SENDİKACILIK HAKKI TUTUP KALDIRMAKTIR

    Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk Türk Büro-Sen’in düzenlediği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sgk, İşkur ve Dpb çalışanları çalıştayında bir konuşma yaptı.

   Genel Başkan İsmail Koncuk, Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Adam aldırma demem, aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım” dizelerinden hareketle sendikacılığın hakkı tutup kaldırmak olduğunu ifade etti.

                       “BİZ HAKKI TUTUP KALDIRAN BİR SENDİKAYIZ”

   “Sendikacılık nedir, Sendikalar ne işe yarar” gibi zaman zaman tartışmalar yaşıyoruz. Birçok kamu çalışanının sendikal mücadelenin ne anlama geldiğinin farkında olmadığını üzülerek görüyorum. Yıllardır alanlarda bunları anlatmamıza, mücadele etmemize rağmen, hala sendikal tercihlerini kamu çalışanlarının doğru yapamadıklarını görüyorum.

   Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un çok güzel sözü vardır; Diyor ki: “Adam aldırma demem, aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım” Sendikacılık da hakkı tutup kaldırmaktır. Eğer hakkı tutup kaldırma iradesi ortaya koyamıyorsanız, tam tersine stratejiniz, varlığınız, büyümeniz hak yeme üzerine dayalıysa böyle bir sendikacılık olmaz. Türkiye Kamu-sen hakkı tutup kaldıran bir anlayışla geçmişinden bugüne sendikacılığı yapan bir konfederasyondur, bağlı sendikalarımız da aynı anlayışla hareket eden bir anlayışa sahiptir.

                              “BEN HİÇ ZARAR GÖRMEYEYİM DEMEK OLMAZ”

   “Çiğnerim, çiğnenirim” demek yani, bazen de hak elde etmek için çiğneneceksiniz. Ben hiç zarar görmeyeyim, bir elim yağda bir elim balda olsun, ben gemimi yüzdüreyim kimse bana dokunmasın, haksızlık hukuksuzluk karşısında sessiz kalayım şeklinde düşünen insanlar kazanıyor gibi görünse de büyük kayıplar vermektedir. Çünkü öyle bir düzen sadece hak yemek üzerine kurulan bir düzendir. Bu nedenle hakkı tutup yükseltmek için çiğnenmek de gerekiyor bazen. Mücadele etmek gerekiyor. Dün Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nda İlter Kuşoğlu diye bir arkadaşımız, Başmüfettişlik görevinden başka bir göreve alınmış. Niye alınmış? Şöyle bir incelendiğim zaman, adam Sabiha Gökçen Havaalanında görevlendirilen bazı insanların Pkk davasından yargılandığını dile getirmiş. 100 bin dolarlarla yapılan suiistimallerin varlığını dile getirmiş, zehir tacirleriyle mücadele etmiş. Demek ki fincancı katırlarını ürkütmüş. Bana görevinden alınmasının önemli olmadığını söylüyor. Allah yolunda doğru olmak önemlidir diyor. Babasının kendisine söylediğini hatırlatıyor: “oğlum” demiş babası. “Ömür 70 yıl adam gibi yaşa adam gibi öl” onun için doğruları yapabilmek son derece önemli. Doğruları yapabilmenin bir bedeli var. Canımız mı yanacak? Canımız yansın arkadaşlar. Eğer bizim canımız yanmazsa bu ülkede doğru adam kalmaz. Hep biz rahat olmayı tercih edersek, huzurlu kalmayı tercih edersek evlatlarımızın geleceği kalmaz. Sendikal mücadelemizi bu zeminde tercih etmemiz lazım. Hakkı tutup kaldırmak deyince, SGK İlçe Müdürlüklerinde atamalar yapıldı. Kriter yok, tam 497 kişi. Aralarında iyi arkadaşlarımız tabi ki vardır ama iyi olmak ayrı bir şey belli kriterlere dayalı atama sonucunda o görevlerde olmak ayrı bir şeydir. Bir yere talip olurken, birinin hakkını yiyor muyum diye düşünmek lazım. Yani bu makama daha layık biri olabilir mi diye düşünmek lazım. Bu zamanda gerçi saflık olarak görülür tabi bu durum. Ama doğrusu budur. Bunu yapabildiğimiz sürece bu ülke bir yerlere gider, bir yerlere varabiliriz.Üç tane sendika Merkez Bankası atamalarında dava açmış. Bir tanesi KESK’e bağlı Bes, bir tanesi Türk Büro-Sen, diğeri de Türk Eğitim-Sen. Peki yetkili sendikayız diye geçinenler ne yapıyor, bugünlerde şubelerine kiralık araba tutuyormuş.

