GENEL BAŞKAN, 'BAŞBAKAN'IN SÖZLEŞMELİ 'OY'UNU NEREYE KADAR?'

 BAŞBAKAN'IN SÖZLEŞMELİ 'OY'UNU NEREYE KADAR?

Kamu kurumlarında sözleşmeli statüde istihdam edilen on binlerce kişi umutla kadroya geçmeyi bekliyor. Sözleşmeli personelin yüzde 90’a yakını bu iktidar döneminde alınmış. Şimdi Sayın Başbakan, 9 yıldır neyi bekledikleri sorusuna açıklık getirme zahmetinde bile bulunmadan sözleşmelilere kadro sözü veriyor.

Neye inanalım, biz de şaşırdık!
 
Gündemdeki gelişmelere baktığımızda Sayın Başbakan’ın açıklamalarının aksine, tablo farklı bir şekilde karşımıza çıkartıyor. Kamuoyunda Torba yasa olarak yer alan 6111 sayılı yasa ile; 657 sayılı kanuna tabi devlet memurları hakkında çeşitli düzenlemeler yapılırken 657 sayılı yasanın 4/B ve 4/C statüsünde yer alan personelin haklarının geride bırakıldığı ortaya çıkıyor.  Konuyla ilgili yaptığımız araştırmada, sözleşmeliyi kölelikten kurtaracak düzenlemeler yapılmadığı gibi, uluslar arası sözleşmelerin de hiçe sayıldığı ortaya çıkmaktadır. Aynı kurumda farklı statüde çalışanlara sağlanan hakların 4/B’li ve 4/C’liler için yok sayıldığı ortadadır.
 
Öyle ki; sözleşmeli personel ile kadrolu personel arasında derin uçurumlar hemen göze çarpmaktadır. Bu konuyla ilgili en çarpıcı farklılıklar şöyle;
 
Kadrolu hamile personel gece vardiyasına kalmazken, sözleşmeli hamile personel kalmak zorunda. Sözleşmeli personelin hem evlilik izni, hem de babalık izni daha az. Yine sözleşmeli personel 1. derece yakını kaybetmesi durumunda sadece üç gün izin alırken, diğer yakınlarını kaybetmesi durumunda resmi izin alamıyor. Kadrolu personel ile sözleşmeli personel arasında en çarpıcı ayrımlardan biri de süt izni. Sözleşmeli personel süt iznini daha az kullanabiliyor, bu nedenle bebeğini daha az emziriyor. . Birçok alanda da ILO Sözleşmesine de uygun hareket edilmiyor. Sözleşmeli personelin tayin atamaları bile farklı, görevde yükselme hakları ise hiç yok. Ayrıca,
 
Birçok insani hak ve korumadan yararlanamayan sözleşmeli personel uygulaması sosyal devlet anlayışının sonunu da getirmiştir. Sözleşmeli personele 2. sınıf muamelesi yapan siyasi irade birçok gerçeği göz ardı etmektedir. Geleceğine güvenle bakamayan, işini kaybetme korkusu yaşayan, devletine güvenmeyen, ezilmiş bir toplumun kimseye fayda getirmeyeceği aşikardır.
 
Hükümetin resmi politikası haline gelen sözleşmeli personel uygulaması sendika olarak elde ettiğimiz yargı kararları ile bir takım değişikliklere uğratılabilmektedir. Yargıda elde ettiğimiz bu kazanımlar sözleşmelileri biraz da olsa rahatlatan kazanımlar olmuştur.
 
Türkiye Kamu-Sen olarak, sözleşmeli pozisyonda çalışanların öncesinde olduğu gibi bundan sonra da sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Konfederasyon olarak Başbakanlığa bir dilekçe göndererek, kadrolu çalışanların yararlandığı haklardan sözleşmeli personelin de faydalanması talebimizi ilettik. Konuyu yargıya taşımaya hazırlanıyoruz. İnanıyorum ki, bazı problemlerin çözümünü yargı yoluyla elde edeceğiz.
 
Yine, Konfederasyonumuza bağlı bir sendika tarafından Danıştay’ a açılan davada “zayıf olan bireyin çalışma barışını ve güvenini bozup çalışanları sürekli olarak işten çıkarılma tehdidi altında bırakarak çalışma verimini etkileyecek düzenlemelerin iptal sebebi olacağı vurgusuna yer verilmiştir.
 
 Ayrıca bu kapsamda,16 Nisan’da sözleşmeli personelin güvensiz ve kuralsız iş yaşamını protesto ettik. Düzenlenen miting ile sözleşmeli köleliğin hesabını sorduk. Aynı tarihte Sayın Başbakan’ın sözleşmeli personele kadro sözü vermesi de manidardır! Sayın Başbakan’ın seçim öncesi de olsa bu sözü Türkiye Kamu-Sen mitingi anında vermesi, eylemimizin başarıya ulaştığının en önemli göstergesidir.
 
Ancak sayın Başbakan’ın bu sözüne rağmen hala sözleşmeli personel  alımı devam etmektedir. En son İller Bankası’na sözleşmeli eleman alınmıştır. Bu durumun Sayın Başbakan’ın sözleriyle bağdaşır bir uygulama değildir. İller Bankası çalışanlarının, Başbakan’ın sözlerinin tam aksine sözleşmeli statüye geçirilme çalışması, verilen sözün samimiyet derecesini de ortaya koymaktadır.
 
Bugün İller Bankası’nda yıllardır çalışan kadrolu personelin sözleşmeli yapılması, yarın kadrolu tüm çalışanların da sözleşmeli yapılabileceği sonucunu doğurabilmektedir. Tüm kamu çalışanları bu tehlikenin farkında olmak zorundadır.
 
Türkiye Kamu-Sen olarak, hükümetin TBMM’den aldığı yetkiyi kullanarak tüm sözleşmelileri kadroya geçirebileceğini biliyoruz. Ancak yetkililer ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer, bunun ancak seçimden sonra bir kanun değişikliğiyle mümkün olacağını söylemektedir. Bu açıklama ipe un sermek demektir. Seçimden sonra sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi bir takım şartları ve kısıtlamaları beraberinde getirecektir. Halbuki, Türkiye Kamu-Sen 4/B’li ve 4/C’li tüm sözleşmeli personelin herhangi bir şart ve kısıtlama olmaksızın kadroya geçirilmelerini istemektedir. Seçimden sonraya kalacak bir uygulamanın “Dağ fare doğurdu” şeklinde bir uygulama olacağı açıktır.
 
Türkiye Kamu-Sen, Sayın Başbakan’ın sözleşmelilere verdiği sözün yakın takipçisi olacaktır. Sözleşmeli öğretmen, sözleşmeli ebe, hemşire, sözleşmeli memur devri artık karanlığa gömülmelidir. 
 
İsmail KONCUK 
Genel Başkan