KONCUK: İŞ GÜVENCEMİZ TEHDİT ALTINDADIR!

Genel Başkanımız İsmail Koncuk, Kanal B TV’de yayınlanan “GÜNCEL” programında ülke ve çalışma hayatı gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

1 Kasım seçimlerinin ardından Türkiye’nin artık huzura ihtiyaç duyduğuna vurgu yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, “Demokrasi, hukuk ve insan haklarının egemen olduğu bir Türkiye’ye istiyoruz” dedi. Genel Başkan İsmail Koncuk programda, KPSS skandalı, memurların iş güvencesi ve toplu sözleşmedeki skandal imzaya ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

 KONCUK: TÜRKİYE’NİN HUZURA İHTİYACI VAR

“1 Kasım seçimlerinin Türkiye’ye hayırlı olmasını temenni ediyorum” diyerek sözlerine başlayan Genel Başkan İsmail Koncuk, “Millet olarak seçim beyannamelerinde verdikleri sözlerin takipçisi olacağız” dedi.

KONCUK; Türkiye 1 Kasım tarihinde bir seçim yaşadı ve bir siyasi parti yüzde 49 oy alarak tek başına hükümet kurma noktasında bir başarı sağladı. Öncelikle seçimlerin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Demokrasi tahammül rejimidir, milletimiz demek ki yapılan ve yaşananlardan memnun ki, kimsenin beklemediği bir oranı vererek siyasi iktidarı tek başına yeniden iktidar yaptı.

Bir Sivil Toplum Kuruluşu lideri olarak şunu söyleyebilirim, yüzde 49 gibi bir oranla AKP iktidar olup ipi göğüsledi, bundan sonraki süreçte siyasi iktidarın o seçim beyannamelerinde yazdıkları üzere davranmalarını bekleme hakkımız vardır. Milletimiz yüzde 49 oy verirken o seçim beyannamesinde söylenenlere inandı ve oy verdi.

Mesela “Ayrımcılığı kaldıracağız” dediler. Bu söz önemli, çünkü ayrımcılık en önemli problemlerden biridir. Farklı siyasi görüş ya da düşüncelere sahip insanlar üzerinde iktidarın tahakküm kurması insanları rahatsız ediyor. Zaman zaman bu ciddi tepkilere de dönüşüyor hepimizce malum. Bu taahhütlere ne kadar uyacaklar göreceğiz. Yargı reformu konusunda da AKP’nin taahhüdü vardı, bakalım neler yapacaklar? Dün Twitter hesabımdan yaptığım açıklamada, yargı reformu son derece iddialı bir söz, yani hukukun üstünlüğünün sağlanması yargı kararlarının uygulanmasından başlar. Şu ana kadar Milli Eğitim Bakanlığı’nda alınan yargı kararlarını dahi uygulamadılar, bunları uygulayın görelim. Buradan Başbakan’a ve Milli Eğitim Bakanı’na sesleniyorum, hadi samimiyetinizi görelim.

Bugün bir gazete yazarı bir medya patronuna yönelik garip ifadeler kullanıyor. Bu yazar diyor ki, “Gazetenizde yazan şu insanları kovarsanız size belki merhamet ederiz” diyor. Bu nasıl bir üsluptur? Merhamet sadece Allah’a mahsustur. Böyle bir ifade olur mu? Birileri bunlara dur demelidir. Rızkı Allah verir, bu canı da Allah vermiştir bize. İnsanları seversiniz sevmezsiniz ama mesele bu değil yarın çıkıp size bize de bu laflar söylenebilir. Bu hiç hoş olmayan ve son derece şımarık bir yaklaşımdır. “Türkiye’ye huzur getireceğiz” sözlerine inanarak insanlar oy verdi. Ona göre herkes hesabını yapmalıdır. Yarının, öbür günün ne getireceğini sadece yüce Allah bilir. “Duvara dayanma yıkılır, insana dayanma ölür” demiş atalarımız, herkesin ayağını yere basmasının vakti gelmiştir. Bu ülkenin ve insanlarımızın huzura ihtiyacı var, bu da adalet, hukuk ve insan hakları ile sağlanabilir. Bu haklar birtakım insanların tekelinde değildir. Türkiye’de demokrasi, huzur ve adalet hakim olmalıdır. Böyle bir anlayışla ülkemize huzur gelmez. Sayın Başbakan’ın akademisyen kimliği de vardır, ben o’nun da bu tip konuşmalardan çok haz ettiğini sanmıyorum, mutlaka bu konuya el atacaktır diye düşünüyorum” dedi.