                        “YÜCE ALLAH KUL HAKKIYLA GELMEYİN DİYOR”

   Türk Büro-Sen SGK’da çalışan binlerce insanın hakkı gasp edilirken, bir sorumluluk hissederek buna tepki koyuyorsa, dava açıyorsa, diğer sendika bunu seyrediyorsa, o zaman bu yaşadıklarımıza geldiğimiz noktada hata var. Sendika, çalışanlarının, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığının, Maliye çalışanlarının tamamının mücadele eden bir sendikada çatılaşma mecburiyetleri var. Böyle bir sendikacılık anlayışı olmaz. Ben adamlarımı makamlara getireyim. Böyle bir şey olmaz. Bunun sonu yok. Biz burada insan hakkı diyorsak ki Yüce Allah bana kul hakkı ile gelmeyin diye buyuruyorsa bize, her insanın hakkı olduğunu bileceğiz. Bunun mücadelesini vereceğiz. Sendikacılığı bu anlamda değerlendirmemiz lazım. Bunun dışındaki bir sendikacılık anlayışı abeste iştigaldir. Kamu çalışanlarına zarar vermekten başka, hiçbir işe yaramayan bir anlayış demektir.

                     “ZULMEDENLER ER YA DA GEÇ HESABINI VERECEKTİR”

   Türkiye Kamu-Sen olarak, kurulduğumuz günden bugüne ilkelerimizden hiç taviz vermedik. Böyle olmalı, böyle devam etmeliyiz. Allah’a şükürler olsun ki, sayımız 420 bine ulaştı. Bu muhasebeyi yapmamız lazım. Mücadele eden, alın teri döken, emek veren bir sendika var. Hiç mücadele etmeyen, yanlışları söyleme cesareti olmayan bir sendika yetkili olacak. Burada kamu çalışanlarının kendilerini nefis muhasebesine çekmesi gerekiyor. Çok net söylüyorum ki; zulmeden, makamın verdiği güçle zulmeden insanlar er ya da geç bunun hesabını vereceklerdir. Biz ne devirler gördük, neler yaşadık. Ama dimdik ayaktayız biz. Dünün güçlü başbakanları, bakanları, il müdürleri bugün yok. Ama biz bugün buradayız. Yarın da olacağız. Bugün o makamlarda olanlar, makamı devletin verdiği gücü, insanları ezmek için kullananlar bunun hesabını verecektir. Bunu Türkiye Kamu-Sen Genel başkanı olarak söylüyorum. Bunların yaptıkları hem vallahi hem billahi yanlarına kalmayacaktır. Bu ülkenin insanının tamamı bizim insanlarımız. Kimseden yardım beklemiyoruz. Ayakları üzerinde durmasını bilen, mücadele edebilen, hak için ölümden bile korkmadan yürüyen insanlarız. Bu makamlarda oturanların adil olmasını, adaletli olmasını istiyoruz. İnsan haklarına saygı duyulmasını istiyoruz. Bunları istemek bizim hakkımızdır. Onun için hepinizden isteğim gittiğiniz illerde sendikacılığın ne olduğunu anlatın. Yanlışları anlatın. Çalışma hayatı çok büyük tehditler altında. Gözümüzün önünde yaşanan, Cumhuriyet tarihi boyunca en önemli kazanımlardan biri olan, geleceğimizin elimizden alınmasıyla ilgili çalışmalar var.

