TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SORUNU EKONOMİK KRİZ

Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK, il gezileri kapsamında bu kez Mersin ve Adana’ydı. Mersin ve Adana’da şube ziyaretleri yapan, istişare toplantıları düzenleyen KONCUK, yaptığı basın açıklamasında, Türkiye’nin şu anda en büyük sorununun ekonomik kriz olduğunu söyleyerek, “ülkemizin hayati sorunları varken, insanlarımız sözde açılımlar ve kısır sorunlarla oyalanmaktadır. Türkiye’nin şu anda büyük sorunu ekonomik krizdir. Ekonomik kriz dolayısıyla üretim azalmış, işsiz sayısı artmış, çalışanların maaşı kuşa dönmüştür” diye konuştu.

Ülkemizdeki resmi, kayıtlı işsiz sayısının dönem itibariyle son bir yılda 1 milyon arttığını, toplam işsiz sayısının, ücretsiz aile işçileriyle, iş bulmaktan ümidini kesenler dahil edildiğinde 8 milyona ulaştığını belirten KONCUK, “işsizlik sorunu ülkemizin en büyük sosyal ve ekonomik yarası haline gelmişken, iktidarın soruna yaklaşımı, gençlerimizin gelecekle ilgili ümitlerini söndürmek şeklindedir” dedi.

 

KONCUK şöyle konuştu: “Sanayici ve iş adamlarının vergi borçlarının affı, vergi indirimleri, sosyal güvenlik kurumu işveren payının hazinece karşılanması gibi tek taraflı önlemler, zenginlere yönelik tedbirler ekonomideki dengeleri alt üst etmiş; zaten ayrıcalıklı kesim olan yüksek gelirlileri gözeten politikalar ekonomiyi canlandırmaya yetmemiştir.

 

2009 yılı toplu görüşmeleri ise önceki Toplu görüşmelerin de ötesinde olumsuz şartlarda gerçekleşmiştir. Siyasi iradenin isteksiz ve katı tutumu, sorunların masada tam olarak tartışılmasını dahi engellemiş, toplu görüşmeler bir gün önce sona ermiştir. Bu durumun en önemli sebebi Kamu İşveren tarafını uzlaşma aramaya ve gerçek anlamda pazarlık yapmaya sevk edecek bir mekanizmanın henüz kurulamamış olmasıdır. Bu mekanizma elbette ki, toplu sözleşme ve grev hakkıdır. Bizler biliyoruz ki, ideal olan toplu sözleşme ve grev hakkıdır.  Bunun için gerekli iç hukuk düzenlemeleri derhal yapılmalıdır. Kamu görevlilerinin sunduğu hizmetin kalitesinin artması ve vatandaş memnuniyetinin sağlanması için hiç kimsenin daha fazla bekleyecek sabrı yoktur.

Hükümetin kurul kararlarını dikkate almayışı, memurlarımızın da ekonomik olarak hükümetin insafına terk edilmesi sonucunu doğurmuş ve bu durum memur maaşlarının açlık sınırının altında kalmasına neden olmuştur.

  

Eğer Uzlaştırma Kurulu kararları kabul edilseydi, bugün 1023,82 TL olan en düşük dereceli memur maaşı 1264,41 TL olacaktı. Buna göre en düşük dereceli memur maaşında 240 TL, yani %23,5 oranında kayıp vardır. Bugüne kadar kurulun aldığı kararlara uyulması halinde bin 541 TL olması gereken ortalama memur maaşı da bu süreçte bin 321 TL’de kalmıştır. Buna göre kurul kararlarının uygulanmaması nedeniyle ortalama memur maaşındaki kayıp 220 TL yani % 17 dolayında olmuştur.

 

Hükümet bu yıl da Kurulun kararlarına uymazsa, en düşük dereceli memur maaşındaki kayıp aylık 291,93 TL’ye ulaşacaktır. En düşük dereceli memur maaşındaki kayıp oranı 2010 yılında %27 olacaktır. Ortalama memur maaşındaki Uzlaştırma Kurulu kararlarına uyulmamasından kaynaklanan kayıp ise 2010 yılı için aylık 279,15 TL ile %20 olacaktır.   Eğer kurulun daha önce aldığı kararlar kabul edilseydi, açlık sınırı altında maaş alan kamu çalışanı kalmayacak ve Türkiye Kamu-Sen’in 2010 yılı ile ilgili ekonomik talepleri tam anlamıyla karşılanmış olacaktı.

 

Bu dönemde yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmedi; Sayın Başbakan’ın 2004 yılında “ size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz daha ne istiyorsunuz?” sözü tutulmadı. AB’ye uyum adı altında 8 uyum paketi çıkarıldı ancak çalışma hayatına yönelik hiçbir düzenleme yapılmadı. İşçi-memur arasındaki dengesizlik memurlar aleyhine derinleşti. Kanunen memurlarca gördürülmesi gereken devletin asli ve sürekli görevleri taşeronlara, vekillere devredildi.

 

            Yaşanan ekonomik krizin faturası yine dar ve sabit gelirlilere çıkartıldı. 1986 yılından bu yana uygulanan sözleşmeli personel ücretlerinde %40’a varan gerileme kaydedildi. 4-B, 4-C kapsamında istihdam artırılarak, bu çalışanlar birçok haktan mahrum bırakıldı.

         

            Esnaf kan ağlıyor, kepenk kapatıyor, işsizler ordusu çığ gibi katlanıyor, borçlar birkaç misli katlandı, kişi başına düşen borç tutarı 9 bin doların üzerine çıktı. Ülke kaynakları ve öncelikleri güçlü, hatırlı ve yandaş çevrelere dağıtıldı.

Tüm bunlar göz önüne alındığında 25 Kasım tarihinde yapılacak eylem büyük anlam ifade etmektedir. Türkiye Kamu-Sen’in tüm sendikalarıyla birlikte yapacağı bu eylemde sokaklar; ezilen, sömürülen, dışlanan vatandaşın sesini ülkeyi yönetenlere duyuracağı mekân olacaktır.

 

Bu noktada toplumun tüm kesimlerinin bu eyleme destek vermesi gerekmektedir. İşçisi, işsizi, memuru, emeklisi ile herkesin elini taşın altına koymasını ve bu eyleme ortak olmasını istiyoruz. 

       

Şimdi artık haklı davamız için yola çıktık; demokratik, ekonomik, sosyal ve siyasal haklarımızı istiyoruz. Daha fazla tahammülümüz yok; bıçak kemiğe dayandı. Kamu görevlisini hafife alanlara gücümüzü göstereceğiz.”