KONCUK: TÜRKİYE KAMU-SEN HAKSIZLIKLARIN ÜZERİNE GİTMEYE DEVAM EDECEKTİR

KPSS soruşturmasını da değerlendiren Genel Başkan İsmail Koncuk, “Bunu ortaya çıkardığımızda bizi eleştirenler de bugün bizim dediğimiz noktaya geldiler” dedi.

KONCUK; Türk Eğitim-Sen olarak KPSS’de yaşananları ortaya çıkarmış ve bunu ispat etmiştik. Ortaya koyduğumuz belgelerden sonra eğitim bilimleri alanında bir iptal söz konusu olmuştu. Bunu kimin yaptığı önemli değildir ama burada bir alın teri hırsızlığı yapılmıştır. O tarihlerde herkes bizi suçlayan beyanlarda bulunmuşlardı ama o zaman haklılığımız ispat edildiği için bu sınav iptal edilmişti. Adana’da yaptığım bir konuşmada demiştim ki, “KPSS de hırsızlık yapanlar, 10 yıl 20 yıl geçse de korku ve endişe ile yaşayacaksınız, çünkü başkalarının alın terini emeğini çaldınız, onların gelmesi gereken makamlara geldiniz” demiştim. Dediklerimiz bugün bir bir çıkıyor. İşte bugün şu yaşadıklarımız bile, benzeri haksızlıkları yapmayı kendine hak görenlere bir ders niteliğindedir. 2010’da bu haksızlığı yapanlar ortaya çıkıyorsa bugün ya da başka zaman diliminde bunun hesabını verirler. Türkiye Kamu-Sen olarak haksızlıkların üzerine gitmeyi şiar edinmiş bir sendikayız, bundan sonrada devam edeceğiz, bundan geri adım yok. Bize güvenen insanlara verdiğimiz sözler var, asla o insanların yüzlerini yere düşürmeyeceğiz” dedi.

 KONCUK: MEMURLAR İŞ GÜVENCESİ KONUSUNDA UYANIK OLMALIDIR

“Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı olduğumdan beri memurun iş güvencesine yönelik tehditleri her alanda dile getiriyorum” diyen Genel Başkanımız İsmail Koncuk, “İş güvencemizi elimizden almak, yıllardır akıllarının bir kenarında duruyor” dedi.

