GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ, ADANA 1 NO’LU ŞUBE’NİN İSTİŞARE TOPLANTISINA KATILDI.

Türk Eğitim-Sen Genel Merkez Yöneticileri, Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 18.11.2015 tarihinde Adana 1 No’lu Şube’nin düzenlediği il istişare toplantısına katıldı. Toplantıya Adana 1 No’lu Şube Başkanı Selahattin Dolgun, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Kadın Kolları Temsilcileri ve İşyeri Temsilcileri katıldı.
Toplantıda bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir; Kamu çalışanlarının iş güvencesinin ellerinden alınmak istendiğine dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Maalesef ülkeyi yönetenlerin sendikal tercihlerimize müdahalesi oluyor. Bunun en bariz örneğini,  şu andaki siyasi iktidarın iş güvencesi ile ilgili tutumunda görüyoruz.  Mevcut iktidar devlet memurlarının iş güvencesinden ciddi bir şekilde rahatsızdır. Bunu Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar defalarca ifade ettiler. Bunlar devlet memuru istemiyorlar, doğrudan doğruya hükümetten emir alan, hükümetin memuru olsun istiyorlar. Biz de kendimizi devlet memuru olarak gördüğümüz için, devlet adına görev yapmaya devam etmek istediğimiz için, birilerinin kölesi olmak istemediğimiz için iş güvencesini savunuyoruz.”
Türkiye Kamu-Sen gibi iş güvencesi ile ilgili tehditti çok önceden görmüş hatta ön görmüş bir sendikanın varlığı çalışanlar için gerçekten büyük bir şans olduğunu ifade eden Özdemir, “Önümüzdeki süreçte iş güvencesi ile ilgili ciddi bir tehdit karşımızdadır. Bununla mücadele etmenin ve bu tehlikeyi bertaraf etmenin yolu da, elbette ki sendikal mücadeledir. Sendikal mücadelede, iş güvencesine sahip çıkabilecek, siyasi iktidardan bağımsız, iş güvencesini samimiyetle savunan sendikalar tarafından yapılabilir. Siyasi iktidara yandaş olmuş, dudağından çıkacak sözlere bakarak sendikal haritalarını, yol haritalarını çizenler, iş güvencesine sahip çıkamaz. Özellikle iş güvencesi ile ilgili olarak, yandaş sendikanın üyelerini ve hala gaflet içerisinde olan devlet memurlarını, eğitim çalışanlarını mutlaka uyandıralım. Örgütlü ve sendikal bir mücadele yürütmezsek, bu mücadeleden başarıyla çıkamayacağımızı bilelim. Türkiye Kamu-Sen gibi iş güvencesi ile ilgili tehdidi çok önceden görmüş, hatta öngörmüş bir sendikanın varlığı çalışanlar için gerçekten büyük bir şanstır.  İsmail  Koncuk gibi tehlikeyi önceden sezen ve bunun için gerekli tedbirlerin alınmasını isteyen bir Genel Başkanın varlığı büyük bir şanstır.  Bizlere ve sizlere düşecek görev Genel Başkanımızın etrafında kenetlenerek, iş güvencesi ile ilgili mücadelesini sonuna kadar destek vermektir. Biz o kadar güçlü ve bağlı bir kitleyiz ki, belki kitlenin içerinse bulunduğumuz için bunun pek farkında değiliz. Ancak bizim dışımızdaki insanların gözüyle bize baktığımızda gerçekten çok büyük bir güç olduğumuzu görürsünüz. Bugüne kadar hangi konuda bir tepki ortaya koyduysak, mutlaka bir sonuç aldık. İş güvencesi ile ilgili mücadelemiz de mutlak sonuç verecek ve iş güvencemizin elimizden alınması mümkün olmayacaktır. Yeter ki sendikamıza sahip çıkalım bu mücadeleye omuz verelim.”  
Özdemir, web sayfasının ziyaretinin artmasını, dergilerin daha çok okunmasını, panolarımızın güncellenmesini, dergilerimizin daha çok kişiye ulaştırılmasını,  şubelerden rica eden ve Facebook sayfalarındaki paylaşımların siyasi olmaması gerektiğini belirterek, konuşmasını tamamladı.
Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da şunları kaydetti:  “Kısa bir süre önce seçim yaşadık. Seçimin sonuçları şöyle ya da böyle kamuoyunda tartışılıyor. Bundan elbette kişiler ve kurumlar gereken dersleri çıkaracaklardır. Bunlarla ilgili konuşma yapmak, konuları irdelemek bir sendikacı olarak bizim görevimiz değil. Gücümüzü Türk memurundan, çalışanlardan alıyoruz. Dünde böyleydik, bugünde böyleyiz. Bizim güç kaynağımız yapmış olduğumuz sendikal mücadele ve doğrudan doğruya üyelerimizdir. Bu gerçek, 1 Kasım seçimlerinden önce de sonra da değişmemiştir.”
Biz her şeyden önce sendikacılığı hak arama mücadelesi için yapıyoruz. Hak arama mücadelesini yapanlar, sadece haksızlık yapanlarla mücadele ederler. Bunun dışındaki hiçbir olay, onların gerçek gündemi olamaz. Sizlerden rica ediyorum, sendikal kimliğimiz her türlü kimliğimizin önüne geçsin. Bir sendikacı gibi hareket edip, bir sendikacı gibi olayları değerlendirelim. Bunun dışındaki değerlendirmeleri bırakalım siyasetçiler yapsın” dedi.
