KONCUK: KORKMADAN, YILMADAN MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ

Türkiye Kamu-Sen istişare toplantıları hız kesmeden devam ediyor. Ülkemizin dört bir yanında teşkilatımızla bir araya gelen Genel Başkanımız İsmail Koncuk, son olarak Muğla’da üyelerimiz ve kamu çalışanları ile buluştu.

 Büyük bir coşku ve heyecanla karşılanan Genel Başkan İsmail Koncuk, konuşmasında  Türkiye gündemi ve çalışma hayatına dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

 KONCUK: BİZ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCU İRADESİYİZ

 Konuşmasına her zaman olduğu gibi vatan için canlarını feda eden şehitlerimizi anarak başlayan Genel Başkan İsmail Koncuk, ülkemizin hiç  iyi günler yaşamadığının altını çizdi.

KONCUK; “Siyasi değerlendirmelerin çok ötesinde olmamız gereken günler yaşıyoruz. Sizleri tenzih ediyorum ama toplumun büyük kesiminin şehit haberleri gelince ah vah ettiğini görüyoruz ama samimiyetle üzülüp üzülmediklerinden doğrusu çok emin değilim. Artık millet olarak her şeyi konuşmamız söylememiz lazım. Anaların, babaların, kardeşlerin, eşlerin, çocukların yürekleri yanıyor, bir yerlerde ise insanlar gününü gün ediyor. Artık bir samimiyet olduğunu düşünmüyorum. Ateş düştüğü yeri yakar hale gelmiş. Ateş düştüğü yeri yakmasa ne olurdu? Habur rezaletini bu millete yaşatanlar bu milletin yüzüne bakacak halde olmazlardı. Şivan Perver gibi Türk düşmanını kırmızı halılarla, gözyaşları içinde şarkı ve türkülerle bağırlarına basanlar bu millet tarafından cezalandırılırdı. Bunları göremiyoruz, memleket evlatları şehit oluyor ama o şehitlerin katilleri ile masaya oturuluyor, el ele, kol kola giriliyor ama bir taraftan da şehitler için ağıtlar yakılıyor, bu nasıl iş? Memleket evlatları şehit oluyor, peki çözüm sürecini kim başlattı, kim buzdolabına koydu? Bunu idrak noktasında olmalıyız. Bir ahlak, bir akıl çizgimiz olmalı, bu akıl çizgisinin nerede başlayıp nerede bittiğini doğrusu anlamakta zorlanıyorum.

7 Haziran’dan sonra ne oldu bu ülkede? “Kürt meselesi vardır, o’nun da savunucusu benim” diyenler “Kürt meselesi yoktur” dedi. Bunları şimdi bu milletle paylaşmayalım mı? Hükümetin ana varlık sebeplerinden üçü, eğitim, sağlık ve güvenliktir. Bu üçü yoksa, bir ülkede bizim anladığımız anlamda iktidar varlığından söz edilemez. Can güvenliği var mı bu ülkede? Muğla’da yarın öbür gün bir canlı bombanın kendini patlatmayacağının garantisini verebilecek bir kişi var mı? 102 vatandaşımız Ankara’nın göbeğinde öldü. Bu ölenler siyasal anlayışları ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşıdır. Devleti yönetenler vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak zorundadır.

Öyle hale gelmişiz ki, üzülerek ifade ediyorum, şehit verince sevinenler var, vatandaşlarımız ölürken de sevinenler var bu ülkede. Halbuki bir millet tasada, kıvançta bir olan insan topluluğudur. Millet olma özelliğimizi kaybediyoruz. Bizim ecdadımız 3 kıtada hüküm sürmüş bir ecdat ama kimseyi ayırmamıştır. Biz şu idrak noktasında olmalıyız, “Biz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu iradesiyiz” dolayısıyla bu ülkede yaşayan mezhebi, meşrebi, ideolojisi ne olursa olsun herkesi yüce Allah’ın bir emaneti olarak görmek ve kucaklamak zorundayız. Ancak böyle millet olabiliriz. Meselelere bölücülerin, vatan hainlerinin baktığı gibi bakamayız. Biz Türkiye sevdalısıyız, Türkiye’nin ta kendisiyiz. Bu ülkede yaşayan herkes bizim için kıymetlidir. Millet olmanın en önemli vasıfları beraberce sevinmek, beraberce üzülmektir. Son 13 yılda bunu çok hızlı kaybeder hale geldik. 170’in üzerinde şehit verdik, şehit ana, baba, eş, kardeş, çocuklarını unutmayalım. Bu ülkede yaşayan her insanı da önemli ve kıymetli görelim” dedi.

