ANKARA ŞUBELERİ EĞİTİM VE İSTİŞARE TOPLANTISI KIZILCAHAMAM'DA YAPILDI

Türk Eğitim-Sen’in 20. yıl etkinlikleri çerçevesinde Ankara 1, 2 ve 3 No’lu Şube İşyeri Temsilcileri Eğitim ve İstişare Toplantısı 17-18 Mart 2012 tarihinde yapıldı. Toplantıya Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Merkez Yönetim Kurulu, İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz, Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Ali Yazıcı, Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Şakir Kaptan Karslı, Ankara 3 No’lu Şube Başkanı Ertekin Engin, şubelerin yönetim kurulu üyeleri ve işyeri temsilcileri katıldı. Toplantıda İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz İlksan’ın çalışmaları hakkında bilgi verdi.

 

Daha sonra kürsüye gelen Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 18 Mart Çanakkale Zaferini kutladı; Ulu Önder Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle andı. Çanakkale şehitleri için şiir de okuyan Genel Başkan, Afganistan’da şehit olan askerlerimize de Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diledi. Bu vatanı vatan yapanların askerlerimiz olduğunu kaydeden Koncuk, “Askerlerimiz şehit olurken; biz millet olarak uzanmış yatıyoruz. Göbeğimizi kaşıya kaşıya yatıyoruz. Zaman zaman milli hassasiyeti olan insanların bile duruşlarında büyük kayıplar olduğunu görüyorum. Bu son derece tehlikeli bir gidiştir. Göbek büyütenler her dönem olmuştur; ama dava adamlarının, ülkemizi, Atatürk’ü çok sevdiğini söyleyen insanların uzanıp yatmasını hazmedemiyorum. Bakınız 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ile ilgili bir genelge çıkarıldı. Kutlamalar okul duvarları arasında hapsedilmek istendi. Milli hassasiyeti olan insanlar bile ‘çocuklarımız derslerinden geri kalıyordu, iyi oldu’ dediler. Bir insan milli bayram kutlamasını matematik dersi kadar önemli görmüyorsa bunun takdirini milletimiz yapsın. Alenen değil, el altından şunu söylüyorlar: Kutlamalar kültürümüze uygun yapılmıyordu. Kutlamalarda öğrencilerin giydiği kıyafetleri bahane gösterenlere sesleniyorum: 10 yıldır siz iktidardasınız. Çocuklarımıza milli kıyafetlerimizi giydirin. Biz çıkıp niye böyle giydirdiniz mi diye soracağız. Ama dertleri bu değil. Dertleri, 1919 tarihinden bu yana ortaya konulan tüm temel değerlerin içini boşatmaktır. Eğlenmek için milli bayramları kutlamıyoruz. Milli bayramları yeni nesillere bu toprakların nasıl vatan yapıldığını bir kez daha hatırlatmak; gazilerimizi, şehitlerimizi anmak için kutluyoruz. 19 Mayıs törenlerinin stadyumlarda kutlanmasının engellenmesinin ardından Milli Güvenlik dersini de kaldırdılar. Bu derste öğrencilere milli hedeflerimizi, milli stratejimizi, milletimizi tehdit eden unsurları öğretiyorduk. Bu derse askerlerin girmesi istenmiyor idiyse, bu dersi sivil öğretmenler verebilirdi. Çocuklarımızı içinde bulunduğumuz şartlara karşı donanımlı hale getirmeliyiz. Evlatlarımızın geleceği adına şuurlu olmalıyız” dedi.

 