KONCUK; Ben 2011 yılında Türkiye Kamu-Sen  Genel Başkanı oldum ve o günden bugüne işlediğim ana konulardan birisi “Memurun iş güvencesine dokunmayın” meselesi olmuştur. Yüzlerce konuşma yaptım, TV’ler de anlattım, kitapçık bastırdık ama hala bunu görmeyen memurlarımız var. Hazırlattığımız kitapçıkta Bugün Cumhurbaşkanı olan o dönem Başbakan olan sayın Erdoğan’ın  bu konuda farklı yerlerde yaptığı konuşmaları derledik ve 250 bin adet bastırarak dağıttık ama hala bugün acaba böyle bir şey var mı diyen arkadaşlarımız mevcut. Evet böyle bir şey var. Sayın Cumhurbaşkanı 1 Kasım seçimleri öncesi bir konuşmasında, “Paralel yapıyla mücadele edebilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu değiştirilmelidir” dedi. Cumhurbaşkanı’nın değişmesini ön gördüğü maddeler bize iş güvencesini sağlayan maddelerdir. Bu anayasanın 128. Maddesini de ilgilendirmektedir. Burada sayın Cumhurbaşkanı  seçim öncesinde “Paralel yapıyla mücadele için değişmeli” dedi ama Başbakanlık döneminde yaptığı konuşmalarda var bu kitapçıkta ve defalarca. O tarihlerde bu ülkede paralel yapı diye tanımlanan bir yapı var mıydı? Hayır yoktu. O zaman bugün paralel diye tanımlanan ve kendilerine hizmet hareketi diyen insanlarla Cumhurbaşkanı o dönem dosttu ama 2003 yılında da iş güvencesine yönelik sözler söylemiş. Burada esas amaç paralelle mücadele mi, yoksa kamusal alanda köklü bir değişiklik yaparak işimize gelmeyen insanları kapı dışarı koyma düşüncesi mi? Ben ikinci şıkkı daha geçerli buluyorum. Bu mesele sayın Cumhurbaşkanı’nın aklının bir tarafında var, bunu hayata geçirme arzusu içerisindedir. Bu yapılabilir mi? Anayasanın 128. maddesindeki “Devletin asli ve sürekli işleri devlet memuru eliyle yapılır” tanımın değiştirilmesi gerekir. Peki şu andaki iktidarın Milletvekili sayısı 317, bu sayı değiştirmeye yetmez. Diğer siyasi partilerin desteği ile referandum ya da değişim olabilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce bir torba yasa çıkarıldı. sayın Erdoğan daha Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etmemişti ve Türkiye Esnaf Sanatkarlar Odasında bir toplantı yapıldı. Bende oradaydım ve bu konuya gündeme getirdim. Bu düzenleme memurların iş güvencesini elinden alan, yargı haklarını elinden alan bir düzenlemeydi. Bizim başımıza bir iş gelse dava açıyoruz ve kazandıktan sonra idare  30 gün içinde uyguluyordu. Düşünülen değişiklikle bu süreyi 2 yıla çıkaran bir düzenleme yapılmak isteniyordu. Buna itiraz ettim, masada seviyeli, bir tartışma yaşandı ve birkaç gün sonra Plan Bütçe Komisyonunda dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı gördüm ve kendisi bana problemi düzelttiklerini ifade etti. Tüm devlet memurları kapsamdayken, emniyet mensupları ve daire başkanı ve üstündekileri kapsayan bir düzenleme yapılmıştı. Dolaylı bir iş güvencesini ortadan kaldırma anlayışı vardı o zaman. Daha sonra Anayasa Mahkemesi CHP’nin açtığı dava sonucunda bunu anayasaya uygun bulmadı ve iptal etti. Şu an tüm memurların yargılama durumu aynıdır. Benzeri bir yol şimdi takip edilebilir mi? Yargı hakkımızı yine elimizden alabilirler, bunu hep birlikte göreceğiz. Ben böyle bir düzenleme yapılırsa Anayasa Mahkemesinin yine iptal edeceğini düşünüyorum.

Burada bazı yanlış bilgiler var. Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmalarda “İşçi ve memur ayrımını ne zaman ortadan kaldıracağız? Batı bunu halletti, Türkiye’nin de bunu halletmesi gerektiğine inanıyorum. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ayrım yok” diyor.

Sayın Cumhurbaşkanının bu konuda yanlış bilgileri var, Devlet Personel Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgiler var. Sayın Cumhurbaşkanı bu belgeleri incelerse birçok ülkede işçi memur ve farklı statülerinin olduğunu, hatta birçok ülkede Türkiye’den daha fazla iş güvencesinin olduğunu görebilirler. Mesela Hollanda’da, çalışanların yüzde 98’inin hayat boyu garantileri var. Bir çok ülkede bu ve buna benzer şeyler var. Sayın Cumhurbaşkanının doğru bilgilendirilmesi lazım.

