GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ BURDUR, ESKİŞEHİR 1 VE 2 NO’LU ŞUBELERİN İSTİŞARE TOPLANTISINA KATILDI.

Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Yaşar Şahindoğan ve Selahattin Dolğun Budur, Eskişehir 1 ve 2 No’lu Şubelerinin istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Budur Şube Başkanı Orhan Akın, Eskişehir 1 No’lu Şube Başkanı Haydar Urfalı, Eskişehir 2 No’lu Şube Başkanı Gürol Yer, şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve okul temsilcileri ve çok sayıda üyemiz hazır bulundu.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Yardımcıları M. Yaşar Şahindoğan ve Selahattin Dolğun, tüm öğretmenlerin kadrolu olarak atanması gerektiğini belirterek, ücretli, sözleşmeli şeklindeki istihdam türlerine tepki gösterdiler. Sözleşmeli öğretmenlerin tayin hakkının olmamasına dikkat çeken Genel Başkan Yardımcıları, öğretmenliğin kariyer mesleği olduğunu söyleyerek, “Kariyer mesleği olarak kabul edilen öğretmenlik mesleğini sözleşmeli öğretmenlik adı altında sulandırarak neye hizmet ediyorsunuz?” diye sordu.

Genel Başkan Yardımcıları sözlerine şu şekilde devam etti: “Kariyer mesleklerinin istihdam şekli kadrolu istihdamdır. Sözleşmeli öğretmenlik ise, tüm hakları kısıtlamış, iş güvencesi zayıflatılmış, özlük hakları kırpılmış bir istihdam şeklidir. Sözleşmeli öğretmenleri 6 yıl boyunca yerinden kımıldayamayacak şekilde görevlendiriyorlar. Bu insanların evlenmeye hakkı yok mu, sağlık mazereti hakkı yok mu? Bu durum Anayasa’nın 41. Maddesine de aykırıdır. Sözleşmeli kölelik adını verdiğimiz bu sisteme karşıyız. Vizyon belgesinde sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılmasına yönelik bir hususun yer almaması büyük hatadır. Vizyon belgesini derhal revize edilmelidir.”

Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılmasının doğru olduğunu söyleyen Genel Başkan Yardımcıları, “Öğretmenleri 657 Sayılı DMK’nın dar kapsamı içinde yönetmek mümkün değildir. Bu yüzden ayrı bir kanun ile öğretmenlerin yönetilmesi, hak ve sorumluluklarının düzenlemesi doğru bir yaklaşımdır. Biz meslek kanunun çıkarılmasını eskiden bu tarafa savunan bir sendikayız. Ancak bu meslek kanunun nasıl çıkarılacağı ve içeriği bizim için önemlidir. 657 Sayılı DMK’nın kazandırdığı iş güvencesi dahil bütün haklarımızı koruyan bir meslek kanunu istiyoruz” diye konuştu.

Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına değinen Genel Başkan Yardımcıları, “Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda mutlaka öğretmenin itibarını artırıcı, öğretmene şiddeti önleyici bir takım düzenlemeler bulunması gerekir. Bir eğitimciye şiddet uygulandığında, şikayetçi olmazsa dosya kapanmaktadır. Sendikamız şikâyete bağlı olmaksızın konunun kamu davası haline getirilmesini gerektiren bir düzenleme istiyoruz” dedi.

Siyasi iktidarın, teftişsiz, denetimsiz bir devlet istediğini belirten Şahindoğan ve Dolğun, “Bakanlık teftiş sistemi şu anda adeta felç olmuştur. Bakanlık merkez teşkilatında istihdam edilen 500 müfettiş ile teftiş işi yürütülmeye çalışılmaktadır. İllerdeki maarif müfettişlerin pek çok yetkisi ellerinden alınmış, tamamen atıl bir vaziyette kalmışlardır. Türk Eğitim Sen olarak ikili teftiş yapılanmasını son derece sağlıksız buluyoruz ve tüm maarif müfettişlerimiz dahil denetim elamanlarının, müfettişlerin Milli Eğitim Bakanlığı Merkez teşkilatındaki bakanlık müfettişleri ile aynı özlük haklarına sahip hale getirilmesini istiyoruz. Eskiden olduğu gibi illerde bölgelerde teftiş yapılanmalarının hayata geçirilmesini istiyoruz. Bakanlık kendi kontrol ve denetimini ancak bu şekilde yapabilir. Şimdi maalesef okul yönetmekten bir haber okul müdürleri ile gözetim yapılıyor ve pek çok haksızlığa imza atılıyor ya da pek çok ciddi suç bunlar marifeti ile üzeri örtülüyor. Böyle bir sistem olamaz. Onun için teftiş sisteminin yeniden yapılandırılması hatta güçlendirilmesi gerekir” diye konuştular.

Ek göstergenin tüm kamu çalışanlarını içerine alarak düzenlemesi gerektiğini belirten Genel Başkan Yardımcıları şöyle konuştu: “Türkiye Kamu Sen, ek göstergeden yararlanmayan yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlara 800’er puan ek gösterge verilmesi, ek göstergeden yararlanan kamu çalışanlarına da mevcut ek gösterge rakamlarının 800’er puan artırılması şeklinde adaletli bir iyileştirmeyi getiren bir kanun teklifi hazırladı ve MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı marifetiyle TBMM’ye sundu. Biz bu düzenlemenin bir an önce hayata geçirilmesini istiyoruz.”

