GENEL BAŞKAN: “1453, ŞAN VE ŞEREF BARINDIRAN TARİHİMİZİN KIVANÇ MÜHRÜDÜR.”

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, İstanbul'un Fethinin yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

İstanbul'un Fethi’nin 568. yıldönümünü kutlayan Genel Başkan, “Hazreti Peygamberimizin övgüsüne mazhar olan İstanbul'un Fethi, kahraman ecdadımızın en büyük zaferlerinden birisidir. Başta büyük hakan Fatih Sultan Mehmet olmak üzere bu muhteşem şehri Türk toprağı haline getiren kahraman ecdadımızı minnet ve şükranla anıyorum.” dedi.

Geylan açıklamasında şunları kaydetti:  “Tarih ve kültür beşiği olan İstanbul yüz yıllar boyu milletlerin ilgisini çekmiştir. Medeniyetlerin beşiği olan İstanbul, aynı zamanda kıtaların da kavşak noktasında bulunmasından dolayı ayrı bir öneme sahiptir. Köklü geçmişinin yanında asırlarca farklı milletlere, dinlere, kültürlere ev sahipliği yapan İstanbul, 568 yıldır Türk devletinin adaleti altında çok farklı milletten, dinden, ırktan insana kucak açmaktadır” diye konuştu.

II. Mehmet'ten önce birçok hükümdar ve halife İstanbul’u kuşatmaya almış ancak başarılı olamamıştı. Bu nedenle genç hükümdar Fatih, tarih sahnesine çıktığında tüm cihanın gıptayla baktığı, derinliklerinde kaybolmak istediği bu şehri almaya tutkuyla, imanla, cesaretle, inançla ant içmişti. II. Mehmet, böylesine zor bir işin üstesinden gelebilecek iradeye sahip olduğunun da bilincindeydi. İşte bu bilinçle II. Mehmet, İstanbul’un surlarını yıkabilmek için şahi topu yaptırdı. Yıldırım Beyazıd tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı’na yönelik saldırıları engellemek, boğazı kontrol altına almak için ‘Boğazkesen Hisarı’ olarak da bilinen Rumeli Hisarını yaptırdı. İşte bu, Fatih’in ateşpâre-i zekâsı ve müthiş öngörüsünün sonucuydu.

İstanbul’un Fethiyle ilgili hazırlıklarını tamamlayan II. Mehmet, 23 Mart 1453’te Edirne üzerinden hareket etti. 14 gün süren yürüyüşün ardından 5 Nisan Perşembe günü Türk ordusu surlara dayanmıştı. Bizanslılar böylesine görkemli ve savaş gücü yüksek bir orduyla nasıl mücadele edeceğini kara kara düşünüyordu. Bütün cihanın orduları ve donanmaları toplanıp, yardımlarına koşsalar dahi İstanbul’u hâkimiyetlerinde tutmaya güçleri yetmeyecekti. Nitekim II. Mehmet, Cuma namazını askerleri ile kılmış ve hep bir ağızdan “Bizi muzaffer eyle yarabbi!” demişlerdi. Yıkılmaz denilen duvarlar yıkılacak, aşılmaz denilen surlar aşılacaktı. İstanbul kuşatılacaktı. Bu savaşta asla ümitsizliğe, karamsarlığa, pişmanlığa yer yoktu.

Dönemin bilgini ve II. Mehmet’in hocası Akşemsettin de Fatih’i, "Yüreğine ateş düşmesin, padişahım. Hazreti Muhammed'in mutlu kıldığı serdar muhakkak sen olacaksın." sözleriyle daha da yüreklendiriyordu. Fatih ise, “Kostantiniyye benim tarafımdan feth olunması takdir edilmiş ise, burçları taş ve topraktan değil, demirden olsa, ateşi hışmı kahr ile eritip, mum gibi yumuşak eylerim." demişti.

12 Nisan’da Türk topları gürlemeye başlamıştı. Surlar önünde şiddetli ve kanlı savaş haftalarca devam etti. Dört bir taraftan kuşatılan şehrin yazgısını değiştirecek kişi II. Mehmet’ti. Yıkılmaz denilen Bizans surları güçlü Osmanlı Devleti tarafından bombalanıyordu. Cihan tarihine şan ve şeref verecek olan II. Mehmet, 21 yaşında “Fatih” unvanını taşımaya hazırlanıyordu. Gelen tüm elçilere, "Kostantiniyye’yi muhakkak fethedeceğim. Avrupa'nın bütün Hristiyan devletleri birleşseler, bizi kararımızdan asla döndüremezler. Önüme çıkacak ordular ne kadar muazzam olurlarsa olsunlar, kahrolacaklardır." diyordu. 

28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gece heyecan doruk noktadaydı. Gözlere uyku girmezken, semaya açılan eller dualarla bütünleşiyordu. Boğaziçi sahillerinde, Galata tepelerinde tekbirler getiriliyor, askerler birbirinden helallik istiyordu. Savaşın merkezi Topkapı'da Türk orduları hücumdaydı. Bizanslılara karşı imanlı göğüslerini siper ediyorlar, düşmanın gedikleri kapatmalarına fırsat vermiyorlar, canhıraş şekilde Konstantinopolis’i düşürmek için mücadele ediyorlardı.

Nihayet beklenen sonuç geldi ve 29 Mayıs 1453’te Sultan'ın muzaffer sancağı artık dalgalanıyordu. Meydan-ı gazada çarpışan, anadan, yardan, serden geçmiş, İstanbul surlarına ismini yazdırmış, canı pahasına Türk sancağını diken, son nefesini surlardan yuvarlanırken veren Ulubatlı Hasan gibi kahraman askerler II. Mehmet ile birlikte tarih yazmıştı.

Fetih; üstün bir gayret ve şuur ile tamamlanmış, artık Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmıştı. Bu gururu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyordu. Eller parçalanıncaya kadar alkış tufanı kopuyor, Türkün fevkalade coşkusu yüreklere mıh gibi kazınıyordu. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'a ayak basmıştı. İşte o tarihten itibaren bin yıldır var olan Bizans egemenliği son bulmuştu. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme dönemi başlamış, yeni hedeflerin kapıları açılmıştı. Kısacası 1453; şan ve şerefle dolu tarihimizi onurlandıran Fatih Sultan Mehmet’in yeni bir çağa Türk mührünü vurduğu eşik olmuştu.  

Bu bağlamda ecdadımızdan devraldığımız bu kıymetli mirasa sahip çıkmak, güzel yurdumuzu, değerlerimizi, kültürümüzü gelecek kuşaklara tarihi zenginlikler ve manevi huzurla aktarabilmek için elimizden gelen gayret ve özeni göstermeliyiz. Fatih'in ideallerinin gerçekleşmesi günümüzde bizlere yol gösteriyor; O’nun bıraktığı eşsiz miras, tarihimize sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

İstanbul, dünya durdukça var olacak şehirdir. İstanbul, dünya durdukça Türk’ün olacak şehirdir.  1453 tarihi, ortaçağın kapanıp yeniçağın başladığı tarihtir. Bu minvalde, milletimize bu gururu yaşatan büyük hakan Fatih Sultan Mehmet başta olmak üzere bu muhteşem şehri Türk toprağı haline getiren kahraman ecdadımızı dua, minnet ve şükranla anıyoruz."