GENEL MERKEZ DENİZLİ’DEYDİ.

Türk Eğitim-Sen Genel Merkez Yöneticileri Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 25.02.2016 tarihinde Denizli Şube’nin düzenlediği il istişare toplantısına katıldı. Toplantıya Denizli  Şube Başkanı Turgay Demirtaş, İlksan Genel Başkanı Tuncer Yılmaz, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Kadın Kolları Temsilcileri ve İşyeri Temsilcileri katıldı.

Ülkemizin çok zor günlerden geçtiğini kaydeden Özdemir, “Toplumumuzun, milletimizin yarın için endişeleri var. Zira ülkeyi yönetenler, söylemleri ve icraatları ile bizi kandırıyorlar” dedi.

Güneydoğu’nun kan gölüne döndüğünü belirten Özdemir, “Bizler, ‘Ülkemiz bölünmeye gidiyor’ dediğimizde, ‘Siz hayal görüyorsunuz’ demişlerdi. Bugün geldiğimiz noktada haklılığımız gözler önüne serildi. Bakınız çözüm süreci denilen iki yıllık bir süreç yaşadık. O dönemde il il, ilçe ilçe, köy köy, kurum kurum gezen akiller bugün piyasada yok. Çünkü onlar da ülkenin geldiği bu süreci kabul ediyorlar” diye konuştu.

“Sizler ve sizin gibi düşünen gerçek aydınlar, bu ülkenin bölünmesine müsaade etmeyecek” diyen Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Memleket meselesi varsa bedel ödenir. Bakınız; Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale’de nice şehitler verdik. Vatanımız şehitlerimizin kanıyla sulandı. Bundan sonra da vatanımız için her türlü gayreti sürdüreceğiz, Misak-ı Milli sınırları içinde varlığımızı sürdüreceğiz. Yılmayacağız.”

Yandaş yapıları eleştiren Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizden daha milliyetçi, daha vatansever olduğunu iddia eden, İslamiyet’i, dini her söylemlerinde ön plana çıkaran o zihniyet, akçalı konulara geldiğinde hiç sesleri çıkmıyor. Bakanlıklardan, köy muhtarlığına kadar kendi güdümlerinde bir yönetim söz konusu. Devletin değil, Hükümetin memuru mantığını ön plana çıkarıyorlar. Yandaş yapılanma var. 11 yıl beraber yürüdükleri insanlarla ne oldu da ayrı duruma düştüler? Çünkü menfaatleri çatışmaya başladı. Onlara paralel yapı derken, bugün ülkenin yönetim kadrolarında oluşan başka bir paralel yapı gündeme geliyor. Sözde yetkili sendikanın işyeri temsilcisi bile bir kuruma kendisini müdür atayabilecek güçte hissediyor. Bundan kendi milletvekilleri ve bürokratları da rahatsız. Bunun da mutlaka gün yüzüne çıkarılması gerekiyor.”

Memurun iş güvencesinin elinden alınmak istendiğine dikkati çeken Özdemir, “Mevcut Hükümetin beyninin arkasında memurun iş güvencesini ortadan kaldırmak var. İşçi ve memurları birleştirerek kendi güdümlerinde bir çalışma modeli uygulamak istiyorlar. 657 sayılı DMK’nın köhneleştiğini söylüyorlar. 657 sayılı DMK’nın köhneleşen yönleri var ama bu, iş güvencemizin elimizden alınacağı anlamına gelmez. Sivil toplum kuruluşlarıyla, paydaşlarla görüşülür, 657 sayılı DMK’nın değiştirilmesi gereken noktaları üzerinde mutabakat sağlanır ama bunu bahane ederek iş güvencemizi elimizden alamazlar. Yıllar önce Tekel’de çalışan insanların da iş güvencesi vardı. Sabah kalktıklarında kendilerini kapının önünde buldular. O dönemde onların eylemlerine de destek vermiştik. Çünkü bugün onların başına gelen olayın aynısının yarın bizim başımıza geleceği endişesi yaşamıştık” dedi.

Ötekileştirmenin iş barışını bozduğuna vurgu yapan Özdemir, “Ötekileştirilmeye son verilmeli, çalışma barışı sağlanmalıdır. Gücümüzü birleştirip daha güçlü bir Türkiye, dah güçlü bir Türkiye Kamu-Sen, daha güçlü bir Türk Eğitim-Sen’i oluşturmalıyız, yaşananları kamuoyuna anlatmalıyız. Bu ülkenin gerçek aydınları sizlersiniz. Bir menfaatiniz olmadan bu ülkeye gönül vermişsiniz. Allah hepinizden razı olsun”  diye konuştu.