Gelir vergisi kesintilerine de değinen Genel Başkan Yardımcıları, “2109 yılı için yüzde 15’lik gelir vergisi matrahı dilimi 18 bin lira olarak tespit edildi. Yani almış olduğunuz maaş ek ders  ücretleri gelirleriniz hangi ayda 18 bin rakamına ulaştı ise, ondan sonra gelir verginiz yüzde 20’ye çıkıyor. Bir anlamda Ocak ayında size verilen yüzde 3-5 oranındaki zam, Nisan ayında geri alınıyor.

Türk Eğitim Sen olarak vergi dilimi zulmünün bitirilmesini istiyoruz. Devlet çalışanlarına adil olmalıdır. Devlet memuru vergisini peşin ödüyor, vergi kaçırmıyor. O zaman bu devlet memurunun da ödeyeceği gelir vergisinin yüzde 15’e sabitlenmesi gerekir. Devlet memurundan yüzde 15’in üzerinde gelir vergisi kesilmesin. Eğer mevzuat buna müsait değil ise, o zaman tespit edilen yüzde 15’lik gelir vergisi matrahını bugünkü rakamın 3 katına çıkarın, dolayısıyla hiç kimse yüzde 20’lik vergi dilimine girmesin. Bilindiği gibi önümüzde toplu sözleşme dönemi var. Bu dönemde de inşallah bu vergi dilimi meselesini birinci önceliğimiz olarak toplu sözleşme masasına götüreceğiz. Tüm memurlar için bu konunun takipçisi olacağız.” diye konuştular.

Üniversite çalışanlarının sorunları hakkında da önemli açıklamalar yapan Genel Başkan Yardımcıları “Üniversitelerdeki en önemli sorunun üniversitelerin demokratik yapısının olmamasıdır” dedi. Üniversitelerde sendikal bir baskı olduğunu vurgulayan Genel başkan Yardımcıları, “Rektörün devreye girerek, insanlar üzerinde baskı yapılıyor. Böyle bir rektörlük anlayışının olduğu üniversitelerde demokrasi olur mu? Özgürlükler olur mu? Ya da bu üniversiteler bilim üretebilir mi? Özgürlüğün olmadığı bir üniversite asla bilim üretemez. Bu nedenle üniversitelerimizin yapısı mutlaka demokratik hale getirilmelidir. Bunun yolu da rektör atması değil, rektör seçimidir. Yapılacak rektör seçimlerinde üniversite idari personelinin de en azından belli oranlarda oy kullanarak sürece dahil edilmesi gerekir. Üniversitelerin oluşturduğu kurul ve komisyonlarda mutlaka sendika temsilcileri bulunmalıdır. Bu; denetlenmeyi, şeffaflığı ve özgürlüğü getirecektir.” Diye konuştu.

Rektörlere adeta derebeyi yetkisi veren Yükseköğretim Kanunu’nun 13/b 4. Maddesi’nin mutlaka yeniden düzenlemesi gerektiğini bildiren Şahindoğan ve Dolğun, “Rektör, 13/b 4. maddesini kullanarak personeli istediği yere verebilmektedir. Görevini tamamen keyfi olarak kullanabilmektedir. Bunun yerine, hangi şartlar gerçekleştiğinde bu yer değişikliğinin yapılabileceği objektif bir şekilde tespit edilmeli ve kriter olarak yüksek öğretim mevzuatına konulmalıdır.

Yine üniversite akademik personeli için Türk Eğitim Sen olarak akademisyen askerlik uygulaması talep ediyoruz. Ülkemizin doğusunda yeni kurulan ve öğretim elemanı bulmakta zorluk çeken üniversitelerde görev yapmış olan arkadaşlarımızın bu görevleri aynı zamanda askerliklerine sayılmalıdır. Bu, hem o üniversitelerin personel ihtiyacını çözecek hem de akademisyenlerin askerlik görevlerine kolaylık sağlayacaktır.

YÖK tarafından üniversite personeli atama ve yer değiştirme yönetmeliğinin çıkarılmasını istediklerini bildiren Genel Başkan Yardımcıları, “Milli Eğitim Bakanlığı’nda olduğu gibi üniversiteleri YÖK’ün alt birimi kabul ederek, bunlar arasındaki geçişlerin YÖK tarafından bir yönetmelik ile organize edilmesini istiyoruz” dedi.

Görevde Yükseleme Sınavlarının da keyfi hareket edilerek yapıldığına dikkat çeken Şahindoğan ve Dolğun, “Bazı üniversiteler yıllarca görevde yüksele sınavını açmıyor. Eski oturmuş üniversiteler bunu belli periyotlarda yapıyor ama özellikle yeni kurulan üniversitelerde rektörler canları istediği zaman bu sınavları yapıyorlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de mülakat uyguluyorlar mesela, yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar memur olurken, yazılı sınavın ardından mülakata tabi tutuluyor. Bu mülakatlarla liyakat değil torpil ve yandaşlık ölçülmektedir. Bu minvalde Görevde Yükselme Sınavları YÖK tarafından koordine edilerek, belli periyotlarla yapılmalıdır. Hatta bu sınavları YÖK merkezi olarak yapmalıdır. Görevde Yükselme Sınavlarında mülakat kaldırılmalıdır” dediler.

Toplantı soru-cevap şeklinde devam etti.