2010 YILI BÜTÇESİNDE DE DAR VE SABİT GELİRLİ YOK!..

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız basın toplantısı düzenleyerek, 2009 yılında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Basın toplantısında; Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri İsmail Koncuk, Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Mali Sekreteri Önder Kahveci, Türk Büro-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Fahrettin Yokuş, Türkiye Kamu-Sen Genel Eğitim Sekreteri ve Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Hazım Zeki Sergi, Türkiye Kamu-Sen Genel Toplu Görüşme Sekreteri Ve Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türkiye Kamu-Sen Genel Mevzuat Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türkiye Kamu-Sen Genel Basın Sekreteri ve Türk Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Hasan Hüseyin Yılmaz, Türkiye Kamu-Sen Genel Dış İlişkiler Sekreteri ve Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türkiye Kamu-Sen Genel Sosyal İşler Sekreteri ve Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu, Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel ve Türk Eğitim-Sen Genel Merkez yöneticileri de katıldı.

Akyıldız konuşmasında, 2010 yılı bütçesinde de AKP’nin, tercihlerini milleti yok sayarak eğitim, sağlık, yatırım ve personel harcamalarından yana kullanmak yerine bu giderleri kısmak yolunda kullandığını açıkladı. Bircan AKYILDIZ şunları söyledi:  “2008 yılında ülkemizi etkisi alan ekonomik kriz, 2009 yılı boyunca özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızı olumsuz yönde etkilemiştir.Türkiye Kamu-Sen’in bütün uyarılarına rağmen, ekonomik krizin etkilerinin azaltılması, istihdamın korunması ve işletmelerin hayatta kalabilmesi için zorunlu olan iç piyasaların canlandırılması; orta direk dediğimiz dar ve sabit gelirlilerin desteklenmesi yoluna gidilmemiştir.AKP iktidarının başına buyruk kararları, 2009 yılını vatandaşlarımız için bir kabusa çevirmiş, ekonomik yaşam üzerinde, izleri uzun yıllar silinemeyecek yaralar açmıştır.Türkiye Kamu-Sen olarak ekonomik krizin özellikle dış ticaret hacmini daraltacağını, bunun da işsizliği körükleyeceğini ısrarla vurguladık. Gelinen noktada daha önce öngördüğümüz doğrultuda ihracatımız 2008 yılının Ocak-Ekim dönemine göre %27,6 oranında azaldı. İthalat hacmindeki azalış, %36,8’i buldu.Toplam dış ticaret hacmi ise %33,2 oranında daraldı.“Bunun sonucu, işsizliktir, yoksulluk, açlıktır” dedik.Bu durumun telafisi için iç piyasaların mutlak surette canlı tutulması gerektiğini ortaya koyduk.Bu amaçla dar ve sabit gelirlilerin harcama yapabilir bir konuma getirilmesinin üzerinde durduk ve harcama çeki projesini geliştirdik.Nedense, başlangıçta bu öneriye sıcak yaklaşan siyaset daha sonra, projemizi uygulamaktan vazgeçti. Hükümetin aldığı tek taraflı kararlar, ekonomik krizden çıkışın yalnızca işletme sahiplerine sağlanacak kolay kredilerle mümkün olduğu yolundaki yanlış inanışa bağlı olarak sisteme yapılan tek