Özdemir sözlerini şu şöyle tamamladı: “Türk Eğitim-Sen’in yayınlarının kurumlara ulaştırılmasını istiyoruz. Çağımız bilişim çağı. Bu nedenle Türk Eğitim-Sen’in internet sitesine girip, haberlerimizi takip edebilirsiniz. Kafanızdaki sorulara burada cevap bulabilirsiniz. Panolarımız güncellenmelidir. 50 bin adet bülten basıyoruz. 3 ayda bir Eğitimin Sesi dergisi ve üniversite bülteni çıkarıyoruz. 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum dergimiz var. Bu dergi akademik bir dergidir. Tüm yayınlarımızı takip etmeniz çok önemlidir.”

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da Türk Eğitim-Sen’in hak ve haklının yanında olduğunu kaydederek şunları ifade etti: “Sendikacılık hepinizin bildiği gibi insanların hakkını arama mücadelesidir. Türk Eğitim-Sen de bu anlamda eğitim çalışanlarının hakkını aramak adına üzerine ne düşerse yapıyor. Zaten Türk Eğitim-Sen bu güncünü de yürüttüğü bu haklı mücadeleden alıyor. Birileri gibi siyasi iktidarlara yaslanıp,  sendikacılık adına ortaya hiçbir şey koymadan sayısal olarak büyümüyor. Elbette Türk Eğitim-Sen de sayısal olarak büyüyor; her yıl bir önceki yıllara oranla daha yüksek sayılara ulaşıyor.  Ama bunu doğrudan doğruya mücadele ederek,  doğru bir duruş ortaya koyarak yapıyor. Her alanda olduğu gibi sendikacılık alanında da bu kadar haksızlık, usulsüzlük yapan adam varken, birilerinin de doğruyu söylemesi, hakkı teslim etmesi gerekir. Şuna inanın ki, sendikacılık adına hakkı ve doğruyu temsil eden Türk Eğitim-Sen’dir. Sendikamız, her zaman hakkın ve haklının yanında olmuştur. Biz siyasi iktidarlara ya da bir takım örgütlere yaslanarak sendikacılık yapmıyoruz.

Türkiye’de eğitim çalışanlarına, kamu çalışanlarına bir haksızlık, hukuksuzluk ya da aleyhte bir düzenleme yapıldığında, kimler bunlara karşı mücadele ortaya koyuyor? Türk Eğitim-Sen’in dışında böyle bir mücadeleyi yapan var mı? Bu mücadele de o kadar iyi noktadayız ki, bizim dışımızdaki sendikalar ve onların üyeleri de bizden hukuki destek istiyorlar. Biz Genel Merkez’de başka sendikaların üyelerinin soruları ile ilgili bizi aradığını ya da bizden yardım istediğine çok tanık olduk. Neden üyesi olduğu sendikayı aramadığını sorduğumuzda da ‘Onların sendikacılık gibi bir derdi yok, bu konularla ilgilenmezler hatta kendilerine ulaşamayız. Bu nedenle sizi aradık’ diyorlar. Böyle bir konumda olmak, doğru işler yaptığı herkes tarafından kabul edilen bir sendikanın mensubu olmak hepimiz için gerçekten onurdur.  Biz bütün üyelerimizin eleştirisine her zaman açık olduk ve bu eleştirilerle daha doğru işler yapacağımıza inanıyoruz. Eleştirinin olmadığı yerde doğru şeyler de ortaya çıkmaz.”

Yönetici değerlendirme sürecine de değinen Şahindoğan, şöyle konuştu: “Gerçekten hakkaniyetli bir değerlendirmenin yapıldığı bir süreç miydi? Liyakatli olmayan insanların yerine değerlendirme yapılarak, daha liyakatli insanlar mı getirildi? Görevden alınan ya da görev süresi uzatılmayan arkadaşlarımız liyakatsiz insanlar oldukları için mi görevden alındılar? Bunların hiçbirisi olmadı. Gerçek bir değerlendirme yapılmadı. Zaten buradaki amaçta gerçek bir değerlendirme yapılması değildi. Sadece kendi yandaşlarını makam ve mevkilere getirmekti. Bu amaçla Yönetici Atama Yönetmeliğini değiştirmişlerdi. Hak etmeyen insanları o koltuklara getirdiler. Eğitimde önümüzdeki yıllardaki süreci göreceksiniz. Türkiye eğitimde daha kötü bir noktaya gidiyor. Bugün hala beli bir seviyede eğitim devam ediyorsa, bu, Türk Eğitim-Sen’in onurlu, liyakatli ve seviyeli üyelerinin sayesindedir. Çünkü kaliteli ve iyi bir eğitim kaliteli insanlarla olur. Kendisini küçük menfaatler için başka sendikalara satmış, sırf okul müdürü ders programını daha güzel yapsın diye sendika değiştirmiş ya da ‘benim müdür yardımcısı görevlendirmemi yapacaklar’ diye sendika değiştirmiş bir insana kaliteli bir insan denilebilir mi?  İnsanı insan yapan onun ilkeleridir. Her şeye rağmen dik ve onurlu duran kişiler bizimledir. Bu dik ve onurlu duranlar Türkiye’nin geleceğidir. Yönetici atama sürecinde birçok arkadaşımız haksızlığa uğradı. Yapılan işlemlerin hukuksuz olduğu her geçen gün yeni yeni mahkeme kararları ile tescil ediliyor. Mahkeme diyor ki; ‘Siz objektiften uzak ve yanlı bir değerlendirme yapmışsınız. Değerlendirmeleriniz hiçbir belge ve bilgiye dayanmıyor. O yüzden bu değerlendirmeyi iptal ediyorum’ diyor. Mahkeme kararını da sözde uyguluyorlar. Gerçekte mahkemenin dediklerini hiç dikkatte almıyorlar. Bunlarla mücadelemiz sonuna kadar sürecektir. Üçüncü değerlendirmeleri de iptal ettirdik ve inanıyorum ki artık hukuk uygulanmayan mahkeme karalarının peşinden arkadaşlarımıza göreve iade kararları verecektir.” dedi.

