Genel Başkanımız Talip Geylan, 03.02.2026 tarihinde Bengütürk TV’de yayınlanan Söz Hakkı programının canlı yayın konuğu oldu. Programda çalışma hayatı, AGS, öğretmen atamaları ve üniversitelerde üç dönem düzenlemesi başta olmak üzere birçok konu mercek altına alındı.
‘Yel kayadan toz alır’ derler; gerçekten de bu tür provokatif girişimler toz bile kaldıramaz! Milletimizin irfanına, kolektif şuuruna yürekten güveniyorum.
Geylan, Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim olarak“Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız” sloganıyla yola çıktıklarını belirterek, şunları kaydetti: “Ekmek kavgasının doğru adresi ise Türkiye Kamu-Sen’dir, Türk Eğitim-Sen’dir. Biz ekmek kavgamızın merkezine ise Türkiye sevdasını koyduk. Çünkü şuna inanıyoruz: Türkiye varsa ekmek kavgasının bir anlamı vardır; Türkiye varsa, ondan sonra gelen her şey ancak o zaman anlam kazanır.
Türkiye bizim için nedir?
Türkiye;
Ay yıldızlı al bayraktır.
Atatürk’tür.
Anayasamızın ilk dört maddesinde anlamını bulan kıymetlerimizdir.
Devletimizin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüdür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu bilincidir.
Eğitim dilinin Türkçe olacağı şuurudur.
Anayasamızın 66. maddesinde ifade edildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu anlayışıdır; yani milli kimlik bilincidir.
‘Yel kayadan toz alır’ derler; gerçekten de bu tür provokatif girişimler toz bile kaldıramaz! Milletimizin irfanına, kolektif şuuruna yürekten güveniyorum.”
Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz.
Ocak ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren Geylan, ocak ayında, 2026 yılının ilk altı ayı için kamu çalışanları ve emeklilere toplu sözleşme gereği yüzde 11 zam yapıldığını, ancak bu zammın yüzde 4,84’ünün daha ilk ayda enflasyon karşısında eridiğini belirterek, “Bu nedenle diyoruz ki; kamu çalışanlarına ve emeklilere ek zam verilmelidir” dedi.
Ayrıca refah payının kalıcı hale getirilmesini isteyen Geylan, “Çünkü hep söylüyoruz: Refah payı olmadan memur ve emekliye gerçek anlamda zam yapılmış olmaz. Biliyorsunuz Hükümet yılda iki kez enflasyon farkı ödüyor. Ancak enflasyon farkını ödemekle yetinmek, enflasyon kadar zam yapmak demektir. Enflasyon kadar zam yapmak ise sıfır zam anlamına gelir.
Gerçek zam; büyüyen ekonomiden kamu çalışanlarının ve emeklilerin hak ettiği payı almasıdır. Bu da enflasyon farkının üzerine refah payı uygulamasının kalıcı hale getirilmesiyle mümkündür. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti’nin bu konuda tecrübesi ve uygulamaları vardır. Hükümet geçtiğimiz yıllarda iki kez kamu çalışanlarını biraz rahatlatmak için refah payı verdi. Biz de şimdi bunun kalıcı hale getirilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.
Bir diğer taleplerinin de oluşan enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması olduğunu kaydeden Geylan, “Enflasyon farkını altı ayda bir verirseniz, o altı ay boyunca memur enflasyon altında ezilmeye devam eder. ‘Memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz’ iddiasını gerçek anlamda doldurmak istiyorsak, enflasyon oluştuğunda bunu takip eden ayda mahsuplaşma yapılmalıdır. Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz.
Biliyorsunuz Türk-İş açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı. Buna göre; dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 101 bin 706 TL, açlık sınırı 31 bin 223 TL, bekâr bir çalışanın yaşam maliyeti 40 bin 540 TL’dir. Peki soruyorum: Kaç tane memur bu ücreti alıyor? Üst düzey bürokratları saymazsak neredeyse hiç kimse! Bu rakamlar, sabit gelirlilerimiz olan kamu çalışanları ve emekliler için ekonomik anlamda ilave tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.
