MÜFETTİŞLER, SENDİKA YÖNETİCİLERİNİ DENETLEYEBİLİR Mİ?

 Sendika Faaliyetlerden Dolayı Soruşturma Açılabilir Mi?


Sendikal hakların kullanılması niteliğindeki eylemler disiplin cezasına konu olamayacağı binlerce kez gündeme gelmiştir. Yasalar ve genelgelerle birçok kez altı çizilmiştir. Ancak idare tarafından sendikal faaliyetler halen ferdi bir davranış olarak algılanmakta ve sendikal faaliyeti yürüten sendika yöneticileri ve üyeleri de Devlet Memuru olmasından dolayı idare tarafından soruşturmalara muhatap olmaktadırlar.


4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununa tabi sendikaların yöneticileri ve üyeleri sendikal görevleri yanında Devlet Memurluğu görevini de yürütmektedirler. Devlet Memurluğu sıfatlarını kullanarak sendikal faaliyet ve eylemde bulunmaları imkânsızdır. Sendikal faaliyet ve eylemlerini sendikal kimlikleri ile yapmaktadırlar.


Fakat sendika yöneticileri ve üyeleri kamu idareleri tarafından Devlet Memurluğu sıfatlarından dolayı sendikal faaliyetleri nedeniyle soruşturmaya konu olabilmektedirler.


4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları sivil toplum örgütü olup ne kurum olarak ne de yöneticileri ve üyeleri olarak Devlet kurumlarına bağlı değillerdir.


Çünkü soruşturmaya konu olan sendika yöneticileri ve üyeleri; 02/07/2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ile Kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturulan, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumlulukları belirlenen hizmet kolunda kurulmuş merkezi Ankara’da bulunan konfederasyon olarak üst kuruluşuna bağlı sendikanın seçilmiş yöneticileri veya üyeleridir


Devlet organlarının; sendika yöneticileri ve üyelerini ödül, sicil ve disiplin gibi iş ve işlemlerle ilgili araştırmaya, soruşturmaya, denetlemeye ve teftiş etmeye yetkisi bulunmamaktadır.


Ödül Verebildiğiniz Personele Ceza Verme Yetkiniz De Bulunmaktadır.


Kısacası Devleti yöneten yetkililerin;


1–29/06/1930 tarih ve 1532 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanununa,


2–19/01/1943 tarih ve 5308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4357 sayılı Hususî İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına, Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanununa,


3–23/07/1965 tarih ve 12056 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre


Ceza verebildiği bir personele ödül verme yetkisi de bulunmaktadır.


Sendika yöneticileri ve üyeleri 4688 sayılı Devlet Memurları Kanuna tabi bir kurum ve seçilmiş yetkili kişiler olup ne 657, ne 1702, ne de 4357 sayılı kanunlara bağlı bir kurum ve kişiler değildir. Dolayısıyla Devleti yöneten yetkililerin; sendikanın yapmış olduğu bir faaliyetinden dolayı sendika yöneticileri ve üyelerine ödül verme yetkisi olmadığına göre ceza verme yetkileri de bulunmamaktadır.


Sendika Yöneticileri Ve Üyeleri Ödül Ve Cezaları Düzenleyen Mevzuata Tabi Değillerdir.


Çünkü sendika yöneticileri ve üyeleri sendikal faaliyetler açısından;


1- 29/06/1930 tarih ve 1532 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanununa,


2- 19/01/1943 tarih ve 5308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4357 sayılı Hususî İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına, Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanununa,


3- 23/07/1965 tarih ve 12056 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi tutulamazlar.


Soruşturmaya konu olan sendika yöneticileri ve üyeleri sendikal faaliyetleri nedeniyle kişisel ve kurumsal haklarına saygısızlık yapıldığını düşünen ilgili kişi veya kurumlar tarafından Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmalıdır.


Usul Yönünden Konuya Baktığımızda;


Sendika yöneticileri ve üyeleri soruşturmaya konu olan sendikal faaliyeti kapsamındaki yetkilerini Anayasanın Devletin sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirten 2. maddesi, çalışanların ve işverenlerin, üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma ve bu sendikalara üye olarak bu doğrultuda etkinlik yapma hakkının bulunduğunu belirten 51. maddesi, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümlerinin uygulanacağını belirleyen 90. maddesi ve 90. maddenin bir gereği olarak; 87 ve 151 sayılı İLO Sözleşmeleri, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. ve 11. maddesine ve 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununa, 2821 Sayılı Sendikalar Kanununa, Başbakanlık ve Bakanlık genelgelerine dayanmaktadır.


