TÜRKİYE-AB KARMA İSTİŞARE KOMİTESİ TOPLANTISI İZMİR’DE BAŞLADI

Türkiye- AB Karma İstişare Komitesi’nin 40. Toplantısı İzmir'de başladı.

Toplantıya Türkiye adına Ekonomik ve Sosyal Konsey'in Sivil kanadı olan 8 sivil toplum kuruluşu yanında, mütekabil AB Kanadı sivil toplum temsilcileri katılıyor.

Konfederasyonumuz adına Genel Başkan Önder Kahveci ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci’nin katıldığı toplantı 2 gün sürecek olup,  genel gündeminde;

- Türkiye- AB Müzakerelerinin yeniden başlatılması,

- Afet Yönetimi, 

-Yeşil Ekonomi,

-Gümrük Birliği Protokolünün yeniden ele alınması yer alıyor.

Toplantı belirlenen gündem çerçevesinde, Eş başkanlar Rıfat Hisarcıklıoğlu ve Peter Clever'in açılış konuşmaları sonrası Avrupa Komşuluk Politikaları ve Genişleme Müzakereleri Genel Direktör Yardımcısı Maciej Popowski, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komite Dış İlişkiler Bölüm Başkanı Dimitri Dimitriadis ve T.C. Dış İşleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakçı'nın konuşmaları ile devam etti.  

KAHVECİ: AFETLERLE MÜCADELE KÜRESEL BİR SORUN HALİNE GELMİŞTİR

Toplantıda söz alan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, “Doğal afetlerle mücadelenin yalnızca ülkelerin yerel sorunu olmaktan çıktığını ve küresel bir sorun haline geldiğini de kabul etmeliyiz” dedi. Kahveci, “Sanayi devrimi ile birlikte artan sera gazlarının atmosfere kontrolsüz bir biçimde salınımı sonucunda dünyanın ısısı hızla artmaya başlamıştır. Bu durum insan etkisiyle iklimlerin değişmesine yol açmakta, bu da seller, su baskınları, orman yangınları, kutup buzullarının erimesi ile deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık ve düzensiz yağışlara neden olmaktadır. Atmosferdeki karbondioksit oranındaki artış, hayvan ve bitki çeşitliliğini azaltırken insan sağlığını da tehdit eder boyuta ulaşmıştır. 

Özellikle düzensiz yağışlar ve kuraklık, önlem alınmadığı taktirde dünya üzerinde insan yaşamının tehlike altında olduğunu ortaya koymaktadır. Yalnızca bu yaz Türkiye’de yaklaşık 200 bin hektar ormanın yandığı hesap edildiğinde tehlikenin boyutları daha net görülecektir. Sanayileşmenin getirdiği enerji ihtiyacı ve bu enerjinin fosil yakıtlardan elde edilmesi bir anlamda insanlığı uçurumun eşiğine getirmiş durumdadır. Eğer bir şeyler yapılmazsa çok kısa bir süre sonra dünya gezegeni geri dönülemez bir noktaya gelecek ve bu saatten sonra alınacak tedbirler de bir işe yaramayacaktır. Dolayısıyla vakit geçirmeksizin üretim sistemlerimizi, tüketim alışkanlıklarımızı ve teknolojimizi dünyaya zarar vermeyecek şekilde dönüştürmek zorundayız. Bu çerçevede doğal afetlerle mücadelenin yalnızca ülkelerin yerel sorunu olmaktan çıktığını ve küresel bir sorun haline geldiğini de kabul etmeliyiz.

İçinde bulunduğumuz süreçte iklim değişikliği paralelinde doğal afetlerde gözle görünür bir artış yaşanmaktadır. Bilhassa su sıkıntısı çekilen bölgelerden diğer bölgelere doğru büyük bir göç akınının yaşanacağı ve yakın gelecekte toplumların en büyük sorunlarının başında bu göç olgusunun geleceği açıktır. Ne yazık ki ülkemiz küresel iklim değişikliği etkilerinden bağımsız biçimde de yaşanan siyasal istikrarsızlıklar ve çatışmalar nedeniyle  Orta ve Uzak Doğu kökenli göçmenlerin akınına uğramaktadır. Ülkemizde mevcut durumda 10 milyonun üzerinde göçmen barınmaktadır. İklim değişikliğine bağlı göçlerin başlamasıyla bu rakam çok daha artacaktır. Bu noktada Avrupa Birliğinin ortak bir göç politikası oluşturması ve Türkiye gibi geçiş ülkesi konumundaki ülkelerin sorunlarına çözüm üretmesi zorunludur. Bütün bu potansiyel ve mevcut sorunlara ek olarak dünya 2 yıldır bir de COVID-19 salgını ile mücadele etmektedir. Türkiye gerek krizle ilgili zamanında alınan tedbirler gerekse oluşturduğu başarılı sağlık sistemi sayesinde şu ana kadar salgının etkilerini nispeten daha hafif hissetti. Ancak salgının dünya ekonomileri üzerinde son derece ağır tahribatlar oluşturduğu, başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm kamu görevlilerinin ekonomik olarak olumsuz etkilendiği de bir gerçektir. Özellikle dünya genelinde artan enflasyonun, çalışanların reel gelirlerini düşürdüğü, alım gücünü azalttığı görülmektedir. Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakereleri bir süredir akamete uğramıştır. Bu kapsamda başta Sosyal Politika ve İstihdam başlıklı 19. Fasıl olmak üzere AB üyelik müzakerelerinin tekrar başlatılması için çalışma yapılmalıdır.

Bütün bu değerlendirmeler ışığında küresel iklim değişikliğine paralel olarak artan afetlerle mücadele noktasında AB üye ve aday ülkeleri kapsayan bir Ortak Mücadele Planı için herhangi bir çalışma yapılmakta mıdır? Ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan ve yakın gelecekte tüm dünyanın sorunu haline gelecek olan göçle ilgili AB bünyesinde bir çalışma yapılmakta mıdır?COVID-19 başta olmak üzere yaşanan ekonomik olumsuzluklardan çalışanları korumak adına AB bünyesinde ortak bir fon kurulması gündeme alınmış mıdır?” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye- AB Karma İstişare Komitesi’nin 40. Toplantısı 23 Kasım Salı günü ortak deklarasyonun  ya da toplantı tutanağının kabulü ve gelecek KİĶ toplantı konularının belirlenmesi ile sona erecek.