ÜLKE GENELİNDE TÜRK EĞİTİM-SEN RÜZGARI ESTİ
            27 Mart 2007 tarihinde 81 ilde yaptığımız kitlesel basın açıklamalarında yaşanan olumsuzluklara dikkat çekmiş, bu olumsuzlukların bir an önce düzeltilmesini istemiştik.O günden bugüne tek değişen şey;13 Nisan 2007 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan EL ALTINDAN YÖNETİCİ ATAMA YÖNETMELİĞİDİR.

            Bu yönetmeliğin tek kuralı; okul müdürlerinin müdür yardımcılığı, ilçe,il müdürlerinin ve Bakanlığın okul müdürü atamalarında tek seçici olmalarıdır.Bu yönetmelik kazanılmış hakları, liyakat ve kaabiliyetleri, insan haklarını ve hukukun üstünlüğü prensibini ayaklar altına almaktadır.

            Önündeki camın varlığını görmeyerek,  sürekli başını cama çarpıp yere düşenler misali, Milli Eğitim Bakanlığı da son 4,5 yılda önündeki HUKUK DUVARINI bir türlü görememekte, kafasını sürekli bu duvara çarpmaktadır. İnanıyoruz ki, bu, EL ALTINDAN YÖNETİCİ ATAMA YÖNETMELİĞİ ve diğer haklarımızla ilgili açtığımız davalar da yargı tarafından tescil edilecek, ancak Milli Eğitim Bakanlığı ve Sy.Hüseyin ÇELİK  hukuk duvarının varlığını yine de göremeyecektir.Öldüğünü başını tabutun kapağına çarpınca anlayan mevta gibi, mevcut İktidar ve Hüseyin ÇELİK de başlarını seçim sandığına çarpınca neleri yanlış yaptığını  anlayacak, ancak,  iş işten geçmiş olacaktır.

            Sy.Hüseyin Çelik bir yandan öğretmenlerin ek ders ücretini artırdığını söyleyerek övünmekte, diğer yandan 2007/19 sayılı Genelge ile öğretmenlerin ek ders almaması için her türlü oyunu ortaya koymaktadır. Artık,  milli ve dini bayram tatillerinde bile, öğretmenlerin bayram kutlaması adeta zehir edilmekte, bayram  tatilleri sebebiyle öğretmenler 100 bazen 150 YTL ücret kayıplarına uğratılmaktadır. Hastalanması veya mazeret izni almak zorunda kalması halinde ücret kayıpları 200-300-400 YTL bile olabilmektedir. 83 yıllık Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidar ve hiçbir Milli Eğitim Bakanı böylesine acımasız uygulamalara imza atmamıştır. Öğretmenlere duyulan bu kin, bu husumet nedendir? Sy.Hüseyin ÇELİK'in eğitim
çalışnlarıyla kavgası nedendir?

            Sy. ÇELİK öğretmenlerin, sadece  ek ders ücretini kesmemiş, atama ve tayinlerle ilgili tüm yönetmelikleri onların aleyhine olacak şekilde düzenlemiştir. Aileler parçalanmış, öğretmen eşler farklı illerde görev yapmak zorunda bırakılmış, master ve doktora yapan öğretmenlerin ücretleri azaltılmış, kendi alanlarında bilimsel gelişme yapmak isteyen bu öğretmenlerin önüne engeller konulmuştur.

           Bunlarla da yetinmemiştir, Sy. Hüseyin ÇELİK. Öğretmenliği SÖZLEŞMELİ  hale getiren ilk bakandır. 4-C'li öğretmenlik, 4-B'li öğretmenlik gibi insanlık dışı uygulamaları hayata geçirerek SÖZLEŞMELİ KÖLELİĞİ Türk Milli Eğitimine hediye etmiştir. Sözleşmeli atanarak geleceğinden emin olmayan gençlerimiz, yarın ne olacağım endişelerini yaşamaktadırlar. Öğretmenlerimize bu kadar önyargıyla, güvensizlikle yaklaşılan bir dönem Cumhuriyet tarihimiz boyunca yaşanmamıştır.
            Sıkıntıları yaşayanlar sadece öğretmenler değildir elbette, hizmetli, memur teknisyen ve diğer eğitim çalışanları da bu iktidarın ve Hüseyin ÇELİK'in olumsuz bakış açısından payına düşeni almışlardır.

            Diğer bakanlıklarda çalışanlar değişik adlar altında ek ödenekler alırken Milli Eğitim Bakanlığı ve Üniversite çalışanlarına ikinci sınıf vatandaş gözüyle bakılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı ve Üniversitede çalışan hizmetli ve memurlara kurum değiştirme imkanı verilse bu kurumlarda tek bir hizmetli ve memur kalmayacaktır. İktidar, derhal EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET anlayışını uygulamalı ve Sy.Başbakan bu anlamda verdiği sözü tutmalıdır. Kurumlar arası ücret adaletsizliği en kısa zamanda düzeltilmeli, hizmetli ve memurlarımızın da bir anne baba olarak görevlerini yapabilmeleri sağlanarak, onların da insanca yaşama hakkına sahip oldukları artık görülmelidir. Hizmetli, memur ve diğer eğitim çalışanlarının görev tanımları yapılmalı, tayinleri bir kurala bağlanmalıdır. Artık yeter, Sayın Bakan ya bu işleri düzeltmeli ya da istifa etmelidir.

            Sy.Başbakan, 2004 yılında yapılan Toplu Görüşmelerde sizlere GREVLİ-TOPLU SÖZLEŞMELİ SENDİKA HAKKINI VERECEĞİM, DAHA NE İSTİYORSUNUZ demişti. Aradan geçen 3 yıllık sürede bu söz tutulmamıştır. Türkiyenin imzaladığı uluslararası sözleşmeler, GREV ve TOPLU SÖZLEŞME hakkının kamu çalışanlarına da verilmesi yönündedir. Dolayısıyla Sy.Başbakan 2004 yılında verdiği sözü tutmalıdır. Her sözünde sivilleşmeden bahseden sayın Başbakan, kamu çalışanlarının örgütlenmesinden endişe mi etmektedir? Sendikalar, katılımcı demokrasinin en önemli yapılarıdır. Bu yapıları uluslar arası normların dışında bırakarak demokratlıktan bahsetmek mümkün değildir.

            Hükümet YÖK Kanununu değiştirerek üniversitelerimizde demokratik bir ortam oluşturmalıdır. Üniversitelerimizde YÖK Kanununun ve YÖK'ün  meydana getirdiği antidemokratik ortam, bilimsel gelişmenin ve sendikalaşmanın önündeki en büyük engeldir. Mevcut yapı, üniversitelerimizin taşıması gereken fonksiyonu ile örtüşmemekte ve hiç yakışmamaktadır. Diğer kamu çalışanlarının aldığı BANKA PROMOSYONLARI üniversite ve YURT-KUR çalışanlarına da dağıtılmaktadır.

           Türk Eğitim-Sen olarak bu taleplerimizin tümünün hayata geçirilmesini istiyoruz. Aksi takdirde, şu anda 81 ilde yaptığımız sevk eylemi, yerini daha sert eylemlere bırakacaktır. Gerekirse, bütün sendikalarla ortak iş bırakma eylemlerini de hayata geçireceğiz. Bu taleplerimiz iktidar tarafından cevaplandırılıncaya kadar, her platform bizim için HÜKÜMETİN OLUMSUZLUKLARINA karşı eylem platformu olacaktır. Sesimiz ve sözümüz hep İKTİDARA KARŞI olacaktır.