Yukarıdaki mevzuat hükümleri ile sınırları çizilen sendika yöneticileri ve üyelerinin yetkileri Uluslararası Sözleşmeler, 4688 Sayılı Yasa ve Başbakanlık Genelgeleri ile koruma altında olmasına rağmen yasal yetki sınırlarını bilmeyen yetkililer tarafından soruşturma konusu olabilmektedir.


Fakat soruşturmada yürütülen iş ve işlemelerde yetkililer tarafından;


1- 19/03/1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin,


2- 25/02/1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 87 sayılı Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin İLO Sözleşmesinin,


3- 25/02/1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve istihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin İLO Sözleşmesinin,


4- 12/06/2003 tarih ve 25136 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2003/37 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin,


5- 02/06/2005 Tarih ve 25833 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2005/14 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin,


6- 30/01/2010 Tarih ve 27478 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2010/2 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin,


7- 02/07/2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikalar Kanununun,


8- 07/05/1983 tarih ve 18040 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2821 Sayılı Sendikalar Kanununun


İlgili hükümlerindeki sendika yöneticileri ve üyelerinin sendikal faaliyetler kapsamında görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip oldukları, kamu çalışanların çıkarlarını savunmak amacıyla etkinliklerde bulunabilecekleri ve kamu makamlarının her türlü müdahalesine karşı yeterli korumadan yararlanacakları ve haklarında disiplin soruşturması yapılamayacağı ilkesine aykırı hareket edilmektedir.


Yapılan bu uygulama yasaların lafzına ve ruhuna aykırıdır. Hiçbir suç unsuru olmadan soruşturmalar açılabilmektedir.


Türkiye'nin sivil toplum örgütü olan sendikaları temsilen sendika yöneticileri ve üyelerine yapılan bu haksız uygulamalar ile eleştiri hakkı ve idarece yapılmakta olan yanlış ya da yanlı işlemlerin düzeltilmesi yönündeki talep hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26. maddesi ile güvence altına alınan fikirleri yayma hürriyetinin önü kesilmektedir.


Bu şekliyle Sendikaların Örgütlenmesi, Fikirlerini ve Eleştirilerini Topluma Yaymasının Önüne Geçilmekte, sendika yöneticileri ve üyeleri nezdinde kamu çalışanlarının pasifize edilmesi amaçlanmaktadır.


Sendikalar baskı grubu olmaları nedeni ile davalar açabilmekte, suç duyusunda bulunabilmekte, idareye yazılar yazabilmekte, eylemler ve açıklamalar yapabilmektedirler. Bu yetkilerini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden ve onunla bağlantılı İLO sözleşmelerinden 4688 Sayılı Kamu Sendikaları Kanundan ve Genelgelerden almaktadırlar. Bu husus Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. ve 11. maddelerinde açıkça yer almaktadır.


Sendikaların her yazısının ve açıklamasının önüne bir engel konulacak olursa, ifade ve düşünce hürriyetinin önüne de engel konulmuş olunmaktadır. İfade hürriyeti demokratik toplum gereklerinden olup, sınırlar daraltıcı değil genişletici şekilde yorumlanmalıdır.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade ve sendikal özgürlüklere ilişkin vermiş olduğu yerleşmiş kararı incelendiği zaman; Meslek mensuplarının kamuya açıklama yapabileceğini, Kamu görevlisinin kişisel fikirlerini açıklayabileceğini, kamu görevlisinin eleştiriye cevap verebileceğini, taraflı düşünce açıklamasının olabileceğini, sert bir üslup ve saldırgan ifadeler kullanarak düşüncelerin açıklanabileceğini, bu nedenlerle yargılanmanın ifade özgürlüğünün ihlali anlamında olduğunu kesin olarak belirtmektedir.


Ceza verebilmek için sendikal kimlikler yok sayılmaktadır. Bu işlemler Sendika yetkilileri nezdinde sendika üyelerine de verilmiş bir gözdağıdır. Bu suretle idare tarafından sendikanın ve sendika üyelerinin dolayısıyla kamu çalışanlarının pasifize edilmesi amaçlanmaktadır.


