GENEL BAŞKAN GEYLAN: “MADEM MEB BÜTÇESİ 2021 İÇİN %94 ARTIRILDI, O HALDE ÖĞRETMEN ATAMA SAYISI DA İKİ KAT ARTSIN VE 80 BİN OLSUN”

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan 12.12.2020 tarihinde gazeteci Pervin Kaplan'ın instagram yayınının canlı yayın konuğu oldu.

Eğer ki yüz yüze eğitime başlayacaksak, öğretmenlerimiz de aşılamada öncelikli meslek gruplarına dahil edilmelidir.  

Uzaktan eğitimle ilgili önemli açıklamalar yapan Geylan, okulların açılış tarihini de değerlendirerek, eğer ki yüz yüze eğitime geçilecekse aşılamada öğretmenlerin öncelikli meslek gruplarına dahil edilmesini istedi. Geylan,  şunları kaydetti: " Uzaktan eğitim tabi ki arzu ettiğimiz bir durum değil, yüz yüze eğitimin boşluğunu asla  dolduramaz. Şu anda uzaktan eğitimle öğrencilerimizin kesintiye uğrayan öğrenme kayıplarını telafi etmeye çalışıyoruz. Tabi mevcut duruma baktığımızda; korkarım ki, hem günlük vaka sayıları hem de Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk'un  yaptığı açıklamaların ara mesajları 4 Ocak'ta da yüz yüze eğitimin başlamasının pek mümkün görünmediğini gösteriyor.

Tabi aşı da gündemde. Ama 4 Ocak'a kadar toplumda salgının yayılım hızını  yavaşlatacak bir aşılama yapılması  mümkün görünmüyor. Aşı gelse bile 15 günlük bir bekleme ve test süreci var. 15 günü geçireceğiz, ardından toplumda öncelikle sağlık çalışanlarını aşılayacağız ve ardından salgının yayılımını durduracak ölçüde bir kitleye de aşı yapacağız. Bizim sendika olarak talebimiz eğer ki yüz yüze eğitime başlayacaksak, öğretmenlerimiz de aşılamada öncelikli meslek gruplarına dahil edilmelidir.   Zira 1 milyonun üzerinde eğitim çalışanı, 18 milyon öğrencimiz var. Bu noktada alacağımız tedbirler hem eğitim çalışanlarını hem öğrencileri hem de ailelerini korumak demektir. Öğretmenlerin aşılanması aynı zamanda toplum sağlığı için alınacak tedbir demektir."

Öğrenciler okuldan çıktıktan sonra kontrolsüz ortamlarda zaman geçirdi. Bu durum okullarda alınan tedbirleri tahrip etti.

Geylan öğrencilerin öğrenme kayıplarının arttığını da belirten Geylan, "Unicef'in yaptığı araştırmaya göre Dünya genelinde öğrencilerin en az yüzde 60'ı bu süreçten olumsuz etkilendi. Ülkemizde kademeli olarak yüz yüze eğitime geçildiği süreçte okullarda maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyuldu. Ama sorun okulda bulunan süre değildi. Okula gelirken ve okul dönüşü okul dışında bulunulan ortamlarda kontrol sağlanamadı. Öğrencilerimiz, okuldan çıktıktan sonra bu kontrolsüz ortamlarda zaman geçirdi. Dolayısıyla bu istenmeyen durum, okullarda alınan tedbirleri tahrip etti. Dolayısıyla bu da vaka sayılarına da yansıdı. Batıda okulları açtılar ama diğer alanlarda ciddi kısıtlamalar getirdiler. Keşke sosyo- ekonomik koşullarımız izin verse de  her yeri kapatsak, sadece okulları açsak... Meslektaşlarımız da kesinlikle yüz yüze eğitim yapılmasını istiyor. " diye konuştu.

Okullar kapalıyken, öğrenciler yokken öğretmenler ne yapacaktı? Okulda öğrencinin olmadığı bir dönemde öğretmenler okula gidip duvarları mı seyredecekti?