Tabi bu açıklamalarla birlikte bazı köşe yazarları hemen Cumhurbaşkanını destekleyici yazılar yazmaya başladılar. Bu ülkede kraldan çok kralcılar var.  Dün bir tane köşe yazarı, “Anayasadan önce bu 657’yi değiştirmek lazım, bunlar işe başlıyor, ölene kadar iş garantileri var” diyor. Bu yazara sormak lazım, 657’yi hayatın boyunca hiç okudun mu? Disiplin hükümlerini hiç gördün mü? Ben hiç okuduğunu sanmıyorum. Devlet memurlarının hiç öyle hayat boyu garantileri falan yok. Devlet memurlarının hangi şartlarda işten çıkarılabileceğini düzenleyen disiplin hükümleri var. Bunlar zaman zaman çalıştırılıyor, meslekten atılan binlerce memurumuz var. Yani “Hayat boyu garantileri var” yaklaşımları doğru değildir.

Bir diğer yanlış ise devlet memurlarının sayısının çok olduğu ifade ediliyor. Türkiye’de 29 vatandaşa bir memur düşüyor. OECD ülkelerinde ise bu sayı 15 vatandaşa bir memura kadar iniyor.  Bazı ülkeler özelinde, mesela Belçika’da 12 vatandaşa bir memur düşüyor. Dağılım olarak bakınca Şanlıurfa’da 43 vatandaşımıza bir memur düşerken, İstanbul’da 41 vatandaşa bir memur düşüyor, OECD ülkelerine bakınca Türkiye’de memur sayısı fazla değildir. İstatistikleri bilmeden öylesine konuşmak doğru değil. 2 milyon 600 bin memur daha istihdam edebilelim ki OECD ülkelerini yakalama şansımız olsun” dedi.

 KONCUK: SEÇİM ÖNCESİ VERİLEN SÖZLERİ TUTMAMAK AHLAKİ OLMAZ

Genel Başkan Koncuk, taşeron elemanların kadroya alınması konusunda seçim öncesi verilen sözün tam olarak yerine getirilmeyeceği konusunda uyarıda bulunarak, bunun ahlaki olmadığını söyledi.

KONCUK; Sözleşmeli çalışanlar da var. Onların kadrolu çalışanlardan daha iyi hizmet ürettiğini söyleyemeyiz. Aynı şekilde taşeron çalışanlarımız da var. Ülkemizde elbette kamu çalışanları arasında çalışmayan olabilir. Aralarında işini layıkıyla yerine getirmeyenler olabilir. Ama bütün kamu çalışanlarını aynı kategoriye sokmaya çalışanlar var. Bu yaklaşım hem ahlaksız hem de adaletsizdir. Yani TBMM bünyesinde 550 milletvekili için de hepsi aynı gayreti gösteriyor diyebilir miyiz, tabi ki hayır. Sadece parmak kaldırmaktan ibaret milletvekilliği yapanlar da var, ama gerçekten bu millete hizmet vermek için yoğun çalışan milletvekilleri de var. Onun için “bütün devlet memurları yan gelip yatıyor” sözü hiç doğru değildir.

AKP’nin seçim beyannamesinde bütün taşeronları kadrolu yapacaklarına dair sözleri var. “Taşeronları istihdam edeceğiz” şeklinde bir söylemleri vardı. Bugün de bütün taşeronların kadroya alınmayacağını öğreniyoruz.  Milletvekili seçilen sayın Naci Ağbal da diyor ki: “ Asıl iş kavramı doğrultusunda kadroya alınacaktır” Şimdi asıl iş demek, mesela hastanede röntgen çeken asıl işi yapar, ama aşçılık yapan bir taşeron eleman asıl işi yapmaz. Dolayısıyla, asıl iş kavramıyla bir ayrım getirecekler. Bu asıl iş kavramının içerisine 750 bin taşeron eleman arasında  150 bin ile 200 bin arası eleman giriyor. Tek şart da bu değil.  Ayrıca belli bir süre kamuda istihdam ediliyor olacak. 6552 sayılı kanun 2014 yılında çıktı. Bu kanundan önce çalışanlara böyle bir hak verirler. Böyle olunca kadroya alınacakların sayısı 100 binlere kadar düşebilir. Bütün taşeronların kadroya alınacağı masalı da burada son bulmuş oluyor. Seçim öncesi verdiğiniz sözü tutmamak ahlaki değildir” dedi.

