GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ KARAMAN, KONYA, NİĞDE VE AKSARAY’DAYDI.

Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan Karaman, Konya 1 ve 2, Niğde ve Aksaray Şubelerinin düzenlediği istişare toplantılarına katıldı.

İstişare toplantılarının yanı sıra Genel Merkez Yöneticileri Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu beldesinde 15 Temmuz demokrasi şehidimiz Ömer Halisdemir’in kabrini de ziyaret etti.

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan hakkı tutup kaldırma mücadelesi verdiklerini söyleyerek, şunları kaydetti: “Türk Eğitim-Sen, siyasi iktidarlarla yürüyerek büyüyen değil eğitim çalışanlarıyla yürüyerek büyüyen bir sendikadır; kasabın bıçağını yalayan koyunların bulunmadığı bir sendikadır; bin eğriyi düzeltmeye namzet birer doğrulardan oluşan bir sendikadır; gururla ‘Ne mutlu Türküm’ diyenlerin sendikasıdır. Türk Eğitim Sen’e verdiğiniz destek bu manada çok önemlidir. Sendikamızın büyümesi, hizmetlerinin anlatılması ve tanıtılması için göstermiş olduğunuz gayretlerden ötürü  hepinize ayrı ayrı  teşekkür ediyorum.

Türk Eğitim-Sen Türkiye’nin en büyük, en önemli sivil toplum kuruluşlarından birisidir, en etkili sendikasadır. 4688 Sayılı Kanuna göre yetkili sendika olma hüviyetini ne yazık ki kaybettik. Yetki istatistiksel bir büyüklüğü ifade eder ama Türk Eğitim-Sen  kuruluş ilkeleriyle, çalışma yöntemleriyle, genel amaçlarıyla zaten büyük bir sendikadır. Yetkili olmak herşey demek değildir, ancak Türk Eğitim Sen’in yeniden yetkili olması da farzdır. Çünkü çalışma yöntemlerinizi, bilgi ve tecrübelerimizi, ülkeye bakışınızı ancak yetkili olduğunuz zaman hayata geçirme imkanımız vardır. Zira nicelik olarak artı bir olduğunuz zaman yasaların kuvvetiyle masaya oturma şansına sahip olursunuz. Biz bu milleti seviyoruz. Onlara en iyi hizmeti vereceğimize inanıyoruz. Bizler Türkiye’yi karış karış geziyoruz. Hakkı tutup kaldırma mücadelesi veriyoruz. Bu mücadelede bugün yalnız bırakılmış olabiliriz ama gaflet uykusunda olanlar uyanacak ve Türk Eğitim-Sen’e hak ettiği desteği verecektir.”

Toplu sözleşme sürecine de değinen Kocakaplan şöyle konuştu: “ ‘Yetkiliyim’ diye ortalıkta gezinen bir sendika var. Bilindiği gibi 2012 yılında toplu görüşmeden toplu sözleşmeye geçtik ve toplu sözleşmeye geçişten sonra malum sendika 3 defa toplu sözleşme masasına oturdu. Bütün bu toplu sözleşmelerin hepsi fiyaskoyla sonuçlandı. Masada kamu çalışanları siyasi iktidara peşkeş seçildi.

2011 yılında yapılması gereken toplu görüşmeler 2012 yılında yapıldı. Bu toplu sözleşmelerde kamu çalışanları yüzdelik sefalet artışlarına mahkûm edildi. Hükümetin yüzde 2.5 zam teklifinden milim esnemediğini gören genel başkanımız İsmail Koncuk, diğer iki memur konfederasyonuna ‘Önümüzde seçim var, ortak iş bırakma eylemleri yapalım, siyaseti sıkıştıralım’ teklifi getirdi. Yetkili konfederasyon bu işi savsakladı, reddetti. 30 günlük toplu sözleşme süreci içinde anlaşmaya varılamazsa Kamu Görevlileri Hakem Heyetine gidilmektedir. Kamu Görevlileri Hakem Heyeti ise 11 kişiden oluşuyor. Bu heyetin en az 8 üyeyle toplanarak karar alabiliyor. Heyette sendika temsilcileri da var. Sendika temsilcileri çalışmalara katılmaz ise, Kurul çalışamaz, karar alamaz durumu düşüyor. Kanundaki bu boşluğu gören genel başkanımız İsmail Koncuk, ‘Temsilcilerimizi çekelim, kamu çalışanları ile ilgili karar alamasınlar. Kamu çalışanlarının 2012-2013 yılındaki ekonomik sosyal hakları ile ilgili kararları Bakanlar Kurulu’na atalım’ dedi. Yine bu sendika, temsilcilerini heyete gönderdi ve sefalet artışları onaylandı.