KONCUK: YÜZDE YÜZ YERLİ VE MİLLİ 450 BİN ÜYESİYLE TÜRKİYE KAMU-SEN DİMDİK AYAKTADIR

“Bu ülke kimsenin babasının malı değil” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, 13 yıldır Türkiye Kamu-Sen üyelerine yapılan muameleyi iliklerine kadar yaşadıklarını söyledi.

KONCUK;  “Türkiye Kamu-Sen  mensuplarının en temel özelliği vatansever olmalarıdır. Bu ülkenin milli birlik ve beraberliğe sonuna kadar inanmalarıdır,  Hz. Peygamber efendimize ve dinimize sevgi ve saygımız, Atatürk’e ve şehitlerimize, ecdadımıza saygımızdır bizim değerlerimizdir. Bunlar bizleri bir arada tutan en temel özelliklerimizdir. Hepinize soruyorum, bu ortak özelliklere sahip, vatansever ve donanımlı insanlar nasıl bir muameleye tabi tutuldu? Üçüncü sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulduk. Okul müdürü ise görevden alındılar, başhekimse, hastane müdürü ise görevden aldılar. Türkiye Kamu-Sen üyelerini her hangi bir yerde yönetici olarak görmek mümkün olmaz hale geldi.

Şimdi, “ “Sen ben yok, Türkiye var” diyorlar. Elbette herkes bunu söylemelidir, çok güzel bir slogan. Bende diyorum ki, madem sen ben yok, vatansever Türkiye Kamu-Sen üyelerini 13 yıldır neden dışladınız. İktidar diyor ya, “Yüzde yüz yerli ve milli vekil seçin”  ben de diyorum ki, “Burada yüzde yüz milli ve yerli 450 bin insan var, bunları neden görmediniz? Bunları neden ötekileştirdiniz?” Bizim her bir üyemiz, bu temel özelliklere sahiptir.

O halde görevden aldığınız Türkiye Kamu-Sen yöneticilerini hangi kurumda olursa olsun, göreve iade ederek başlayın bu ayrımcılığı kaldıracağınızı görelim ve inanalım. Makam dağıtırken yandaşım var, seçim yaklaşınca “Sen ben yok, Türkiye var”,  ihale dağıtırken benim adamım var, şimdi “Sen ben yok, Türkiye var” kimse kusura bakmasın, biz buna inanmayız. Biz bu ayrımcılığı iliklerimize kadar hissettik ve yaşadık hala da yaşıyoruz.

Bu özelliklere sahip insanlar yıllardır değer görmedi, peki ama kimler değer gördü? İki tane koyunu verin güdemeyecek adamlar il müdürü olmuş. Muğla Milli Eğitimde yaşananları hepiniz hatırlıyorsunuz, o İl Müdürü görevden gitti, Milas Milli Eğitim Müdürü de Konya Ereğli  İlçe müdürü olarak görevine devam ediyor ama o müdürü unutmayacağız. O’nun burada yaptığı rezillikleri unutmayacağız ve hesabını soracağız. Kimsenin yaptığı zulüm yanına kar kalmayacak. Bunlar sanıyor ki, bu ülkede ağa babaları hukuk tanımıyor ya tepede o tanımayınca yol açılıyor bu da, “Ben niye tanıyayım o tanımıyorsa bende tanımıyorum” diyor. Bu ülkede mahkeme kararları uygulanmaz hale geldi. Bütün kamu kuruluşlarında bu olumsuzluk ile karşı karşıyayız. Artık sözün bittiği yerde olduğumuzu düşünüyorum. Hakimler, Savcılar dahi karar verirken bir takım yerlere yaranmak amacıyla ya da korkuyla hareket ediyorsa bağımsızlıktan adaletten söz edemeyiz. Diktatörlüğün her zeminde kökleştirildiği  bir ülke olamaz. Benim atalarım kadar bu ülkeye emeği olmayanların diktatörce yönetimlerine gebe miyiz? Vatansever Türkiye Kamu-Sen üyelerinin bu ülkeye hizmeti kadar, bu insanların faaliyetleri var mı acaba?

Bu ülke kimsenin babasının malı değil. Çocuklarımızın geleceği için, bu ülke için sahip çıkmamız gereken değerlerimiz var.  Eğer tepemizdeki bu çatı çökerse; milyonları, makamları, mevkileri onları kurtulmaz.  Onun için gerekirse risk alacağız ve kimseden korkmadan, doğruyu yapmak adına üzerimize düşeni yapacağız.  Valiler, il müdürleri, kaymakamlar meşru sınırları içerisinde kalırlarsa bizden saygı görürler. Herkes ayağını denk alacak. Ölümden öte yol yok” dedi.