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in Kürtçe’nin seçmeli ders olmasına yeşil ışık yakmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Koncuk, “İngilizce ya da Fransızca’nın seçmeli ders olması ile Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması konusunda bağlantı kurmaya çalışıyorlar. Bir sendikada aynı şeyi söylüyor. Bu süreç nasıl başladı? Süreç, TRT 6 yayınları ile başladı. Türkiye bunu PKK terör örgütünün talebiyle yaptı. TRT 6, Roj Tv’ye alternatif hale gelsin diye yayına başladı. Daha sonra Kürtçe kurslar açıldı. Bugün ise Milli Eğitim Bakanı Dinçer, Kürtçe’nin seçmeli ders olabileceğini ifade ediyor. Esas talep ana dilde eğitim hakkıdır. Kürtçenin ikinci eğitim dili olması ve kamusal alanda ikinci dil olarak kullanılması istenmektedir. Resmin bütünü budur. Bakan Dinçer hatırlanacağı üzere Güneydoğu’da ücretli olarak görev yapan öğretmenlerin PKK tarafından organize edilerek okullara gönderildiğini söylemişti. Peki Kürtçe dersini kiminle vereceğiz? Kürtçeyi bilen insanlarla. Biz elimizle PKK’nın okullarda organizasyon yapacağı insanları Kürt kökenli çocuklarımızın başına dikeceğiz. Buna Eğitim Bir-Sen de destek veriyor. Ardından yargıda ana dilde savunma hakkı verilmesi isteniyor. Eğitim Bir-Sen’in Başkanlar Kurulu toplantısında yargıda ana dilde savunma hakkı verilmesi önerildi. Andımız kaldırılsın talebini ortaya koydular. ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözünden öyle bir rahatsızlar ki bütün dertleri o. Biz kimsenin etnik kökeninden rahatsızlık duymayız. Ama ABD’de nasıl İngilizce farklılıkları bütünleştirici bir dil olarak ilan edilmiş ise, Türkiye’de de Türkçe’nin farklılıkları bütünleştirici bir dil olarak ilanı ve bu ülkede yaşayan her vatandaş tarafından kayıtsız şartsız kabulü gerekir” diye konuştu.  

 

Kamu çalışanlarının 15 Mayıs tarihi itibariyle zamlı maaşlarını alacağını söyleyen Genel Başkan Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “15 Mayıs tarihi itibariyle zamlı maaşlarımızı alacağız. Telafi zammı talebimiz de var. Sendika Kanunu görüşmeleri bir aydır hız kazandı. Sendika Kanunu’nda büyük eksiklikler var. Taraflar konusunda eksiklik var. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu 6’ya 5 hükümet yanlısı. Şu haliyle Kamu görevlileri Hakem Kurulu’nda hükümetin düşüncesinin dışında karar çıkması mümkün görünmüyor. İki akademisyenden birini hükümet seçiyor. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Başkanının Yargıtay 9’uncu Daire Başkanı olması konusunda ısrarımız var. Diğer yandan başkan her yıl değişecek. Seçtikleri başkan bu yıl hükümetin dediğini yapmazsa, bir sonraki başkanı yıl değiştirebilecekler. Oysa hakem bağımsız olmalıdır. Bu konudaki itirazlarımızı ilgili yerlere iletiyoruz, Sayın Başbakan’a da ilettik. Öte yandan 4688 sayılı yasada yapılan değişikliklerde müzakere sürecinin adının toplu sözleşme olması bizim tarafımızdan önemsenen bir durumdur. Ama Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun taraflı olması olumsuzdur. Yine genel toplu sözleşme ve hizmet kolu sözleşmesinde oluşturulan yapı antidemokratiktir. Öte yandan 15 sendika temsilcisinden 9’u Memur-Sen, 4 tanesi Türkiye Kamu-Sen, 2 tanesi Kesk temsilcisi. Toplam üye sayılarına böldüğümüzde Memur-Sen’in her 57 bin üyesine 1 temsilci, Türkiye Kamu-Sen’in 100 bin üyesine 1 temsilci, Kesk’in her 116 bin üyesine 1 temsilci düşüyor. Böyle bir adalet olur mu? Son derece yanlış. Al gülüm-ver gülüm şeklinde bir toplu sözleşme düzeneği oluşturmaya çalışıyorlar. Ama kanunu hangi şekilde çıkarırlarsa çıkarsınlar, sendikacılık masa başı işi değildir. Sendikacılık alanlarda yapılır. Hakkınızı alanlarda alırsınız. Türkiye Kamu-Sen olarak alanlarda her zaman olduk ve olmaya devam edeceğiz. Kamu çalışanlarının kazınılmış haklarına yönelik her türlü müdahaleye gerekli tepkiyi gösteririz, hür türlü eylemi meşru görürüz. Büyük eylemler yapacak gücümüz var. İnşallah grev hakkımızı da alacağız.”