Aday öğretmenlik sürecini değerlendiren Şahindoğan “Bilindiği gibi aday öğretmenler önce bir performans değerlendirmesine tabi tutuluyor, daha sonra yazılı sınava ve devamında başarılı olmaları halinde mülakata alınarak stajyerliği kaldırılıyor. Biz Türk Eğitim-Sen olarak yazılı sınavın her türlüsüne varız. Bizim arkadaşlarımızın eşit yarışacağı bir yazılı sınavda bunlardan çok daha başarılı olacağını biliyoruz. Biz Türk Eğitim-Sen olarak mülakatın her türlüsüne karşıyız. Mülakat denildiğinde benim aklıma torpilden ya da yandaş kayırmadan başka bir şey gelmiyor. Bu nedenle stajyerlik sınavındaki mülakatın da kaldırılmasını istiyoruz.

Stajyerlik performans değerlendirmesinde danışman öğretmen görevlendiriliyor. Ama bu süreçten önce danışman öğretmen seçme sürecini yaşadık. Gerçekten aklın ve mantığın almayacağı bir süreçti. Bakanlığın el altından gönderdiği bir yazı ve bu yazının birçok okula duyurulmadan, el altından oluşturulan listeler ile danışman öğretmenlerin seçildiği ve komediyi andıran bir süreç izledik. Biz bu danışman öğretmenlerin de hak edenlerin seçilmesini istiyoruz. Bu konuda da her türlü itirazımızı ortaya koyduk. İllerimizde danışman öğretmen niteliklerini taşıdığı halde, duyurudan haberi olmadığı için başvuru yapamayan ya da danışman olmayan arkadaşlarımız varsa, mutlaka dilekçe ile müracaat etsinler. Daha sonrada şubelerimiz bu arkadaşlarımız adına illerdeki danışman öğretmen uygulamasının iptali için dava açsın” dedi.

Üniversite rektörlük seçimlerinin demokratik olmadığını belirten Şahindoğan, “Biz Türk Eğitim-Sen olarak üniversitelerimizi ülkemizin geleceği olarak görüyoruz. Bu ülkenin kalkınmasının bilimde, teknolojide, sanatta gelişmenin lokomotifi üniversitelerimiz olacaktır. Peki bizim üniversitelerimiz bu görevlerini yerine getirebiliyorlar mı? Buna da çok olumlu cevap vermemiz maalesef çok mümkün değil. Bunun birçok sebebi var. Tabi ki akademisyenlerimizin bilgisizliklerinden kaynaklanmıyor. Üniversitelerimizde o kadar anti-demokratik bir ortam oluşturulmuş ki; ne bilimsel özgürlük var, ne de düşünce özgürlüğü var. Üniversiteler, MEB’in bünyesine göre gerçekten demokrasi açısından daha geri kurumlar haline getirilmiştir. Türk Eğitim-Sen olarak üniversitelerimizin demokratikleşmesini istiyoruz. Bunun için de rektörlerin derebeyi olmaktan çıkarılmasını istiyoruz. Her şey rektörün iki dudağı arasında. Böyle bir sitem ile üniversite yönetilmez. Rektörlük mutlaka tüm üniversite personelinin katılacağı adil bir seçimle olmalıdır ve seçim sonuçlarına da rektörlük atamaları esnasına mutlaka uyulmalıdır. En çok oy alan kişinin değil de, 6. sıradaki kişinin rektör yapıldığı bir uygulamanın demokratik bir seçim olduğundan kimse bahsedemez.  Rektörlere adeta derebeyi yetkisi veren YÖK Kanunun 13/b maddesinin de mutlaka değiştirilmesi gerekir. Üniversite rektörü kendi kafasına göre hareket etmemelidir.”  diye konuştu.