Uzaktan eğitim ile ilgili yaşanan  sorunlara da değinen Geylan, "Uzaktan eğitim süreçlerinde en sorunlu konulardan birisi önemli sayıda öğrencinin uzaktan eğitim araçlarına ulaşamaması oldu. Bu noktada tüm öğrencilerimize uzaktan eğitim araçları ve internet imkanının ücretsiz olarak sağlanmasını talep etmiştik. Şayet uzaktan eğitime devam edecek isek -ki bir süre daha öyle görünüyor- bir çocuğumuz bile bu imkandan mahrum kalmamalıdır. Öte yandan öğretmenlerimiz de uzaktan eğitim sürecini kendi kişisel gayretleriyle yürüttüler. Şöyle ki, sendikamızın yaptığı anket çalışmasına göre öğretmenlerin yüzde 39'u uzaktan eğitim aracı satın aldığını belirtmiştir. Devletimiz öğretmenlere bunun için ek ödeme yapmadı. Öğretmenler büyük bir fedakarlıkla kişisel imkanlarını kullanarak canlı ders yaptılar. Üstelik öğretmenler eğitim fakültelerinde uzaktan eğitimle ilgili herhangi bir eğitim de almadı. Öğrencilerin kesintiye uğrayan öğrenme kayıplarını gidermek için yoğun çaba sarf ettiler. Ben tüm öğretmenlerimize sizlerin de aracılığıyla teşekkür etmek istiyorum. Buna rağmen topluma bazı mahfiller öğretmenlerle ilgili ithamlarda bulundu. Öğretmenlerin çalışmadan ücret aldığını, pandemi sürecinde öğretmenlerin iş yapmadığını iddia ettiler. Okullar kapalıyken, öğrenciler yokken öğretmenler ne yapacaktı? Okulda öğrencinin olmadığı bir dönemde öğretmenler okula gidip duvarları mı seyredecekti? Bu hakaretler öğretmenleri çok yaraladı. Öğretmenlerin itibarını rencide etti. Bu karalama kampanyasını  yapanları bir kez daha kınıyorum" diye konuştu.

Yarı yıl tatilinde mazeret tayini yapılacak. Konuyu yakından takip ediyoruz.

İl içi ve iller arası isteğe bağlı yer değişikliği ile ilgili önemli açıklamalar yapan Geylan, bu konunun Türk Eğitim-Sen'in önceliklerinden olduğunu söyledi. Bakanlığın nakil döneminde öğretmenlere iller arası isteğe bağlı yer değişikliği hakkı verdiğini ama yeterli kontenjan açılmadığı için bu hakkın sadece kağıt üzerinde kaldığını bildiren Geylan, "Burada tayin hakkı verdik ama tayin yapmıyoruz anlamı çıkar" dedi. Örnekler veren Geylan, "İstanbul norm açığının en fazla olduğu illerin başında geliyor ama İstanbul aynı zamanda norm fazlalığı olan beşinci il. Hatta İstanbul'da 21 bin ücretli öğretmen görevlendirmesi yapılıyor. Dolayısıyla bir ilde hem norm açığı hem norm fazlalığı hem de 21 bin ücretli öğretmen görevlendirmesi varsa, burada sorun sağlıklı bir planlama yapılmamasıdır. MEB'in  planlama noktasındaki eksikliği giderdiğinde tayin dönemlerinde öğretmenlerin mutlu ve huzurlu olacağı bir düzeni kurmanın kolay olacağını düşünüyorum. Biliyorsunuz yarı yıl tatilinde mazeret tayini yapılacak. Konuyu yakından takip ediyoruz. Arkadaşlarımız müsterih olsun!" dedi.

Kamu yönetiminin aile birliğini sağlamaması, eş durumundan tayin hakkı vermemesinin Anayasanın 41. maddesini ihlal edilmesi anlamına geldiğini  bildiren Geylan, "Aile bütünlüğünün sağlanması ya da sağlık mazereti keyfiyet değil, adı üzerinde mazerettir. Kişi bir zorunluluktan dolayı tayin talebinde bulunuyor. Sözleşmeli öğretmenlerimizin de bu mağduriyetleri mutlaka giderilmelidir.