Bilindiği üzere Anayasa’da önemli değişiklikler yapılarak kamu görevlilerine sendika hakkı açıkça tanınmış, daha sonra yapılan bir değişiklik ile de Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına, 22/05/2004 tarih ve 5170 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5170 sayılı yasanın 7. maddesi ile eklenen son cümle uyarınca “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” kuralı getirilmiştir.


Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukukumuzun bir parçası haline gelen ve bir uyuşmazlık olması halinde yasalardan önce uygulanacak olan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin örgütlenme özgürlüğü ve sendikal haklara ilişkin hükümler içerdiği bilinmektedir.


Mevzuat Hükümlerini İncelediğimizde;


1- 19/03/1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesindeki; “1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.


2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.” hükümleri ve “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü” başlıklı 11. maddesindeki; “1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.


2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.” hükümleri ile sendika yöneticilerinin sendikal faaliyetler kapsamında görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip oldukları açık bir biçimde ortaya konmuştur.


İç hukukumuzu doğrudan etkileyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de sendikal eylem ve etkinlikler nedeniyle verilen cezaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine aykırı bulmaktadır.


2- 25/02/1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve istihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin İLO Sözleşmesi’nin 3. maddesindeki; “Bu sözleşmenin uygulanması bakımından kamu görevlileri örgütü deyimi oluşumu ne olursa olsun amacı kamu görevlilerin amacı kamu görevlilerin çıkarlarını savunmak ve geliştirmek olan herhangi bir örgüt anlamına gelir” hükümleri ve aynı sözleşmenin 5. maddesi, 2. fıkrasındaki; “Kamu görevlileri örgütleri kuruluş, işleyiş veya yönetimlerinde kamu makamlarının her türlü müdahalesine karşı yeterli korumadan yararlanacaklardır.” hükümleri ile kamu çalışanların çıkarlarını savunmak amacıyla etkinliklerde bulunabilecekleri ve kamu makamlarının her türlü müdahalesine karşı yeterli korumadan yararlanacakları açıkça kabul edilmiştir.


3- 25/02/1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 87 Sayılı Sendika Özgürlüğüne Ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin İLO Sözleşmesi’nin 3. maddesindeki; “1. Çalışanların ve işverenlerin örgütleri, tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler.


2. Kamu makamları, bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar.” hükümleri ve aynı sözleşmenin 8. maddesindeki; “1. Çalışanlar ve işverenler bunlara ait örgütler, bu Sözleşme ile kendilerine tanınmış olan hakları kullanmada, diğer kişiler veya örgütlenmiş topluluklar gibi yasalara uymak zorundadır.


2. Yasalar, bu sözleşme ile öngörülen güvencelere zarar verecek nitelikte olamaz veya zarar verecek şekilde uygulanamaz.” hükümleri ile kamu makamlarının çalışanların örgütlerinin faaliyetlerinin yapılmasına engel olunmamasını ve müdahaleden sakınılmasını, kamu çalışanlarının örgütünün kendi amaçları doğrultusunda düzenlemiş olduğu iş ve işlemler nedeniyle cezalandırılamayacağı ve yasaların sendikala haklara ve özgülüklere zarar verecek nitelikte olamayacağı ve zarar verecek biçimde uygulanamayacağı açık bir biçimde ortaya konmuştur.


4- 02/07/2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikalar Kanununun “Sendika üyelerinin ve yöneticilerinin güvencesi” başlıklı 18.maddesindeki; “Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez.” hükümleri ile sendika yöneticilerinin sendikal faaliyetler kapsamında farklı bir işleme tabi tutulamayacağı ve görevlerine son verilemeyeceği açık bir biçimde ortaya konmuştur.


5- 12/06/2003 tarih ve 25136 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2003/37 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin 2. maddesi, 2. fıkrasındaki; “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 15'inci ve 399 sayılı KHK'nin 17'nci maddesi hükümleri gereği sendika yöneticisi kamu görevlilerinin, kamu görevleri ile ilgili olmayan konularda yapacakları basın açıklamaları ve mesai saatleri dışında sendikal faaliyetlere katılanlar hakkında disiplin soruşturması yapılmayacaktır.” hükümleri ile sendika yöneticisi kamu görevlilerinin, kamu görevleri ile ilgili olmayan konularda yapacakları basın açıklamaları ve mesai saatleri dışında sendikal faaliyetlere katılanlar hakkında disiplin soruşturması yapılamayacağı açık bir biçimde ortaya konmuştur.


