İLÇE TEMSİLCİLERİ TEK YÜREK ZİRVESİ 3. GRUP TOPLANTISI YAPILDI

Türk Eğitim-Sen Merkez Yönetim Kurulu’nun aldığı karar uyarınca; sendikamızın kuruluşunun 20’inci yıl etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen İlçe Temsilcileri Tek Yürek Zirvesi 3. Grup Toplantısı 17-19 Şubat 2012 tarihleri arasında Antalya’da yapıldı.

Toplantıya Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, İLKSAN Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer YILMAZ, Kıbrıs Türk Memur-Sen Genel Başkanı Çelebi ILIK ve yönetim kurulu üyeleri, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri ÜNAL ve 3. Grubu oluşturan 40 şubeye bağlı İlçe Temsilciliklerinden gelen yönetim kurulu üyeleri katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın birinci oturumunda ilk olarak protokol konuşmalar yapıldı. Tuncer Yılmaz, Çelebi Ilık ve Nuri Ünal’ın konuşmasından sonra kürsüye gelen Genel Başkan İsmail Koncuk kapsamlı bir konuşmayla katılımcılara hitap etti.

Konuşmasında gündemdeki gelişmeleri değerlendiren Genel Başkan sendikal faaliyetler konusunda da bilgilendirmelerde bulundu. Hitabında ilk olarak çalışma hayatında yaşanan sıkıntılara değinen Genel Başkan, özellikle kamu çalışanlarının iş güvencelerine yönelik tehditlerin yoğunlaştığına dikkat çekerek, “Şu gerçeği tüm kamu çalışanları görmelidir ki, devlet memurunun iş güvencesi birilerini ciddi manada rahatsız etmektedir. Görüyorsunuz; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı sayın Faruk Çelik 657 sayılı DMK’nın köhnediğini ve 2012 model bir kanuna ihtiyaç olduğunu alenen söylemektedir. Sözleşmeli statüyü kamunun her alanına hakim kılmanın hevesinde olan bu Hükümetin, 657’ye yönelik nasıl bir yaklaşım ortaya koyacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yoktur. AKP Hükümeti, kamu hayatını yeniden dizayn etmeyi baştan beri kafasına koymuştur. Hükümet, kadrolu-güvenceli çalışanların yerine; esnek ve sözleşmeli çalışma hayatını kurgulamaktadır. Kamu çalışanları bir sabah uyandığında kadrosuz ve iş güvencesiz bir çalışma hayatıyla karşı karşıya kalabilir. Bu acı gerçek, sadece kamu çalışanların değil, onların aileleri ve geleceklerini de doğrudan ilgilendirmektedir. Dolayısıyla sendikamız, bu tehlikenin varlığı hususunda tüm çalışanları bilgilendirmeli ve aydınlatmalıdır.” Dedi.

Türkiye Kamu-Sen’in bu tehlikenin farkında olduğunu ve gerekirse her türlü gerginliği oluşturarak buna müsaade etmeyeceklerini belirten Genel Başkan, geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan’la yaptıkları görüşmede de bu konuyu dikkatlerine sunduklarını ifade etti. Bu ve benzeri tehditler karşısında kamu çalışanlarının şuurlu olması gerektiğini belirten Koncuk, “Şuurlu olmak, ilkeli ve mücadeleci sendikacılığa destek vermek demektir. Sarı sendikalar ve iktidar yalakalarına lojistik sağlayan yapılar içerisinde bulunarak sağlam bir mücadele verilemez.” diyerek bütün kamu çalışanlarının sorumluluklarının bilincinde olmasını ifade etti.

Eşit işe eşit ücret uygulamasının getirdiği yeni olumsuzluklara da değinen Genel Başkan, aylardır eylemler ve görüşmelerle konuyu gündemde sıcak tuttuklarını belirterek “Uygulama esasen AKP’nin üst düzey bürokrasisine çok ciddi iyileştirmeler getirmiş, bunun yanı sıra başta öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere geniş bir çalışan kesimini mağdur etmiştir. Hükümeti bu yanlışından döndürünceye kadar kararlılığımız sürecektir” şeklinde konuştu.

Sendika kanununda yapılacak değişikliklerle ilgili olarak temsilcileri bilgilendiren Genel Başkan İsmail KONCUK, halen TBMM’de alt komisyonda bekleyen yasa tasarısının beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu ifade ederek “Başta iktidar partisi milletvekilleri olmak üzere tüm komisyon üyelerini uyardık; tasarı bu haliyle kanunlaşırsa kamu çalışanlarına alanlar gösterilecektir. Bundan sonra her Toplu Sözleşme dönemi bir gerginlik süreci olarak yaşanacaktır. Bundan da kimse ve özellikle siyasi iktidar kazançlı çıkmayacaktır. Anlaşılıyor ki; AKP Hükümeti hazırladığı tasarıyla Toplu Sözleşme masasını dikensiz bir gül bahçesi ve yandaşı dışındaki sendikaları da hazırladığı orta oyununda bir figüran olarak görmek istiyor. Ancak siyaseti bir kez daha uyarıyoruz: Türkiye Kamu-Sen icazetinizle varolmadığı gibi bundan sonra da ilkelerinden ve duruşundan taviz vermeden mücadelesini sürdürecektir. Yağdanlığınızı yapmayı varlık sebebi olarak kabul eden sözde sendikalarınız, sizin, kamu çalışanları vicdanında mahkum olmanızı engelleyemeyecektir.” şeklinde konuştu.