Tüm devlet memurlarının yanında olduklarının altını çizen Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bakınız öğretmenlere rotasyon getirilecekti. Bizim dışımızda rotasyona ciddi anlamda tepki gösteren başka bir sendika yoktu. Tek başımıza yürüttüğümüz bu mücadelede başarılı olduk ve öğretmene rotasyon uygulamasının rafa kaldırılmasını sağladık.  Ayrıca nöbet tutma görevinin karşılığında ücret ödenmesini istedik. Bunun içinde mücadele ettik. Geldiğimiz noktada nöbete görevine ücret ödenmeye başlandı. Demek ki, Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen bir şeye inanır ve onun mücadelesini yaparsa, mutlaka başarılı oluyor. Bu nedenle iş güvencesi ile ilgili tehdit ve tehlike sizleri asla ümitsizliğe düşürmesin. Türkiye Kamu-Sen var oldukça devlet memurlarının iş güvencesine kimse zarar veremez.”
Türk Eğitim-Sen’in çok ciddi sendikacılık yaptığını belirten Şahindoğan, “Sendikacılığımız sadece üyelerimiz tarafından değil, bize üye olmayanlar tarafından, hatta başka sendikalar tarafından da takdir edilip, alkışlanıyor. Örnek bir kuruluşun temsilcileriyiz. Sendikamızla ne kadar gurur duysanız azdır. Bizler sizlerin talebi olmayan, başını öne eğecek hiçbir eylem ve etkinliğin içinde olmadık. Sizlerden gelen talepler doğrultusunda hareket ettik.” dedi. 
Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yönetici arkadaşlarımız, yönetici atamaları ile ilgili çok ciddi sıkıntılar yaşadı. Bu sürecin her aşamasında onların yanında olduk. Onlar adına hukuk mücadelesi, eylem ve etkinlik yaptık. Mücadelemizi belli bir noktaya da getirdik. Biliyorsunuz son olarak Danıştay İDDK, müdür yardımcısı ve müdür başyardımcısı görevlendirmelerinin sadece okul müdürü teklif edecek şeklinde olmasının doğru olmadığı, duyuru ve objektif kriterlerin ortaya konulması gerektiği yönünde karar vermişti. Ayrıca İlçe Müdürü, İnsan Kaynaklarından Sorumlu Şube Müdürü ve Eğitim Kurumundan Sorumlu Şube Müdürünün değerlendirilecek okul müdürü ile en az 6 ay çalışması gerektiğine, aksi taktirde bu kişilerin değerlendirme puanlarının hesaba katılmamasına karar vermişti. Yani Danıştay değerlendiricilerin en azından beraber çalışma kriterini yerine getirmesi gerektiğini, müdür yardımcısı atamalarındaki keyfiyetin son bulması gerektiğini ifade etti. Ancak hukuk tanımazlık bu iktidar döneminde almış başını gidiyor. Hukukun verdiği kararları boşa çıkarma, tanımama eğilimi bu iktidarın en belirgin özelliklerinden birisidir. Danıştay’ın verdiği kararı boşa çıkarmak amacıyla MEB Hukuk Müşavirliği “Eski yönetmelik hükümlerine göre verilen kararların uygulanması   yeni bir yönetmeliğe göre yapılabilir diye görüş bildirmiyor.  Eski yönetmelikte görev süresi uzatıp, uzatmama değerlendirmesi vardı. Yeni yönetmelikte böyle bir değerlendirme yok.’  yüzden ve hukukun gereği ilkesinden hareketle bu görüş tamamen yanlıştır. Bu konuda dava açmış ve kazanmış bir arkadaşımızın uygulamasının yeni yönetmeliğe göre yapılmasını bırakın hukuku, normal bir mantık kabul edebilir mi? Ancak mahkeme kararının içini boşaltma, yandaşların koltuklarını korumak adına hukuk katledilerek MEB tarafından bir görüş yayınlandı. Bu görüşün altında MEB Hukuk Müşaviri Hayati Cankaloğlu adında güya bir hukukçunun imzası var. Bir hukukçunun eliyle hukuk katlediliyor.”
Türk Eğitim-Sen’in MEB Hukuk Müşaviri Hayati Cankaloğlu hakkında suç duyurusunda bulunduğuna ve tazminat davası açtığını söyleyen Şahindoğan, “Biz bu hukuksuzluğa, hukukun katledilmesine seyirci kalmadık” dedi. Şahindoğan, “Geçtiğimiz günlerde hem Hukuk Müşaviri hakkında mahkeme kararlarını uygulanamaz hale getirdiği için suç duyurusunda bulunduk, hem de üyelerimiz adına 100 bin TL’lik manevi tazminat davası açtık. Sizlerin de arasında bu karar çerçevesinde elinde mahkeme kararı bulunan ve uygulanması noktasında bakanlığın bu görüşü nedeniyle sıkıntı yaşayanlar varsa, onlar da Hukuk Müşavirine tazminat davası açsın. Ne kadar çok dava açılırsa, o kadar bunalırlar ve hukuk çizgisine çekilirler. Biz her şeyden önce sendikacıyız ve sendikayız. Sendikaların amacı üyeleri adına mücadele etmek ve bu mücadeleyi hakkıyla yapmak için yetkili olmaktır. Önümüzde Mayıs ayına kadar sürecek yetki süreci var. Şimdiden çok sıkı çalışmalı ve büyük bir mücadelenin içine girmeliyiz. Her zaman bir kere ziyaret ettiğimiz okulu, iki kere, üç kere ziyaret etmeliyiz. Çünkü şartlar daha da zorlaştı. Ancak ben inanıyorum ki; bizim gibi inanmış bir kitle için asla imkânsızlık yoktur. Bu inanmış kitle mücadele ederse, inanırsa her şeyi başarır. Önümüzdeki süreçte kamu çalışanlarını sarı sendikalara bırakmadan devlet karşısında temsil edecek yapıya inşallah kavuşuruz” diye konuştu.