Ağrı'nın bir mezrasında görev yapan öğretmenimizle, Ankara'nın Çankaya ilçesinde görev yapan öğretmenlere aynı mali ve özlük hakları verirseniz burada adalet olmaz.

Hizmet affı muafiyetine de değinen Geylan, "2016 yılından önce MEB, 10 yılda bir zorunlu hizmet affı  getiriyordu. Dolayısıyla beklenti oluştu. Ancak MEB uzun yıllardır  muafiyet getirmiyor. MEB'in şu an için böyle bir çalışması olmadığını biliyorum. Tabi gerek zorunlu hizmet affı gerekse çakılı sözleşmeli istihdamla ilgili sendikamızın önerisi şudur: Öğretmenleri esir değil, teşvik edelim. Onların gönüllü olarak o bölgede çalışmasını sağlayalım. Bunu da elverişsiz koşullarda görev yapan öğretmenlere bölgenin mahrumiyet derecesine göre bir brüt asgari ücret ile iki brüt asgari ücret arasında zorunlu hizmet tazminatı ödeyelim. Ağrı'nın bir mezrasında görev yapan öğretmenimizle, Ankara'nın Çankaya ilçesinde görev yapan öğretmenlere aynı mali ve özlük hakları verirseniz burada adalet olmaz.

Aslında Zorunlu Hizmet Tazminatı talebimiz 2023 Eğitim Vizyon Belgesinde de teşvik adıyla yer aldı. Ancak hala uygulamaya geçilmedi. Oysa ki ülkemiz öğretmenler için bu sistemi daha önce uygulamış ve verimli sonuçlar almıştı. Bu uygulama polis ve askerlerimiz için de halen devam ediyor. 2023 Eğitim Vizyon Belgesiyle de taahhüt edilen bu uygulamanın bir an önce hayata geçirilmesi en büyük beklentilerimizdendir. Bu şekilde öğretmenlerin elverişsiz bölgelerde çalışmasını teşvik ederek öğretmen istikrarını sağlarsınız. " diye konuştu.  

Ek gösterge sözü hayata geçirilirse bu, genç meslektaşlarımız için 110 bin kadro açılması anlamına gelecektir.

3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesini isteyen  Geylan şunları söyledi: "Şu anda 110 bin öğretmen 3600 ek gösterge sözü nedeniyle emekliliği hak ettiği halde emekli olmuyor.  Çünkü 3600 ek gösterge maaşlarda 650 ila 750 TL, emekli ikramiyesinde de 20 bin ila 22 bin TL  artışa denk geliyor. Ek gösterge sözü hayata geçirilirse bu, genç meslektaşlarımız için 110 bin kadro açılması anlamına gelecektir. Tabi Türkiye Kamu-Sen’in TBMM gündeme getirdiği ve Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmeyi bekleyen teklifindeki gibi, tüm kamu çalışanları için ek gösterge düzenlemesi yapılmasını talep ediyoruz. Çünkü sadece dört meslek grubunun ek göstergelerini artırır, diğerlerine dokunmazsanız, kamudaki hiyerarşik silsileyi bozarsınız. Hatta yardımcı hizmetler sınıfının da ek göstergeden yararlanmasını teklif ettik. Umuyoruz ki teklifimiz hayata geçirilir."

2021 yılında 80 bin atama yapın!  

2021 yılı için 80 bin atama talebinde bulunan Geylan, "Milli Eğitim bütçesinde geçen yıla göre yaklaşık yüzde 94 artış var. Geçen yıl 40 bin atama yapılmıştı. Madem bütçeyi iki katı oranında artırdınız, o halde  2021 yılında da öğretmen atama sayısını iki katına çıkarın ve 40 bin değil, 80 bin atama yapın!  Konuyla ilgili atama bekleyen öğretmenlerimizin de yoğun talebi var. Umarım bu çağrılar karşılık bulur. Ayıca kontenjanların da artırılmasını istiyoruz. Unutulmamalıdır ki, bir çok branşta yüksek puan aldığı halde öğretmenlerimiz kontenjan yetersizliğinden dolayı atanamıyor. " diye konuştu.