Son zamanlarda milli değer ve motiflerimize karşı aleni ve cüretkarca saldırılar yapıldığını söyleyen Genel Başkan Koncuk başta MEB olmak üzere şu an Devleti idare edenlerin bu sürece çanak tuttuğunu belirtti. MEB’in yayınladığı genelgeyle 19 Mayıs Bayramı kutlamalarını okullara hapsetmek istediğini iddia eden Genel Başkan “Biliyoruz ki, halkımızın milli bayramlarımıza yönelik farkındalığını oluşturan tek mekanizma, alanlarda ve stadlarda yapılan ortak kutlamalardır. MEB Yayınladığı genelgeyle, adeta, halkımızın bayramlarımızı hıfzetmesine ve kutlamasına engel olmak istemektedir. Öğrencilerin derslerini aksattığı ve soğuk havalarda üşüdüğü gibi traji-komik bir gerekçe kabul edilemez. Böylesi bir yaklaşım öncelikle insanımızın aklına hakarettir. Öte yandan, milli bir davayı, örneğin bir matematik dersi kadar önemli görmeyen anlayışa da yuh olsun demek gerektiğini düşünüyorum.” dedi.

Diğer yandan milli unsurlara yönelik ahlaksız saldırıların yüksek sesle dillendirildiğini söyleyen Genel Başkan Koncuk, EBS adlı sözde sendikanın geçmişte pısırık sesle fısıldadıklarını, artık ağzını yırtarcasına bağırmaya başladığını ifade ederek, “Hatırlarsınız bundan üç beş sene önce bu sözde sendikanın bir bölge toplantısında öğrenci andına ve okullarda yapılan törenlere yönelik öneriler dile getirilmiş fakat Genel Merkezleri bu iddialara sahip çıkamamıştı. O dönem SKY Türk TV’de Ahmet Gündoğdu’ya bu soruyu yöneltmiş ve kendisinden net bir cevap alamamıştım. Fakat görüyoruz ki; toplumun tepkisizliğinden de cesaret alan bu güruh, geçtiğimiz hafta yaptıkları Başkanlar Kurulu Toplantısı’nın Sonuç Bildirisi’nde gizli ajandalarındakini açığa vurdular: Bildirinin 6. maddesindeki “Bazı demokratik hak ve bireysel özgürlüklerin kullanılamaması bölücü terör örgütüne propaganda ve hareket alanı oluşturmaktadır. Devlet; Kürt sorununda anadilde savunma hakkı, anadilin öğretilmesi ve yerleşim yerlerinin geçmişten gelen isimlerinin iade edilmesi gibi konularda somut adımlar atmalı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni kararlılıkla sürdürmelidir.”  ve 11. maddesindeki “Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 19 Mayıs törenlerinin stadyumlarda kutlanılmaması ve Milli Güvenlik Bilgisi derslerinin kaldırılması gibi, eğitimde sivilleşmeye yönelik attığı adımları olumlu buluyor; Bakanlığın, öğrenci andını kaldırmasını, eğitimdeki militarist yaklaşım ve ritüelleri ayıklamasını; müfredatı değerler eğitimi odaklı olacak şekilde yeniden düzenlemesini istiyoruz.” Şeklindeki çağrıları sanırım çok da izaha gerek bırakmamaktadır. Düşünebiliyor musunuz; daha yakın zamana kadar, PKK ve KCK’nın sokakları ve mahkeme salonlarını eylem ve ateş yerine çevirmesine gerekçe olan talepler, EBS’nin resmi bildirgesinde yer buluyor. Devletin dilinin yanı sıra bir başka dilin kamusal hayatta yer almasını istemek, iki dilli ve dolayısıyla iki toplumlu bir Devlet organizasyonu demektir. Yeni Anayasa sürecine girdiğimiz bu dönemde EBS’nin hangi şer safta hizaya girdiği çok aşikardır. Öte yandan kurulduğu günden beri Ankara’da farklı Diyarbakır’da farklı konuşmayı stratejileri olarak kabul eden bu iki yüzlü anlayış; nihayet midelerindekini bastırma ihtiyacından sıyrılmış görünmekte ve Öğrenci Andı’nın acele kaldırılmasını talep ederek niyetlerini ifşa etmektedirler. Bu noktada Eğitimsen-EBS ve Mazlum-Der’in ortak meşrepten beslenen ruh üçüzleri oldukları bir kez daha tescillenmiş bulunmaktadır. Sanırım gelinen bu noktada asıl görev, bu yapılara üye olarak destek veren eğitim çalışanlarına düşmektedir. Eğitim çalışanları vicdan muhasebelerini yaparak ‘artık yeter’ diyebilme sorumluluğunu göstermelidirler.” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in faaliyetlerini de değerlendiren Genel Başkan, Bakanın, eğitim çalışanlarının ve eğitim hayatının gerçeklerinden bihaber şekilde tutum sergilediğini ve her gün yeni bir akla ziyan projeyle kamuoyunu meşgul ettiğini ifade etti. Ömer Dinçer’in hala Milli Eğitim Bakanı olduğunu fark edemediğini, eğitim çalışanlarının beklentilerine yönelik sağır bir duruş sergilediğini iddia eden Genel Başkan, “Sayın Dinçer ‘Okullar Hayat Bulsun’ adıyla bir proje ortaya attı. Gerekçeleri ve hedefleri bakımından ilk anda kulağa hoş gelen bu projenin uygulanabilirliği ise mümkün görünmemektedir. Okullarımızla az da olsa ilgili herkes bilir ki; mevcut personel durumu ve güvenlik zaafiyetlerinden dolayı bu projenin hayata geçmesi, geçse dahi sağlıklı uygulanması mümkün değildir. Allah korusun, bu nedenlerle öylesine çirkin ve tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir ki, bunların telafisi asla mümkün olmaz. İşte tebeşir tozu yutmamışların, sokak dedikodularıyla masa başında hazırladıkları sözde projelerin sıhhati bu kadar olacaktır. Sayın Bakana seslenmek istiyorum ki;, okullarımız ve eğitim çalışanlarıyla ilgili bir proje hazırlarken, eğitimin omuzlayıcılarıyla istişare yapmak asgari nezaketin ve demokratik anlayışın bir gereğidir.” şeklinde konuştu.