Kamu Görevlileri Hakem Heyeti’nde sendikaların önerdiği akademisyen üyeler arasından Bakanlar Kurulu’nun seçtiği akademisyen bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu, Memur-Sen’in önerdiği akademisyeni kamu görevlileri hakem heyetinde görevlendirdi. Memur-Sen adına bu heyete katılan arkadaşımız yüzde 3+ zamma ‘evet’ dedi.

Diğer yıllarda da benzer durumlar yaşandı. Memur-Sen 2013 yılında oturduğu toplu sözleşme masasında belki de dünyadaki en hızlı toplu sözleşmeye imza attı. Toplu sözleşme jet hızıyla, 6 günde Memur-Sen’in o dönemki genel başkanı Ahmet Gündoğdu tarafından imzalandı.

666 sayılı KHK ile birçok kamu çalışanına ek ödemeler verilmiştir. Yalancı, düzenbaz sendikanın temsilcileri de öğretmenlere, ‘Ek ödeme sözü aldık’ dedi. Yalanlarla insanlarla kandırdılar. Oysa ek ödeme alamadık. Yandaşlıklarının beş kuruş etmediği toplu sözleşme masalarında görüldü.

2015 yılında yapılan toplu sözleşmede de müthiş bir toplu sözleşmeye imza attıklarını iddia ettiler. Oysa bu toplu sözleşmede 2013 yılında imzalanan toplu sözleşmenin enflasyon farkı maddesi değiştirildi. Bu şekilde kamu çalışanları yüzde 1.7 kayba uğradı. Bu yaptıkları iş sendika kanununa, ahlaka ve sendikacılığın mantığına aykırıdır.

 Hala kamu çalışanları bu sendikada durmakta ısrar mı edecek? Bizim görevimiz bunları anlatmaktır. Faaliyet alanımızla ilgili her kurum ve kuruluşa giderek sorunları anlatıyoruz. Yılmayacağız, yorulmayacağız, anlatacağız. Herkes bilmelidir ki; Türk Eğitim Sen kaybederse Türkiye kaybeder. Tür memuru kaybeder. Bu ülkeye sevdalıyız, karşılıksız seviyoruz. İnanıyoruz ki eğitim çalışanları mutlaka ve mutlaka sendikal tercihini bir gün sorgulayacak ve doğru adresi bulacaktır. Bize düşen anlatarak bu süreci hızlandırmaktır”

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehlikede olduğunu ifade eden Kocakaplan, “Anayasa’nın 128. Maddesine vurgu yaparak, “Yasalarda sınırsız bir iş güvencesi tanımı yok ama devlet memurlarına koruyucu bir zırh verilmiş. Bu zırh devlet memurları her şartta, hiçbir baskı altında kalmadan, devletin menfaatlerini savunsun diye verilmiş. Anayasa’nın 128. Maddesi ‘Devletin asli ve sürekli işleri devlet memurları eliyle yürütülür’ der. Sözleşmeli, kısmi zamanlı öğreticilik, vekil ebe, imam gibi farklı istihdam türleri getiriyorlar. Bunun karşısında güçlü bir şekilde duracak olan bizleriz. Amaç, devlet memurlarını parti memuru haline getirmektir.” dedi.

Zaman zaman kamu çalışanlarına yönelik itibarsızlaştırma kampanyaları yapıldığına dikkat çeken Kocakaplan, “Devlet memurlarının sayısının fazla olduğunu, iş üretmediklerini iddia ediyorlar, karikatürlerde kadınları örgü ören, erkekleri bilgisayarda okey oynayan insanlar olarak lanse ediyorlar. Biz bunları nerede gördük? Devletin kar eden kurumların özelleştirilmesinde gördük. Şu anda devletin bu manada gelir getirici kurumu kalmadı. Devlet memurları için de yapılmak istenen itibarsızlaştırma hareketidir” diye konuştu.

Yönetici atamalarını da değerlendiren Cengiz Kocakaplan, “Siz ne kadar iyi bir eğitim sistemi ihdas ederseniz edin eğer iyi yönetici seçemiyorsanız, çalışanlarınızı motive edemiyorsanız başarıyı sağlamanız mümkün değildir.” dedi.

