GENEL MERKEZ KIRIKKALE’DEYDİ.

Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan ve Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, 16 Mart 2016 tarihinde Kırıkkale Şube’nin istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Kırıkkale Şube Başkanı Yücel Karabacak ve şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri ve şube kadın komisyonu üyeleri katıldı.

Toplantıda Kırıkkale Şube Başkanı Yücel Karabacak bir konuşma yaptı. Daha sonra kürsüye gelen Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan terör saldırılarına değinerek, şunları kaydetti: “Ankara’da terör saldırısında hayatını kaybeden vatandaşlarımızı ve bu ülkenin birliği, beraberliği için canını veren tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Maalesef ülkemiz güzel günler yaşamıyor. Gerçekten çok sıkıntılı bir süreç içerisindeyiz. Belki de Cumhuriyet tarihi boyunca hiç bu kadar sıkıntılı bir süreç yaşamamıştık. Ülkemiz bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ülkemizi bölmeyi kafasına koymuş hain güçler, her türlü yolu mubah görerek, milli birlik ve bütünlüğümüze saldırıyorlar. Çözüm süreci adı verilen ancak bölücü emellere çanak tutulan bir dönem yaşadık. Bu dönemde bebek katili devleti yönetenler tarafından muhatap alındı. Şehirler silah deposu haline getirilirken, çözüm süreci zarar görmesin diye hiç ses çıkarılmadı. Bugün çözüm sürecinden elde ettikleri güç ile milli bütünlüğümüze saldırıyorlar. Amaçları topyekun bir ayaklanma yaratarak, bu güzel ülkeyi bölmektir. Siyasi iktidar, geçmişte yürüttüğü gaflet sürecinin bir hata olduğunu umuyoruz ki anlamıştır. Umuyoruz ki; şu anda yürüttükleri terörle mücadelede samimidirler ve sonuna kadar giderler. Biz Türkiye sevdalıları olarak, ülkemizin birlik ve bütünlüğünü korumaya yönelik yapılan her çalışmayı destekliyoruz. Yeter ki ülkemiz içinde bulunduğu bu zor şartlardan biran önce kurtulsun.”

13 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten siyasi iktidarın, geçmişteki iktidarlardan farklı bir zihniyete sahip olduğunu bildiren Şahindoğan, “Bu siyasi iktidara için bir tarafta kendisine oy verenler, diğer tarafta da ötekiler var. Toplumun yüzde 50’sini sahiplenen yüzde 50’sini ise ötekileştiren bir zihniyet söz konusudur” dedi.

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamuda haksızlık hukuksuzluk almış başını gidiyor. İnsanlar mahkeme kapılarında hak, hukuk aramak zorunda kalıyor. Üstelik insanlar dava kazanmalarına rağmen mahkeme kararları uygulanmıyor, hakları gasp ediliyor. Üstelik bu hak gaspını dini referansları ön planda tutan bir siyasi iktidar yapıyor. Oysa İslam dininin temeli adalettir. Ülkeyi yönetenler toplumdaki tüm kesimlere adalet ile hükmetmek durumundadır.

Bir yönetici atama süreci yaşadık. Güya yöneticilerin performansı değerlendirilerek görev süresinin uzatılıp uzatılmaması ile ilgili karar verildi. Bu sürecin objektif yürütüldüğünü kim söyleyebilir? Yöneticilik makamlarına liyakat sahibi insanlar yerine liyakatsiz kişiler getirildi. Burada maalesef tek ölçüt yandaşlık oldu. Yandaş olanlar bilgi birikimine, donanımına, başarılarına, kalitesine bakılmadan, görev süreleri uzatıldı. Okulunu başarıdan başarıya koşturmuş insanlar ise bir gecede görevden alındı. Türk Eğitim-Sen olarak haksızlık karşısında susmamayı, mücadele etmeyi kendimize şiar edindik. Bu nedenle yöneticilik konusunda hakları elinden alınan tüm üyelerimizin sonuna kadar yanında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Gerekirse AİHM’e kadar giderek, arkadaşlarımızın gasp edilen haklarını mutlaka geri alacağız. Bu nedenle yönetici arkadaşlarımız hukuk ve mücadeleden asla vazgeçmesinler.”

Türk Eğitim-Sen’in dik bir duruş ortaya koyduğunu, eğitim çalışanların tüm meselelerini kendi meselesi gibi kabul edip, o meselelerin çözümü için uğraştığını ifade eden Şahindoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hepimizin bildiği gibi nöbet tutan arkadaşlarımıza haftalık 6 saat nöbet ücreti verilmesi talebiyle geçtiğimiz yıl bir nöbet eylemi yaptık ve bu eylemin neticesinde bir kamuoyu oluşturabildik. Nöbet tutan öğretmenlere 6 saat olmasa dahi, 2 saat nöbet eylemi ücreti verildi. Bu konuda hiçbir şey yapmayan, hatta nöbet tutmayan arkadaşlarımızı tehdit edip, onlara cezalar verdiren yandaş sendika, nöbet ücreti verilmeye başlanınca, ‘Nöbet ücretini biz aldık’ şeklinde propaganda yaptı. Hiçbir şey yapmadıkları bir konuda başarı elde ettiklerini iddia etmeleri gerçekten izaha muhtaç bir durumdur. Tabi şunu da hemen ifade edelim; Türk Eğitim-Sen olarak 2 saatlik nöbet ücretinin elbette yeterli olmadığını düşünüyoruz. Türk Eğitim-Sen olarak nöbet tutan öğrenmelere 6 saat nöbet ücreti ödenmesini ve nöbet tutmanın isteğe bağlı hale getirilmesini istiyoruz.”