bacaklı müdahaleler, krizin olumsuz etkilerini artırırken, bütçe açığının da büyümesine yol açtı.2008 yılının aynı döneminde 8,3 milyar TL olan bütçe açığı, 2009 yılında 46,4 milyar TL’ye yükseldi. Gelinen noktada bütçe açığı bir yılda %466 oranında büyümesine rağmen, yanlış ekonomi politikaları, ekonomik krizin yükünün vatandaşlarımızın omuzlarına binmesine neden oldu.2009 yılı boyunca, zorunlu olarak tüketilen mal ve hizmet fiyatlarında yaşanan artış, dar ve sabit gelirlilerin alım gücünün azalmasına, iç piyasalardaki durgunluğun artarak devam etmesine neden oldu.Öyle ki; Kasım ayları itibarı ile son bir yıl içinde kuru soğan %54, gazete %53, Koyun eti %52,5, tavuk eti %45, dana eti %23, portakal %17,5, mandalina %35, patates %22, deterjan %25, su %13,5, beyaz peynir %9 zamlanmıştır .Ama bir yıllık enflasyonun %5,53 olduğu iddia edilmektedir.Enflasyon ne kadar düşerse düşsün görülmektedir ki, halkımızın alım gücü günden güne azalmaktadır. Buna bağlı olarak, tüketicinin piyasalara olan güveni sarsılmakta, satışlar azalmakta, kapasite kullanım oranları düşmektedir.Bu duruma karşı bir türlü alınmak istenmeyen tedbirler sonucunda iç piyasalar daralmış, esnaf kolay kredi, vergi affı, prim teşviki gibi uygulamalara rağmen bir bir kepenk kapatmıştır. Ocak-Kasım dönemleri incelendiğinde son bir yıl içinde kurulan şirket sayısı %13 azalırken, bir yıl içinde tam 8860 şirket kepenk indirmiş ve kapanan şirket sayısındaki artış %5,6 olmuştur.Ticaret ünvanlı işyerlerinde de yaprak dökümü sürmüş ve kurulan işyeri sayısı %8,6 oranında azalmıştır.İşte Türkiye Kamu-Sen’in yıllardır anlatmaya çalıştığı ve yetkilileri uyardığı acı gerçek budur.Şirketlere ne kadar parasal destek yaparsanız yapın, piyasa çarkları kendi süreci içinde işlemezse, şirketler kapanır. İşsizlik artar, yoksulluk ve açlık baş gösterir. Bunu önlemenin yolu, erimekte olan maaşları yükseltmek, ezilen kesimleri desteklemek ve piyasaları canlandırmaktır.Ancak AKP Hükümetinin inadı, zaten yıllardır çözülemeyen işsizlik sorununun daha büyümesine yol açmıştır.


Son bir yıllık süreçte, işsizlik %10,7’den %13,4’e yükselmiş, işsiz sayısı 2 milyon 601 binden 3 milyon 396 bine ulaşmıştır.İşsizler ordusuna katılan 795 bin kişinin, uygulanan haksız politikalar nedeniyle, AKP’den alacağı vardır.Siyasi irade her yıl sonunda, eğer bir vicdan muhasebesi yapıyorsa, bu durumun da muhasebesini mutlak surette yapmalı ve vatandaşlarımızın gasp ettiği hakkını iade etmelidir.Ülkemizde bir yıl içinde gelinen nokta ürkütücü boyutlara ulaşmışken hala krizin teğet geçtiğini iddia eden varsa; duruma bir de resmi olarak 3,5 milyona dayanmış işsizlerimiz, hayat pahalılığı karşısında ezilen işçilerimiz, hakkını ararken biber gazına maruz bırakılan özelleştirme mağdurları, açlıkla pençeleşen emekli, dul, yetim; canına tak diyerek bir günlük iş bırakma eylemi yapan ve bu nedenle soruşturmaya tabi tutulan, sürülen, hakarete uğrayan memurlarımızla, bunların ailelerinin gözünden bakmalarını tavsiye ediyoruz.”