KONCUK: SKANDAL İMZA İÇİN MAHKEMEYE BAŞVURDUK

Genel Başkan İsmail Koncuk, 2013 toplu sözleşme maddesinin 2015 yılında değiştirilmesi nedeniyle kamu çalışanlarının ve emeklilerin enflasyon mağduru olacaklarını açıklarken, yetkili konfederasyonun attığı skandal imzanın iptali için mahkemeye başvurduklarını söyledi.

KONCUK;  “Bir sendika bizi 2013 yılında 123 liraya pazarlamıştı. 2016 yılı için yüzde 6+5’e, 2017 yılı için ise yüzde 3+4’e yine pazarladı. Bugün yaptığım açıklamada memurun nasıl aldatıldığını gözler önüne serdim. Siyasi iktidarla yakın temas kuranlarla toplu sözleşme masasına oturulamayacağını, ne memurların ne de emeklilerin yüzünün gülemeyeceğini her zaman söylüyorum. 2013 yılında imzalanan toplu sözleşmenin bir maddesini söylüyorum; 2015 yılında, kamu çalışanlarına ve emeklilerimize öngörülen kümülatif zammın üzerinde bir enflasyon oluşursa, enflasyon farkı ödenecektir.

Yani 2015 yılında yüzde 3+3’lük zam aldık. Temmuz ayında enflasyonun öngörülenin üzerinde çıkması nedeniyle 1,76’lık enflasyon farkını aldık. Eğer 2013 yılında imzalanan toplu sözleşmenin bu maddesi, Memur-Sen tarafından değiştirilmemiş olsaydı 2015 yılında enflasyonun yüzde 6,1’i geçmesi durumunda enflasyon farkını alacaktık. Ama ne yaptıklarını anlatalım! 2013 yılında imzalanan bu toplu sözleşme maddesini değiştirmişler. 2013 toplu sözleşmesinde enflasyon farkı verilmesi için enflasyonun öngörülen maaş zammını geçmesi gerekiyor. Bu toplu sözleşmeye 2015 yılında enflasyon farkı verilmesi için enflasyonun memurlara verilen tüm zamların kümülatif toplamını, yani yüzde 3+3 ve yüzde 1,76’lık enflasyon farkının toplamını geçmesi gerekiyor.

Peki bu hükmü değiştirince ne oluyor? 31 Aralık 2015 tarihinde gerçekleşen enflasyona göre, biz enflasyon farkı alacağız. Şu ana kadar gerçekleşen enflasyon yüzde 7,95 iken aldığımız zam yüzde 7,9 olarak görülüyor.  2013 yılında hazırlanan toplu sözleşme maddesi 2015 yılında değiştirildiği için yüzde 1,76 da üzerine konularak ”toplam memura verilen zammın enflasyonu aşması halinde enflasyon farkı verilecektir” deniliyor. Eğer eski madde olsa idi, yüzde 6,1’lik oranın üzerinde bir enflasyon çıkarsa 31 Aralık tarihinde aradaki fark enflasyon farkı olarak verilecekti.  Ama yüzde 6,1’lik oranın üzerine yüzde 1,76’lık oranı koyuyorlar ve yüzde 7,9’luk oran çıkıyor. Şimdi ise 31 Aralık tarihinde, enflasyon yüzde 7,9 oranını aşmaz ise enflasyon farkını alamayacağız. Kümülatif olarak hem kamu çalışanı hem emeklimizin yüzde 1,8 oranında kaybı var demektir.

Bir sendikanın hukuken 2013 yılında imzalamış olduğu toplu sözleşme hükümlerini, 2015 yılında yapılan toplu sözleşmeyle değiştirme hakkı yok. Bunlar kapsam dışında olan bir maddeyi değiştirerek 2015 toplu sözleşme zamanında yeniden yapmışlar. Kaybettiğimiz yüzde 1,8’lik oranı Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın mı karşılayacak? Bunlar hep acemilikten, kendisine de söylüyorum. Hatta bu arkadaş, toplu sözleşme masasında Türkiye Kamu-Sen olmaması gerektiği yönünde yanımızda açıklama yaptı. Amacı bizi toplu sözleşme masasından uzaklaştırmaktı. Ben de bu yaptığının hata olduğunu anlatmaya çalıştım. Bizim tecrübemizden, bilgimizden yararlanması hususunda uyarıda bulundum ama maalesef dinlemedi. Hatta önceki günlerde, Türkiye Kamu-Sen’i toplu sözleşme masasından sildiğini açıklıyor. Bir sendikanın görevi, diğer bir sendikayı toplu sözleşme masasından silmek midir?  Memuru ve emekliyi zarara uğratan yaptıkları tarihi skandalı ortaya çıkarınca, bizi neden masada görmek istemedikleri de ortaya çıkıyor. Yaptıkları tarihi skandal, memurların ve emeklilerin aylık ortalama 50 lira zarara uğramasına neden oldu.

