GENEL MERKEZ AFYONKARAHİSAR ŞUBESİ’NİN DÜZENLEDİĞİ İL İSTİŞARE TOPLANTISINA KATILDI.

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 23.02.2016 tarihinde Afyonkarahisar Şube’nin düzenlediği il istişare toplantısına katıldılar. Toplantıda Afyonkarahisar  Şube Başkanı Nizamettin Şenol, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Kadın Kolları Temsilcileri ve İşyeri Temsilcileri hazır bulundu.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir; terör saldırılarını kınayarak sözlerine başladı. Tüm şehitlerimizi minnet ve rahmetle anan Özdemir şöyle konuştu: “Ankara’nın kalbinde patlayan bombadan dolayı bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.  Millet olarak zor günlerden geçiyoruz. Bu yaşanan olaylarda kimlerin parmağının olduğu çok iyi araştırılmalıdır. Bugün siyasal iktidar kendinden o kadar çok emin ki, seçim olsa yüzde 60 ile başkanlık sistemini getireceklerini ifade ediyorlar.  Yandaş sendikanın genel başkanlığını yapan kişi,  ‘Çözüm sürecini hayvanlar bile anladı ama bazıları anlamadı’ demişti.  Peki çözüm sürecinde ne oldu?  Çözüm sürecini denilen iki yılık süreçte PKK’nın şehir yapılanması, PYD ve buna benzer terör örgütleri bu ülkede cirit attı. PKK’lıları Habur’da karşılamadılar mı? Oslo’da çözüm süreci adı altında terör örgütü liderinin geleceği hakkında görüşmeler yapılmadı mı? İşte bu yapılanları anlatacak kişiler, bu ülkeyi karşılıksız seven, menfaat beklemeyen eğitimcilerdir. Hak bir gün mutlaka yerini bulacaktır.”

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin ellerinden alınmak istendiğine dikkat çeken Özdemir, şunları kaydetti: "Mevcut Hükümetin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun değiştirilmesi, iş güvencemizin elimizden alınması gibi bir düşüncesi var. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu elbette değişebilir ama Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda, kamunun ihtiyaçları ve devlet memurlarının ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilebilir. Bu, bizim iş güvencemizin elimizden alınması anlamına gelmemelidir. Anayasa’nın 128. Maddesinde ‘Devletin asli ve sürekli işleri, devlet memuru eliyle yürütülür.’ der. Bu madde çok önemlidir. Herkes bilmelidir ki, iş güvencemiz elimizden alınırsa, devletin memuru değil, Hükümetlerin memuru oluruz. Çocuklarımızın okuması için büyük emek sarf ediyoruz. İnsanlar belki de çocuklarınızın bir iş sahibi olabilmesi için, mevcut siyasal iktidarın teşkilatlarının önünde sıraya girecek.  İşte bu tablonun gerçekleşmemesi adına mücadele veriyoruz.”

Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz söylem sendikacılığı değil, eylem sendikacılığı yaptığımızı her platformda söylüyoruz.  Bunu da teşkilatlarımızdan aldığımız güçle ortaya koyuyoruz. Zaman zaman çalışanların ekonomik ve sosyal hakları, zaman zaman da bu ülkenin birlik ve beraberliği için herkes adına mücadele veriyoruz. Bugün kamu çalışanlarına ve bu millete yapılan zülüm de Yüce Allah tarafından mutlaka sorulacaktır. Kamu çalışanları için bu yandaş sendikanın hiçbir mücadelesi yok. Üniversite, Kredi ve Yurtlarda çalışan arkadaşlarımızın hakları gasp edilirken, bunlar olaya sadece ‘benim adamım mı, değil mi’ noktasında bakıyor. Meslek tecrübesi, liyakat asla bunların gündeminde yok. ‘Yeter ki benim yandaşım olsun, en iyi yere gelsin’ diyorlar. Her kademede kendi adamlarını koruyup, kolluyorlar.

Bakınız; MEB’in beyni yok oldu. MEB’in beyni olan, tecrübeli genel müdürlerin, müsteşarların, şube müdürlerinin hiçbiri şuan makamlarında değil,  hepsi havuza alındı. Tecrübeli isimlerin yerine yandaşlarını getiriyorlar.   Ama biz, ‘Düşüncesi ne olursa olsun, eğer bu ülkenin geleceği için çaba sarf ediyorlarsa ve eğitime katkısı var ise, o insanlar makamlarda olsunlar. Herkes farklı düşüncelere sahip olabilir ama hizmet noktasında bu ülkenin geleceğine katkı koyuyorlarsa, onların da hak ettiği yerlerde olması gerekir’ diyoruz.”

