GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ KIRIKKALE’DE.

Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan Kırıkkale Şube’nin düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Kırıkkale Şube Başkanı Yücel Karabacak ve şube yönetim kurulu üyeleri, şube kadın komisyonu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri, Yurt-Kur ve üniversite temsilcileri katıldı.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Sekreter Musa Akkaş ülkemizin zor günler geçirdiğini söyleyerek, “Terör, iç güvenlik, çalışma ve eğitim hayatı yönünden ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Ülke gündemi sürekli değişiyor. Terör saldırıları, hain darbe girişimi ardından Anayasa referandumu. Bir türlü asli gündeme dönemiyoruz. Oysa ki, ülke gündeminin işsizlik, üretim ve istihdama yönelik olması gerekir. İç güvenliğimiz tehlikede, dışa karşı itibarı zedelenmiş bir ülke konumundayız. Eğitim sistemi rayından çıktı. Yaşadığımız sorunların çözümü için bir çıkış yolu aranmalıdır. Bu da ancak ülkemizde milli birlik ve beraberliğin sağlanması ile gerçekleşir” dedi.

Şu anda ülkemizin Anayasa referandumuna kilitlenmiş durumda olduğunu bildiren Akkaş, “Siyasi partiler, STK’lar ‘Evet’, ‘Hayır’ kampanyalarına odaklandı. Ülkenin geleceğinin buna bağlı olduğu ifade ediliyor. Çok seçimler, referandumlar geçirdik. Sonuç ne çıkarsa çıksın millet olarak dün vardık, bugün varız, yarın da var olacağız.

Türkiye Kamu-Sen olarak olaylar karşısında soğukkanlı, aklı selimle hareket etmeye devam edeceğiz. Bugüne kadar doğruları söyledik, doğruları söylemeye devam edeceğiz.

Yılmayacağız ve yıkılmayacağız. Unutmayınız, BİZ YIKILIRSAK, ADALET YIKILIR.

ADALET YIKILIRSA, DEVLET YIKILIR” diye konuştu.

Musa Akkaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Sorumluluğumuzu biliyoruz. Haksızlığa, zulme, adaletsizliğe karşı koymak konusunda çalışanlara sözümüz var. Toplumun huzuru ve devletin ebed müddet yaşatılması, kamu çalışanlarının insanca yaşayacak ücreti almaları, çalışanlar arasında ayrım yapılmaması için çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz.

Türk Eğitim-Sen olarak ülkemizde huzur ve barış istiyoruz. İnsan haklarına saygı istiyoruz. Bizler doğruluğu, erdemi, ahlakı kendine şiar edinmiş bir teşkilatız. Bunları yaparken zorluklarla karşılaşıyoruz. Doğruları söylememiz birilerini rahatsız ediyor. Milli duruşumuz bazılarını rahatsız ediyor. Varsın rahatsız etsin. Yaptıklarımız kamu çalışanlarının rahat etmesi ve milletimizin huzur bulması içindir. Bizim andımız var. Haksızlık ve hukuksuzluk nereden ve kimden gelirse gelsin, sonu nereye giderse gitsin, doğruları söylemeye devam edeceğiz.

Dinimiz bize doğru olmayı emrediyor. Bundan dolayı bugüne kadar haksızlığın sürekli karşısında olduk. Dilsiz şeytan olmadık, şeytanla işbirliği yapmadık. Haklıyız ve güçlüyüz. Evet, o halde doğru yoldayız. Genel Başkanımız İsmail Koncuk, ‘Sendikacılık hakkı tutup kaldırmaktır’ diyor. Bizler hak ve hakikat yolunun temsilcileriyiz.

Hepinizi doğru yolda, hak ve hakikat yolunda olduğunuz için tebrik ediyorum. Bizlerle beraber olduğunuz, burada bulunduğunuz için teşekkür ediyorum.

İnsanların değer yargıları alt üst olmuş durumdadır. Böylesi bir zamanda doğruları savunmanın suç olduğu bir süreci yaşıyoruz. Milli kimliğin tartışıldığı, Andımızın kaldırıldığı siyasi iradenin kendine biat etmeyenleri bertaraf ettiği bir zamanda mücadele vermek kolay değildir. Sizler hakkın ve haklının yanında olduğunuz için farklısınız. Sizlerin varlığı bizlere güç veriyor. Sağolun, var olun.

