GENEL BAŞKAN KIRIKKALE’DE

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Mevzuat ve Toplu Görüşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir 15 Mart 2012 tarihinde Kırıkkale Şubemizin düzenlediği İşyeri Temsilcileri İstişare Toplantısına katıldılar. Toplantıda Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların şube başkanları, işyeri temsilcileri, kadın komisyonu üyeleri ile birlikte çok sayıda üyemiz hazır bulundu.

Toplantının açılış konuşmasını Kırıkkale Şube Başkanı Yücel Karabacak yaptı. Karabacak, şube çalışmaları ile ilgili bilgi verdi. Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri M. Yaşar Şahindoğan ve Sami Özdemir de sekretaryaları hakkında bilgi verdi.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk toplantıda yaptığı konuşmada “Biz 400 bin üye ile yüreğini ortaya koyan ve aslanlar gibi mücadele eden bir kuruluşuz. Bizi verdiğimiz bu mücadeleden kimse vazgeçiremez. Herkes görev ve sorumluluğunu kanun ve yönetmelikler doğrultusunda yapmalıdır. Hakkaniyetle görevini yapmayanları uyarmak ve gerekirse onlara haddini bildirmek bizim görevimiz olmalıdır. Türkiye’de elbette siyaset kurumu önemli, ancak çalışanlar çıkarları uğruna farklı duruş sergiliyorlarsa çok yazık. Bizim var oluş sebebimiz ilkeli, dik duruşumuzdur. Herkes bu dünyadan göç eder gider. Peygamber Efendimizin bize vasiyeti güzel ahlaklı olmamızdır. Sendikal mücadelede yalan ve vaatler olmamalıdır. Türkiye Kamu-Sen olarak böyle bir tavır ve davranış sergilemedik. Herkesin, kimlerin değirmenine su taşıdığını iyi düşünmesi gerekir” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in Kürtçe’nin seçmeli ders olmasına yeşil ışık yaktığını hatırlatan Genel Başkan, “Ana dilde eğitimi kimler destekliyor? PKK-KCK. Siz bu tavizlerle bu illegal unsurlara mevzi kazandırmış olursunuz. Taviz tavizi getirir ve sonuçta iki dilli bir devletin var olmasına yeşil ışık yakmış olursunuz. Meseleye insan hakları penceresinden bakamazsınız. ABD’de farklı milletler yaşamasına rağmen ortak dil İngilizce’dir” dedi.

4+4+4 sistemini de değerlendiren Koncuk şunları kaydetti: “4+4+4 sistemi eğitim bilimi adına bir anlam ifade etmeyen, içi boş bir tekliftir. 5 yıllık ilkokul eğitiminin niye 4 yıla düşürüldüğünü, 3 yıllık ortaokul eğitiminin niye 4 yıla çıkarıldığını anlamak mümkün değildir. Öncelikle bizim 5 yıllık ilkokul tecrübemiz vardır. İlkokul eğitimini 4 yıla düşürürseniz 50 bin sınıf öğretmeni norm kadro fazlası olacaktır. Bu durumda 50 bin norm kadro fazlası öğretmenin durumu ne olacak? Ayrıca açık öğretimi özendirirseniz liselerde birçok norm kadro fazlası öğretmen olacaktır. Bu sistemle ilgili eğitimciler ve öğretmenler dışında herkes görüş beyan ediyor. Biz Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak 1+5+3+4 sistemini destekliyor ve eğitimin kesintili olmasını istiyoruz. Öte yandan İmam Hatipler açılmalıdır. Kuran-ı Kerim de seçmeli ders olabilir.

Kamu çalışanlarının 2012 yılına zamsız girdiğini kaydeden Koncuk, “Kamu çalışanları ilk kez Ocak ayında zam almadılar. Herkesin bilmesi gerekir ki, Türkiye’de kanun çıkarma yetkisi TBMM’ye aittir. Memurlara toplu sözleşme hakkı getiren anayasa değişikliğinin üzerinden tam 18 ay geçti. Mit Kanunu ve emekli milletvekillerinin maaşlarını iyileştirme ile ilgili kanunu bir günde çıkaran TBMM, konu çalışanların maaşlarının iyileştirmesine gelince duyarsız davranıyor. Şimdi suç kimin? Hükümetin mi, bizim mi? Sendika Kanunu ile ilgili düşüncelerimizi de bir kez Sayın Başbakan’a, 4 kez de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e anlattık. Kamu çalışanlarının birçoğu ek ödeme alamadı.  Bu konuda sözde yetkili sendika kılını kıpırdatmadı. Birileri faturayı bize kesmeye çalışıyor. Eğitimcileri yok sayan bu anlayışı reddediyorum. Eğitimciler de bu konuyu iyi düşünmeli, kendilerini yok sayanı, onlar da yok saymalıdır” dedi.

      Türkiye’de gelir dağılımında çok ciddi adaletsizlikler olduğunu belirten Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Taşeron firmalarda çalışanların sayısı 10 yıl önce 10 bin idi, şimdi 460 bin. 2012 model bir kanunla bizlerin ve çocuklarımızın iş güvencesi elimizden alınmak isteniyor. Hiç kimsenin çalışma hayatı güvence altında değil. Yarın başımıza nelerin geleceğini bilemeyiz. Bu nedenle kamu çalışanları iş güvencelerine sahip çıkmalı, gündelik menfaat ve çıkarcı anlayıştan arınmalıdır.”