Kocakaplan sözlerini şöyle sürdürdü:  “Eğitimde yönetici atama rezaletini yaşadık. Binlerce başarılı arkadaşımız bir gecede tasfiye dildi. Tek tip insanlar oluşturuldu. Eğer siz tek tip yönetici sistemi oluşturursanız körler sağırlar birbirini ağırlar. Bu anlayıştan vizyon, kalite  ortaya çıkmaz. Bunun sonucunu da zaten gördük.  Bilindiği gibi  2016 yılının Aralık ayında  PİSA sonuçları açıklandı. PISA, 2003 yılından bu yana her 3 yılda bir yapılan bir sınavdır. 70 ülkenin katıldığı bu sınavda biz 2003 yılının da gerisine düştük. 35 ülkenin katıldığı OECD ülkelerinin sıralamasında 33. sıradayız. Kısaca eğitimde sürekli geriye gidiyoruz. Eğitimde başarısız olmak demek bu ülkenin geleceğine tırpan vurmak demektir. Bir an önce bu noktada siyasi iktidarın aklını başına getirmesi lazım. Eğitim sistemi ile bu kadar oynamaması ve eğitim çalışanlarını bu kadar mutsuz edilmemesi gerekir. Şu an da öğretmen odaları çok sessiz, sanki insanlar birbiri ile küs gibiler. Adeta insanlar kutuplaştırılmış durumdalar. Birbirlerine düşüncelerini aktaramıyorlar. Yarın başıma ne gelir endişesi ile yaşıyorlar. Böylesine korku ortamında başarının sağlanması mümkün değildir. Ancak mutsuzlar ordusu oluşur. Bu mutsuzlar ordusu da sadece günü tamamlar. Böyle bir durumu kabul etmemiz mümkün değil.  Eğer başarı elde etmek istiyorsak ilk önce eğitim çalışanlarının mutluluğunu ve huzurunu sağlamak zorundayız. Çünkü eğitim çalışanları eğitimin asli unsurudur. Siz ne kadar iyi bir eğitim sistemi kurarsanız kurun eğer iyi yönetici seçemiyorsanız, çalışanlarınızı motive edemiyorsanız başarıyı sağlamanız mümkün değildir. Bunun içinde tedbirler alınması gerekir.”

Rotasyonla ilgili önemli açıklamalar da yapan Kocakaplan, “Rotasyon konusunda eğitim çalışanların uyanık olması lazım.” dedi. Kocakaplan sözlerini şöyle sürdürdü: “Belki eğitim çalışanlarının belli bir bölümü rotasyonu istiyor. Peki bunu neden istiyor? Uzak ilçeden yakın ilçeye, kenar semtlerden merkezi bölgelere geleceğini düşünüyor. Oysa bu şekilde olmayacak. Rotasyon uygulamasında direkten dönüldü ancak hala yasal mevzuatı duruyor.  Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz da rotasyon için ‘şimdilik düşünmüyoruz.’ diyor. Peki bu ne demek? ‘17 Nisan sabahı düşüneceğiz’ demektir. Bu nedenle eğitim çalışanlarının da bu noktada uyanık olması lazım.

Öğretmenlerimizin iki önemli kazanımı vardır. Biri iş güvencesi, diğeri ise iş yeri güvencesidir. Öğretmenlerimiz zorunlu hizmete tabi personeldir. Yani siz zorunlu hizmeti tamamladıktan sonra emekli olana kadar bir iş yerinde çalışma hakkına sahipsiniz. Biz buna iş yeri güvencesi diyoruz. Rotasyon ile beraber bizim bu hakkımız elimizden alınıyor. Zor imkanlarla ile kredi çekip ev sahibi olmuş ama bakanlık rotasyon uygulaması adı altında başka bir ilçeye gönderiyor. Hayata tekrardan sıfırdan başlamış gibi oluyorsun. Bilindiği gibi rotasyon sekiz yılda bir uygulanacak. 8 yıl çabuk geçer. Uzak yerlerden merkeze gelen arkadaşlarımız da 8 yıl sonra aynı muameleye tabi tutulacaktır. Dolayısıyla öğretmen arkadaşlarımızın daha dikkatli olması gerekiyor.”