Genel Başkan Bircan Akyıldız çalışma hayatında yaşanan sıkıntılara da değindi ve şunları söyledi: “Ağır ekonomik şartlar altında ezilen vatandaşlarımızın yükünü hafifletecek en önemli unsur, bu kesimlerin yönetime ortak olmasının sağlanması, görüş ve önerilerine kulak verilmesidir. Ne yazık ki, AKP hükümetinin demokrasi anlayışıyla bağdaşmayan uygulamaları, 2009 yılı boyunca artarak devam etmiş, siyasi ayrımcılık hat safhaya çıkmıştır. Diyaloğun bütün yolları kapanmış, hoş görünün tüm sınırları aşılmış, sabır taşı çatlamıştır. AKP, iktidara gelmeden önce hazırladığı “Acil Eylem Planı”nda, sendikalar ve siyasi haklar konusundaki engelleri ortadan kaldırma ve siyasilerin kamu görevlileri üzerindeki gereksiz müdahalelerini önleme taahhüdünde bulunmuş; “örgütlenme özgürlüğünün önü açılacak, sendikalaşma teşvik edilecek, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gereken mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilecektir.” demiştir. Acil eylem planında yazan bu ifade, unutulmuş; Sayın Başbakan’ın 2004 yılında “size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz daha ne istiyorsunuz?” sözü tutulmamıştır. Bu dönemde acil eylem planında yer alan ifadelere tezat oluşturacak şekilde kamu görevlilerine her türlü siyasi müdahalenin önü açılmış, siyasi baskılar had safhaya yükselmiş, memurlarımız ikna odalarına alınarak sendikalardan istifa ettirilmeye ve yandaş görülen bir sendikaya üye yapılmaya çalışılmıştır.21. yüzyılın ilk 10 yılı sona ermek üzereyken hala devlet memurlarının %6,5’i açlık sınırı; %75’8’i ise yoksulluk sınırının altında maaşa mahkum edilmiştir.Ülkemizde memurlara 1 saatlik fazla çalışma karşılığı olarak verilen ücret 1 TL’dir. İşçilerin ücretsiz yemek yediği yerde, kamu görevlileri öğle yemeklerinin bedelini cebinden ödemektedir. Kamu görevlisinin emekli ikramiyesi, bir oda bir salonluk ev almaya bile yetmemektedir.KİT’lerde 2 sayılı cetvele tabi olarak çalışanlar kamu görevlilerinin sosyal yardım hakları ve ek ödeme alma hakları yoktur.Memur konfederasyonları bu ve benzeri sorunların çözümü için, toplu görüşme masasına oturmakta ve taleplerini dile getirmektedirler. AKP Hükümeti ve memurlar, tam 8 kez toplu görüşme masasına oturmuş, bunların yalnızca 2 tanesinde anlaşmaya varılmıştır.Bu kez de anlaşmaya varılan konular hayata geçirilmeyerek kanunlara karşı gelinmiş, bir hukuksuzluk örneği sergilenmiştir.Uzlaştırma Kurulu’nun hiçbir kararına itibar edilmemiştir. Şimdi ise memurlara insanca yaşayacakları bir ücret sağlamak yerine, ikinci iş serbestisi getirilmek istenerek, adeta kamu görevlilerinin gözden çıkarıldığı tescillenmektedir.Başbakan, sorunlarını dile getirmek için görüşmek isteyen memur temsilcilerine yıllardır randevu vermemiş, adres olarak meydanları göstermiştir. Son çare olarak, insanca bir yaşam, toplu sözleşme grev hakkı, verilen sözlerin tutulması, mutabakatın yerine getirilmesi için meydanlara inen ve bir gün süreyle iş bırakarak en temel demokratik hakkı olan uyarı eylemini gerçekleştiren memurlara yapılan zulüm ise utanç vericidir.Türk memuru, 25 Kasım 2009 Çarşamba günü bu gidişe dur demek için, insanca bir yaşam için, toplu sözleşme ve grev hakkı için, tüm milletimizin geleceği için ayağa kalkmıştır.25 Kasımda