TÜRK EĞİTİM-SEN, “2023’E DOĞRU TÜRKİYE’DE YÜKSEKÖĞRETİM ÇALIŞTAYI” BAŞLADI.

Türk Eğitim-Sen, 26-28 Mart 2021 tarihlerinde 2. Maarif Kongresi kapsamında “2023’e Doğru Türkiye’de Yükseköğretim Çalıştayı” düzenliyor.

Bilindiği gibi sendikamız daha önceki yıllarda Üniversite Sempozyumu, Yükseköğretim Çalıştayı, Üniversite Çalıştayı düzenlemiş ve Yükseköğretim Kanunu Tasarısı Önerisi hazırlamıştı. Türk Eğitim-Sen bu kez de gerçekleştirdiği “2023’e Doğru Türkiye’de Yükseköğretim Çalıştayı” ile öncü olmayı sürdürüyor.

“Üniversiteler YÖK”, “Üniversitelerin Çıktıları”, “Lisansüstü Eğitim”, “Bilim İnsanı Yetiştirme”, “Yükseköğretimde Etik”, “Yükseköğretimde Mobbing”, “Dünya Üniversiteleri Arasındaki Yerimiz” olmak üzere toplam 7 ayrı komisyonun 7 ayrı konu başlığını ele aldığı çalıştaya; Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, Genel Başkan Yardımcısı Cengiz Kocakaplan ve çalıştay komisyonlarında görevli olan alanında uzman, Türk Yükseköğretimi üzerine çalışmalar yapmış akademisyenlerimiz online olarak katıldı. 

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan’ın açılış konuşması yaptığı çalıştay, Türk Eğitim-Sen’in youtube kanalı ve facebook sayfasından canlı olarak yayınlandı. Çalıştayın sonuç raporları ise başta Yükseköğretim Kurulu olmak üzere ilgililere ve paydaşlarımıza gönderilecek, okuyucu ve araştırmacıların yararlanması amacıyla kütüphanelere ulaştırılacak. 

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan yaptığı konuşmada, çalıştayın Türk Yükseköğretimine ve ülkemize hayırlı olmasını dileyerek sözlerine başladı. Ülkemizin muasır medeniyetler seviyesine erişmesinde, nitelikli insan gücünün ihtiyaca cevap verecek düzeye ulaşmasının son derece elzem olduğuna dikkat çeken Geylan, bunun yolunun Türk eğitim sisteminin tabandan tavana kadar bu ilke ve bakış açısıyla kurgulanmasından geçtiğini kaydetti. Geylan, “Yükseköğretim; bireylere bir meslek, bir görev formasyonu ve toplumsal rol kazandırırken; onları eğitimin temel amaçları içinde yer alan, bütün milli ve evrensel normlara uygun olarak yetiştirmeyi de temel ilke olarak yerine getirmelidir” dedi.

Ülkemizin bilimsel ve teknik üretimini emanet edeceğimiz, inovasyon ve ar-ge çalışmalarına kaynaklık edecek insan gücünü temin etmeye memur olan Yükseköğretim Kurumunun misyonu bakımından hayati bir görev üstlendiğine dikkat çeken Geylan, “Türk milletine yakışan karakter ve şahsiyet donanımını çağın bilimsel kazanımları ile birleştirerek geleceği emanet edeceğimiz süreci hazırlamak, Türk yükseköğretiminin üstlendiği temel amaç olmalıdır. Bu amacın yerine getirilmesinde, yükseköğretim sistemimizden ülkemizin ve milletimizin taleplerinin karşılanmasında kuramsal, ilkesel ve insan odaklı eksiklerin giderilmesi ve hali hazırda ortada bulunan sorunların çözülmesi gerekmektedir.” diye konuştu.

Türk Eğitim Sen’in bugüne kadar yapmış olduğu etkinliklerin, bu omurga üzerinde şekillendiğini söyleyen Geylan, “Bu ilke ve kararlılıkla Cumhuriyetimizin 100. Yılından sonra başlayacağına inandığımız, bu uğurda emek verdiğimiz yeni Türk asrında devlet ve millet olarak azimle çalışmalıyız. Hedeflerimize ulaşabilmenin yolunun, insan kaynağımızı yükseköğretim aşamasında da doğru yönlendirmek ve eğitmekten geçtiğinin farkında olmalıyız. Her durum ve şartta Türk milletinden yana taraf olma düsturumuza uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı olan 2023’e bir hazırlık ve bir yol haritası belirlemek amacıyla 13-18 Temmuz 2021 tarihinde 2. Maarif Kongresi’ni düzenleyeceğiz” diye konuştu.