Mülakat sisteminin kul hakkı yemek olduğunu kaydeden Kocakaplan, şunları kaydetti: “Kamunun her birimine nerdeyse mülakat girdi. Stajyer öğretmenliğin kaldırılmasında da mülakat getirildi, sözleşmeli öğretmen alımlarında da.  Geçmiş dönemlerde mülakat sistemini yargı kararları ile iptal ettirdik. Ama en son kanun ile düzenlemeler de yapılınca, hukuk buradaki mevzuata göre karar veriyor. Dolayısıyla mülakat ile ilgili yargı kararlarını istediğimiz gibi çıkarma şansımız kalmadı ama uygulamalara dava açmış bulunmaktayız. ‘Adalet devletin en güzel ziynetidir.’ deniliyor. Mülakat develetin en güzel süsü olan adeleti ortadan kaldıran, devleti ceberrüt devlet yapan bir uygulamadır. Kuzuya kurdu boğduruyorlar. Böyle bir uygulamayı kabul etmiyoruz. İşe alımlarda mülakat olmasın ama sağlam bir güvenlik soruşturması olsun. Devlet kendini temsil edecek insanlar seçiyor. Bu konuda Türk Eğitim-Sen olarak ‘evet’ diyoruz ama mülakata kesinlikle ‘hayır’ diyoruz. Çünkü mülakat kul hakkının yenildiği ortamlara dönüşmüştür; mülakatın güvenirliği yoktur.”

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Sekreter Musa Akkaş yönetici atamalarında yaşanan haksızlıkları gündeme getirdi. 2014 yılında çıkarılan MEB Yasası ile birlikte yaklaşık 80 bin civarında okul/kurum yöneticisi görevden alındığını kaydeden Akkaş, yıllarca başarı ile görevlerini sürdüren yöneticilerin çıkarılan yasa ile yaptıkları başarılı hizmetlerinin yok sayıldığına vurgu yaptı. Vicdanların sızladığını ifade eden Akkaş, “ Kirli masa başı ilişkileri ile kurulan mülakat komisyonları marifetiyle liyakat-kariyer ilkeleri yok sayıldı, yandaş olanlar, ellerine tutuşturulan listelere göre yöneticilerin başarılı ya da başarılı olmadıklarına karar verdi. 20-25 yıllık emekler yok sayıldı. Amaç belliydi. Siyasi irade, kendisine biat etmeyenleri bertaraf etmek istiyordu. Ortada büyük bir kul hakkı gaspı vardır. Bu durum, mülakat komisyonlarının adaletsiz uygulamaları ile MEB’in yapısının ne durumda olduğunun da göstergesidir. Bu bir katliamdır. Bu cinayetin failleri, hakkı, hukuku, adaleti katletmişlerdir. Bu hırsızlığa göz yumuluyorsa, hırsızlık meşruluk kazanmıştır. Bunu yapanlar büyük bir vebal altındadır. Maalesef bugün bu uygulamaların sonucu olarak eğitim çalışanları kamplara bölünmüştür. Özellikle son günlerde hükümet yetkilileri birlik mesajları veriyor. Kariyer ve liyakatten bahsediliyor. Bizler de bu açıklamaların uygulamaya geçirilmesini bekliyoruz. MEB’de liyakat ve kariyer ilkelerine göre yönetici atamaları yapılana kadar mücadelemiz sürecektir” dedi.

Akkaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamu çalışanlarının şuna karar vermesi gerekiyor: Ülkenin yönetiminde çete anlayışının mı yoksa tam demokrasinin mi hakim olmasını istiyorlar? Gerçek anlamda haklarımızı koruyan bir sendika mı yoksa çalışanları masada satan, çalışanları korkutarak üye yapan bir sendika mı istiyorlar? Sendikacılığın her alanda iyi yapanları tercih etmeleri halinde kamu çalışanları kazançlı çıkacaktır. Aksi taktirde kaybeden kamu çalışanları olacaktır.”

Türk Eğitim-Sen’in dün de, bugün de sorumlu sendikacılık anlayışı içinde mücadele ettiğini, yarın da bu mücadelesini sürdüreceğini bildiren Akkaş, “Kendimize doğruluğu, adaletli olmayı, hukukun üstünlüğünü, şiar edindik. Haksızlık ve hukuksuzluk kimden gelirse gelsin karşı çıktık. Bize üye olursanız sizi müdür yaparız, yönetici yaparız, stajyerliğiniz kalkar demedik. Maalesef böyle sendikalar var” dedi.

Sendikacılığın hakkı tutup kaldırmak olduğuna dikkat çeken Akkaş, iktidarlara göre şekil alan hareketlerin sendikamsı yapılar olduğunu kaydetti. Akkaş, “Eğer ki çalışmalarınızı iktidarlara göre yapıyorsanız, hakkı tutup kaldıramazsınız. Çalışanlar da sendikal tercihlerini yaparken bunları dikkate almak zorundadır” diye konuştu.

Liyakat ve kariyer ilkelerinin sözde kalmaması gerektiğini ifade eden Akkaş, “Bu ilkeler kamunun vazgeçilmez ilkeleri olmalıdır. Eğer ülkenin gelişimini, toplumun huzur bulmasını, iş verimliliğinin artmasını istiyorsak liyakat ve kariyeri dikkate almak zorundayız.” dedi.