işçi, çiftçi, esnaf, öğrenci, emekli, ev hanımı, işsiz vatandaşlarımız ellerinde bayraklarla alanlara koşmuştur.Vatandaşlarımızın eylemimize verdiği destek,  milyonlarca vatandaşımızın ezildiğinin, horlandığının, yok sayıldığının açık bir göstergesi olmuştur.Milletimiz, yıllardır beklediği çıkış yolunu yaptığımız uyarı eyleminde bulmuş; taleplerini bugüne kadar duymazdan gelen siyasi iradeye adeta haykırmışlardır.Bütün engelleme çabalarına rağmen milyonlarca memurun katıldığı bu eylemde, siyasi iradenin meydanlardan gelen sese kulak vermesini ve bu eylemden gerekli dersi çıkararak, bir an önce kamu görevlilerine toplu sözleşme ve grev hakkı tanıyan düzenlemeyi hayata geçirmesini beklerdik.AKP Hükümeti’nin şapkasını önüne koyup, nerede hata yaptığını, memurları bu eyleme hangi şartların zorladığını görmesini; yüzünü memurlarımıza dönerek, bir an önce sosyal politikalara ağırlık vermesini beklerdik.Ne yazık ki yapılan bu eylem bile siyasileri, uyguladıkları politikalar konusunda bir kez daha düşünmeye sevk etmemiştir.“Nasıl bir ülkede yaşıyoruz ki, bir Başbakan 70 milyonun karşısında verdiği sözü tutmamaktadır.Nasıl bir hukuk devletidir ki, yasal olarak zorunlu olduğu halde siyasi iktidar, mutabakat metninin gereklerini yerine getirmemektedir.Nasıl bir adalet anlayışıdır ki, konfederasyonumuza üye memurlar, sürgüne gönderilir, baskıya uğrar ve tehditle sindirilmeye çalışılırken hukukun bütün yolları kapalı kalabilir.Nasıl bir iktidar hırsıdır ki, koltuğunu koruyabilmek için ülkedeki tüm vatandaşlar baskı ve zulüm altında tutulup, bir korku imparatorluğu yaratılırken, ülkenin eli kalem tutanları, başlarını kuma gömerler.” Anlamakta güçlük çekiyoruz.İşte 2009 yılının kısa özeti budur.”

2010 yılı bütçesinde de dar ve sabit gelirlinin olmadığına işaret eden Genel Başkan Bircan Akyıldız, hükümeti uyardı: “Kötü geçen 2009 yılının yaralarının sarılması umuduyla beklediğimiz 2010 yılı bütçe görüşmeleri de ne yazık ki bizler açısından hüsranla sonuçlanmıştır.Buna bağlı olarak 2010 yılında da AKP’nin tutumunda bir değişiklik olmayacağı, vatandaşlarımız üzerinde oluşturduğu ekonomik baskıyı artırarak devam ettireceğini görüyoruz.Uluslar arası, büyük sermaye gruplarının ve rant çevrelerinin istekleri doğrultusunda hazırlanan 2010 yılı bütçesinde de AKP, tercihlerini milleti yok sayarak eğitim, sağlık, yatırım ve personel harcamalarından yana kullanmak yerine bu giderleri kısmak yolunda kullanmıştır. Dolayısıyla bu uygulamaların milletimize bir fayda getirmeyeceği ve kamu hizmetlerinin kalitesinin ve niteliğinin azalacağı aşikardır.Bu yolla milletimizden alınan vergiler, rant çevrelerine, hortumculara pay edilecek, sermaye üzerindeki vergi yükü azaltılırken, başta kamu çalışanları ve dar gelirliler olmak üzere milletimizin üzerindeki yük artmaya devam edecektir. Bu şekilde; ekonomik krizin faturası da dar ve sabit gelirlilere çıkarılmaya devam edilmektedir.Tek bacaklı hazırlanan bütçede sermaye sahipleri, vergiler, faizler düşünülmüş ancak yatırımlar, istihdam, ücret artışları, üretim ve gelişme düşünülmemiştir. Bütçede yatırımlara, işçi, memur, emekli dul ve yetime ayrılan pay azaltılmaktadır. Vatandaşlara ayrılan pay azalıyorsa, başka yerlere gidecek para artıyor demektir.Bu paraların nereye gideceğini milletimiz çok iyi bilmektedir. 