                            “TAŞERON SAYISI KAMUDA 500 BİNİ AŞTI”

   Türkiye’de taşeronlaşma 2002 yılına 10 – 15 bin aralığındayken, bugün kamuda 500 bin sayısına ulaşmış durumda. Taşeronlaşma bir sömürü düzenidir. Ülkede er alanda taşeronlaşma almış başını gitmiş, sömürü düzeni zirve yapmış, evlatlarımızın geleceği sömürülüyor, iliği kemiği sömürülüyor, buna seyirci kalınıyor sonra “insanı yaşat ki devlet yaşasın” deniliyor.

   Sizler için, evlatlarımız için geleceğimiz için millet olarak biz bunu seyrediyoruz. Türkiye Kamu-Sen’den başka buna tepki gösteren, gündeme taşıyan bir sendika yok. Belediyeleri de dahil ettiğinizde bu sayı 1 milyonlara ulaşıyor. Özel sektörü dahil ettiğinizde bu sayı 2,5 - 3 milyonu buluyor. Sendikalaşma hakkı yok. Bu çalışanların insan olma hakkı yok. Son 10 yılda bunlar yapıldı ve millet bunları seyrediyor.

                     “İŞ GÜVENCESİNİN KALDIRILMASINA MÜSAADE ETMEYİZ”

   Anayasanın 128. Maddesi değiştirilirse devlet memurunu tanımlayan maddesi yani ne diyor bu madde; devletin asli ve sürekli işleri devlet memuru eliyle yapılır. Madde değişirse, devletin asli ve sürekli işleri part time çalışanları eliyle yapılır şeklinde değişirse, devlet memuru sıfatını kaybetmiş olacaksınız. Bunlar açıkça söyleniyor ve yapılıyor, devletin her kademesi bunu söylüyor; işçi memur ayrımı kalksın, yeni istihdam modeli oluşturalım diye ifade ediyorlar. Dertleri iş güvencemiz. Devlet memurunun iş güvencesini elinden almak istiyorlar. Devlet memurunun iş güvencesine sahip olması, çalışanların siyasi müdahalelerden korunması sağlıyordu. İş güvencesi memurun devletin milletin menfaatlerini, siyaset karşısında korkmadan cesurca savunsun diye verilmiştir. Kaldı ki iş güvencesine rağmen şu anda memurlar cesurca devletin milletin menfaatlerini savunamıyorlar. Biz bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Kamu çalışanlarının cumhuriyet tarihi boyunca en büyük kazanımı olan iş güvencesini kaldırmaya çalışırken biz de mücadele için her şeyi yaparız. Sayın Çalışma bakanı böyle bir çalışma olursa beraber yaparız diyor. Bu açıklama bizi kesmiyor, tatmin etmiyor. Ben de bakana “sizin böyle bir çalışmada memurun iş güvencesine dokunmayacağız diye taahhüdünüz var ise çalışmaya katılırız” dedim. Böyle bir ortamda artık devlet memurlarının sendikal mücadelenin ne işe yarayacağını kavraması lazım. işte bunlar için sendika lazım. sendikal mücadele anlamsız, küçük bir mücadele değil. Bu mücadele bizim tek başımıza yapacağımız bir mücadele değil. Hep beraber yaparsak başarıya ulaşabileceğimiz bir mücadeledir. Yoksa bu kazanımlarımızın bir gün elimizden gideceğini görün.

              “SON 50 YILIN EN İYİ! TOPLU SÖZLEŞME REZALETİ YAŞANDI”

   Toplu sözleşme rezaletini hepimiz hatırlıyoruz. Yandaş sendika dedi ki son 50 yılın en iyi toplu sözleşmesini yapacağız dedi. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Böyle rezalet yaşandıktan sonra başka ülkede olsa harç bitti inşaat paydos diye sendikalarına kilit vurmaları lazım. Kamu çalışanları eğer kendi üzerine düşenleri yaparlarsa bu sendikaların işlerine son vermeleri lazım bu alanda. Bunu kamu çalışanları yaparsa iş bu noktaya gelir. Ama yetkili sendikayız diye her yerde böbürleniyor. Her türlü rezalete imza atmışlar, toplu sözleşmede iş bırakma eyleminden kaçmışlar, beraber mücadele etmek için uzattığımız elimizi tutmamışlar, her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Kamu çalışanlarına böyle bir sendikacılık gerekir mi? Böyle bir sendikacılık mı bize lazım? Hayır böyle bir sendikacılık lazım değil. Böyle bir sendikacılığın varlığından rahatsız olup, bunların kapılarına kilit vurmalarını sağlamaları lazım. Böylesine çürük bir sendikal zeminin oluşmasına fırsat vermemesi lazım. Biz satılmaya, pazarlanmaya razı olduğumuz sürece bizi bugün Ahmet satar, yarın Mehmet satar. Bu hataları yapanlara derslerini vermeliyiz. Yüzlerimize bakacak halleri kalmamalı.