15 Temmuz 1921’de yani bundan 100 yıl önce düzenlenen 1. Maarif Kongresi’nin taşıdığı aynı ruh ve ülkü ile Türk Eğitim-Sen’in 2. Maarif Kongresi düzenleyeceğini bildiren Geylan, “Türk Eğitiminin ihtiyaçları ile küresel ve bölgesel gelişmeler dâhilinde 2023 yılından sonra başlayacak Türk Asrının gereği olan eğitimli insan hedefinin nasıl yakalanacağına dair bir yol haritası hazırlamayı ve öneriler sunmayı amaçlıyoruz.” dedi.

Geylan, çalıştay’da ele alınacak konu başlıklarını da sıralayarak, “Çalıştay ile Türk Yükseköğretiminin güncel sorunları, çözüm önerileri ve 2023 sonrası ideallerimizin gerçekleşmesine dair öngörülerin ortaya çıkmasını hedefliyoruz” dedi.

Geylan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kapsamda Türk Yükseköğretimine dair;

- Yükseköğretim kurumu ve üniversiteler ekseninde çözümlere dair ideal bir sistem için önerilerin sunulacağı,

- Türk üniversitelerinin, Dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 500 içerisine nasıl girebileceği ve bunun sürekliliğinin nasıl sağlanacağı,

- Programlara öğrenci kabulünde aksayan yönler ve bunlara ilişkin çözümlerin üretileceği, mezun olan öğrencilerin istihdama katılımında yaşanan sorunlar ile bazı alanlarda oluşan mezun enflasyonunun nasıl ortadan kalkacağı,

- Üniversitelerimizde görev yapan akademik ve idari personelin; ülkemiz, milletimiz ve dünya insanlığı için nasıl daha faydalı olabileceği üzerinde görüşmelerin yapılacağı,

- Akademik ve idari personelin mesleki ve bilimsel birikimleri ekseninde değerlendirmesi yapılarak atama yükseltilme ile görevlendirilme hususlarının öne çıkarılacağı,

- Türk yükseköğretiminde akademik personelin yapacağı bilimsel çalışmaları teşvik etmek amacıyla uygulamaya konulan ve sürekli kural değişimleri ile motivasyonlarını kıran akademik teşvik sisteminin nasıl kemale erdirileceği,

- Liyakat ve çalışma başarısı yerine farklı üyeliklerin ve referansların merkeze alındığı bir atama ve yükseltilme sisteminin Türk üniversitesinde yapmış olduğu tahribatın ana hatları ile masaya yatırılacağı

- Covid 19 sürecinde kendilerine karşı anlayış bekleyen lisans ve lisansüstü öğrencilerinin öğrenim sürelerinin dolması nedeniyle emeklerinin heba olmasının nasıl önleneceğine dair çözüm önerilerinin üretileceği,

- Ülkemiz sanayi ve teknolojisinin uygulama alanı olan iş dünyası ile kurulacak iletişim köprüleri vasıtasıyla ihtiyaca uygun nitelikli insan yetiştirilmesinde hangi rolün üstlenilmesi gerektiği,

- Akademik dünyanın görünen görünmeyen temel yükünü çeken araştırma görevlisi ve öğretim görevlilerinin, iş güvencelerinin teminat altına alınması hususunda hangi adımların atılması gerektiği,

- Ar-Ge ve üretim ekseninde üniversitelere düşen görevlerin ifası ile bu sürecin ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı,

-Üniversitelerin bilimsel yayın performansının nasıl artırılacağı üzerine önerilerin getirileceği,

- Bilim insanı yetiştirme programının oluşturulması ve uygulanmasına dair değerlendirmelerin yapılacağı,

gibi pek çok nokta hedefli problem mercek altına alınacaktır.

