GENEL BAŞKAN İSMAİL KONCUK KAMUEVİ.COM İLE RÖPORTAJ YAPTI

Kamuevi.com ses getiren röportajlarına devam ediyor. Kamuevi'nin bu haftaki konuğu "Türk Eğitim-Sen" ve "Türkiye Kamu Sen" Genel Başkanı Sayın İsmail KONCUK oldu. Röportajın tam metnini sizler için yayınlıyoruz.

1-Her sendika bir partinin arka bahçesi eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sendikalar, temsil ettiği kesimin haklarını korumak ve geliştirmek için var olan ve bunun için gayret etmesi gereken kuruluşlardır. Peki bu mücadele kime karşı verilecek? Tabii ki, işverene karşı. Memur sendikalarının işvereni de ülkeyi yöneten siyasi iktidar, Hükümettir. Bundan dolayı sendikalar, Hükümet olan siyasi iktidarın rengine bakmaksızın sendikal sorumluluklarını yerine getirmelidir. İşte bu noktada sendikal kalite farkı belirginleşmektedir. Bir sendika, iktidarın siyasi rengine göre tavır geliştiriyor, sırf kendine yakın gördüğü siyasi anlayış iktidarda diye çalışanların beklenti ve hakları doğrultusunda tavır almıyorsa bu sıkıntılı bir durumdur. Zaten böylesi tavır geliştirenlere, evrensel ölçülerde sendika denmez. Olsa olsa bunun adı “Sarı Sendika”dır.

İşte son yıllarda buna yoğunlukla şahit oluyoruz. Bir yanda kamu çalışanlarının haklarını gasp eden, kazanımlarını elinden alan, kamu çalışanlarının en büyük kazanımı olan iş güvencesine bile göz dikmiş, her fırsatta iş güvencesini kaldıracağını dile getiren bir siyasi iktidar iş başında; ama diğer yanda üyelerinin tamamı memur olan ve fakat tüm bu tazyiklere de tek çift laf bile etmeyen bir sözde sendika var.

Ne gariptir ki,  iktidarın en temel haklarımıza tecavüzü karşısında bile Hükümete karşı bir tavır geliştiremeyen bu sözde sendika hormonlu bir şekilde sürekli şişiyor. Mevcut iktidar iş başına geldiğinde ülke genelindeki üye sayısı sadece 41 bin olan bu hormonlu yapı, şimdi 800 binleri aşmış durumda. Hem de sendikal asgari gerekliliklerden fersah fersah uzak olduğu halde. Tamamen iktidarın ve bürokrasinin cazibesi ve himayesiyle varlığını devam ettirmekte. İşte ancak böylesi yapılara ve tutumlara “Bir partinin arka bahçesi” denir.

Bunun dışında sendikaların aynı zamanda birer sivil toplum kuruluşu olması, toplumu ilgilendiren gelişmeler karşısında üyeleri adına tavır geliştirmeleri parti faaliyeti değildir. Siyaset kurumunun ortaya koyduklarına tavır geliştirmekle, politize olmayı birbirinden ayırmak gereklidir. Politize olmuş, tüm reflekslerini ve politikalarını biat ettikleri siyasi partinin talimatlarıyla oluşturan sözde sendikalar tabii ki bir partinin arka bahçesidir. Ki, onlar zaten bundan da rahatsız değillerdir. Ancak sendikal gereklilikleri yerine getiren, politikalarını belirlerken temsil ettiği kesimin beklentileri ve kazanımlarını öncellikleri olarak kabul eden sendikalar gerçek sendikalardır ve hep var olurlar. Ancak bir partinin arka bahçesi olanlar ise o partinin iktidarıyla vardır, onunla birlikte yok olurlar.

2-Türkiye’deki eğitim politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üzülerek belirtmeliyim ki, ülkemizde eğitim politikalarının sağlıklı, toplumun ve çağın ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulduğunu söylemek mümkün değildir. Bakın sadece mevcut iktidar döneminde bile defalarca köklü değişiklikler yapılmıştır. Aynı parti iktidarında beş kez Milli Eğitim Bakanı değişmiş; her Bakan adeta bir başka partinin temsilcisiymişçesine bir önceki Bakanın uygulamalarını tekzip eden icraatlara imza atmıştır. Bakın liselere giriş sınavı dahi aynı iktidar döneminde üç kez değiştirilmiştir. Böyle bir anlayış olabilir mi? Öte yandan MEB’de karar verici pozisyonunda olan birçok üst düzey yöneticinin de tebeşir tozu yutmamış, eğitim ortamlarının ve eğitim çalışanlarının gerçeklerine vakıf olmadığını görmek lazımdır.