İşimiz zor belki ama aynı zamanda kutsaldır. Zoru başarmak insanların işidir. Bundan sonra daha çok çalışacağız, daha çok alan çalışması yapacağız. Gitmediğimiz okul, ulaşmadığımız kamu çalışanı kalmayacak.

Çalışma ve gayretleri yönünden Kırıkkale Şubemizi başarılı buluyorum. Başta Şube Başkanımız Yücel Karabacak olmak üzere, şube yönetim kurulu üyelerimizi, ilçe yönetimlerini, şube kadın komisyonu üyelerimizi, okul ve kurul temsilcimizi tebrik ediyorum.

Anayasa referandumu konusunda Türkiye Kamu-Sen olarak açıklamalarımız var. Ülkemiz ‘Evet’ ‘Hayır’a odaklandı. Herkes birbirini suçluyor. Kamplaşmalar başladı. Bu davranışları ülkemizin hayrına görmüyorum. Endişeleniyoruz. Referandumdan bir sonuç çıkacak. Ne çıkarsa çıksın, dünyanın sonu olmayacak. Zorluklar, sıkıntılar olabilir ama sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Devleti varlığını devam ettirecektir. Bizim konfederasyon olarak insanların hür iradelerine saygımız vardır.”

Akkaş, masum olduğu halde ihraç edilenlerin yaşadığı zorluklara da değinerek, suçlu ile suçsuzun ayırt edilmesini istedi. Akkaş şöyle konuştu: “Ülke ve millet olarak 15 Temmuz’da hain darbe girişimi ile sarsıldık. Bunun sarsıntıları hala devam ediyor. Çok hainlikler gördük ama bundan beterini görmedik. Yüce yaradan milletimizi büyük bir tehlikeden kurtardı. Ülkeyi yönetenlerin, siyasi partilerin birlikte hareket etmesi ve milletimizin duyarlılığı ile alçak darbe girişimi amacına ulaşamadı.

Darbeciler ve darbeye destek olan hain ve alçaklar en ağır şekilde cezalandırılsınlar. Ancak hain odaklarla ilişkisi olmayan, sadece bankalara para yatırdı diye, çocuklarını okula gönderdi diye çalışanların ihraç edilmemesi gerekir. Maalesef suçlu suçsuz ayrımı yapılmadan ihraç edilen kamu çalışanları var ki, bunlar vicdanları rahatsız etmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı ‘Bunların gerçek yüzünü 17-25 Aralık’ta gördük’ diyor. Genel Başkanımız da bu açıklama karşısında ‘Milletimiz de bunların gerçek yüzünü 15 Temmuz’da görmüştür’ açıklamasını yaparak, doğruları yapalım demiştir. Nedir doğru hareket? İyi bir soruşturmadır. Suçunu tespit et, suçlu ise ihraç et.

Ne yazık ki çalışanların savunma hakkı gasp edilmektedir. Çalışanlar neden açığa alındığını, neden ihraç edildiğini bilmemektedir.

Sayın Bekir Bozdağ bu kişilerin ihraç edilmesinde tümünün suçlu olmadığını, bu kişilerin suç işledikleri veya FETÖ ile bağlantılı oldukları için değil, idari kararla görevden uzaklaştırıldığını söylemiştir. Dolayısıyla ihraç edilenlerin arasında suçsuzlar var. İçlerinde bir tane de masum olsa, bunların gözyaşının ahını hangi vicdan kabul eder?

İçişleri Bakanı da 4 ay önce ‘bylock’ta bir hata var’ dedi. Bu konuyla ilgili kamuoyunda hatalar olduğuna dair onlarca haber olmasına rağmen bir çalışmanın yapılmaması yaraları derinleştirmektedir.

Türk Eğitim-Sen olarak suçlu ile suçsuzun ayırt edilmesini istiyoruz. Zira bu suç örgütü ile bizim yolumuz hiç kesişmedi. Onlarla beraber olmadık. Onlara kucak açmadık. Devlet malını onlara peşkeş çekmedik. Türkçe olimpiyatlarına katılarak onlara övgülerde bulunmadık.

