4. TURDA GEN.BAŞKAN TOPLU SÖZLEŞME VE GREV HAKKINDA GÖRÜŞLERİMİZİ ANLATTI
Toplantıda, Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK, gündemdeki maddelere ilişkin görüş ve tekliflerini açıkladı. Genel Başkan Koncuk konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Türkiye Kamu-Sen olarak, 4688 sayılı kanunun yasalaşmasından sonraki süreçte de ‘Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı’ taleplerimizi içeren mücadelemizi tavizsizce yürüttük.

Bugüne kadar yaptığımız tüm Toplu Görüşme toplantılarında ve diğer görüşmelerimizde de Türkiye’nin uluslar arası platformlarda imzalamış olduğu sözleşmeleri yerine getirmesini, İLO normlarına uymasını söylediğimizde her zaman Kamu İşveren Kurulu bunun aksini ispata çalışmıştır. Oysa ki, bu sözleşmelerin gerekleri İLO’dan önce çalışanlarımızın insanca yaşayabilecek ücreti almalarını sağlamak, çalışma şartlarını iyileştirmek, demokrasi ve insan hakları bağlamında seviyemizi yükseltmek için düzenlenmelidir.

Ülkemizde kamu işçileri sendikal ve demokratik haklara 1961 Anayasası’nın verdiği zeminle başladılar. İşçiler grev, toplu sözleşme ve siyaset yapma haklarına sahipler. Şu anki durumumuzda; kamuda aynı odayı paylaşan, aynı işi yapan çalışanlardan birisi siyaset yapma hakkına sahip, bir siyasi partinin il-ilçe başkanı olabiliyor. Milletvekili ve belediye başkanı adayı olacağı zaman hiçbir zorlukla karşılaşmadan aday olabiliyor. Bu çalışan, grev toplu sözleşme hakkına da sahip olmasından dolayı, memur olarak çalışanın iki üç katı da maaş alabiliyor. Memur, görüldüğü üzere birçok demokratik haklardan mahrum. Halbuki memur, Cumhuriyetin kurulduğu dönemlerde itibarı, saygınlığı olan kişiydi. Ücret açısından da bir sorunu yoktu. Memur, devletin olmazsa olmazıdır. Devletin çarkını işleten memurdur. Memur yoksa devlet yok demektir. Geldiğimiz şu zamanda, memurun durumuna baktığımızda her yönden mağduriyet yaşayan bir hale düşürülmüştür.

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendika yasası gereği 2002 yılından bu tarafa yetkili kamu görevlileri sendikaları ile kamu işveren kurulu arasında gerçekleştirilen toplu görüşmeler bazı kazanımlar elde edilmesine karşılık danışma sisteminden öteye gitmemektedir. Bu yasa artık yetersiz gelmeye başlamıştır. Gerek ülkemizin imza altına alarak uygulamayı kabul ettiği uluslar arası sözleşmeler ve bu sözleşmeleri imzalayan diğer ülkelerdeki uygulamalar; gerekse ülkemizde yerleşmesi arzulanan demokratik anlayış, kamu görevlilerin toplu sözleşme ve grev hakkına kavuşması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Türk memuru yıllardır, hakkı olanın verilmesi için beklemektedir. Kamu işveren kurulu, meseleye bu yönüyle bakmalıdır.