KONCUK: SÖZDE SENDİKA KAMU ÇALIŞANLARINA KAYBETTİRMEYE DEVAM EDİYOR!

Genel Başkan İsmail Koncuk, 2013 toplu sözleşme maddesinin 2015 yılında değiştirilmesi nedeniyle kamu çalışanlarının ve emeklilerin enflasyon mağduru olacaklarını açıkladı.

KONCUK; Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’a daha önce de acemi olduğunu söyledim. Bu kafayla 20 sene de başkanlık yapsa, söylediklerimizden bir sonuç çıkaramıyorsa 20 sene sonra acemiliği devam edecektir.  Gerçekten skandal kelimesiyle tanımlanacak bir duruma imza atmışlar.

Bir sendika bizi 2013 yılında 123 liraya pazarlamıştı. 2016 yılı için yüzde 6+5’e, 2017 yılı için ise yüzde 3+4’e yine pazarladı. 2013 yılında imzalanan toplu sözleşmenin bir maddesini söylüyorum; 2015 yılında, kamu çalışanlarına ve emeklilerimize öngörülen kümülatif zammın üzerinde bir enflasyon oluşursa, enflasyon farkı ödenecektir.

Yani 2015 yılında yüzde 3+3’lük zam aldık. Temmuz ayında enflasyonun öngörülenin üzerinde çıkması nedeniyle 1,76’lık enflasyon farkını aldık. Eğer 2013 yılında imzalanan toplu sözleşmenin bu maddesi, Memur-Sen tarafından değiştirilmemiş olsaydı 2015 yılında enflasyonun yüzde 6,1’i geçmesi durumunda enflasyon farkını alacaktık. Ama ne yaptıklarını anlatalım! 2013 yılında imzalanan bu toplu sözleşme maddesini değiştirmişler. 2013 toplu sözleşmesinde enflasyon farkı verilmesi için enflasyonun öngörülen maaş zammını geçmesi gerekiyor. Bu toplu sözleşmeye 2015 yılında enflasyon farkı verilmesi için enflasyonun memurlara verilen tüm zamların kümülatif toplamını, yani yüzde 3+3 ve yüzde 1,76’lık enflasyon farkının toplamını geçmesi gerekiyor.

 Peki bu hükmü değiştirince ne oluyor? 31 Aralık 2015 tarihinde gerçekleşen enflasyona göre, biz enflasyon farkı alacağız. Şu ana kadar gerçekleşen enflasyon yüzde 7,95 iken aldığımız zam yüzde 7,9 olarak görülüyor.  2013 yılında hazırlanan toplu sözleşme maddesi 2015 yılında değiştirildiği için yüzde 1,76 da üzerine konularak ”toplam memura verilen zammın enflasyonu aşması halinde enflasyon farkı verilecektir” deniliyor. Eğer eski madde olsa idi, yüzde 6,1’lik oranın üzerinde bir enflasyon çıkarsa 31 Aralık tarihinden sonra aradaki fark enflasyon farkı olarak verilecekti.  Ama yüzde 6,1’lik oranın üzerine yüzde 1,76’lık oranı koyuyorlar ve yüzde 7,9’luk oran çıkıyor. Şimdi ise 31 Aralık tarihinde, enflasyon yüzde 7,9 oranını aşmaz ise enflasyon farkını alamayacağız. Net olarak hem kamu çalışanı hem emeklimizin yüzde 1,8 oranında kaybı var demektir. Bir sendikanın hukuken 2013 yılında imzalamış olduğu toplu sözleşme hükümlerini, 2015 yılında yapılan toplu sözleşmeyle değiştirme hakkı yok. Bunlar kapsam dışında olan bir maddeyi değiştirerek 2015 toplu sözleşme zamanında yeniden yapmışlar.

