GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ ŞIRNAK VE SİİRT’TE.

          

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 6 Nisan 2014 tarihinde Şırnak’ta, 7 Nisan 2014 tarihinde de Siirt’te sendikal faaliyetlerde bulundu. Okul ziyaretleri yapan, Siirt Milli Eğitim Müdürü Gıyasettin Taş’ı makamında ziyaret eden Genel Merkez Yöneticileri, Şırnak ve Siirt Şubelerinin istişare toplantılarına da katıldı.

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, “12 yıllık AKP iktidarı döneminde kamu çalışanlarına çok baskı yapıldı. Bazı kamu çalışanları da 6 aylık ya da 1 yıllık görevlendirme ya da ikbal uğruna kendi sendikalarından vazgeçti. Biz buna rağmen her yıl net 25 bin üye yapıyoruz. 2014 yılında da hedefimiz 250 bin üyedir. Dik durduğumuz, doğrunun ve haklının yolunda olduğumuz sürece kazanırız” dedi.

Milli ve manevi değerlere sahip çıkılması gerektiğini kaydeden Özdemir, “Değerlerimize sahip çıkmaz isek, yarın çocuklarımıza anlatacak bir şeyimiz olmaz” dedi. Ülkemizin güvenliği açısından zor günler yaşadığımızı kaydeden Özdemir, “Bir vatandaşımızın bile burnunun kanamasını istemiyiz ama mesele memleket ise mücadele etmek gerekir. Ülkemizin bölünmez bütünlüğünden, milletimizin birliğinden asla taviz vermemeliyiz. Sizler, milli ve manevi değerlerimizi benimseyen, adam gibi sendikanın adam gibi üyeleri olarak mücadele ediyorsunuz. Bu nedenle sizlere teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

Türk Eğitim-Sen’in etkili bir sendika olduğunu ancak sayısal anlamda da güçlü olması gerektiğini bildiren Özdemir, “Türk Eğitim-Sen etkili bir sendikadır. Türkiye’de sendikacılık denildiği an akla Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen akla gelir. Bu nedenle etkili olduğumuz gibi yetkili de olmak zorundayız. Yetkili sendikaların belirlenmesi noktasında önümüzde az bir süre kaldı. Bu süreyi iyi değerlendirmeliyiz. Eğitim çalışanları bilmelidir ki; yetkili sendika olmadığımız taktirde geçen yıl toplu sözleşmelerde yaşanan olaylar tekrarlanacaktır, memur yine masada satılacaktır. Bizim bu ülkeye, bu ülkenin de bize ihtiyacı vardır” dedi.

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu vurgulayan Özdemir, “Anayasa’nın 128’inci maddesinin ‘Devletin asli ve sürekli işleri çalışanlar eliyle yürütülür’ şeklinde değiştirilmesini istiyorlar. Anayasa’nın 128. Maddesi değiştirilirse, Tekel işçilerinin yaşadıklarını kamuda çalışan arkadaşlarımız yaşayacak. Çünkü Anayasanın 128. Maddesi, kamu çalışanlarının iş güvencesidir. Bakınız; ülkemizde taşeronlaşma aldı başını gidiyor. Düşünün ki, ülkemizin hassas noktalarında görev yapan insanlar sözleşmeli ya da taşeron firma elemanlarından oluşursa, güvenliğimiz ne olacak? Dışişleri Bakanlığındaki toplantının konuşma kayıtları gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu durumda işte bu tür stratejik öneme haiz olan kurumlarda bilgilerin dışarı akmamasını kimse garanti etmez.  Kamu çalışanlarının iş güvencesi çok önemlidir. Bunun mücadelesini sonuna kadar yapmalıyız” diye konuştu.

Özdemir yeni Türkiye söylemlerine de değinerek, “Yeni Türkiye deniliyor. Bu söylem, 2003 yılından önceki Türkiye’yi kabul etmemektir. Yeni Türkiye kavramını bu milletin beynine sokmak istiyorlar” dedi.