Toplu görüşmelerin başladığı ilk gün, yasanın meşruiyetine yönelik yapılan tartışmalara katılmıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik bir devlettir, hukuk devletidir. Çıkan yasanın meşru olmadığını iddia etmek hukuk devletini yok saymak anlamına gelir. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu vardır. Bunu önce kabullenelim. Eksiği vardır, iyileştirilmesi gerekir, değiştirilmesi gerekir. Uluslar arası sözleşmeler vardır. Bunlara uyulmamaktadır. Bunları tartışalım, gereğini de yapalım. Bu ayrı bir konudur, meşruiyeti sorgulamak ayrı konudur. Birbirine karıştırılmamalıdır.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak aylar öncesinden çalışmalar yaparak, toplu görüşme masasına oturuyoruz. Çalışanlar bu masadan çıkacak güzel haberleri bekliyor. Ne var ki, bu masada konular tek taraflı müzakere ediliyor. Memur sendikalarının talepleri dinleniyor, hak veriliyor ancak uygulanması için kararlar alınmıyor. Ülkemizin her yönden gelişmesi için, çalışanların huzur ve mutluluğu için artık ne olur samimi olalım. Bu masaya oturmak için bizi yetkilendiren kamu çalışanlarının talepleri doğrultusunda tekliflerimizi sunuyoruz. Kamu çalışanlarının isteklerini, taleplerini göz ardı edemeyiz. Masaya oturmamak çözüm değil. Fakat bunu da tartışılmaz görmüyoruz. Tartışıyoruz. Buradan sürekli masada oturacağımız anlamı da çıkmasın.

Hükümet iktidar olmadan önce ve sonra memurlara grev hakkı vereceği açıklaması yapmıştır. 2004 yılındaki görüşmelerde Sayın Başbakan’ın söylediklerini hatırlayalım. ‘Bu düzlemlere itiraz etmeyin, ben size asıl grev hakkını vereceğim’ dememiş miydi? 2004 yılından bu tarafa beş yıl geçti. Artık hükümet verdiği sözü yerine getirmelidir. Grev hakkından korkulmamalıdır. Kamu çalışanı olarak bizler de ülkemizin gelişmesini, üretimin artmasını isteyenlerdeniz. İşçİ sendikalarının grev hakları var ne oluyor, ülke batıyor mu? Bir defa çifte standart ve korkulardan uzaklaşalım. Artık bahaneler de üretmeyelim.

İşte bu belirsizliklerden dolayı kamu çalışanlarında güvensizlikler oluşmaya başladı. Takip ettiğimiz haber siteleri var. Memurlarla ilgili haberlerde yer alan yorumları okumanızı isterim. Memur arkadaşlar ne yorumlar yazıyorlar bir görün. Umutsuz, yöneticilere karşı güvenini yitirmiş bir memur. Bu çalışanların güveninin kaybolmasına sebep siyasi iktidarlardır. Bunları düzeltmek hükümetin elindedir. Artık kaçış yok. Gelin hep birlikte grevli, toplu sözleşmeli, siyaset serbestliğinin olduğu bir yasayı çıkaralım. Çalışanlar rahat etsin, ülkemiz huzurlu bir ülke olsun.

Kamu İşveren Kurulu karşı duruş göstermekle hiçbir şey elde edemez. Her şeye muhalif anlayış bu toplumun yararına olmamıştır. Konuları kırparak, kanunları farklı yorumlayarak,  kararları görmezden gelerek kimse bu ülkenin faydasına iş yaptığını zannetmesin. Bu ülke bizim, çalışanlar bizim. Ülkemizin faydasına olan düşüncelerimizi artık ortaya koymanın zamanı gelmiştir. Gelişen dünyaya gözümüzü kapatmayalım. Bu devletin çarkını döndüren insanların sesini, taleplerini duyuyoruz.

Bu sese artık kulak verin. Bu talepleri görmezlikten gelmeyin. Uluslar arası sözleşmeleri yok sayamazsınız. Burada gördüğüm uluslar arası anlaşmaları yok sayan bir görüş belirmeye başladı. Türkiye demokratik, insan haklarını ihlalden dolayı sürekli yargılanır, ceza alır bir ülke durumuna düştü. Bunları nasıl görmezden gelirsiniz. Bunları nasıl farklı yorumlayabilirsiniz. İLO’nun ülkemiz için verdiği karara, kara listeye Türkiye’yi soktular deyince buna itiraz ediyorsunuz. Nedir sizce kara liste? Bu liste kapkara bir kâğıda yazılan liste değil elbette. Bu bir uyarıdır.