Aynı işi yapan insanlar aynı statüde istihdam edilir. Yasa koyucu bu garabete artık engel olmalıdır.

Farklı istihdam türlerine de tepki gösteren Geylan tüm öğretmenlerin sadece kadrolu olarak istihdam edilmesi gerektiğini kaydetti. "Öğretmenler odasında aynı işi yapan farklı statülerde istihdam edilen öğretmenleri görüyoruz" diyen Geylan, sözleşmeli ve ücretli öğretmenliğin sakıncalarını anlattı.  Türk Eğitim-Sen'in geçtiğimiz yıl yaptığı araştırmaya göre ülkemizde 80 bin 583 ücretli öğretmen çalıştırıldığını söyleyen Geylan, "Öğretmen doğum iznine ya da vatani görevini yerine getirmeye gider, hastalanır uzun süre rapor alır, o zaman ücretli öğretmen görevlendirirsiniz. Ama 81 bin ücretli öğretmen görevlendiriyorsanız, o zaman siz ücretli öğretmenliği adeta bir asal istihdam modeli haline getirmişsiniz demektir. Üstelik bu arkadaşlarımız asgari ücretin altında maaş alıyor, köle gibi çalışıyor. Bu durum, öğretmenlik mesleğinin haysiyetine yakışmaz. Şunu da belirtelim; 81 bin ücretli öğretmenin sadece 37 bini eğitim fakültesi mezunu, 10 bin 837'si yüksek okul mezunudur. Dolayısıyla  bu model hem öğretmenlik mesleğine hem de çocuklarımıza ihanettir. Sözleşmeli öğretmenlerimiz de birçok sorun yaşamaktadır. Öyle ki aldıkları ek ders ücreti dahi kadrolu öğretmenlerden farklıdır. Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasıyla; devlet, kamu hizmetinin süreklilik arz eden işlerini de 4/B'lilerle görülür hale getirmiştir.   Bunu kabul etmiyoruz. Sendikamızın talebi, 2011 ve 2013 yılında olduğu gibi yanlıştan bir kez daha dönülmesi ve tüm sözleşmelilerin kadroya alınmasıdır. Aynı işi yapan insanlar aynı statüde istihdam edilir." dedi.

Öğretmenlik Meslek Kanunu ivedilikle çıkarılmalıdır.

Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun çıkarılması için imza kampanyası başlattıklarını da bildiren Geylan, bunun için  ek bütçe gerektiğini, ancak ek bütçenin kanunun çıkarılmasına engel olmamasını istedi. "Her şeyden tasarruf edebilirsiniz ama eğitimden asla!" diyen Geylan, öğretmenlerin 657 Sayılı DMK'dan kaynaklanan haklarının baki kalması kaydıyla Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun çıkarılması gerektiğini bildirerek, mutlaka ilave bütçe ayrılmasını talep etti.

Zaten planlanmış olan ek ders ücretleri öğretmenlere eksiksiz ödenmelidir.

Genel Başkan Geylan, pandemi döneminde  'ders şartı' olmaksızın öğretmenlerin ek derslerinin ödenmesini de istedi. Göreve yeni başlayan bir öğretmenin 4 bin 129 TL, 25 yıllık bir öğretmenin maaşı 5 bin 38 TL aldığına dikkat çeken Geylan bu rakamların  yoksulluk sınırının altında kaldığını söyledi.  Ek ders ücretlerinin öğretmenlerin temel giderlerini karşılaması noktasında önemli bir kalem olduğunu ifade eden Geylan, "Bakanlık bütçesine ilave bir yük getirmeyeceksiniz. Zaten haftalık ders çizelgeleri üzerinden belirlenmiş ve mevcut bütçeniz içerisinde ödenmesi planlanmış olan ek ders ücretleri öğretmenlere eksiksiz ödenmelidir." dedi.

 

Genel Başkanın Açıklamaları İçin Tıklayınız.