6- 02/06/2005 Tarih ve 25833 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2005/14 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin 7. maddesindeki; “Sendika ve konfederasyon il ve ilçe temsilcileri ile sendika Şubesi, sendika ve konfederasyon yöneticilerinin yürütmekte oldukları sendikal faaliyetler kapsamında, görevleri ile ilgili olmayıp doğrudan yapacakları basın açıklamaları hakkında disiplin soruşturması yapılmayacaktır.” hükümleri ile sendika yöneticilerinin sendikal faaliyetler kapsamında, görevleri ile ilgili olmayıp doğrudan yapacakları basın açıklamaları hakkında disiplin soruşturmasına konu yapılamayacağı açık bir biçimde ortaya konmuştur.


7- 30/01/2010 Tarih ve 27478 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2010/2 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin 2. maddesindeki; “Sendika ve konfederasyon il ve ilçe temsilcileri ile sendika şubesi, sendika ve konfederasyon yöneticilerinin yürütmekte oldukları sendikal faaliyetler kapsamında yapacakları basın açıklamaları, disiplin soruşturmasına konu yapılmayacaktır.” hükümleri ile sendika yöneticileri ve üyelerinin sendikal faaliyetler kapsamında yapacakları basın açıklamaları, disiplin soruşturmasına konu yapılamayacağı açık bir biçimde ortaya konmuştur.


Tüm bu mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Kamu idareleri uluslararası sözleşmelerden varlık bulan sendikal hakları hiçbir şekilde dikkate almadan, sendika yöneticisi, temsilcisi ve üyesi olan kamu çalışanlarına ilişkin eylemlerinde sendika kavramını, sendikal faaliyeti göz ardı etmeden, uluslararası sözleşmeler, yasa ve diğer mevzuat hükümleri gereği yapılması gerekenleri yapmadan, genelgeleri geçiştirmeden, yanlı işlemler tesis etmeden, takdir hakkını kısıtlamadan yukarıda sıraladığımız mevzuat hükümlerine göre sendika yöneticileri ve üyelerine soruşturma açamaz.


Çünkü Kamu yetkilileri görevi gereği yasaları bilebilecek, okuduğu yasa hükümlerini kavrayabilecek bir mevkidedir. Keyfi uygulamalarda bulunmaması gerektiğinin bilincinde olması gerekmektedir.


Ancak bütün bunlara rağmen sendikal kimlikler görülmeyerek yok sayılmakta, Anayasa’dan, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinden, İLO sözleşmelerinden 4688 ve 2821 Sayılı Kanunlardan ve ilgili Başbakanlık ve Bakanlık genelgelerinden bihaber davranılmaktadır.


Bu suretle sendika yöneticileri ve üyeleri nezdinde kamu çalışanlarının pasifize edilmesi amaçlanmaktadır.


Ceza Yönünden Konuya Baktığımızda;


Anayasa’dan, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinden, İLO sözleşmelerinden 4688 ve 2821 Sayılı Kanunlardan ve ilgili Başbakanlık ve Bakanlık genelgeleri ile güvence altına alınan sendikal faaliyet hakkı Türk Ceza Kanunu ile de korunmaya alınmıştır.


12/10/2004 tarih ve 25611 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Sendikal Hakların Kullanılmasının Engellenmesi” başlıklı 118. maddesindeki; “(1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” hükümleri ve aynı kanunun “Görevi Kötüye Kullanma” başlıklı 257. maddesi, 1. fıkrasındaki; “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükümleri ile görevi kötüye kullanma, sendikal faaliyetlerin engellenmesi açık bir biçimde ortaya konmuştur.


Kimse, kendisine kanunların verdiği bir yetkiyi kötüye kullanma hakkına sahip değildir. Sendikal hakları ve faaliyetleri kısıtlamak kimsenin haddi de değildir.


Sendika yöneticileri ve üyelerine soruşturma açılması için yetkili amirlerin onay vermeleri ile müfettişlerin yaptığı soruşturmada; Anayasa’dan, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinden, İLO sözleşmelerinden, 4688 ve 2821 Sayılı Kanunlardan ve Başbakanlık genelgelerinden alınan yetki ile oluşan sendikal kimlikler görülmeyerek, ceza teklif etmeleri ve yetkili amirlerin ceza vermeleri görevi kötüye kullanma, sendikal faaliyetlerin engellenmesi kapsamında değerlendirilebilecektir.  Ahmet KANDEMİR