Özdemir şunları da kaydetti: “Bilindiği gibi, 17-25 Aralık süreci yaşandı. Bu süreçte 11 yıl beraber yürüdükleri bir paralel yapının kendilerinin çıkar ve menfaatlerine ters düştüklerinde ortaya koyduklarını gördük. Aslında bugün aynı paralel yapılanma yetkili sendika Memur-Sen tarafından da yapılıyor. Bunlar devletin her kademesine yerleşmişler. Bu olaydan siyasal iktidarın milletvekilleri dahi rahatsızlar.”

Afişlerimizin, broşürlerimizin, yayınlarımızın kurum ve kuruşlara ulaştırılmasını da isteyen Özdemir, “Panolarımızın mutlaka güncellenmesi gerekiyor. Aylık bültenimiz, üç ayda bir çıkardığımız Eğitimin Sesi dergimiz ve  üniversite bültenimiz var. Herkesten ricam; bizi her konuda bilgilendirin, haber akışı sağlayın. 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum adlı dergimiz var. Özellikle akademik kariyer yapmak isteyen kişilerin mutlaka bu dergide makalelerinin yayınlanmasını istiyoruz. Buradaki her bir temsilcimiz sendikal anlamda bizim birer aynamızdır. Türk Eğitim-Sen'in internet sayfasından, facebook, twitter sayfasından  yaptığımız çalışmalar hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz” diye konuştu. 

Terör saldırılarını kınayarak sözlerine başlayan Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan,  şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi. Şahindoğan şöyle konuştu: “Türkiye’miz çok zor günler yaşıyor. Çözüm süreci diye teröre açıkça taviz verilen, göz yumulan bir süreç yaşadık. Şimdi de o sürecin faturası olarak her gün onlarca şehit tabutunu omuzlamak zorunda kalıyoruz. Habur’da teröristleri törenlerle karşılayanlar, teröristler dağlara cephane taşırken, şehirlere bombalar yerleştirirken bunlara göz yumanlar, şimdi güya terörle mücadele ediyorlar. Bu mücadele ne kadar da samimiyetten uzak. Eğer bu mücadele sonuna kadar götürülmezse, terörün bütün unsurları ile şehir yapılanmaları, üniversite yapılanmaları, tüm kaynakları kurutulmazsa, sadece bataklıkta sinekleri avlamak şeklinde bir terörle mücadele yapılırsa, bu boş bir çabadan başka bir şey değildir ve bu memleketin evlatları bu vatan uğruna şehit olmaya devam eder. Başta Ankara’da terör faciasında şehit olanlar olmak üzere Güneydoğu’da bu vatan için canını veren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize uzun ömürler ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.”

Türk Eğitim-Sen üyelerimizin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla kurulmuş olan bir sendika olduğunu ifade eden Şahindoğan; “Bugün pek çok sendika var. Onlarla Türk Eğitim-Sen’i kıyaslayabilirsiniz. Bu kıyaslamayı yaptığınızda şunu çok açık ve net olarak görebilirsiniz: Çalışanların hak ve çıkarını korumak için mücadele eden, enerjisini bunun için tüketen, bütün maddi kaynaklarını zorlayan, eylem yapan bir tek sendika var, o da Türk Eğitim-Sen’dir. Diğerlerinin sendikacılık yapmak gibi bir kaygısı zaten yok. Siyasi iktidara yandaş olmakla doğrudan üye kazandıklarını, insanların kendilerine mecbur olduğunu, başka insanların hakkını hukukunu çalarak, kendi yandaşlarına bunları peşkeş çektiklerini, haksız, hukuksuz bir sistem üzerine oturduklarını hepimiz görüyoruz.”

Yönetici atamalarına da değinen Şahindoğan; “Burada da daha önce yönetici olan ve sonradan görevinden alınan arkadaşlarımız var. Bu kişiler yöneticilik görevini iyi yapmadıkları için görevden alınmadılar. Bu arkadaşlarımız Türk Eğitim-Sen üyesi oldukları, koltuk ve makam için sendikalarını değiştirmedikleri, birilerinin elini eteğini öpmedikleri için yöneticilik görevlerinden oldular. Onlar makamı, mevkiyi değil, dik ve onurlu durmayı tercih ettiler. Onlar makam mevki kaybettiler ama toplum ve ilahi adalet nazarında çok şey kazandılar. Ben kendilerini dik ve onurlu duruşlarından dolayı tebrik ediyorum” dedi.