                                “BU NASIL BİR ASGARİ ÜCRET”

   Her geçen gün haklarımız geriye gidiyor. Ekonomik anlamda, sosyal anlamda ciddi kayıplar yaşıyoruz. Kamu çalışanlarına Ocak ayında yüzde 3 zam yapılacak. Sadece doğal gazda yapılan zam yüzde 23 oranlarında. Doğalgazın yurtdışından geldiği için zam yapıldığı söyleniyor. Odun fiyatları da yüzde 20 artmış. Odunda Rusya’dan mı geliyor? İşlerine geldiği gibi davranıyorlar. 2003 yılında milli gelirden kamu çalışanlarına ayrılan pay yüzde 8.3 idi. Şimdi ise bu oran artacağını azalarak 5.3’e düşmüş. Diyorlar ki sizi enflasyona ezdirmedik sizi. Enflasyon oranında zam yaptık diyorlar. Enflasyon oranında zam zaten sıfır zam demektir. Mesela ekonomik büyümeden istihdamdan kamu çalışanlarına pay vermektir. Refah payı uygulamasını hayata geçirmektir. Sayın Başbakan çok övünüyor bugünlerde. Hazinemiz cumhuriyet tarihinin doruk noktasında diyor. Biraz da biz anlayalım bu doluluk noktasını. Milli gelirin 7.1’i memur işçi, emekli, şehit ‘e ayrılmış. Milletin yüzde 99’u milli gelirin yüzde 7’sini alıyor. Türkiye’de orta direkt kalmadı, onlar kendi direklerini güçlendiriyor. Türkiye dünyanın 16. Büyük ekonomisi deniyor. Ama insanı değerlere önem bakımından incelediğimizde 80. sıralardayız. Bu çelişkilerin, adaletsizliklerin görülmesi lazım. adaletsizliğin çalışanlar, emekliler lehine değiştirilmesi lazım. Asgari ücret yüzde 4.1 arttı. İkinci altı ay 4.4 arttı. 30+30 TL ortalaması. Devlet asgari ücretten aldığı vergiden vazgeçsin. Yıllardır bunu yapacaklarını söylüyorlar. 2004’de Başbakan, böyle bir asgari ücret olmaz dedi. 20 lira artırdılar o sene. Aradan 9 yıl geçmiş, asgari ücret 774 liraya çıkıyor. Böyle bir devlet yönetimi olmaz.

   İnsanlarımız hak ettiği bir hayatı yaşayabilmeleri için ellerimizi taşın altına sokmamız lazım. bu ülkede PKK mücadele ise ile anadilde savunma hakkını elde ediyorsa, kamusal alanda ana dilde hizmet hakkını elde edebiliyorsa, mücadele etmeden bir yere varılmaz. Bu mücadeleyi beraberce yapalım.

   Burada yapılan çalışma son derece önemli bir çalışmadır. Birilerini rahatsız eden çalışmalardır. Bütün bürokrasiyi davet etmelerine rağmen toplantıya gelemediler. Burada olmak cesaret ister çünkü, doğruları duymak işlerine gelmez. Keşke gelselerdi, biz saygımızı gösterirdik. Ama bu toplantılarla biz rahatsız etmeye devam edeceğiz. Kamu çalışanlarını rahatsız edenleri rahatsız etmeye devam edeceğiz.   

    Genel Başkanın Konuşması İiçin Tıklayınız