Sendikamızca sürekli olarak dile getirilen, memurlar arasında ayrımcılık yapıldığı, siyasi ve bürokratik baskıların had safhaya ulaştığı, çalışma barışının bozulduğu, liyakat ve kariyer ilkelerinin hiçe sayılarak yandaşların işbaşına getirildiği, çalışanların mutsuz ve geleceğinden umutsuz olduğu hususları; bir defa da 01-19 Haziran 2009 tarihleri arasında yapılan 98. Uluslararası Çalışma Konferansı gündeminde yer aldı.

Üye ülkelerin onayladıkları ILO sözleşmelerinin gereğini yapıp yapmadıklarının incelendiği aplikasyon komitesinde, Türkiye, 87 sayılı sendika özgürlüğü ve sendikalaşma hakkının korunması sözleşmesine ilişkin ihlaller gerekçesiyle gündeme aldığı Türkiye ile ilgili görüşmelerin ardından hazırlanan sonuç raporu ile ülkemizin kamu çalışanlarının sendikal hakları başta olmak üzere tüm sendikal haklar konusunda bu güne kadar yapmadığı değişiklikleri yapabilmesi amacı ile İLO’dan teknik yardım alması gerektiği konusunda hükümetin dikkatinin çekilmesi, dile getirilerek sendikamızın haklılığı bir kere daha tescil edilmiştir. Ayrıca, İLO’ da özel paragraf (kara liste) uygulamasının bir alt müeyyidesi olarak bilinen teknik yardım sağlama konusunda işveren gurubu da onay vererek hükümetin bu konuyu kabul etmesi konusu sonuç raporunda yer almıştır. Artık hükümet bu anlamda gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim Sen, her şeye rağmen kendisine tanınmış olan yasal haklan sonuna kadar kullanmaya ve bu yolla kamu görevlerinin haklarını ilerletmeye kararlıdır. Sendika olarak en büyük temennimiz, kamu görevlilerinin en kısa sürede toplu sözleşme ve grev hakkını elde etmesi ve bütün temel sorunlarının çözülmesi ile kamu hizmeti sunanların da bu hizmetten faydalanan vatandaşların da memnuniyetinin sağlanmasıdır.

Hükümet AB’ye girmek için sürekli insan haklarının iyileştirilmesine yönelik düzenlemelerden bahsederken, burada Kamu İşveren Kurulu üyelerinin İLO’yu yok sayma gibi davranışlarına da anlam veremedim. İLO’da kara liste uygulamasının bir alt müeyyidesi olarak bilinen teknik yardım sağlanması kararı ülkemiz için bir ayıptır. Bu ayıptan kurtulmak hepimizin görevidir. Lütfen sorumluluklarımızı yerine getirelim. Siyaseti farklı yönlendirmeyelim. Artık Kamu İşveren Kurulu’ndan kamu çalışanlarının hak ve menfaatlerini de düşünen bir anlayışın, bir değerlendirmenin yapılmasını bekliyoruz.

İnsanların gelecekten umutları tükenmektedir. Yani sözün kısası insanın bizatihi kendisi çöküntüdedir. Halbuki kamu çalışanları; ilde, ilçede, köyde devleti temsil etmektedir. Devlete vergi toplayarak para kazandıran, ulaşımda, haberleşmede, sağlıkta, eğitimde vs. katkı sağlayan kamu çalışanlarıdır. Bunları yok sayamazsınız. Bunlar bu ülkeye ve milletimize hizmet ediyorlar. Üretiyorlar. Gelin devlet ile çalışanlarımızı bütünleştirelim. Bu insanların umutlarını tüketmeyelim.

Şeyh Edebali’nin dediğini hatırlatmak istiyorum; Mülkiyet,  saltanat sende diye insanları hor görme, insanı yaşat ki devlet yaşasın.”