2010 yılı bütçesinin içinden 56 milyar 750 milyon TL, yalnızca faiz çevrelerine aktarılacaktır.Bütçe açığı için öngörülen rakam ise 50 milyar 618 milyon TL’dir.Dolayısı ile 281 milyar TL’lik toplam giderler içinde 107,368 milyar TL faize ve açıklara gidecektir.Yanlış ekonomik politikaların bedeli olarak ortaya çıkan bu durum, AKP iktidarıyla birlikte Türk milletinin adeta kaderi haline gelmiştir.2010 yılı bütçesinin sosyal devleti yok eden harcama anlayışı, personel giderlerinde de kendini göstermektedir.2010 yılı için personele ayrılan pay yalnızca 3,1 milyar TL’dir. Yaklaşık 3,5 milyon kamu görevlisi aileleriyle birlikte 12 milyon vatandaşımıza reva görülen pay ancak 3,1 milyar TL olmuştur. Oysa toplanan gelir vergisinin yaklaşık yarısı ücretli çalışanlardan elde edilmekte, dolaylı vergiler aracılığıyla da vatandaşlarımız ağır vergi yükü altında ezilmektedir.Memurlarımıza 2010 yılı için uygulanacak maaş artışı %5,3 olarak belirlenirken, 2010 için hazırlanan bütçe de daha öncekiler gibi dolaylı vergilere yüklenmektedir. Vergi gelirlerinde beklenen artış %14, emlak vergilerindeki ortalama artış %50 olacaktır. Dolayısı ile vergi yükündeki artış çalışanlara yapılan artışın ortalama dört katı düzeyinde olacaktır.Ücretleri yükselterek ve piyasaları canlandırarak ekonomik krizin vatandaşlarımız üzerindeki etkilerini azaltmak, bu yolla da istihdamı artırmak mümkünken; yapılan uygulama tam anlamıyla krizin faturasını vatandaşlarımızın omuzlarına yüklemek anlamı taşımaktadır.Ülkemizde yapılan toplam gıda harcamasının % 62,5’i ekmeğe gitmektedir. Ekmek, vatandaşlarımızın temel besin maddesi haline gelmiştir. TÜİK tarafından yapılan son açıklamaya göre Türkiye’de her beş kişiden biri kayıtlı yoksul durumundadır. Görülmektedir ki; yatırımı, üretimi, istihdamı teşvik etmeyen, ücretleri artırmayan 2010 yılı bütçesi de vatandaşlarımızı belediyelerin yaptığı yardımlara mahkum edecek ve yoksul vatandaşlarımız üzerinden siyasi istismar alabildiğince artacaktır.Bu durumda mevcut hükümetin ve hazırlanan bütçenin işsizliğe çözüm getirmeyeceği açıktır.Zaten hükümetin gündeminde işsizliğin azaltılması bulunmamakta, işsizlik tahmini 2009 yılı sonu için %14,8; 2010 yılı için ise %14,6 olarak kalmaktadır.2010 yılında ülke ekonomisinin yeniden büyüme trendine gireceği iddia edilirken, işsizlikte herhangi bir iyileşmenin öngörülmemesi, hazırlanan ekonomik program ve bütçenin kimlere hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.Bir tarafta memurlar başta olmak üzere, çalışanlara, emekli dul ve yetimlere yapılan zulümler ortadayken diğer tarafta AKP hükümeti hem maddi hem de manevi anlamda çıkar çevrelerine borçlanmıştır. AKP borçlu olduğu çevrelere borcunu ödemek için çırpınmakta ve milletimizden aldığını, bu çevrelere dağıtmaya devam etmektedir.
Akyıldız konuşmasını şöyle tamamladı;
 
“ Son bir yıl içindeki uygulamalarla;
• Emeklilik yaşı 60’tan 65’e çıktı.
• Başka geliri olan dul eşe bağlanan ölüm aylığı oranı %75’ten %50’ye düşürüldü.
• 20 ay askerlik borçlanması için tahsil edilen para 2.272 TL’den 4.440 TL’ye yükseltildi.
• Yaşla sınırlı olmaksızın ana-babalarından sağlık yardımı alan kız çocuklarına yaş sınırı getirildi.
