ARTVİN ŞUBE, TERÖRÜ LANETLEDİ.

Artvin Şube Başkanı İsrail Bayraktar son günlerde yaşanan hain terör saldırına ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Bayraktar şunları kaydetti: 
“Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen olarak ülkemizin çeşitli yerlerinde yaşanan kalleş saldırıları lanetliyor, şehitlerimize yüce Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Allah vatanımızı ve milletimizi her türlü iç ve dış tehlikeden korusun. Milletimizin birlik ve beraberliğine kast edenlere, kirli oyunlarına devam edenlere, bölgemizde yaşanan şiddet, kan ve gözyaşını ülke sınırlarımız içine taşımak isteyenlere karşı verilecek en net cevap bir ve beraber olmaktır.
İnanmış İnsanın Gücü En Büyük Güçtür. Hiçbir Şey Onu Eğip Bükemez.
Sendika olarak yaşadığımız zorlu sürece rağmen hala 450 bin üyenin desteğine mazhar olmuş bir konfederasyonuz. Aslında bu durum üniversitelerin üzerinde çalışması gereken bir tez çalışmasını gerektirir. Bu durumu tek cümleyle ifade etmek gerekir, “İnanmış insanın gücü en büyük güçtür. Hiçbir şey onu eğip bükemez.” Türkiye Kamu-Sen’in mücadele azminin azalmadan devam etme sebebi üyelerimizin kocaman yürekleridir. 
Sendikacılık esasen dünden daha önemli hale geldi, kamuda yaşananlar, 15 Temmuz’dan sonra olanları göz önüne aldığımızda, hukukun ülkemizde neredeyse askıya alındığını dikkate aldığımızda, sendikaların ve STK’ların herkesi uyarma görevini yapma noktasına geldiğini tüm kamuoyunun görmesi lazım. Türkiye’de,  Sivil toplum kuruluşu denilen yapıların birtakım yerlere yağ çekme mekanizmasına dönüştüğü ortadadır. Adı sivil toplum kuruluşu olan ancak koltuklarını korumaktan başka bir şey yapmayan insanların oluşturduğu yapıların adı STK olamaz. Biz sendikal kimliğimizi, demokratik kitle örgütü kimliğimizi her alanda kullanarak hakkını vermeye gayret eden bir sendikayız.  Yani ne iş yaparsak yapalım, adını ne koyarsak koyalım, o hedefe uygun bir yapılanmayı ortaya koymamız lazımdır. Hedefe ulaşmak için sendikal ahlakı tesis etmek, bu anlayışa layık olmak adına sendikacılık yapma azmindeyiz.
Bilinmelidir ki, sendikacılık siyasi iktidara yaranma mekanizması olamaz, olmamalıdır. 
Bunun literatürde bir adı vardır. O da Sarı sendikacılıktır. Sarı sendikacılığın uzağında bir anlayışın sendikal alanda güçlenmesini, etkili olmasını sağlamamız lazım. Ama maalesef bunu da Türkiye’de başarmak pek mümkün değildir. Çünkü bu alana da müdahaleler oluyor. Mesela ‘Aman filan sendikaya üye olun, filan sendikaya üye olmayın’ deniliyor. Anladığımız anlamda sendikal yapının güçlenmesi siyasal iktidarlar için bir risk, bir tehdit olarak görülebilir, değerlendirilebilir. Dolayısıyla bu alana da siyasi müdahaleler yapılabiliyor. Bilhassa memur sendikacılığının hedef kesimi Türkiye’nin en entelektüel kesimi olan kamu çalışanlarıdır, akademisyenler, öğretmenler, sağlık çalışanları vb. bütün okumuş insanlar, sendikalarının hedef kitlesidir. İşte bu durum baskılardan, yaratılan sanal korkulardan kaynaklanmaktadır.
Oysaki sendikacılığın doğasında muhalif duruş gerektiren bir anlayış vardır. Sendikacılık idareye karşı, idarenin eksikliklerine karşı yapılan bir faaliyettir. Eğer al gülüm, ver gülüm şeklinde bir sendikacılık anlayışı isteniyorsa bu çok kolaydır. Gelene ağam, gidene paşam dersiniz koltuğunuzu korursunuz, sendikanızın üye sayısı artar ama o üyelerinizin bütün kazanımlarını da zaman içerisinde kaybedersiniz. Maalesef Türkiye böyle bir sendikacılık anlayışı ile karşı karşıyadır. Ülkemizde birilerine yaranarak koltuğunu koruma anlayışı vardır. Bu sendikal anlayışın ne üyelerine, ne ülkemize ne de çalışma hayatına bir katkı sunabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla sağlam bir sendikal anlayışın Türkiye’de kök salmasını sağlamamız gerekir. Çalışma hayatı ile ilgili yapılan her düzenleme evlatlarımızın, torunlarımızın geleceğini doğrudan ilgilendirmektedir.