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “13 yıldır devam eden bir iktidar var. Bu iktidar kamuda ve özellikle de MEB’de tam bir zülüm iktidarına dönüştü. Belki eskiden yandaşı korumak yine vardı ama hak, hukuk da vardı. Hırsızlık yapan yandaşı korumak yoktu. Bu iktidarın döneminde bunları da gördük. Hırsızlık, yolsuzluk yapan yandaşın korunduğunu gördük. Hiçbir liyakati olmayan insanların sırf yandaşı olduğu, iyi takla attığı, iyi el etek öptüğü için makam ve mevkilere getirildiğini gördük.  İnsanların kazanışmış haklarının yargı karalarına rağmen, ellerinden alınmak istendiğini gördük. Güya bunlar bir de İslam adına hareket ettiklerini iddia ediyorlar. Kul hakkı yemek, başkasının hakkını hak etmediği halde, kendisinin ukdesine geçirmek İslam’da yeri olan bir davranış mıdır? Bunlar kul hakkına girmekten çekinmiyorlar. Kul hakkına girmekten çekinmiyorlar. Bunların yönetici yaptığı adamların eğitimi geliştirmek, ülkeyi eğitimde bir noktaya getirmek gibi bir amaçları yok. Bunların tüm hesabı, yönetici olarak o makamı kullanarak, daha fazla maddi kazanç elde etmek, ek ders ücreti almaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda aklımızın mantığımızın almayacağı ve hangi gereklere göre yapıldığını bir türlü anlamadığımız pek çok iş oluyor. Bunlardan bir tanesi stajyerlik ile ilgili olarak yapılan düzenlemedir. Hem aday öğretmenlerin stajyerliğinin kaldırılması süreci hem de bu süreç içerisinde görev yapan danışman öğretmen görevlendirilmesi süreci.” 

Aday öğretmenlik sürecinde yaşananlara da dikkat çeken Şahindoğan; “Bilindiği gibi aday öğretmenler önce bir performans değerlendirmesine tabi tutuluyor, daha sonra yazılı sınava ve devamında başarılı olmaları halinde mülakata alınarak stajyerliği kaldırılıyor. Bu süreçte özellikle stajyerlik performans değerlendirmesinde danışman öğretmen görevlendiriliyor. Danışman öğretmen seçme sürecini yaşadık. Gerçekten aklın ve mantığın almayacağı bir süreçti. Bakanlığın el altından gönderdiği bir yazı ve bu yazının bir çok okula duyurulmadan, el altından oluşturulan listeler ile danışman öğretmenlerin seçildiği ve komediyi andıran bir süreç izledik. Bakanlık yazısında belli kriterler getirmişti. ‘Bu kriterlere sahip olan insanları danışman öğretmen olarak görevlendirin’ diyordu. Bürokrasinin düzgün işlediği bir ülkede bu yazının tüm çalışanlara tebliğ edilmesi o şartları taşıyanların da istekli olanları müracaat ederek bu görevlendirmenin yapılması gerekirdi. Ama Türkiye’de böyle olmadı. El altından danışman öğretmen görevlendirmeleri yaptılar. Bunu neden yaptılar? Çünkü performans değerlendirmesinde etkili olacağı için aday öğretmeni belki sendika seçimi noktasında baskı altına almanın bir aracı olarak gördüler. Bu sürece Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi olarak, biz müdahil olduk. Milli Eğitim Bakanlığı’na bir müracaatta bulunduk. Danışman öğretmen görevlendirme sürecinin yanlış işlediğini, bunun el altından yapıldığını, şartları taşımayanların danışman öğretmen olarak görevlendirildiğini, bunun yanında danışman öğretmen olabilecek özellikteki kişilerin de haberi olmadığını söyledik. Bu müracaatımız üzerine Bakanlık, Genel Merkezimize bir yazı gönderdi. Hatta bunu da tüm kamuoyuyla paylaştık. Bakanlık; danışman öğretmenlik sürecinin bitmiş bir süreç olmadığını, bu sürecin devam ettiğini söyleyerek, danışman öğretmen olarak görevlendirilmek isteyenlerin görevlendirileceğini ifade etmişler. Ama Bakanlığın verdiği bu cevabın ucu çok açıktır. Bakanlığın bu cevabı da, son dönemlerde vermiş olduğu tüm cevaplar gibi çeşitli kelime oyunlarının arkasına sığınılmıştır Biz Genel Merkez olarak danışman öğretmenlik sürecinin sıkı takipçisi olacağız. Bu süreci keyfi olarak yürütmelerine müsaade etmeyeceğiz ve bu anlamda hukuki süreç de dahil ne gerekiyorsa, sonuna kadar yapacağız.” dedi.