Kamu çalışanlarını sendikalara üye olmaya da çağıran Koncuk, “Üye olmayan arkadaşlarımıza söyleyin, artık sendikacılığın dışında kalmak gibi bir şey yok. Bu mesleki sorumluluklarımızı da yerine getirmemizi sağlar” dedi. Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki sendikalaşma ile üniversitelerdeki sendikalaşma arasında büyük fark olduğunu da belirten Genel Başkan, “Bu konudaki gayret çok az. Bu sorunu çözecek olanlar üniversite çalışanlarının kendisidir. Rektör ya da dekan bir haksızlık yapıyorsa, hukuken kendisinde olmayan bir hakkı kullanıyorsa, diktatörce yaklaşıyorsa bizim ona karşı mücadele etmemiz lazım. Ben üniversitelerde sendikal mücadeleyi üniversitelerin daha demokratik ve bilimsel çalışmanın merkezi olması nedeniyle çok önemli görüyorum.”

 

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu kaydeden Koncuk, “İşçilerle devlet memurlarının tek potada yoğrulduğu, tek tip istihdam modelinin oluşturulduğu bir kanun isteniyor. İş güvencesi yok. Devlet memurluğu tanımı tamamen kaldırılmak isteniyor.  Devlet memuru olan, kadrolu çalışan tüm memurlar bu tehdit altında. Bu nedenle sendikal yapıları mutlaka desteklemeliyiz. Ama bazı kamu çalışanları küçük hesaplar nedeniyle sendikal tercihlerde bulunuyor. Bindiğimiz dalı kesiyoruz. Bu çorapları başımıza örenlerin değirmenine su taşıyan sendikaya üye oluyorlar. Kamu çalışanları bunların farkında değil.”

 

4+4+4 sistemini de değerlendiren Koncuk şunları kaydetti: “İktidar 28 Şubat’ta eleştirdiği mantıkla hareket ediyor, darbeci mantığıyla eğitimin meselelerine yaklaşıyor. 5 yıllık ilkokul eğitimini 4 yıla düşürüyorlar. Bundan dolayı sınıf öğretmenlerinin yüzde 20’si norm kadro fazlası olacak. Bunun üzerine Bakan Dinçer, sınıf öğretmenlerinin 5. sınıfta da öğrencileri okutmaya devam edeceğini söylüyor. Yuh demek lazım. Sınıf öğretmeni norm kadro fazlası olacaktır. Bunu çok net söylüyorum. Lisede görev yapan öğretmenlerin de norm kadro fazlası olması gündeme gelecektir. Şöyle ki; ikinci dört yıldan sonra öğrencilerin önüne açık öğretime gitme seçeneği koyuyorlar. Şu anda liselerde okullaşma oranı yüzde 67. Eğer siz yüz yüze eğitim yerine, açık öğretime gitme hakkını verirseniz eğitim-öğretimin öneminden haberdar olmayan aile çocuklarını açık öğretime göndedir. Yüz yüze eğitimden bu ülkenin çocuklarını mahrum bırakmak ihanettir. Böyle bir hak verilirse liselerde okullaşma oranı daha da düşer. Bu ders yükünün azalması ve branş öğretmenlerinin norm kadro fazlası olması anlamına da gelir. Müfredat alt üst olacak. Tüm bunların üzerine gidilmesi lazım. Bunu AKP iktidarı yaptı diye değil, babamız yapsa yine karşı çıkarız. Öte yandan İmam Hatip okullarının ortaokulu açılsın. Siz doğru dini devlet olarak çocuklarınıza anlatmazsanız, buna imkân sunmazsanız, din birtakım mihraklar tarafından merdiven altında yapılır.”

 

Genel Başkanın konuşmasının ardından ‘Sendikacılıkta Yönetim’ ve ‘Sendikacılıkta Markalaşma’ konulu eğitim semineri verildi. Toplantının ikinci günüde de şubeler kendi arasında ayrı ayrı toplantı yaptı.

 

GENEL BAŞKANIN KONUŞMASI İÇİN TIKLAYINIZ...