48 ilde görev yapan ücretli öğretmen sayısı 59 bin 994 olurken, 47 ildeki norm kadro açığı ise 72 bin 811 oldu.
Türk Eğitim Sen’in ücretli öğretmenlik araştırmasına değinen Geylan, “2025-2026 eğitim öğretim yılında şu ana kadar 48 il valiliğinden ücretli öğretmen sayılarına ilişkin bilgi ulaştığını belirtti. Buna göre, 48 ilde görev yapan ücretli öğretmen sayısı 59 bin 994 olurken, 47 ildeki norm kadro açığı ise 72 bin 811 olarak tespit edildi. Bu veriler, öğretmen açığının ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir” dedi.
Mülakat mağdurları için bir tasarrufunuz olacak mı? 2024 KPSS’ye girmiş, yüksek puan almış ancak kısıtlı kontenjanlar nedeniyle atanamamış arkadaşlarımız için ek atama yapılacak mı?
AGS ile atanacak 10 bin öğretmenin akademik eğitime alınacağı illerin açıklandığını, bu öğretmenlerin 12 ay sürecek bir eğitim programına tabi tutulacağını, eğitim sonunda yapılacak değerlendirme sürecinden sonra başarılı olanların okullarda göreve başlayacağını hatırlatan Geylan, bu sürecin en erken 2027-2028 eğitim öğretim yılına tekabül edeceğini kaydetti. Geylan, bugün itibarıyla ücretli öğretmen sayısının 100 bine yaklaştığı bir tabloda, yeterli sayıda öğretmen atamasının yapılmamasının ciddi bir sorun olduğunu bildirdi.
2023 KPSS’ye girerek başarı sıralamasında ilk 20 bin içinde yer aldığı halde mülakatlar nedeniyle elenen ve atanma hakkı elinden alınan 1.611 genç meslektaşımız bulunduğuna dikkat çeken Geylan, “Aynı şekilde 2024 KPSS’ye girip yüksek başarı elde eden, hatta Türkiye derecesi yapan çok sayıda aday atanamamıştır. Örneğin edebiyat branşında yalnızca 29 kişi atandı. Düşünün on binlerce adayla yarışıp KPSS’de Türkiye 30’uncusu olsanız dahi atanamıyorsunuz. Bu durum kabul edilemezdir! Sadece 15 bin öğretmen ataması yapılması nedeniyle birçok branşta Türkiye derecesi yapmış genç kardeşlerimiz, kontenjanların son derece kısıtlı olması sebebiyle atanamadı. Bunu defalarca diye getirdik. Hatta 24 Kasım Öğretmenler Günü haftasında, TBMM grup konuşmasında MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli de bu konuyu açık ve net bir iradeyle gündeme getirmiş, hem 2023 mülakat mağdurlarını hem de 2024 KPSS’de kısıtlı kontenjanlar nedeniyle atanamayan adayları dile getirmişti. Ancak aradan geçen zamana rağmen bu arkadaşlarımızla ilgili hiçbir açıklama yapılmadı.
Buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ve Sayın Cumhurbaşkanımıza çağrıda bulunuyorum: Artık bir açıklama yapılsın. Mülakat mağdurları için bir tasarrufunuz olacak mı? 2024 KPSS’ye girmiş, yüksek puan almış ancak kısıtlı kontenjanlar nedeniyle atanamamış arkadaşlarımız için ek atama yapılacak mı? Genç kardeşlerimiz haftalardır, aylardır büyük bir endişe içinde beklemektedir. Bu arkadaşlarımızın önlerini görebilmeleri için artık bir açıklama yapılması şarttır. Yapılacaksa “yapacağız” densin, yapılmayacaksa “olmayacak” densin ki, çocuklarımız geleceklerini buna göre planlayabilsin.