İşte bu nedenlerden dolayı sürekli problemler artmakta, eğitim çalışanları huzursuz kılınmaktadır. Bunun yanı sıra bir çete, bir paralel yönetim de MEB’de hakim kılınmış ve adeta tüm kuruluşlarımıza bu çete çöreklenmiştir. Hakkaniyetten uzak ve tamamen yandaş kayırmaya zemin hazırlayan yönetmeliklerle 76 bin okul yöneticisinin kazanımları elinden alınmış, tek özelliği biat etmek olan binlerce sözde yönetici okullarımıza çöreklenmiştir. Böylesi ehliyetsiz yöneticilerin elinde eğitim ortamlarımızın sıhhati bozulmuş, eğitim verimliliğine darbe vurulmuştur.

Bir yanda Bakanlığın iş bilmez karar vericilerinin oluşturduğu yanlış politikalar, bir yandan ehliyetsiz yandaş yöneticilerin beceriksizlikleri neticesinde eğitim hayatımız her geçen gün içinden çıkılamaz bir duruma sürüklenmektedir. Yöneticiler, mevcut problemleri çözmek bir yana her gün yeni bir sıkıntıyla eğitim çalışanlarını huzursuz etmektedir. İşte yeni yönetmelikle öğretmenlere getirilen rotasyon uygulaması da buna son örneklerdendir. Hangi neden ve ne amaçla hayata geçirildiğini anlayamadığımız rotasyonla on binlerce öğretmenin huzuru kaçmış ve önümüzdeki süreçte ciddi mağduriyetler ortaya çıkacaktır. Öğretmenlerimizin kurulu düzenlerini bozacak, kilometrelerce uzakta işe gitmeye zorlanacak, hem kendileri hem de aileleri mağdur olacaktır.

Rotasyon uygulaması tartışmaya açıldığından itibaren iyi niyetli ve ciddi ikazlarımız tüm muhataplarımıza ilettik. Ancak her defasında karşımızda bir duvarla karşılaştık. MEB anlaşılmaz bir inatla uygulamayı hayata geçirdi. Korkarız ki, 4+4+4 sisteminin hayata geçirilmesinde olduğu gibi rotasyon uygulaması da uzun yıllar yaşanacak problemlere neden olacaktır.

Bu arada bir kısım genç meslektaşlarımız merkez okullara gelebilecekleri ümidiyle rotasyonu desteklemişlerdir. Fakat aylardır bu arkadaşlarımıza da söylüyoruz ki, bu uygulama size fayda getirmeyecektir. İşte şimdi gördük. İlçe grupları oluşturuldu ve rotasyon bu gruplar içerisinde yapılacaktır. Örneğin Ankara’nın Çamlıdere ilçesinde görev yapan bir arkadaşımızın rotasyonla merkez ilçelerden birine gelme şansı yoktur. Çamlıdere’deki öğretmen Kızılcahamam ya da Kazan’da görev alabilecektir. Dolayısıyla bu rotasyon belasına şu ya da bu yanlış düşünceyle destek olan meslektaşlarımızın da artık bu gerçeği görmesini arzu ediyoruz.

3-Talepleriniz Hükümet tarafından karşılık buluyor mu?

Sendikalar, çalışanları temsilen işverenle, Hükümetle muhatap olmak için vardırlar. Nitekim tabi olduğumuz 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu da bize bu hakkı vermektedir. Hem her yıl Kurum İdari Kurullarında hem de iki yılda bir yapılan Toplu Sözleşme toplantılarında çalışanlar adına işveren ve-eriyle masaya oturuyor ve meselelerimizi görüşüyor, taleplerimizi ortaya koyuyoruz.