15 Temmuz hain darbe girişimi ile ilgili de önemli açıklamalar yapan Akkaş şunları kaydetti: “15 Temmuz tarihinde alçak bir darbe girişimiyle karşılaştık. Yüce yaradan aziz milletimizin yardımcısı oldu. Cumhurbaşkanı, siyasi parti liderlerinin cesareti, kararlılığı ve milletimizin sağduyusuyla ihanet odakları amaçlarına ulaşamadı. Bu ihanete bulaşanlar hukukun içinde kalarak en ağır ceza ile cezalandırılmalıdır. Fetö kapsamında bugüne kadar 100 bin kamu çalışanı ihraç edildi. 50 bine yakın kamu çalışanı açığa alındı. Açığa alınanların yaklaşık yarısı görevlerine iade edildi. İhraç edilenlerin bir kısmı suçsuzdur. Bank Asya’ya para yatırdığından dolayı ihraç edilenler var. Bu insanların savunma hakkı ellerinden alındı. Hukukta masumiyet karinesi vardır. Biz hukukun işletilmesini istiyoruz. Kimse haksız yere işinden aşından ya da hürriyetinden olsun istemiyoruz. Yasalarımızın suç saydığı fiilleri kim işlemişse cezasını çeksin, ancak yargılanarak çeksin.”

Kamu çalışanlarını bekleyen ciddi tehlikeler olduğunu söyleyen Akkaş, “Kamu çalışanlarının iş güvencesine takmışlar. Terör ve darbe girişimini de gerekçe göstererek çalışmalar hızlandırıldı. Halbuki darbe girişiminde bulunanlar kamu çalışanları değil, eli silahlı teröristlerdir. Darbeyi önleyenler kamu çalışanları olmuştur. Kamu çalışanlarının darbe yaptığına dair dünyada bir örnek bile gösterilemez” dedi.

Memurun iş güvencesinin daha da artırılması gerektiğine dikkat çeken Akkaş, bunun devletin devamlılığı için önemli olduğunu söyledi. Akkaş, “Zira bu koruma memurun şahsına yönelik değildir. Devletin devamlılığı için önemlidir. Memurun iş güvencesi darbeye sebep olan değil, devleti her türlü darbeden koruyan en önemli unsurdur” diye konuştu.

657. Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun memurlara sınırsız güvence sunmadığını vurgulayan Akkaş, “Suç işleyenler varsa yasanın disiplin hükümleri uygulanarak memuriyetten men cezası dahil her türlü ceza verilmektedir” dedi. Akkaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Memurların güvencesi Türk Eğitim-Sen olarak kırmızı çizgimizdir. Sendika olarak memurların iş güvencesinin elimizden alınmasına müsaade etmeyiz. İşte bunun içinde kamu çalışanlarının bu tehlikeyi görerek bizlere destek olmalarını bekliyoruz.”

Sözleşmeli ve mülakat ile öğretmen alımını da eleştiren Akkaş şunları kaydetti: “Memurların iş güvencesinin elinden alınmasına yönelik bir uygulamada sözleşmeli öğretmen alımıdır. Sözleşmeli öğretmen alımını kabul etmiyoruz. Üstelik sözleşmeli öğretmen alımı mülakatla yapılmaktadır. Mülakat torpil demektir. Geçmişte de sözleşmeli öğretmenlik alımı yapıldı. Sendikamızın ortaya koyduğu tavır, kamuoyu baskısı neticesinde sözleşmeli öğretmen alımına son verildi.

Mülakat ile öğretmen alımı son derece sakat bir uygulamadır. Mülakata girecek öğretmenler fakülte bitirmiş, diplomasını almış, KPSS’ye girerek başarısını ispat etmiştir. Hem bunları yok sayacaksınız hem de 4-5 dakika içerisinde kimlerden oluştuğu belli olmayan mülakat komisyonunu marifetiyle insanların öğretmen olup olamadığına karar karar vereceksiniz. KPSS’den 91 puan alanlara mülakatta 50 puan verilerek başarısız kılınırken, KPSS’den 60 puan alanlara 90 mülakat puanı verilerek başarılı kılınmaktadır. Bu durum vicdanları rahatsız etmektedir. Türk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına, mülakata ve sadece mülakat puanı ile atama yapılmasına Danıştay nezdinde dava açtık. Sözleşmeli ve mülakatla öğretmen alımını doğru bulmuyoruz. Bu konuda MEB kararından vazgeçene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”