Çalıştayımıza katılan bütün bilim insanlarına, bizleri ekranları başında takip eden katılımcılara ve böylesine önemli bir etkinliğin değerini anlayarak aramızda bulunan kıymetli Yüksek Öğretim Kurulu Üyesi, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı ve teşkilat mensuplarımızın nezdinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hayırlı olmasını diliyorum.”

Genel Başkan Talip Geylan’ın ardından bir konuşma yapan UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, UNESCO’nun beş temel sektörde, daha çok bilim insanlarının merkezde olduğu, bilgi ürettiği bir sistemle çalıştığını söyleyerek, “Bu beş sektör; eğitim, doğa bilimleri, sosyal ve beşeri bilimler, kültür ile bilgi iletişim adını taşıyor. Burada elbette en önemli payı entelektüel düşünce ve bilgi üretimi gibi temel konular oluşturuyor. Zira UNESCO, kültür ve eğitim kurumu olduğu gibi, aynı zamanda tanımlanmış görevleri ile bir bilim kuruludur. Bu bakımdan da bilimi destekleyecek programların içerisinde yer alması görevlerinden biridir” diye konuştu.

Birleşmiş Milletlerin 2015 yılında kabul ettiği “Sürdürülebilir Kalkınma 2030 Hedefleri”nin, tamamen bilim insanlarının güçlü desteğini gerektiren programlar olduğunu bildiren Öcal, “Mesela bunlardan dördüncü hedef nitelikli eğitimdir. Nitelikli eğitim toplumun, insanlığın yararına, refahına, kalkınmasına destek sağlayacak eğitim anlamına geliyor. Zira bilindiği üzere UNESCO kuruluşundan sonra herkesin okur-yazar olmasını hedefleyen bir program çerçevesinde ‘herkes için eğitim’ programını başlatmıştır. Bugün geldiğimiz noktada ‘herkesin okur-yazarlığı’ndan daha büyük bir hedefe ihtiyacımız var. Çünkü okur-yazarlığın değil de, eğitim yoluyla öğrenilenin topluma refah olarak dönmesini hedefleyen bir programın oluşması gerekiyor. UNESCO olarak Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini kendi programlarımıza da dahil ederek çalışmalarımızı yürütüyoruz. Dileriz ki Türkiye, 2030 hedeflerine en erken düzeyde ulaşmış olur” dedi.

Öcal sözlerini şöyle sürdürdü: “UNESCO’nun öteden beri var olan ve şu anda sayıları 750’lileri bulan UNESCO kürsüleri ve UNİTWİN ağları programı var. Bu programların en temel görevi bilim kurullarının UNESCO ideallerini, çalışmalarını ve programlarını yakından takip ederek o programlara katkı sağlamasını hedefleyen bir program. Bu bakımdan Türkiye yakın tarihe kadar UNESCO kürsüleri bakımından güçlü ülkeler arasında değildi, biz bu sorunu çözmek için Yükseköğretim Kurulu Başkanıyla bazı görüşmeler yaptık ve Yükseköğretim Kurulumuzun da olumlu değerlendirmesiyle UNESCO kürsüleri ve UNİTWİN ağları kurulmasıyla yönünde talimatları ve tavsiyeleri oldu. Son dönemde 3 olan UNESCO kürsü sayısını 17’ye çıkardık. Bu önemli bir ivmeydi ama yeterli değil. Arzu ederiz ki bütün bilim kurulları ister eleştirel, ister yararlanma, isterse katkı vermek anlamında UNESCO’yu yakından takip etsin. Bu etkileşimin olmasını önemsiyoruz. UNESCO’daki bilim havuzu ortak deneyimlerinin toplandığı bir havuzdur. Bu bakımdan da YÖK’ün bunu desteleyen tutumu ve tavrı son derece önemliydi. Nitekim YÖK bununla da kalmadı, ‘100/2000 Bursu’ adı ile yükseköğretimde doktora yapan öğrencilere destek sağlayan bir program açtı. UNESCO’nun ideallerini, programlarını, sözleşmelerini de dahil etmek sureti ile YÖK, UNESCO çalışmalarına çok değerli bir katkı sağladı.”