Bu hain örgütün 2010 yılında yaptığı KPSS hırsızlığını biz ortaya çıkardık. Artık bu ülkede yeni cemaat yapılanmalarını istemiyoruz. Bu hadiselerin son bulması için demokrasinin işletilmesini istiyoruz. İnsan haklarına saygı istiyoruz. Hukukun üstünlüğünün sağlanmasını istiyoruz. Türkiye Kamu-Sen olarak tüm bunların hayata geçirilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Kamu çalışanlarını bekleyen ciddi tehlikelerle karşı karşıyayız. İş güvencemize göz diktiler. Sözleşmeli köleliği getirdiler, mülakatla alım yaparak yeniden bir gerilim yaratılmak isteniyor. Bu olaylar karşısında uyanık olmak zorundayız. Bize düşen görev çalışanları bu konularda bilgilendirmektir. Bunu da en iyi şekilde yerine getireceğinizden şüphem yoktur. Toplantıya katılımlarınızdan dolayı tekrar hepinize teşekkür ediyorum. Yüce Mevla’m aziz milletimizin yardımcısı olsun.”

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da sendikacılığın zor şartlar altında yapıldığını söyleyerek, şöyle konuştu: “Sendikacılık hem yerelde hem de ülke genelinde zor şartlarda yapılmaktadır. Hele hele arkasını siyasi iktidara dayamadan sendikacılık yapanlar için yoğun emek ve mücadele gerektiren bir iştir. Türk Eğitim Sen olarak arkamızı siyasi iktidarlara dayamadan sadece üyelerimizden ve mücadelemizin dinamizminden güç alarak, Hakk’a dayanarak bir mücadele yürütüyoruz. Elbette işimiz zordur. Ancak bizler hiçbir zaman kolay işlere talip olmadık hep zor da olsa hakkın yanında, mazlumun, mağdurun yanında olduk, üyelerimizin hak ve menfaatleri için mücadele ettik. Bundan sonra da bu mücadeleyi  kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Toplu sözleşme ile ilgili açıklama yapan şahindoğan, “Yaklaşık iki yıl önce bir toplu sözleşme yaşadık. Yetkili sendika tarafından tarihi zafer olarak lanse edilen ancak tarihi hezimet olduğu bugün daha iyi anlaşılan bir sözleşme. uygulanmayan ucu açık maddelerle ve enflasyonun altında kalan ücret artışlarıyla tam bir hezimet yaşıyoruz.2017 yılının ilk 6 aylık dönemine ait yüzde 3 lük zam, daha ikinci aydan sonra enflasyonun altında kaldı. Bundan sonrası artık çalışanın cebinden çıkacak .Bu hezimeti kamu çalışanlarına yaşatanlardan tık yok. Onların tek gündemi var, referandum. Gündemi kamu çalışanlarının meselesi olmayan bu sendikaların tekrar yetkili olması ile kamu çalışanları daha da zora girecek iş güvencesi ile ilgili ciddi risklerle karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle tüm gücümüzle çalışıp Türkiye Kamu Seni yetkili yapmalıyız. Bu yetki kamu çalışanlarının geleceği açısından hayati öneme sahiptir” dedi.

Eğitimde yaşanan sorunlara da değinen Şahindoğan şunları kaydetti: “MEB tarafından Türkiye genelinde  en az 70 bin ücretli öğretmen çalıştırılmaktadır. Bunun anlamı en az 100 bin öğretmen ihtiyacı olduğudur. Ama  MEB ne yapmaktadır 10 bin gibi 20 bin gibi ihtiyacın çok altında öğretmen ataması yapmaktadır. Bu durum kabul edilemez. Hem kadrolu hem de ihtiyaç ölçüsünde atama yapılmalıdır. Biz Türk Eğitim Sen olarak Öğretmen atamalarının kadrolu olması ve mülakatsız, sadece KPSS puan üstünlüğüne göre gerçekleştirilmesini istiyoruz. Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımını getirmiş, bu süreçte ciddi haksızlıklar yaşanmıştır. KPSS’de yüksek puan alan bazı adaylara, mülakatta düşük puanlar verildiği ya da KPSS’de düşük puan alan bazı adaylara da mülakatta yüksek puanlar verildiği görülmüştür. Her mülakat komisyonu ayrı ayrı değerlendirmeler yapmış, dolayısıyla hakkaniyetten uzak, nahoş durumlar yaşanmıştır. Öncelikle mülakat adil olmayan bir yöntemdir. Mülakat denilince akla torpil, yandaşlık, baskı, hak ve hukuktan uzak tavırlar akla gelmektedir. Dolayısıyla bu şeffaflıktan uzak yöntemden Milli Eğitim Bakanlığı derhal vazgeçmelidir.

