BİR HESABIMIZ OLMALI
Hüseyin ÇELİK yönetiminde eğitim çalışanları adına şu olumlu gelişme yaşanmıştır diyebileceğimiz, bir tek cümleyi burada yazabİlmek mümkün değildir. Bu yönetimden bir şekilde menfaat sağlamış bazı kişleri veya dört buçuk yıldır yaşananlara göz yumup, bir türlü anlamayanları istisna tutarsak, MEB’in ve Hüseyin ÇELİK’in yaptıklarını onaylayacak “bir” eğitim çalışanı bulmak neredeyse imkansızdır.

Son dört buçuk yılda neler yapılmıştır?

1- Öğretmenlik Cumhuriyet tarihinde ilk defa sözleşmeli olmuştur. Önce 4/C sonra 4/B kapsamında  öğretmen atamaları ilk defa Hüseyin ÇELİK ve  bu iktidar döneminde yapılmıştır. 180 bin gencimiz kadrolu atama beklerken, 4/C- B kapsamında atananlar bir yıl sonra başına ne geleceğini kestiremez durumdadır. 4/C kapsamında yapılan atamaların hukuka uygun olmadığı Danıştay tarafından ortaya konulunca,Bakanlık bu gençlere, yargı kararı doğrultusunda daha hukuki bir atama yapmak yerine, kapıyı göstermiştir.

2- Öğretmenlerin ek ders gelirlerini ne yaparım da en aza indirim diye düşünen MEB, sonunda 2007/19 nolu Genelgeyi icad etmiştir. Böyle bir genelge yine Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Bu genelge ile öğretmenlerin giremediği tüm dersler ek ders olarak kabul edilmektedir. Bir başka ifadeyle, Bakanlık görevi boyunca öğretmenlere hiç bir ekonomik, sosyal katkı sağlamayan Sayın Bakan, tam tersine bir uygulama ile öğretmenlerin aldığı ücrete bile göz dikmiştir.

3-Öğretmen dışında kalan, hizmetli, memur, teknisyen ve diğer personelle ilgili ne ekonomik ne de sosyal anlamda bir gelişme olmuştur. Bu personele üvey evlat mantığı ile yaklaşılmış, diğer kurum çalışanları ek ödenek alırken Milli eğitim ve üniversitede çalışan personel göz ardı edilmiştir. Söz konusu personelin görev tanımları olmadığı gibi, tayinleriyle ilgili bir kural da bulunmamaktadır.

4- MEB, bu dönemde bütün tepkilere, bütün taleplere kulağını tıkamış. Uygulamalarına karşılık alınan yargı kararlarına rağmen, bir sonraki uygulamaları daha hukuksuz olmuştur.

5- Bu dönem vekaletler dönemi olarak anılacaktır. Bırakınız il, ilçe müdürlüklerini, okul müdür yardımcıları bile vekaleten atanır hale gelmiş, bir sendikanın gayretleriyle bir makam yüz kişye satılır olmuştur.

6- Yargının üç defa iptal ettiği yönetici atama yönetmeliği, son iptalinden 8 ay sonra yayınlamış, ancak hukuk, insan hakları ve kazanılmış haklar ayaklar altına alınmıştır. 5-10 bin kişiyi atayacağım, onların seçimde desteğini alacağım diye düşünenler on binlerce eğitim çalışanının nefret ve husumetini kazanmıştır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Fakat gerek yok. Bu yıl seçim yılı. 5 yıl da bir yapılan genel seçimler kamu çalışanları bakımından önemli bir fırsattır. Eğitim çalışanlarını asla hesaba katmayan bu zihniyetle ilgili bir hesabımız olmalıdır. Olmalıdır ki, kim iktidar olursa olsun ona da ders olsun. Öyle bir ders verilmelidir ki, her gelen iktidar sahipleri bundan sonra ki uygulamalarında eğitim çalışanlarını iyi hesap etmelidir.

Türk Eğitim Sen olarak, biz, dört buçuk yılda eğitim çalışanlarına yönelik olumsuz uygulamaları, insan hakları ihlallerini, hukukun bütün prensiplerinin çiğnenmesini asla unutmayacağımızı defalarca dile getirmiştik. Kazanılmış haklarımzı bile gözetmeyen bu anlayış sahipleriyle ilgili olarak şimdi söz ve sıra bizdedir. Bugüne kadar onlar konuştu ve yaptı, bundan sonra biz konuşacağız, biz yapacağız. Her kesin hakkını vereceğimizden kimse şüphe duymamalıdır. 850 bin eğitim çalışanı bugünü gözlemektedir. Bundan sonraki eylemimiz budur, tüm eğtim çalışanlarına hayırlı uğurlu olsun.