TALİM VE TERBİYE KURULU BAŞKANLIĞI NİÇİN AMASRA’DA TOPLANIYOR?
Seminerle ile ilgili tüm giderler “Ortaöğretim Projesi” kapsamında Projeler Koordinasyon Merkezi Başkanlığınca ilgili bütçeden karşılanacaktır. Seminerin Bartın’da yapılması; ilgi yönetmeliğin 10’uncu maddesinin (c) bendinde yer alan “Kurul, gerektiğinde Başkanın uygun göreceği başka bir yerde de toplanabilir” hükmü gereğince alınmıştır. Konuyla ilgili Başkanlık makamına yazılan yazıda, Talim ve Terbiye Kurulu Başkan Vekili Merdan TUFAN ile Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU’nun imzaları bulunmaktadır.


Konuyla ilgili sendikamıza şikâyet mektupları gelmektedir. Şikâyetlerde Talim ve Terbiye Kurulu’nun Amasra’da seminer yapması eleştirilmiş ve kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmadığına dikkat çekilmiştir. Şimdi sizlerle sendikamıza ulaşan bir mektubu paylaşmak istiyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı elbette seminerler düzenleyecek, toplantılar yapacaktır. Ancak katılımcılar Ankara’da çalışan Bakanlık personeli iken, seminerin Bartın’da yapılması düşündürücüdür. Talim ve Terbiye Kurulu, Ankara’daki katılımcıları niçin Bartın’a göndererek seminer düzenlemektedir? Bu seminerin maliyeti ne kadardır? Kurul Başkan Vekili ve bu karara imza atan Milli Eğitim Bakanı bu sorunun cevabını vermelidir.

Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK şunları söyledi: “Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle öğretmenlerin ek derslerini azaltmaya, ilaç katkı paylarını artırmaya hazırlananların, memur, işçi ve emekli maaşlarına üç kuruşluk zam yapanların, niçin bu konuda hassas davranmadığını anlamak mümkün değildir.

Türkiye ciddi bir ekonomik krizden geçmektedir. Ekonomik krizin teğet değil, adeta delip geçtiği bugünlerde, çalışanı kemer sıkmaya zorlayanların, sıra kamu kaynaklarına gelince bu denli cömert davranmaları manidardır. Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nı konuyla ilgili sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Ekonomik kriz gerekçe gösterilerek iğneden ipliğe her şeye zam yapan, çalışanı açlığa mahkûm eden, fakirin, fukaranın, dar gelirlinin cebindeki yangına körükle giden hükümetin, kamu kaynaklarının sevk ve idaresi konusunda titiz davranması zorunludur. Çünkü işçinin, memurun ne katı, yatı, ne gemiciği ne de Türkiye’de ilk 500’e giren şirketi vardır.”