YÖK Kurulu Üyesi Mehmet Şişman da meslek kuruluşlarının ve sendikaların yaptığı çalışmaları, hazırladıkları raporları önemsediklerini bildirerek, “Hep birlikte ülkemiz için en iyisini yapmaya gayret ediyoruz” dedi.

YÖK’ün çalışmaları ve hayata geçirdiği projeler hakkında bilgi veren Şişman, sıkça kamu vicdanını rahatsız eden kişiye göre akademisyen alımlarının yer aldığı ilanları ortadan kaldırmaya yönelik bir mevzuat düzenlemesi yaptıklarını söyledi.

“Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu”nu  oluşturduklarını bildiren Şişman, her yıl yükseköğretim programlarında oluşturulacak kontenjanları ve yeni açılması gereken program alanlarını müzakere ettiklerini ve rasyonel şekilde kontenjan planlaması yapmaya çalıştıklarını kaydetti. Talep gören programlarda daha çok kapasite oluşturulduğunu, talep görmeyen programların da kapatıldığını söyleyen Şişman, salgın sürecine rağmen kontenjanlardaki doluluk oranının yüzde 95’e ulaştığını bildirdi.

Şişman, salgın sürecinde YÖK olarak kesintisiz olarak eğitimi sürdürmeye çalıştıklarını, eğitime ara vermediklerini söyleyerek, “Üniversitelerin kapısına kilit vurmadık. Batıda bazı gelişmiş üniversiteler bile bu konuda çelişkili kararlar alırken, biz istikrarlı şekilde aldığımız kararlarla üniversitelerde eğitimin kesintisiz şekilde sürdürülmesine yönelik düzenlemeler yaptık. Birtakım aksaklıklar olsa da merkezi bir düzenlemeyle ve verdiğimiz esnek kararlarla, üniversitelere devrettiğimiz yetkiyle her üniversite kendi imkânlarını, alt yapısını, teknik donamını göz önünde bulundurarak bu süreçte olabildiğince en iyisini yapmaya çalıştı. Salgın sürecinde yükseköğretimi en az hasarla yöneten ülkelerin başında geliyoruz. Bu süreçte Uzaktan Öğretim Politikaları Kurulu oluşturduk, sanal fuarlar düzenledik, YÖK Sanal Laboratuvar projesi başlattık. İlk aşamada 15 binin üzerinde öğrenciye hizmet sunuldu, şu anda da 30 binin üzerinde öğrenci bu laboratuvardan yararlanıyor” dedi.

Eğitim alanının dinamik bir alan olduğuna dikkat çeken Şişman, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar doğrultusunda yeni güncellemelerin yapılmasının zorunlu olduğunu bildirdi. Şişman, “Söz konusu güncelleme sadece eğitimle ilgili konuları,  müfredatı, dersleri güncellemenin ötesinde bazı iş yapma alışkanlıklarımızı, tutumlarımızı, tavırlarımızı da değiştirmeyi de gerekli kılmaktadır. Türk yükseköğretim sistemiyle ilgili yaptığımız iyileştirmelerin yanında elbette bütün dünyada olduğu gibi çözülmesi gereken bazı sorunlarımızın da olması doğaldır. Hiçbir ülke eğitimle ilgili sorunlarını bütünüyle çözmüş değildir. Önemli olan sorunların farkında olmak ve çözmek konusunda gerekli irade ve girişimi göstermektir. Biz de elimizden geldiği kadar bunu yapmaya çalışıyoruz. Ülkemiz eğitimle ilgili teknik ve alt yapı sorunlarını çözmüştür diyebiliriz. Salgın sürecinde üniversitelerimiz uzaktan eğitimle ilgili alt yapılarını geliştirmiş, öğretim üyeleri de bu konuda deneyim kazanmıştır. Öyle görünüyor ki bundan sonraki süreçte de uzaktan eğitimle ilgili uygulamalar belirli oranda devam edecektir” diye konuştu.

Çalıştayımız 27-28 Mart tarihlerinde de devam edecek. Komisyon çalışmalarının ardından ortaya çıkan raporlar, Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi tarafından bir kitapta toplanarak, başta YÖK olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilecektir.

 

Açılış oturumunu izlemek için tıklayınız.