ÜNİVERSİTE SEMPOZYUMU SONA ERDİ

 

Sendikamızın düzenlediği Üniversite Sempozyumunun 5, 6 ve 7’inci oturumları 18 Nisan Pazar günü yapıldı. 5’inci oturumda Yükseköğretim politikaları yakın plana alındı.

 

Prof. Dr. Çetin ELMAS’ın oturum başkanlığı yaptığı 5’inci oturumda, Prof Dr. Mustafa Erkal, “Yüksek Öğretimin Sorunları Ve Çözüm Yolları”; Öğr. Gör. Gönül Oğuz, “Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi Ne Olmalıdır?”; Dr. Nuri Kavak, “Türkiye’nin Yüksek Öğretim Politikası Üzerine Tahliller”; Doç. Dr. Şemsettin Kılınçarslan, “Türkiye’de Üniversitelerin Yönetim Sorunları Ve Çözüm Önerileri”; Merih Eyyüp Demir de, “1923–2023 Üniversitelerimizin Vizyonu” konuları üzerinde tebliğlerini sundu.

 

Oturum Başkanı Çetin Elmas, YÖK’ün yok edilmesini savunanların, bugün YÖK’ün yetkilerinin artırılmasını istediğini söyleyerek, herkesin kafasında YÖK ile ilgili sadece hakimiyet mücadelesi olduğunu belirtti.

 

Prof. Dr. Mustafa Erkal, eğitime yatırım gözüyle bakmak gerektiğini ifade ederek, devleti patron, eğitim hizmetinden yararlananları müşteri olarak görmenin çok büyük bir çarpıklık olduğunu söyledi. Türkiye’nin bilimsel yayınlarda geliştirme gösterdiğini ancak, uzmanlık üreten bilimsel araştırmalarda yetersizlik olduğunu kaydeden Erkal, üniversitelere kaynak ayrılması ve akademik kadroların sayısının artırılması gerektiğini bildirdi. Erkal ayrıca, AKP’lilerin YGS’de okul önlerinde açılım kitapçığını dağıtmasını eleştirdi.

 

Öğretim görevlisi Gönül Oğuz da, eğitimin herkes için bir fırsat olması, üniversitelere ayrılan bütçenin artırılması, yükseköğretim kurumlarının kendi bütçelerini oluşturması gerektiğini kaydetti.  Dr. Nuri Kavak, üniversite sayısının 146’ya ulaştığını belirterek, Planlamadan uzak yapılan her ile bir üniversite uygulamasının tarihi bir hata olduğunu söyledi. Kavak, ülke sathına yayılan üniversiteler arasında derin uçurum olduğunu ve bu uçurum kapatılmadığı sürece üniversite yarışının da sona eremeyeceğini dile getirdi.

 

Doç. Dr. Şemsettin Kılınçarslan ise, YÖK’ün kurulmasıyla birlikte üniversitelerde sayısal bazda gelişme olduğunu, ancak bilimsel çalışmalar açısından bizden geri kalmış ülkelerin bizi geçtiğini söyledi. Üniversitelere nitelikli öğrenci yetiştirilmediğini belirten Kılınçarslan, öğrenci kalitesinin giderek düştüğünü kaydetti. Üniversite eğitiminin statik yapıdan, dinamik yapıya geçmesi gerektiğine dikkat çeken Kılınçarslan, üniversitelerde kaynakların adil dağıtılmasını, proje, kadro, görev dağılımında liyakatin esas alınmasını istedi.

 

Merih Eyyüp Demir de, üniversitelerde kayırmacılık ve statükoculuğun olduğunu söyleyerek, bu nedenle kaliteli öğretim elemanı sorunu yaşandığını dile getirdi. Rektör atamalarının bilimsellik ve objektiflikten uzak yapıldığını, Cumhurbaşkanlığının keyfi atamalar yaptığını söyleyen Demir, üniversitelerin özerk yapıya kavuşması gerektiğini bildirdi.

 

6’ıncı oturumda ise Yüksek Öğrenimde Dil Sorunları tartışıldı. Prof. Dr. Mustafa ERKAL’ın oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda; Yrd.Doç. Dr. Ahmet Tevfik Ozan, “ÜDS Formatı Ve Değerlendirilmesi”; Araş. Gör Ferit Kılıçkaya, “ÜDS (Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı): Nasıl Olmalı?”; Yrd. Doç. Dr. Selami Serhatlıoğlu, “Yardımcı Doçentlerin Sorunları Ve Doçentlik Sınavları”; Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, “Bir Bilim Dili Olarak Türkçe Ve YÖK’ün Yapması Gerekenler”; Yrd. Doç. Dr Kazım Yıldırım, “Türkiye’de Yabancı Dil Çıkmazı Ve Dayandığı Mantık” üzerine tebliğlerini sundu.

 

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Tevfik Ozan, ÜDS’de sorulan soruların niteliğini eleştirerek, “Dil bilimcisi olmak başka, dil bilmek başka” dedi. Dil barajının da yüksek olduğunu belirten Ozan, ÜDS’nin formatının değişmesi gerektiğini savundu.