Ancak şunu özellikle belirtmeliyim ki, özellikle son yıllarda tek başına iktidar olan mevcut Hükümette yasal ve demokratik hakların kullanılmasına yönelik olumlu bir yaklaşım görmediğimizi belirtmek isterim. 13 yıldır tek başına güçlü bir şekilde iktidar olan AKP, adeta tek doğru kendisiymiş ve her kesim ve her kuruluş kendisine biat etmeliymiş gibi garip bir tutum içerisindedir. Bu tutum doğal sonucu olarak da taleplerimizin karşılandığını söyleyemeyiz. Herkesin kabul ettiği en makul taleplerimiz dahi çoğunlukla karşılık bulmamaktadır. AKP iktidarı, sultanvari bir tavırla “verirsem ben veririm, verdiğimle yetinirsiniz, siz bilmezsiniz, siz anlamazsınız, ben ne dersem o doğrudur” anlayışlıyla hareket etmektedir. Kamu çalışanların en temel haklarını dahi ulufe dağıtır bir edayla sunmaktadır.  Bu yönetim anlayışı, ilkeldir, geridir ve bu çağın Türkiye’si için utanç vericidir.

Biz Türkiye Kamu-Sen olarak “Çalışan, üreten ve hak ettiğini alan” bir sendikacılık anlayışını benimsiyoruz. Yani sadece taleplerimizi ortaya koymakla kalmıyor, vazifemizi en iyi şekilde yaparken diğer yandan da dile getirdiğimiz problemlere ve taleplerimize yönelik yol gösteriyor, çözüm ortağı olarak pozisyon alıyoruz. Fakat dediğim gibi iktidar partisi mevcut demokrasi dışı bu arazlı anlayışıyla, bizleri yani çalışanların temsilcisi olan sendikaları hasım gibi değerlendirmektedir. İktidar, gücü ve desteğiyle hormonladığı bir takım sözde sendikalar üzerinden, hem gerçek sendikaların etkinliğini kırmaya gayret etmekte, hem de tetikçiliğini yapan kuruluşlar vasıtasıyla tek yanlı hazırladığı politika ve uygulamalarının alt yapısını hazırlamaktadır. “Ben komutanım çalışanlar benim askerimdir” anlayışını kendisine düstur edinmiş olan AKP Hükümeti, en makul ve gerçekçi talepleri ve bu taleplerin karşılanması için yapılan demokratik eylem ve girişimleri bile kendisine yönelik hasmane tutumlar olarak kabul etmektedir. Böylesi bir yaklaşım demokrasi açısından çok üzüntü ve kaygı vericidir.

Yani taleplerimizin Hükümet tarafından kabul edilip edilmemesinden önce, sendikal faaliyetlere ve müstakil hareket edebilme kabiliyetindeki sendikalara karşı bakış açısında bir sorun vardır. Bu problem çözülmeden, yani evrensel manada sendikal bir standarttı yerleştirmeden diğer bütün hususların bir anlamı dahi kalmamaktadır.

Türkiye Kamu-Sen olarak, iktidara biat ederek bir sendikacılık yapılamayacağını; bunun dünyadaki sıfatının sarı sendikacılık olduğunu ve böylesi bir tutumun aynı zamanda temsil edilen kesimin verdiği desteğe ihanet anlamı taşıdığına inanıyoruz.

Pet tabii ki, taleplerimizin karşılanması, kazanımlarımızın korunması için işverenimiz olan Hükümet ile diyalog halinde olacağız, görüşeceğiz, masaya oturacağız; ama asla biat etmeyeceğiz, her zaman ve koşulda doğruların tarafında olacağız, çalışanların irade ve desteğini asla siyasi iktidara ipotek etmeyeceğiz.

4-Genel olarak ülkemiz hakkında ne düşünüyorsunuz? Ülkemiz nereye gidiyor?

Dediğim gibi ülkemiz uzun süreli bir tek parti iktidarıyla yönetiliyor. Fakat bu durum, epey bir süredir ciddi problemleri yaşatmaktadır.