2025 AGS’ye giren ancak sadece 10 bin kadro verildiği için yüksek başarı elde etmesine rağmen atanma hakkını kaybeden genç kardeşlerimiz de bulunmaktadır. 10 bin öğretmen ataması son derece yetersizdir; hatta mevcut tablo karşısında bu rakam hiçbir yaraya merhem olamaz!
Yine söylüyoruz: Bugün itibarıyla yalnızca 48 ilde ücretli öğretmen sayısı yaklaşık 60 bindir. Buna karşılık 47 ilde norm kadro açığı 72 binin üzerindedir. 81 ilin tamamı dikkate alındığında bu rakamların 100 binin üzerine çıkacağı açıktır. Hal böyleyken, 10 bin, 15 bin gibi atama kontenjanlarıyla eğitimin sorunlarına çare bulmamız mümkün değildir” diye konuştu.
Sınıfta öğretmeniniz yoksa, eğitimle ilgili alınan diğer tedbirlerin hiçbir anlamı kalmaz.
Genel Başkan, eğitimin giderilmesi gereken en acil ihtiyacının öğretmen açığı olduğunu vurgu yaparken, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sınıfta öğretmeniniz yoksa, eğitimle ilgili alınan diğer tedbirlerin hiçbir anlamı kalmaz. Evet, ekonomik sıkıntılar olabilir; Hazine ve Maliye Bakanlığı tasarruf tedbirleri uyguluyor olabilir. Ancak eğitimde tasarruf olmaz. Sınıfta öğretmeniniz olacak ki eğitime yönelik atılan diğer adımların da bir karşılığı ve anlamı olsun.”
Üç yılda mezuniyete evet, üç döneme hayır!
Lisans eğitiminin üç yılda tamamlanmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Genel Başkan Talip Geylan, bu tür radikal kararların “pat diye” alınamayacağını söyledi. Böyle bir düzenleme için mutlaka sağlıklı bir istişare sürecinin oluşturulması gerektiğini ifade eden Geylan, eğitimin paydaşlarının yani üniversitelerin, sendikaların, akademisyenlerin, eğitim alanındaki sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmasının şart olduğunu ifade etti.
Bu konuda aceleci bir yaklaşım sergilendiğine dikkat çeken Geylan, Türk Eğitim-Sen’in üniversitelerde 35 bin üyesi bulunan güçlü bir sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen görüşünün alınmadığını dile getirdi ve bunun kabul edilemeyeceğini söyledi.
Üniversite eğitiminin süresinin kısaltılmasına prensipte karşı olmadıklarını vurgulayan Geylan, şunları kaydetti: “Üniversite eğitiminin süresinin kısaltılmasına karşı değiliz. Hatta bu sistem hali hazırda var. Mevcut sistemde iyileştirmeler yapılabilir. Ama biz üç döneme karşıyız. Biz diyoruz ki: Üç yılda mezuniyete evet, üç döneme hayır!” dedi.
Üç dönem sistemin ülkemizin sosyolojik yapısına da uygun olmadığını söyleyen Geylan, yaz döneminde çalışan, ailesine destek olan ya da yurt dışına eğitime giden, staj yapan öğrencilerin bulunduğunu, bu gerçekler dikkate alınmadan yapılacak düzenlemelerin doğru olmayacağını ifade etti. AKTS kontenjan tavanının yüzde 25-30 oranında artırılarak üç yılda mezuniyet imkanı sağlanabileceğini belirten Geylan, akademisyenlerin de dinlenmeye ve bilimsel araştırmalara zaman ayırması gerektiğini vurgulayarak, “Aksi halde bu tür düzenlemeler bilim üretiminin önünde engel de oluşturur” dedi. Geylan, yeterli bir istişare zemini oluşturulmadan, gerekli hazırlıklar yapılmadan ve pilot uygulamalar hayata geçirilmeden atılacak aceleci adımların bedelini öğrencilerin ve üniversitelerin ödeyeceğini de ifade etti.