Tüm devlet memurlarının yanında olduklarının altını çizen Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Bilindiği gibi yönetici atamaları ile ilgili de bir süreç yaşadık. Yönetici görevlendirme süresi 4 yıl ila sınırlandırıldı ve bu süreyi dolduran arkadaşlarımız değerlendirmeye tabii tutuldular. Bu değerlendirme sonunda 75’in üzerinde alanların görev süresi devam ettirildi, bunun altında puan alanların yöneticilik görevine son verildi. Bu süreçte gerçekten çok büyük haksızlıklar ve hukuksuzluklar yaşandı. Okulunu belli bir yerden alıp, belli bir başarı seviyesine getirmiş birçok arkadaşımız sırf kendilerine yandaş olmadıkları için yönetici görevlerine son verildi. Hiç hak etmeyen insanlar sırf o sendikaya üye oldukları için, takla attıkları için onlara biat ettikleri için koltuklarını korudular ya da o koltuklara dışarıdan getirildiler. Biz bu sürecin başından itibaren hakkı elinden alınan yönetici arkadaşlarımızı hiçbir zaman yalnız bırakmadık. Hukuk yolu ile yapılması gereken ne varsa yaptık. Hala da yapmaya devam ediyoruz. Bazı illerimizde ikinci, bazılarında ise üçüncü yargı kararları çıktı. Türkiye’de yargının da idareden bağımsız olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Yargı kararları yapılan değerlendirmelerin objektiflikten uzak olduğunu, haksız bir değerlendirme olduğunu söyleyerek değerlendirmeyi iptal ediyor. Mahkeme kararının uygulanmasının hukuk devletinde nasıl uygulanması gerekir? Mahkeme kararının içeriğine bakıp, mahkemenin yanlış dediği şeyleri bir daha yapmamak şeklinde olmalıdır. Mahkeme diyor ki; ‘Objektif davranmamışsınız, olumsuz değerlendirdiğiniz hususları belgeye dayandırmamışsınız’ diyor. Buna rağmen belgesiz bir şekilde tekrar  ‘hayır’ diyerek, yeniden bir değerlendirme yapıyor ve buna da ‘mahkeme kararını uyguladık’ diyor. Böyle bir mahkeme kararı uygulanmaz ki! Bu mahkeme kararını şeklen uygulayıp, içerik olarak uygulamamaktır. Bu hukuka karşı açıkça hiledir. Bu şeklide yargı kararını uygulayanlara karşı da çok sayıda suç duyurusu da bulunmaktadır. Bu suç duyuruları neticesinde pek çok değerlendiricinin, il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü ve şube müdürünün yargılanması için karar verildi. Biz bu olayın peşini sonuna kadar bırakmayacağız. Bu süreç içerisinde bazı mahkemelerde önemli kararlar da verdi.  Bazı mahkemeler bir ya da iki kez değerlendirmeyi iptal edip, uygulanmadığını ve aynı konunun tekrar tekrar önüne geldiğini görünce kararları ‘görevine iade’ şeklinde vermeye başladı. Bu şekilde kararların çıktığı Manisa, Uşak, Nevşehir gibi hakları yenen arkadaşlarımız görevlerine yeniden başladılar. Tabii bunu da içlerine sindiremedikleri için farklı bir şeklide bu arkadaşlarımızın üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyorlar. Ancak ben şunu ifade etmek istiyorum; bir insan dik ve onurlu durur ise, kimliği ile kendisini ortaya koyar ise üzerine ancak bir yere kadar gelinebilir. İnanan, güvenen ve ne yaptığını bilen insanlar için kaybetmek için bir şey yoktur. Yöneticilik konusunda da eğer kaybettiğini düşünen arkadaşımız varsa, onlar asla kayıpta değil kazançta olan insanlardır.

Müdür yardımcısı değerlendirmelerinde çok keyfi bir dönem yaşandı.  Bir dönem bunların torpille getirdiği müdürler, keyfi olarak istediği kişiye müdür yardımcılığı görevini teklif etti. Bu konuda gerçekten çok ciddi bir mücadele yaptık ve yaptığımız mücadele neticesinde müdür yardımcılığı için yazılı sınav şartı getirildi. Gerçi geçtiğimiz günlerde bunu da sulandırıcı başka bir düzenleme yönetmeliğe eklendi. Sınav ile müdür yardımcısı ataması bizim her zaman savunduğumuz bir sistemdir. Yazılı sınav ile yapılan her işe biz varız. Mülakat var ise, biz her zaman o işe karşıyız. Çünkü hiçbir mülakat Türkiye’de hakkı ile yapılmıyor. Mülakat adeta yandaşın kayrıldığı, torpillinin ön plan çıkarıldığı bir sistem olarak Türkiye’de uygulanıyor. Böyle bir mülakat sistemini biz hiçbir konuda istemiyoruz.

Önümüzdeki 20 Mart tarihinde müdür yardımcılığı sınavı yapılacak. Sınava girecek arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Sendikamız üyelerimize çok ciddi destek sağlamıştır. Bu konuda Türkiye’nin en itibarlı yayınevi olan PEGEM ile anlaşma yaparak, kitap basımı gerçekleştirmiştir. Üyelerimizin kendilerini denemesi amacıyla internet üzerinden online deneme sınavı getirmiştir. Önümüzdeki günlerde yine PDF formatında hazırlattığımız iki tane deneme sınavı da göndereceğiz. Bu şekilde üyelerimizin müdür yardımcılığı sınavında başarılı olacağına inanıyorum.”