BİR SÖZLEŞMELİ FACİASI DAHA
Iğdır il Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Halfeli 75. Yıl İMKB İ.Ö Okulunda 08.01.2008 tarihinden itibaren sözleşmeli öğretmen olarak görev yapmaktayım.

2008 kasım ayında aşil tendonu kopması sonucu kurumumdan izin alıp ameliyat olmak üzere memleketim olan Denizli’ye gittim. Denizli Servergazi Devlet Hastanesi’nde Operasyon olduktan sonra 14.11.2008 tarihinden itibaren geçen günlerin istirahat ten sayılması 03.12.2008 tarihinden itibaren 30 gün istirahat sonu kontrolüne oy birliği ile alınmış sağlık kurulu raporu aldım.

Rapor tarihi geçince yine aynı ibareli 07.01.2009 tarihinden itibaren 45 günlük sağlık kurulu raporu aldım. Bu süreler zarfında ayağım 45 gün alçıda kaldı. Alçı çıktıktan sonra da 2 hafta yataklı hasta olarak Denizli Servergazi Devlet Hastanesi’nde fizik tedavi aldım.

            Sözleşme yenileme tarihi geldiğinde kurumumu arayarak sözleşme yenileme zamanımız geldi ne yapmam gerekiyor diye sordum. Bana verilen cevap ta raporlu olanların ayrıldığını, raporları bitince, malum şahsın gelip sözleşmesini kendisinin yenileyeceğini söylediler.

22.02.2009 tarihinde biten sağlık kurulu raporumu, yine sağlık kurulu kararıyla 23.02.2009 tarihinden itibaren iş başı yapabilir şeklinde yeniledim. Bu tarihten itibaren görev yerim olan Iğdır’a gelip dilekçeyle işbaşı yapmak ve sözleşme yenilemek için kurumuma başvuru yaptım. Buna istinaden kurumum sözleşmemi yenileyemeyeceğini, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan görüş almaları gerektiğini söyledi.

Araştırmalarıma göre 30 günü geçen heyet raporları söz konusu olduğunda sözleşme fesih edilebilirmiş, ama benim daha önce imza attığım sözleşmede, 30 günü geçen raporlarda sözleşme fesih edilir diye bir hüküm yok. Ki olsa da biz insan değil miyiz? Hasta olmaya hakkımız yok mu? En basitinden bugün bir alçı süresi en az 30 günden başlıyor. M.E.B nın dediği ise; Hasta olmayacaksın, olursan rapor almayacaksın, o şekilde işine geleceksin. Bana ne, hasta olmuşsun, ölmüşsün beni ilgilendirmez deyip kestirip atıyor.

Madde de aynen şöyle yazıyor. 11. maddenin B bendi: HASTALIK İZNİ: Resmi tabip raporu ile kanıtlanan hastalıklar için, yılda 30 günü geçmemek üzere ücretli izin verilebilir. Hastalık sebebi ili sosyal sigortalar kurumunca ödenen geçici iş göremezlik tazminatı personelin ücretinden düşülür.

            Bunun yanı sıra ben 2 aydır maaşımı da alamıyorum. Hadi bunu da geçtim, mart ayında tekrardan sözleşmeli alımı olacak ben buna da başvuramayacağım, kesin atanma durumum olmasına rağmen, çünkü 1 yıl boyunca başvurum da kabul edilmeyecek. Bu arada Kpss başvuru puanımın da geçerliliği dolmuş olacak. Bu saatten sonra tekrar sınava girip yüksek puan almam da düşük bir ihtimal. İşte yaşanılanlar böyle.

1 ay bekledikten sonra(19/03/2009) bakanlığın  görüşü elime ulaştı.aynen memurlar nette yayınlanan ''milli eğitim bakanlığından skandal görüş'' şeklindeki yazıyı benim durumuma uyarlayıp yollamışlar..ben bu bekleme süresinde avukatlarla diyalog halindeydim ve 24/03/2009 tarihinde erzurum bölge idari mahk. dava açtım...Hiçbir sendika üyesi değilim.ama ığdır daki sendikalarla görüştüm bana üyemiz olmadığınınız için dava dilekçenizi hazırlatırız davayı kendiniz açarsınınz dediler.zaten bu tip davalar duruşmalı davalar niteliğinde deil önemli olan DİLEKÇE dediler.bende avukat tutup davamı açtım(durumumu birinci elden daha iyi ibraz ederim düşüncesiyle)...Ve çoğu ilgiliye durumumu anlatan mailler attım tlfonlar açtım belki bi umut çıkar da bu insanlık ayıbını düzeltirler diye..ama davaya kaldı iş..zannetmiyorum ki olumsuz karar çıksın adalete güveniyorum ve hiçbir avukatın yada hakimin olumsuz bi karar vereceğini düşünmüyorum.çünkü Bi KEYFİYET SÖZKONUSU DEĞİL 2. Sİ HAYATIN MALESEF DEĞİŞMEZ GERÇEĞİ HASTALIK...(herzaman herkesin kapısını çalabilir)

Uyku uyuyumıyorum inanın.hangi derdime yanayım işime son verildiğine mi evimden 1800 km uzakta 3 aydır maddi gelirim olmadan yaşamaya çalıştığımamı(ev kirası, av  masrafı,yakıt,elkt,su,gıda,...)

            Başka bir gerçekten söz edecek olursak; Milli Eğitim Bakanı her seferinde bağıra bağıra sözleşmeli ile kadrolu arasında HİÇ BİR FARK yoktur diyor. Bizler de tam aksini söylüyoruz her seferinde, Sayın Bakanın yaptığı gibi bağıra bağıra hem de. Anlaşılan o ki bağırmaktan sesimizin kısılmasına rağmen bizi kimse duymuyor, daha doğrusu duyup kaleye almıyorlar belki de.

İnsan hayatını bitirmek, silmek bu kadar kolay mış meğer hele ki böyle ciddi sağlık problemleri söz konusu olsa da. Devletlerin temel ilkesi olan Sağlık güvencesi böyle mi korunuyor sorarım ilgililere..

Peki, neden; Tabi ki tek nedeni var, biz sözleşmeli öğretmenler 2. sınıf vatandaşlarız da ondan


Derdimi bizden birileriyle paylaşmaktı amacım,desteğe en azından bu ara bi kaç güzel koruyucu yapıcı cümleye ihtiyacım var..inanın herkese ulaştım telfonlarla milletvekiliyle görüştüm valiyle..vs..vs..

Ama her koyun kendi bacağından asılırmış derler doğruymuş, kimse yatağa yattığında beni düşünmedi,, dertlerimle boğuşan geceleri uyuyamayan biri varsa o da benim..Herkesin verdiği klasik cevap HOCAM BİZ NAPALIM ELİMİZDEN GELEN BİŞEY YOK... BU cevabı sizden duymayacağımı düşünüyorum

              SAYGILARIMI SUNUYORUM...                                                                                          Necip ALKIŞ (Sınıf Öğretmeni)