• Emekli olduktan sonra çalışmaya devam edeceklerin emekli maaşlarının kesilmesi kararlaştırıldı.
• Asgari ücretin üçte biri kadar geliri olan 18 yaşın üstündeki herkesten eğitim görmemeleri kaydıyla Genel Sağlık Sigortası adı altında prim alınmaya başlandı.
• İşsiz kalanların Sağlık Sigortası 6 aydan 3 aya indirildi.
• Sağlık hizmetlerinin sunumunda alınan katılım payları artırıldı; reçete başına 3 TL katılım payı getirildi.
• Devlet hastanelerinde her muayene için 5 TL, özel hastanelerde 12 TL katılım payı alınmaya başlandı.
• En düşük memur maaşına 37,5 TL zam yapılırken, dört kişilik aileden kesilen katkı payı yıllık 572 TL oldu.
• Fiili hizmet hakkına sahip olan kamu görevlilerinin bu hakları ellerinden alındı.
AKP 2009 yılında sağlık uygulamaları ile de vatandaşlarımızın cebine el atmış, emeklilik uygulamaları ile bütçe açıklarını kapatmak için vatandaşlarımızı kaderiyle baş başa bırakmıştır.
Bütçenin her kuruşunda bu milletin, memurlarımızın, işçilerimizin, esnafımızın, çiftçilerimizin emeği, alın teri ve hakkı vardır.
Bu bütçede görülmektedir ki; 2010 yılında da siyasi irade milletimizin parasını, borçlu olduğu çevrelere aktarmaya ve milletimizin hakkını yemeye ve yedirmeye kararlıdır.
AKP iktidarı süresince;
Dış politikada muktedir olunamamış, memleketimizin değerlerinin hırpalanmasına göz yumulmuştur.
Kurumlar arasında çatışmaya dönüşmesinden endişe duyduğumuz bir gerginlik yaratılmış, devletin ahenk ve düzen içinde işlemesinin önündeki engeller artmıştır.
Özelleştirmeler yoluyla milletimizin malı peşkeş çekilmiştir.
Yaklaşık 200 bin kamu çalışanı özelleştirme mağduru haline getirilmiştir.
Bu durum karşısında hakkını arayan işçiye ise bedel ödetilmektedir.
Memurlara grev-toplu sözleşme sözü verilmiş ama sonra unutulmuştur.
Çalışanlara artan milli gelirden pay verilmemiş, büyümenin kaymağı küresel sermayeye dağıtılmıştır.
Ama ekonomik krizin faturası dar ve sabit gelirlilere kesilmiştir.
Sosyal güvenlik reformu denmiş, vatandaşlarımızın hakları gasp edilmiştir.
Çıkarılan her kanunla, kamu yönetimi düzenlemeleri ile bilinen memur kavramı yok edilmek istenmiştir.
Uygulanan ücret politikalarıyla memurlarımız yoksulluğa terk edilmiştir.
Sağlığa, yatırımlara, ücretlere ayrılan pay azaltılıp, işsizliğin artmasına göz yumulmuştur.
Millete dağıtılmayan milletin parası; faizciye, tefeciye dağıtılmıştır.
Milli Geliri dağıtırken unutulan dar ve sabit gelirliler, vergi toplanırken hatırlanmış; dolaylı vergiler nedeniyle vatandaşın canı yanmıştır.
Vatandaşlarımızın dayanacak gücü, sıkacak kemeri kalmamıştır.
Her gününü bitse de kurtulsak diye geçirdiğimiz bir yılı geride bırakıyoruz.
AKP’nin 2010 yılı programına baktığımızda görülüyor ki; 2009 yılı sona eriyor ancak biz yine kurtulamıyoruz.
Biz de Türkiye Kamu-Sen olarak daha önce aldığımız eylemlilik kararının ikinci aşamasını hayata geçireceğiz.
15 Ocaktan itibaren AKP’nin sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki yanlış politikalarını sorgulayarak başlayacağımız eylemlerimiz, kararlılıkla ve sonuç alınıncaya kadar artarak devam edecektir.