TÜM TÜRKİYE’DE‘’EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET KARARNAMESİNİ PROTESTO’’ EYLEMİ

Eşit işe eşit ücret düzenlemesinde öğretmenlerin ve akademisyenlerin yok sayılması nedeniyle yaptığımız eylemlerimiz devam ediyor.

Sendikamız, her Çarşamba günü olduğu gibi, bu Çarşamba günü de Türkiye’nin dört bir yanında eylem yaparak, adaletsizlik yaratan düzenlemeyi protesto etti.

Bu arada Bilecik’te basın açıklaması İngilizce olarak yapıldı. Bilecik Şubemiz “derdimizi Türkçe anlatamadık, umuyoruz ki İngilizce anlarsınız” diyerek, basın açıklamasını İngilizce olarak yaptı.

Samsun 1 No’lu Şubemiz, Kızılay’ın Samsun Şubesi’nden çadır istedi. Samsun 1 No’lu Şube Başkanı Levent Kuruoğlu çadır istemek için hazırladığı dilekçeye şunları yazdı: “1650 TL maaş alıyorum. Ek ders ücreti almıyorum. Başbakan’ın buyurduğu gibi 3 çocuğum var. 2 tanesi üniversitede 1 tanesi lisede okuyor. Onların eğitim barınma beslenme ihtiyaçlarına bile maaşımı yetiremiyorum. Ev kirasını ödeyemez hale geldim. Bu nedenle en azından kira derdinden kurtulmak için Kızılay’dan 5 kişilik çadır istiyorum. Gereğini arz ederim.”

Mersin’de ise basın açıklaması yapılmasına için verilmedi. Bunun üzerine Mersin 1 No’lu Şube Başkanımız Tevabil AKINCI basın açıklamasına izin verilmemesini, açıklamayı yırtarak protesto etti.

Eylemde açıklama yapan Şube Başkanlarımız şunları söylemiştir:

“Kamudaki ücret dengesizliğini ortadan kaldırmak için hazırlandığı iddia edilen eşit işe eşit ücret düzenlemesi beraberinde yeni eşitsizlikler doğurmuştur. Eşit işe eşit ücret düzenlemesiyle öğretmenlerin, profesörlerin, doçentlerin, yardımcı doçentlerin, araştırma görevlilerinin, Din Hizmetleri Sınıfındaki din görevlilerinin, Sağlık Hizmetleri Sınıfından hekim dışı sağlık personelinin, Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye İş Kurumu gibi kurumlarda çalışanların ek ödemelerinde artış olmamıştır.

Sendikaların görüşü hiçbir şekilde alınmadan hazırlanan KHK ile asıl iyileştirme yapılması gereken kesimlerin göz ardı edildiği açıktır. Anlaşılan o ki, bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olunan günleri çoktan geride bırakmışız. Bugüne kadar öğretmen ve akademisyenlerin maaşlarında hiçbir şekilde iyileştirme yapılmamış, bu meslek grubu ikinci plana atılmıştır. Yetiştirdiğimiz insanların, bize verdiği değer ortadadır. Bu ülkenin nesillerini yetiştirenlere karşı yapılan bu vefasızlık bizleri derin üzüntülere boğmaktadır.

Hak ettiğini almaktan başka bir talebi olmayan bu insanlara reva görülen bu muameleyi kınıyoruz. Adalet diye haykırarak, adaletsizliklere imza atanların, birbiriyle çelişen uygulamaları hayata geçirenlerin, ayrımcı politikalarla çalışanlar arasında barış ve huzuru bozanların artık tüm bunlara bir son vermesini istiyoruz.

Yeni uygulamayla üst düzey yöneticiler 759 TL ek ödeme alırken, 1 milyon 400 bin memurumuzun ek ödemelerinde artış yapılmamasını, maaşlarının yerinde saymasını kabul edemiyoruz. Doğrusu merak ediyoruz: Bu ülkeyi yönetenlerin vicdanı şu anda rahat mı?  

Öğretmen ve akademisyenler yüzde 3, yüzde 4 gibi komik zam oranları ile oyalanırken, ek ders göstergelerinde artış yapılmazken; üst düzey kesimi onurlandırmak, onları ihya etmek ne kadar adil, bunu da kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Öte yandan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirileceğine yönelik açıklamasını okuduğumuzda yaşadığımız mutluluk, bugün yerini derin bir kedere bırakmıştır. Çünkü Şimşek, adeta anında çark ederek, sözlerinin yanlış anlaşıldığını, öğretmenlerin maaşlarının, memurlarla yapılacak toplu görüşmeden çıkacak oran ve enflasyon farkı göz önünde bulundurularak artacağını, hükümetin öğretmenlere yönelik ayrı bir çalışması olmadığını söylemiştir. Şimşek’in “Öğretmenlerin 2002 yılında aldığı maaş 470 liraydı ve 165 lira da ek ders ücreti alıyorlardı. Bugün yaklaşık bin 600 lira en düşük öğretmen maaşı ve 457 lira da ek ders ücreti alıyorlar” demesi ise ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü 9 yılda zamlar peşi sıra gelmiş, hayat giderek pahalanmıştır. Üstelik her öğretmen ek ders ücreti almamaktadır. Tüm öğretmenleri ek ders ücreti alıyor gibi göstermek konunun uzmanı bir Bakana hiç yakışmamıştır. Bu en hafif deyimle kamuoyunu aldatmak, yanlış yönlendirmek anlamına gelmektedir. Öte yandan tüm gider kalemlerindeki ezici artışları görmezden gelerek, öğretmenlerin 9 yılda gerçekleşen maaş artışını bir başarı gibi sunmak büyük bir talihsizliktir ve siyaset etiği ile bağdaşmayan bir davranıştır.   

Bu noktada Başöğretmenimiz Ulu Önder Atatürk’ü hatırlamamak elde değil. 1923 yılında bir öğretmenin maaşı ile 25 Cumhuriyet altını alınırken, bugün göreve yeni başlayan bir öğretmen maaşıyla sadece 2,3 Cumhuriyet altını alabilmektedir. O günden bugüne köprünün altından çok sular aktığı görülmektedir. Bugün milletvekilleri öğretmenlerden 6,7 kat daha fazla maaş almaktadır. Durum böyle olunca, bir nesli fedakârca, büyük bir özveri ile yetiştiren, bu ülkenin kilometre taşı olan öğretmenlerimizin ve akademisyenlerimizin alınterinin karşılığını istemesi son derece doğaldır. 

Türk Eğitim-Sen olarak, adaletsizlikler yaratanları her Çarşamba günü olduğu gibi bu Çarşamba da protesto ediyoruz. Bir kez daha tekrarlıyoruz: Eylemimiz, mücadelemiz sonuç alınıncaya kadar sürecektir. Hükümetin, mağdur olan öğretmenlerin, akademisyenlerin ve diğer çalışanların sesine kulak vermesini istiyoruz. 

Haklarımızın tırpanlanmasına, yok sayılmamıza izin vermeyeceğiz. Unutulmasın ki; ADALETSİZLİK ÜZERİNE ADALET İNŞA EDİLEMEZ!”