Öte yandan dünyada kabul gören sendikal anlayış farklıdır. Sivil toplum kuruluşlarının büyümesi, etkin hale gelmesi ve yönetimlerde söz sahibi olmasıdır. Sendikal alanda mutlaka bağımsız bir sendikacılık anlayışını oluşturmalıyız, sendikacılığın ne demek olduğunu konuşup, kararlaştırarak uygulamaya geçirmemiz gerekir. Aksi takdirde çalışma hayatındaki problemleri çözemeyiz. 
Çalışma hayatında ciddi sıkıntılar var. Öğretmen alımı dahi mülakatla yapılır hale geldi. KPSS ile öğretmen alınırken artık öğretmenlik mülakatla girilebilen meslekler arasına girdi. Bir düzenlemeyle sağlık çalışanları da mülakatla kamuya girecekler. Öğretmen ve sağlık çalışanı 4+2 yıl çalıştıktan sonra tayin isteyecekler ve işe mülakatla girecekler.  Bu Türkiye’de nitelikli torpil dönemini başlatacak bir uygulamadır. Biz gerek Türkiye Kamu-Sen olarak gerek Türk Eğitim-Sen olarak mülakat sisteminin iptali için üzerimize düşeni yaptık ve iptal davalarını açtık ama milletimizin de çocuklarının geleceğini hesap ederek bir ses çıkarması lazım. Yarın evlatlarınız bir işe girmek istediğinde bu torpil sistemi devam ederse, iktidar partilerinin kapılarında beklemekten başka bir yol kalmayacak. Çocuklarımızın donanımlı olması, alın teri dökmesinin bir anlamı kalmayacaktır. Bu hepimizi ilgilendiren bir sistemdir. Biz üzerimize düşen gayreti göstereceğiz. Hem sözleşmeli sistem, hem mülakat sistemi ortadan kalkıncaya kadar mücadele edeceğiz. 
OHAL masumların canını yakan bir mekanizma haline geldi.
OHAL, 15 Temmuz ihanetinin suçlularını bulmak, cezalandırmak için ilan edildi, ancak amacı dışına çıktı. Biz Türk Eğitim-Sen olarak amasız, fakatsız, terör ve teröristle mücadelenin her zaman yanında olduk, fakat OHAL masumların da canını yakan bir mekanizma haline geldi. Haklı sebeple ilan edilen OHAL'in getirdiği yetkiyi dayanaksız ve keyfi olarak kullananlar adeta doğruyu bulmaktan korkar hale geldiler. Kamu vicdanı rahatsızdır. Koştura koştura insanları açığa alanlar, ihraç edenler, suçsuzluğu çok net olarak ispatlanmış olanları dahi iade etmekten neden kaçınmaktadır? Sorumluluktan korkan, yaşanılanlara göz yuman yetkililer, bürokratlar, esasen İlahi adaletin tecellisinden korkmalıdır.
2017 yılının ağustos ayı, kamu görevlilerinin 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin mali ve özlük haklarının belirleneceği TOPLU SÖZLEŞME görüşmelerine sahne olacaktır. Hatırlanacağı üzere bundan önceki toplu sözleşme görüşmeleri 2015 yılında gerçekleştirilmiş ve sonuçlarını hep beraber yaşadık. Aynı tuzağa bir daha düşmemek için herkesin taşın altına elini koyması gerekmektedir.
Anlatacağız, izah edeceğiz, insanları bilgilendireceğiz. Memurların karşısına çıkacak yüzü olan tek bir konfederasyon vardır, o da Türkiye Kamu-Sen’dir.
Memurun iş güvencesinin bile kaldırılmasının tartışıldığı bir dönemde, önümüzdeki toplu sözleşme sürecinin bir daha hezimetle sonuçlanmaması için Türkiye Kamu-Sen’in o masaya yetkili olarak oturması gerekmektedir. Biz, her şart altında kamu görevlilerimizin ve emeklilerin haklarını koruma, memurları masada peşkeş çekenlerin ipliğini pazara çıkarma ve yanlışlar karşısında yetkilileri uyarma görevimizi 2017 yılında da kararlılıkla yerine getireceğiz. Anlatacağız, izah edeceğiz, insanları bilgilendireceğiz. Memurların karşısına çıkacak yüzü olan tek bir konfederasyon vardır, o da Türkiye Kamu-Sen’dir. Bizi desteklemek ülkenin, evlatlarınızın geleceğini desteklemek demektir.”