Bu konuda ben yalan söylüyorsam, yüreğiniz yetiyorsa Türkiye’de mahkemeler herkese açık. İstiyorlarsa beni yalan söylüyor diye mahkemeye versinler. Mahkeme önünde hesaplaşırız. Eğer delikanlılarsa bunu yapsınlar. Ama yapamazlar çünkü, onlar da hatalarının farkındalar. 2015 yılında değiştirdikleri madde nedeniyle bütün emeklileri ve kamu çalışanlarını zarara sokmuşlar. “Öngörülen kümülatif artış” yerine “verilen kümülatif artış” ifadesini kullanmaları nedeniyle zarardayız. Eğer bu maddeyi Memur-Sen hiç değiştirmeseydi, 31 Aralık 2015 tarihinde bütün emekliler ve memurlar enflasyonun % 6,1’i aşması halinde enflasyon farkı alacaklardı. Ama değişiklik nedeniyle enflasyonun %7,9’u aşması halinde ancak fark alınabilecek. Hırsızlığın da türleri var. Cebimize biri elini sokar da 5 liramızı alırsa onun adı hırsızlıktır. Kağıt üzerinde kazandığımız bir maddeyi 2015 yılında hiçbir gerekçemiz olmadan ortadan kaldırıp memur ve emeklilerimizin her ay 40 ile 160 lira arasında zarara sokarsanız benim cebimdeki parayı çalmış olursunuz. Eğer Memur-Sen bir sendika sorumluluğu ile davranmış olsaydı, zaten bu maddeyi değiştirmezdi. Emekli ve memurlarımızın maaş kaybına uğraması gibi bir kaygısı olmayan sendika başkanı var. Daha toplu sözleşme başlamadan “Türkiye Kamu-Sen yancıdır” tabirini kullandı. Biz memurun emeklinin yancısıyız. İktidarın yancısı hiç olmadık. Kapalı kapılar ardında imzalanan toplu sözleşmede kendilerini uyarma imkanı bile bulamadık. Alkışlar arasında imzalanan toplu sözleşme, emeklilerin kamu çalışanlarının maaşlarında %1,8 oranında kaybına neden oldu. Oysa yapılan iş şeffaf olsaydı, yapılan eksikler kusurlar ortaya çıkar, zamanında düzeltilirdi.

Geçen gün bizim söylediklerimize verdikleri 15 sayfalık cevap, sadece laf ebeliğinden ibaret. 5 milyon insanın maaşlarına göre ayda 40 ile 160 lira kaybına neden oldukları için yazıklar olsun diyorum. Memur ve emekli 1 lirayı harcarken bile düşünürken, onlar ceplerinden paranın çalınmasına neden oluyor. Bu olayda sadece Memur-Sen suçlu değil, bu tezgahı kuran Maliye bürokratları da suçlu. Bizim acemi sendikacılar da bu tezgahı görememişler. Böyle bir rezalet istifayı gerektirir ama onlar da bu yürek asla olmaz. Hadi istifa etmedin, çık bir özür dile. O da yok” dedi.

Alan değişikliği konusunda ciddi bir talebin olduğunu da belirten Koncuk,” Ataması yapılmayan branş öğretmenleri de var ama alan değişikliği konusundaki talepleri de haklı buluyorum” dedi.

 

...:: GENEL BAŞKANIN AÇIKLAMALARI İÇİN TIKLAYINIZ ::...