Teşkilat kanununun değişmesiyle birlikte gerçekleştirilen MEB üst düzey yönetici atamalarına da değinen Genel Başkan, yapılanların eğitimcileri rencide ettiğini belirterek, “Sayın Dinçer, 700 bin eğitimci içerisinden liyakatli yönetici bulamayarak MEB üst düzey yönetimini dışarıdan ve hatta kimilerini eğitimci olmayan kişilerden tercih etmiştir. Bu, her şeyden önce MEB çalışanlarına, MEB bürokrasisinin birikimine ve hafızasına hakarettir. Bakanlığı, bir işletme olarak gören ve bu algıya paralel bir yapılanma içerisinde olan; her ağzını açtığında öğretmenleri ve MEB personelini rencide edici ifadeler kullanan Sayın Dinçer’i bir an önce bu sağlıklı olmayan anlayıştan kurtulmaya çağırıyoruz. Sayın Bakan, etrafındaki yanlış yönlendirmelerin etkisinden kurtulmalı ve kendi personeliyle barışık olmadan başarı elde edemeyeceğini görmelidir.” dedi.

Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’in süreci dinamik bir şekilde takip ettiğini ve gerektiğinde her türlü demokratik ve meşru duruşu sergilemekten çekinmediğini belirten Genel Başkan İsmail Koncuk, önümüzdeki dönemde de eğitim çalışanlarının en büyük güvencesinin Türk Eğitim-Sen olacağını ifade ederek teşkilatlardan daha fazla gayret göstermelerini istedi.

Genel Başkanın konuşmasından sonraki ikinci oturumda Genel Sekreter Musa AKKAŞ, Genel Mali Sekreter Seyit Ali KAPLAN ve Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Talip GEYLAN tarafından toplantı divanı oluşturuldu. Bu oturumda, İlçe Temsilcileri kürsüye gelerek, beldelerinde yaşanan sorunlar ve çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendirdiler.

İlçe yöneticilerinin konuşmalarının tamamlanmasından sonra geçilen üçüncü oturumda da Prof. Dr. Servet Özdemir tarafından ‘Yönetim Anlayışı ve Liderlik’ konulu bir eğitim semineri düzenlendi.

19 Şubat 2012 Pazar günü yapılan kapanış oturumunda ise Genel Başkan İsmail KONCUK bir konuşma yaptı. Etkili ve onurlu sendikacılığın öncüsü olan Türk Eğitim-Sen’in, hizmet kolunda yeniden yetkili sendika olacağına inandığını ifade eden Genel Başkan, bu amaç doğrultusunda tüm ilçe teşkilatlarından %30 büyüme sözü aldı. Türk Eğitim-Sen yöneticiliğinin, hem kutsal bir hak arama mücadelesinin ve hem de milli bir görevin sorumluluğu olduğunu bilen teşkilat yöneticilerinin, bu hedefi gerçekleştireceğine inandığını kaydeden Genel Başkan, toplantıya katılan temsilcilere teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.