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da şunları kaydetti: “Ülkemizin zorunlu hizmet bölgesi olarak kabul edilen yerlerinde görev yapan eğitim çalışanlarının sorunları çok fazladır. Zorunlu hizmet yükümlülüğü gerekçesiyle bu bölgelerde görev yapanların, zorunlu çalışma sürelerini tamamlamış olmalarına rağmen, batı illerinde yeterli kontenjan ayrılmaması ve boş kontenjanların açılmaması nedeniyle yer değiştiremediklerini görüyoruz. Biz Türk Eğitim-Sen olarak batı illerindeki boş kontenjanların tamamının ilan edilmesini istiyoruz. Zorunlu çalışma yükümlülüğünü tamamlamış, hatta bir o kadar da çalışmış arkadaşlarımız bulunmaktadır. Zorunlu hizmet bölgesinde 5 ila 7 yıl arasında çalışmış olan eğitimcilerin, MEB tarafından hiçbir şarta bağlı kalmaksızın batıda istediği yerlere tayin edilmesini istiyoruz. Mahrumiyet bölgelerinde çalışanlar çok zor şartlar altında görev yapmaktadır. Dolayısıyla devletin sizlerin yaptığı hizmetleri karşılıksız bırakmaması gerekmektedir. Devlet, zorunlu hizmet bölgelerinde çalışanlara cazip haklar getirmelidir, teşvik uygulamalıdır. Türk Eğitim-Sen olarak, bu konudaki taleplerimizi toplu sözleşme tekliflerimizde ortaya koyduk. Zorunlu çalışma yükümlülüğü alanlarında görev yapanlara, mahrumiyet derecesine göre değişmek üzere brüt 1 ile brüt 3 asgari ücret arasında değişen zorunlu hizmet tazminat ödemesi yapılmalıdır. Bu teşvikler daha önce yapılmıştı ve bu sayede öğretmen açığı azalmıştı. MEB, ilk atamanın büyük kısmını bu bölgelere yapmasına rağmen bugün öğretmen açığı kapatılamamaktadır. Eğer ekonomik teşvik getirilse, bu bölgelerdeki öğretmen açığı sorunu çözülür.

Özür grubu tayininin kaldırılmasını da eleştiren Şahindoğan, “İstismar ediliyor gerekçesiyle öğrenim özrü kaldırıldı. Kendisini gerçekten geliştirmek isteyen insanların yüksek lisans yapma haklarının ellerinden alınması kabul edilemez. Türk Eğitim-Sen olarak öğrenim özrü hakkının yeniden verilmesi için hem hukuki platformda hem de Bakanlık nezdinde girişimlerimizi sürdürüyoruz” diye konuştu.

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Öğretmenlik çok kutsal bir meslek olduğu kadar meşakkatli de bir meslektir. Buna rağmen eğitim çalışanlarının karşısında ne yazık ki sürekli sorun üreten bir MEB vardır. Bu noktada eğitim çalışanları açısından sendikal mücadele ve dolayısıyla Türk Eğitim-Sen’in yetkili olması çok önemlidir. Geçtiğimiz yıl bir toplu sözleşme dönemi yaşadık. 2014 yılında 123 TL zam ile yetinmek zorunda kaldık. Bu sözleşmeye imza atan sendika, sarı sendikadır, yandaş sendikadır.  Sarı sendika, yandaşı olduğu siyasi iktidarın vereceği rakama hiçbir görüşme yapmadan razı olan sendikadır. Ülkemizin ekonomik şartlarını biliyoruz. Enflasyon artıyor. Enflasyon artmasına rağmen çalışanlara enflasyon farkı ödenmeyecek. 123 TL’nin zammın oransal değeri yüzde 5.2’dir. Enflasyon yüzde 5.2’nin üzerinde çıktığında çalışanların kayıpları olacaktır. Ekonomistler, bu yıl sonunda enflasyonun yüzde 10 düzeyinde olacağını belirtmektedir. Enflasyon yüzde 10 çıkarsa, bunun anlamı maaşların yüzde 5 erimesi demektir. İşte bu sendika, böyle bir toplu sözleşmeye imza attı. Ek derslere zam istemedi, eğitim-öğretim tazminatına zam istemedi, maaş kalemlerinin hiçbirine zam istemedi. Yeterince mücadele etmezsek, Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmazsak bir sonraki toplu sözleşmede bu çadır tiyatrosunu çok izleriz. Herkes bilmelidir ki; kamu çalışanlarını 123 TL’ye Hükümete pazarlayan sendikalar, yarın Hükümet iş güvencemizi elimizden almak istediğinde, bunun da altına imza atarlar.”

Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmanın mili bir görev, mesleki bir sorumluluk olduğunu kaydeden Şahindoğan, “Biz her zaman sizin yanınızdayız. Sizin sorunlarınızın çözümü için gerek hukuki gerek idari olarak ne yapmamız gerekiyorsa yaparız. Siz Türk Eğitim-Sen’e üye olarak bir duruş ortaya koymuşunuz, Türkiye’nin mili birliğinden, bütünlüğünden yana olduğunu göstermişsiniz. Sizleri mahcup etmemek, sizler için her türlü mücadeleyi ortaya koymak boynumuzun borcudur” dedi.