Şahindoğan’ın konuşmasının ardından Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan bir konuşma yaptı. Ankara’da yaşanan terör saldırısında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı ve yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar dileyen Kaplan, “Ayrıca Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda ve ülkemizin birliği ve bütünlüğü için canını veren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

Çalışma hayatının zor bir süreçten geçtiğini söyleyen Kaplan, kendinden olmayanı düşman gören bir iktidarın olduğunu bildirdi. “Narsist dediğimiz ve her şeyi bildiğini iddia eden bir zihniyetin söz konusu olduğunu kaydeden Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bilindiği gibi İslam dini, 4 halifeden sonra Emeviler ve Abbasiler arasında yaşanan gerginlikten dolayı bir kargaşa yaşamıştır. İmam-ı Azam Ebu Hanife, zindanlarda kırbaçlanarak vefat etmiştir. İşte şu anda bundan da kötü bir dönem yaşıyoruz.  Bugün kimse ‘hırsıza hırsız’ diyemiyor ya da hırsızlığı tespit edilse bile ‘herkes çaldı, onlar da çalsın’ diyorlar. Şöyle bir örnek vereyim, bir kişi alkolün günah olduğunu bildiği halde içiyorsa günahkar olur. Ama ‘içki haram değil’ derse kafir olur. Hırsızlık da, İslam dininde haramdır. Hepinizin bildiği şu olayı anlatacağım: Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar:

– Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler. Bazıları:

– Buna Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd'den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemÜsâme'ye:

– Allah'ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun? diye sordu; sonra ayağa kalktı ve halka şöyle hitap etti:

Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.”

 

Yandaş okul yöneticiliği görevlendirmelerine de değinen Kaplan, şöyle konuştu: “Peygamber Efendimiz ‘işi ehline verin’ diyor. Ama okul müdürleri konusunda işi ehli kişilere değil, yandaşlara veriyorlar. Okul yönetici görevlendirmelerinde torpilli, liyakatsiz, beceriksiz insanlar yönetici yapıldı. İsim listeleri komisyon üyelerinin önüne getirildi. Bu süreçte AKP Kütahya milletvekiline ‘Bir kişi hakkı olmadığı halde okul müdürü olarak atanıyorsa, bu kişinin yediği içtiği haram değil mi? diye sordum. Sayın vekilde ‘haram’ dedi. Ben de yine soruyorum: Peki bu haksızlıklara engel olmadıysanız, bu haram değil mi? Bunlara vesile olan insanlar ne yazık ki bu ülkeyi yönetiyor.”

Çalışma hayatında yaşanan sorunlara değinen Kaplan, kamu çalışanlarının ellerinden iş güvencesinin alınmak istendiğini belirti. Kaplan şunları kaydetti: Sayın Erdoğan’a Başbakan olduğu dönemde “ Pakistan gezisinden dönerken bir gazeteci  ‘Operasyon yapan polisleri neden görevden almıyorsunuz? diye sordu. Erdoğan da ‘657 sayılı Kanun bu kişileri koruyor. Fabrikada çalışsalardı kıdem ve ihbar tazminatını verip kapının önüne koyardık’ diyor. Kamu çalışanlarını düşman görüyorlar. Bun nedenle iş güvencemizi elimizden almaya çalışıyorlar. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu değiştirmeye çalışıyorlar. Hatırlanacağı gibi 2003 yılında Kamu Reformu Tasarısı getirilmişti. Ömer Dinçer o dönemde Başbakanlık Müsteşarı idi ve reformun mimarıydı. Bu tasarı, işçi-memur ayrımına son vererek ‘çalışan’ tanımını getiriyordu.  Görüldüğü üzere AKP iktidarı döneminde memur-işçi ayrımı kaldırılmak ve kamu çalışanlarının iş güvencesi ellerinden alınmak isteniyor. Türkiye Kamu-Sen olarak iş güvencemizin elimizden alınmak istenmesine karşı durduk, durmaya da devam edeceğiz.”

Kaplan şunları da söyledi. “18. Milli Eğitim Şurası’nda, komisyon ‘Öğretmenlerin istihdamında kullanılan kadrolu, sözleşmeli ve ücretli gibi farklı uygulamaların kaldırılarak tek bir istihdam modeline geçilmesi, bir perspektif plan çerçevesinde özendirici yöntemlerle personelin kademeli olarak sözleşmeli hale getirilmesi’ maddesini kabul etmişti. Bu maddenin komisyondan geçmesine karşı çıkan Genel Başkanımız İsmail Koncuk, tüm öğretmenlerin sözleşmeli hale getirilmesi uygulamasını kabul etmeyeceklerini belirtmiş ve ’Bu yaptığınız haksızlık. Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları ve özel öğretim kurumları yöneticilerinin görüşleri doğrultusunda rapor hazırlanıyor’ demişti. Hatta o toplantıda andımızın kaldırılması ve 4+4+4 sistemine geçilmesi konusunda karar da alınmıştı. Demokratik bir ülke olduğumuzu söyleyenlere soruyorum: Bu nasıl bir demokrasidir? Devletin memuru yerine iktidarın memuru anlayışının getirilmek isteniyor. Bunu nasıl kabul edebiliriz?”

Kaplan, Türk Eğitim-Sen’in mücadelesinin hiçbir zaman bitmeyeceğini de söyleyerek, “Sendikacılık denildiğinde Türkiye Kamu-Sen akla geliyor. Biz, bayrağını, vatanını seven insanların da sendikacılık yapabileceğini herkese gösterdik. ” dedi.