Öngörülen enflasyonun yüzde 8,25 oranda olacağı hesaplanıyor Bu oran eğer gerçekleşirse, o toplu sözleşme maddesi değişmemiş olsaydı, kamu çalışanları ve emeklilerimiz 31 Aralık tarihinde yüzde 2,15 oranında zam alacaktı. Değiştirilen madde üzerinden bir enflasyon hesabı yapılacağı için 31 Aralık tarihinde yüzde 8,25 oranında bir enflasyon olsa bile yüzde 1,8 oranında kaybımız olacaktır.

Yapılan bu değişiklik sadece 2015 yılı için geçerli. 2016 ve 2017 yılları için bu madde yok. Yani 2016 yılında bize yapılan yüzde 6’lık zammı fiilen yüzde 4’e düşürmüşler. 2015 zammını bizden çalmış, 2016 yılının birinci altı ayına eklemiş. 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle enflasyon, yüzde 9 çıktığını düşünelim, eski madde geçerli olsaydı yüzde 2,9 oranında bütün kamu çalışanları ve emeklilerimiz enflasyon farkı alacaktı ama madde değiştiği için, enflasyon yüzde 9 çıksa bile, yüzde 7,9’dan çıkarınca yüzde 1,1 enflasyon farkı alacağız. Yani yüzde 2 zam oranımızı yürütmüşler. Bu bir skandaldır. Memurları temsilen bir konfederasyonun Genel Başkanı buna bilerek imza atmış ise o yerde Genel Başkanı bir dakika bile oturtmamak lazım ama bilmeyerek atmış ise o daha facia bir durum.  Eğer yanılıyorsam acemi başkan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın beni mahkemeye versin. Versin ki, kendisini rezil edelim. Ben memuru bu kadar pazarlayan bir Genel Başkan görmedim. Ahmet Gündoğdu bile memuru pazarlamayı bu kadar becerememişti. Bunlar cebemizdeki parayı alıp, 2016 yılına yamamışlar.

Ben bu olayı günlerdir anlatıyorum ama malum Genel Başkandan ses yok. Bir kere de çık ve özür dile bütün memurlardan ve emeklilerden. Sen de istifa edecek yürek olmadığı için hadi istifa etme, ama çık bir özür dile. İşin bir de hükümet boyutu var. Nasıl bir Maliye Bakanımız var ki, 2 milyon 600 bin memurumuzu aldatıyor. 1 milyon 900 bin emeklilerimizi mağdur ediyor. Sadece suçlu Memur-Sen değil. Tabi ki böyle bir tuzağı görmediği için suçun büyüğü onlarda.

Sonra Sayın Başbakan “biz memura 6+5 verdik” diyor. Sayın Davutoğlu buradan sesleniyorum; 2015 yılında 2 puanımız çalınmış. Üç kuruşla geçinemeyen memurun emeklinin yüzde 2 oranını göz göre göre çalınmasına göz yumuyorsunuz.  Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e de soruyorum; bu kirli tezgah bütün kamu çalışanlarına ve emeklilere kurulurken ne yapıyorsun sen? Toplu sözleşme masasındaki Maliye yetkilileri kendisinden habersiz böyle bir değişikliğe imza atması mümkün mü? Peki maliye Bakan’ın Sayın Başbakan’dan habersiz 5 milyon insanın cebinden yaklaşık yüzde 2’yi alması mümkün mü? Bu durum karşısından bütün çalışanların en sert tutumu gösterme mecburiyeti var. Alenen birileri cebimize elini sokmuş, paramızı çalmış. Bu kabul edilemez.

 Bu gerçeğin insanlar farkında değil, sizlerin anlatması gerekiyor.  Bir sendikanın toplu sözleşmede kabul edilen bir maddeyi böylesine sorumsuzca, kamu çalışanlarını ve emeklileri zarara uğratmak pahasına değiştirme hakkı yoktur. Bunu düzeltmek için hem Türkiye Kamu-Sen olarak, hem de Türk Eğitim-Sen olarak dava açtık. İnşallah cebimizden alınan parayı geri alacağız. Buna göre, maaşlara göre değişen oranda aylık 40 lira ile 160 lira arasında kayıplar meydana geldi.  Eğer bu rezaleti memurlarımız sineye çekerse, Memur-Sen’li arkadaşlarımız görmezden gelirse onlara sözüm yok.

İnşallah bu davayı kazanacağız, o zaman da biz “ Memur-Sen bozar, Türkiye Kamu-Sen yapar” diyeceğiz. Sözde sendikalar kamu çalışanlarını kaybettiredursun, biz onları yeniden kazanmak için çaba sarf edeceğiz” diyerek sözlerini noktaladı.