerimizin nefsi davranma hakkı yoktur. Öğretmenlerimiz toplumsal düşünmek zorunluluğundadır. Haksızlıklarla mücadele etmeyen bir öğretmen öğretmenlik mesleğini yapmıyor demektir. Her adımımızda misyonumuzun ne olduğunu düşünmemiz lazım.”

Milli değerlerimizin tartışmaya açıldığını kaydeden Koncuk, “Andımız  tartışmaya açıldı. Bu konuda toplumsal tepki yok. Ahmet Gündoğdu ‘Andımız ritüeldir’ diyor. Ritüel dini tören demektir. Biz Andımız okunurken dini tören mi yapıyoruz? Ahmet Gündoğdu bu ve buna benzer açıklamalarla öğretmenlere hakaret etmektedir. Diğer yandan Sayın Başbakan ‘Türkiye’de eğitim yok’ diyor. Bu söz yakışıksız olmuştur. Türkiye’de eğitim olmaması görev yapan öğretmenlerin bir gram işe yaramadığı anlamına gelir. O zaman bunu başaramayan 700 bin öğretmendir. Eksiklerimiz olabilir. Ama ‘Türkiye’de eğitim yok’ diyerek, tüm öğretmenlerin alın terini bir anda reddetmek bu ülkeyi yöneten insanların görevi olmasa gerek. Bu söz Başbakanın ağzına yakışmamıştır. Burada bizim öğretmenlerimizin gittikçe itibarsızlaştırdığımızı görmemiz lazım” dedi. 

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’i de eleştiren Genel Başkan KONCUK şunları söyledi: “Başımızda bir Milli Eğitim Bakanı var ki evlere şenlik. Dünya’dan haberi yok. Milli Eğitim Bakanlığı’na bir sendikacı gözüyle değil,  32 yıllık bir öğretmen gözüyle bakıyorum Milli Eğitim Bakanlığını eğitimcilerin dışında herkes yönetiyor. Bakanlık işletmecilerle doldu. Sayın Bakan’a ‘700 bin kişilik öğretmen camiası içerisinden bir genel müdür bulamadınız mı?’ diye sordum. Ahmet Gündoğdu da vardı, ‘İsmail Bey haklı Sayın Bakanım’ diyemedi. Bunu öğretmenlerimizin kendilerine yapılan bir hakaret olduğunu görmemiz lazım. Bir sürü yetişmiş yöneticilerimiz var. Köy okulunda çalışmamış herhangi bir okulda öğretmenlik idarecilik yapmamış kişilerin eğitim çalışanlarının ne yaşadığını anlaması mümkün değildir.”

Genel Başkan Koncuk okul müdürlerine soruşturma açılması konusunda da, “Sırça köşklerde, o sıcak makam odalarında yönetmelik yazıyorlar. Bakan okul müdürlerine soruşturma açtı. Zil tak oyna. Bu toplanan paraları yiyen varsa onun kafasını kopar. Ama okulun camı kırık, hizmetli yok. Bu durumda okul müdürü ne yapacak? Bunu bilmek için tebeşir tozunu yutmak lazım. Hüseyin Çelik ve Nimet Çubukçu bile bunu yapmadı. Sayın Dinçer, bize Hüseyin Çelik’i arattırır oldun” diye konuştu.

4+4+4 sistemi ile ilgili açıklamalarda yapan Koncuk, “Sayın Bakan 4+4+4 sistemini savunuyor. İlkokul eğitimi 5 yıldan 4 yıla düşürüldüğünde 50 bin norm kadro fazlası olacak. Biz bu şekilde 80 yıllık tecrübelerimizi de çöpe atıyoruz. Öğrencilere açık öğretime gitme imkânı sunulması halinde, açık öğretim, yüz yüze eğitime alternatif hale gelecek. Bu durumda liselerdeki okullaşma oranı yüzde 69’dan daha aşağıya düşer. Bakan ‘açık öğretime gidenlerin oranı yüzde 1’i geçmez’ diyor. Bakana yakışır bir üslup mu? İnsanları aldatarak bir yere varamayız. Okullarımızın fiziki yapısını daha karmaşık hale getiriyoruz. Müfredat daha karmaşık olacak. Türk Eğitim-Sen olarak önerimiz 1+5+3+4 sistemidir, Öte yandan İmam Hatiplerin orta kısımları açılsın. Okullarımızda seçmeli Din Dersleri okutulsun. Hatta Kuran’ı Kerim’i seçmeli ders olarak koyalım. Bunları destekliyoruz. Geç bile kaldık. Eğer siz din eğitimini devletin kontrolünde yapmazsanız din eğitimi farklı mecralarda çok farklı anlayışlarla yapılır” dedi.

 GENEL BAŞKANIN KONUŞMASI İÇİN TIKLAYINIZ