Özellikle kamu hayatımızda, inanılmaz baskıcı bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. İktidar, kendisine biat etmeyen kamu çalışanlarına neredeyse nefes bile aldırmayacak noktaya gelmiş durumda. Atama ve görevlendirmelerde, bürokrasi tarihimizde hiç yaşanmamış düzeyde yandaş kayırmacı bir anlayışa şahit oluyoruz. Örneğin sadece şu son bir yılda MEB’de yaşananlara bir bakın. 76 bin okul yöneticisinin kazanılmış hakları elinden alındı. Mülakat esasıyla tetikçi komisyon üyelerinin marifetiyle binlerce okul müdürü ve takiben müdür yardımcısı tek elden atandı. On binlerce insan mağdur edildi. Bu atamalara bakıyorsunuz, önemli bir kısmının tek özelliği yandaş olmaları, siyasi iktidara biat etmiş olmalarıdır. Diğer kamu kurumları da farklı değildir.

Bu durum, ülkemiz adına sürdürülebilir değildir. Çalışanlar arasına husumet sokulmakta, insanlarımız birbirlerine nefretle bakar hale gelmekte, çalışma ortamlarında huzur katledilmektedir. Birilerinin iktidarı yürüsün diye topyekün huzurumuz feda edilemez. Bu açık bir ihanettir.

Bu ayrıştırma ve ötekileştirme, sadece kamusal alanda yaşanmıyor tabii ki. Neredeyse toplumun her kesiminde benzer problemleri yaşıyoruz. Hatta şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki, siyasi iktidar varlığını bu kutuplaştırma ve gerginlik üzerine bina etmiş durumdadır. AKP Hükümeti, yaptığı her icraatla, gündeme getirdiği her tartışmayla toplumsal gerginliği körüklemekte, kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Çünkü aksi durumda, yani toplum kesimlerinin birbirini anladığı, dinlediği ve aklı selimle meseleleri değerlendirdiği bir iklimde, siyasi iktidarın hataları ve günahları araya kaynatılamayacaktır. Fakat bu olmadığında yani, insanlar duygularıyla ve kısır siyasi bakış açılarıyla gelişmeleri değerlendirdiğinde gerçekler değil duygular başrole oturmaktadır.

Dediğim gibi ülkemizin selameti için sürdürülebilir olmayan bu çirkin fotoğrafın değiştirilmesi gereklidir. Herkesin öncelikli kaygısı bu olmalıdır. Aksi takdirde yarınlarımız bugünlerimizden daha iyi olmayacaktır.

5-Önümüzdeki süreçte planlarınız nedir?

Biz sendika olarak, ahlaklı, ilkeli ve mücadeleci bir sendikacılığı temel kabulümüz olarak görüyoruz. Nitekim bütün kamuoyu takdir etmektedir ki, Türkiye Kamu-Sen ülkemizde memur sendikacılığının kutup yıldızıdır. Çalışanların hak ve kazanımları söz konusu olduğunda, her şart ve durumda tavizsiz bir duruş sergileriz. En öncelikli kaygımız, kamu çalışanların haklarının korunması ve kazanımlarının artırılmasıdır. Siyasi iktidarın rengine bakarak politika belirlemeyiz. Hükümet eden siyasi partinin duruşuna göre pozisyon belirleyen sendikaya sarı sendika denir. Bunun bütün dünyadaki anlamı budur. Maalesef buna dair çok somut ve acı bir örneği de son 13 yıldır ülkemizde yaşıyoruz. İşte devlet memurluğunu kaldıracağım, iş güvencesini elinizden alacağım diyen bir iktidar iş başında; diğer yanda da üyelerinin tamamı devlet memuru olmasına rağmen bu tazyike karşı duramayan bir sözde sendika görüyoruz. Buna sendikacılık denmez, bunun evrensel sıfatı sarı sendikacılıktır. Ve bu utanılası durum genel manada ülkemizdeki sendikal anlayışı da iğdiş etmektedir.

İşte bu gerçekleri gördüğümüzde Türkiye Kamu-Sen’in ortaya koyduğu ahlaklı sendikacılığın önemi bir kez daha anlaşılmaktadır. Biz, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada adam gibi sendikacılığın amiral gemisi olacağız. Kamu çalışanlarını haklarının mücadelesini yiğitçe verirken aynı zamanda milli bir sivil toplum kuruluşu olarak da mensubu olmaktan gurur duyduğumuz büyük milletimizin his ve düşüncelerine cesaretle tercüman olmaya devam edeceğiz. Hem milletimizin varlığına varlığımızı adamaya hem de kamu çalışanlarının gerçek temsilcisi olarak sendikacılık yapmaya devam edeceğiz.

Röportaj İçin Tıklayınız.