 

Araş. Gör Ferit Kılıçkaya da, Türkiye’de yabancı dil politikası olmadığını söyledi ve amacına uygun bir dil sınavı yapılmasını istedi. Yrd. Doç. Dr. Selami Serhatlıoğlu da, Yardımcı Doçentlik unvanının YÖK’ün eseri olduğunu söyleyerek, hiçbir ülkede bu tanımın karşılığı olmadığını kaydetti. Adaya göre jüri, jüriye göre aday olduğunu belirten Serhatlıoğlu, “yabancı dil sınavını akademisyenlerin önüne engel olarak koyan başka bir ülke yok “diye konuştu.

 

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan ise, öğrenimini Türkçe yerine, İngilizce yapmayı tercih eden üniversitelerin sayısının fazlalığına dikkat çekti ve bunun Türk Dili’nin üniversitelerden kovulması anlamına geldiğini söyledi. Kendi dilini küçümseyen bu tutumun tipik bir müstemleke zihniyeti olduğunu bildiren Bostan, Türkiye’de Türk Dili’ni üniversite dışına atan yaklaşımlara son verilmesini istedi.

 

Doç. Dr Kazım Yıldırım da, yabancı dil konusunda bir sektör oluştuğunu belirten Yıldırım, bunu ortadan kaldırmanın mümkün olmadığın kaydetti. Yıldırım, “ Yabancı dilin insanın önünü tıkayan bir unsur haline getirilmesi tarihi bir yanılgıdır, bundan vazgeçilmelidir” diye konuştu.

 

7’inci oturumda da Yüksek Öğretimde Güncel Sorunlar ele alındı. Prof. Dr. Mehmet AKBAŞ’ın oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda, Prof. Dr. Serdar Salman, “Teknik Eğitim Fakültelerinin, Teknoloji Fakültelerine Dönüşümü Ve Sorunları”; Yrd.Doç.Dr. Abdülkadir Palabıyık, “İlahiyat Fakültelerinin Sosyal Değişimdeki Rolü”; Okutman Mithat Kadri Vural, “Üniversiteye Girişte Sosyal Bilimlerin Etkisi Veya Etkisizliği” üzerine tebliğ sundu.

 

Prof. Dr. Mehmet Akbaş, Türkiye’nin meseleleriyle uğraşan aydınlarının çok az sayıda olduğunu söyledi. Akbaş ayrıca bir milletin var olmasının dil ile mümkün olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Serdar Salman, Teknik eğitim fakültelerinin tarihçesi, çalışma alanlarını, öğrenci profilini, mezunların sorunlarını ve teknoloji fakültelerinin kuruluşu ve bu süreçteki beklentilerle ilgili tebliğ sundu, teknik eğitim fakültesi mezunlarının istihdam sorununa değindi.

 

Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir Palabıyık da, İlahiyat fakültelerinde uygulanan müfredatın güncellikten uzak ve kendi değerlerine yabancı bir müfredat olduğunu söyleyerek, İlahiyat Fakültelerinin kendi müfredatını belirleyip, uygulama şansının olmadığını kaydetti.

 

Okutman Mithat Kadri Vural ise, sosyal bilimlerin pozitif bilimlere göre üvey evlat muamelesi gördüğünü kaydederek, üniversite sınav sistemindeki her değişikliğin sosyal bilimleri dışarı ittiğini kaydetti.

 

Sempozyumun kapanış konuşmasını ise Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk yaptı. Sendika olarak üniversitelere ciddi önem verdiklerini söyleyen Koncuk, üniversitelerin içine düşürüldüğü pozisyona rağmen, üniversitelerde 18 bin üye yaptıklarını söyledi. Koncuk, “ 160 bin personeli bulunan üniversitelerde, 18 bin cengaverin çıkması umut vericidir. Geleceğinden endişe duyan insanlarla karşı karşıyayız. Şu şartlar altında, sendikamıza üye olan 18 bin kişiye madalya takmak lazım” dedi. Sendikacılığın ortak akıl hareketi olma özelliğine önem verdiğini belirten Koncuk, “TES olarak üniversitelerde bir güç olun diyoruz. Kendi mesleki problemlerinizi çözmek için güç olun” dedi.

 

Konuşmacıların hiçbirinin YÖK’ü övmediğini belirten Koncuk, “Kurtarıcı mı bekliyoruz? Kim kurtaracak? Siz kurtaracaksınız. Üniversitelerde kurtarıcı bekleme alışkanlığını bırakmak zorundayız. Rektörlerin üniversiteleri diktatörce yönetme anlayışına karşıyız. Tüm olumsuzlukları ortadan kaldırabiliriz. Yeter ki gücümüzün farkında olalım” diye konuştu.

 

Sempozyumda sunulan tebliğlerin yetkili kurum ve kuruluşlara da gönderileceğini ifade eden Koncuk, şunları söyledi: “Eylem gerekiyorsa, yaparız. Üç ayda bir YÖK’ün önüne 5-6 bin kişi gider, haklarımızı ararız. Ancak herkes ‘bana ne’ derse hiçbirşeyi düzeltemeyiz.”