Fetö ve benzeri terör örgütlerinin MEB kadrolarına sızmalarını önlemek amacıyla mülakatın getirildiğini söylemek gerçekçi ve geçerli değildir. Bunun tek yolu sıkı bir güvenlik soruşturması yapılmasıdır. Sözleşmeli öğretmenlikte tamamen güvenceden yoksun bir uygulamadır. Gelecekleri belirsiz olan sözleşmeli öğretmenler, her zaman baskılarla, tehditlerle, şantajlarla karşılaşabilmektedir. Sözleşmeli öğretmenler kadroya alınana kadar işlerini kaybetme korkusu yaşamaktadır. Üstelik sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınma esasları çok ağırdır. Sözleşmeli öğretmenler 4 yıl sözleşmeli çalıştıktan sonra performansa göre kadroya alınacaktır. 2 yıl da kadrolu olarak çalışacak olan bu öğretmenler ancak tam 6 yıl sonra tayin isteyebilecektir. Sözleşmeli öğretmenlerin 6 yıldan çok daha fazla bir süre eş durumu başta olmak üzere özür grubu tayinlerinin gerçekleşmeme ihtimali çağ dışı bir anlayıştır. Bu, ülkemize yakışan bir uygulama da değildir. Dolayısıyla sözleşmeli öğretmenler ne özlük hakları ne de atama ve yer değiştirme yönüyle kadrolu öğretmenlerle aynı haklara sahip değildir. Tüm bunlar göz önüne alınarak, öğretmen atamalarının kadrolu, mülakatsız, sadece KPSS puan üstünlüğüne göre yapılmasını istiyoruz. Ne sözleşmeli ne de mülakatla öğretmen alımı nitelikli öğretmeni tespit edemez. Sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımı sadece ve sadece ülkemizde torpili, adam kayırmayı, hak yemeyi meşrulaştırır. Bu da eğitim ordusuna büyük zarar verir.”

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “17/04/2015 tarih ve 29329 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde Aday öğretmenler, en az bir yıl fiilen çalışmak ve performans değerlendirmesine göre başarılı olmak şartlarını sağlamak kaydıyla, Bakanlıkça yapılacak yazılı veya yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanmaktadırlar. Aynı şekilde, 03/08/2016 tarih ve 29790 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmelik’te de, KPSS sonucunda her alan için oluşan puan sıralamasına göre en yüksek puan alandan başlamak üzere, alanlar için belirlenen kontenjan sayısının üç katı adayın sözlü sınava çağrılacakları, atamaların ise sözlü sınav puanı üstünlüğüne göre yapılacağı düzenlenerek, KPSS puanı devre dışı bırakılmaktadır. Sözlü sınav uygulaması; denetimi neredeyse imkânsız olan ve uygulamada birçok haksızlığı beraberinde getiren objektiflikten en uzak sınav şeklidir. Öznel değerlendirmeye son derece elverişli olan sözlü sınavlarda idareye sınırsız bir takdir yetkisi tanınmaktadır. Diğer yandan öğretmen adayları üzerinde belirli bir sendikaya üye olmaları konusunda yoğun bir baskı oluşturulmakta, aksi takdirde adaylıklarının kaldırılmayacağı şeklinde tehditler ile karşı karşıya bırakılmakta olup, sendikal ayrımcılığın önüne geçilmesi, daha objektif bir uygulamanın sağlanması için sözlü sınavdan vazgeçilmelidir. Türk Eğitim Sen olarak sözlü sınav uygulaması ile ilgili yönetmelik hükümlerine karşı Danıştay nezdinde dava açmış bulunmaktayız. İnşallah bu hukuksuz ve keyfi işlemler yargıdan dönecektir.”