HEM’LERDE ÇALIŞAN USTA ÖĞRETİCİLERİN KADRO TALEBİNE DESTEK VERDİK.

MEB’E BAĞLI HEM’LERDE ÇALIŞAN USTA ÖĞRETİCİLERİN KADRO TALEBİNE DESTEK VERDİK.

Türkiye Usta Öğreticileri Birliği, MEB’e bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde görev yapan kadrosuz usta öğreticilere kadro verilmesi için eylem yaptı.

Abdi İpekçi Parkı’nda yapılan eylemde, MEB’e bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde çalışan usta öğreticiler, Diyanet’te çalışan usta öğreticilere verilen kadronun kendilerine de verilmesini istedi.

Türk Eğitim-Sen’in de destek verdiği eyleme, Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş ile Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan katıldı.

Eylemde bir konuşma yapan Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş, usta öğreticilerin bu ülkenin en mağdur kesimlerinden birini oluşturduğunu söyleyerek, 20 yıldır çalışmasına rağmen emeğinin, alın terinin karşılığını alamayan usta öğreticilerin olduğunu bildirdi.

MEB’e bağlı çalışan kadrosuz usta öğreticilerin; iş güvencelerinin, kıdem tazminatı haklarının, sosyal güvencelerinin olmadığını ve çok düşük ücretlerle çalıştırıldığını belirten Akkaş, kaderlerinin de amirlerinin iki dudağı arasında olduğuna dikkat çekti. Kadrosuz usta öğreticilerin adeta kölelik anlayışı ile çalıştırıldığını ifade eden Akkaş, MEB’e bağlı çalışan usta öğreticilerin tek isteklerinin kadroya geçmek olduğunu kaydetti. Yetkililerin dershanelerin kapatılmasının ardından dershane öğretmenlerinin bir kısmının Halk Eğitim Merkezlerine kadrolu olarak alınacağına dair açıklamalarını da hatırlatan Akkaş, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya “Önce siz kendi ayıbınızı kapatın ve yıllardır kadrosuz olarak çalıştırdığınız usta öğreticilere kadro verin” dedi.

Usta öğretici Burcu Eylem Taşdemir de şunları söyledi: “Türkiye’nin dört bir yanından sesimizi duyurmak için Ankara’da toplandık. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde usta öğretici olarak çalışan personel, kadro verilmemesi, nedeni ile büyük bir mağduriyet yaşamakta ve sömürü düzeninin kurbanı olmaktadır.

Geçici personel olarak istihdam edilen, bu nedenle de iş güvencesinden yoksun olarak çalıştırılan, her yıl görev alıp, alamama konusunda endişe yaşayan, hiçbir özlük hakkına sahip olmayan, ücretleri resmi tatiller, bayramlar, v.b günlerde kesintiye uğrayan, aldıkları ücret asgari ücretin bile altında olan, sosyal güvenceleri olmayan kadrosuz usta öğreticilerin dramı yürekleri yakmaktadır.

İş güvencemiz, her dönem başı amirlerimizin iki dudağının arasındadır. Keyfi işten çıkartmalar ve adam kayırmalarda cabası. Usta öğreticilerin amirlerin keyfiyetinden kurtarılarak, adil ve insanca çalışma koşullarına kavuşturulması gerekmektedir.

MEB’e bağlı çalışan kadrosuz usta öğreticiler, ücretli izin hakkından bile yoksun olarak çalışmaktadır; doğum, hastalık ve ölümlerde bile ücretli izin kullanamamaktadır. Kadrosuz usta öğreticilerin sigortaları 30 iş günü üzerinden yatırılmasına rağmen, ücretleri 20 ila 23 iş günü üzerinden yatırılmaktadır. Herkes tatili sabırsızlıkla beklerken, bizler ücretlerimiz kesileceği için tatillerden nefret eder olduk. Ayrıca ücretlerimiz öğretmenlerin ek ders ücretine göre belirlenmektedir. Bu durumda sigorta ile ek ders ücretleri arasında büyük bir orantısızlık oluşmaktadır.

Devlet memurları kanununun 4. maddesinde kamu kurumlarında personelin 4-a, 4-b, 4-c ve 4-d şeklinde istihdam edilebileceği söylenmektedir. Yine aynı kanunun 5. maddesinde kamu kurumlarında söz konusu bu dört istihdam şekli dışında personel çalıştırılamayacağı kesin olarak belirtilmektedir. Ancak bizler; bu kapsam dışında kalmaktayız.

Usta öğreticiler, 2010 yılında 4-C’ nin geçici ücretli usta öğretici statüsünden çıkarılmışlardır ve belirli bir statüleri bulunmamaktadır. Kadrosuz usta öğreticiler bu kurumlara 20-25 sene hizmet verdikten sonra kıdem tazminatı alamamakta; yıllarca bu kurumlara hizmet vermelerine rağmen kurs onayları yenilenmezse işsiz kalmakta, işsizlik sigortasından da faydalanamamaktadırlar.

Milli Eğitim Bakanlığı usta öğreticileri memur veya sözleşmeli olarak kabul etmemekte; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da işçi saymamaktadır. Oysa usta öğreticilerin büyük bir kısmı makine başında veya el emekleri ile çalışmaktadırlar.

23 yıldır mevcut çalışanlarına kadro verilmeyen tek bakanlık Milli Eğitim Bakanlığıdır. Hatta bırakın kadro vermeyi hem iş gücünden faydalanıp hem de bir statüyü bile çok görmektedir. Halbuki Halk Eğitim merkezlerinde çalışan usta öğreticiler büyük fedakarlıklarla ve özveri ile görev yapmaktadır.

Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından biri olan kalifiye eleman sıkıntısı usta öğreticiler sayesinde büyük ölçüde giderilmekte ve usta öğreticilerin ekonomiye katkısı bulunmaktadır. Döner sermaye ile çalışan kurumlarımızda zorunlu eğitim süresini tamamlamış her yaş grubundaki kişiler uygulamalı olarak eğitim görmekte, hem kendilerini yetiştirmekte hem de aile ekonomisine katkı sağlamaktadırlar. Usta öğreticilerin ücretleri öğretmenlerin ek ders ücretleri saati üzerinden yapılmaktadır. Halbuki usta öğreticiler teknik eleman vasıflıdır.

Kamuda geçici işçi pozisyonlarında çalışanların sürekli işçi kadrolarına geçmesini düzenleyen 5620 sayılı kanun 2006 yılında yanlış uygulandığı için hakkımızı alamadık . 2008 yılında ise kanundaki yanlışlık düzeltildi ancak mağduriyetimiz giderilmedi. Yaptığımız çalışmalar dikkate alınarak, bizlere kadro verilmelidir. Sayın başbakanımız bize bir söz verdi. Şimdi sayın başbakandan bize verdiği sözü tutmasını ve hak ettiğimiz kadroları bir an önce vermesini istiyoruz.

Ayrıca hizmet yılı, diploma üstünlüğü, başka bir kurumda çalışılıp çalışılmadığı gibi kesin prensipler konularak işe alımlar gerçekleştirilip, denetimler yapılmalıdır. Ön lisans ve lise mezunu usta öğreticilere eğitim seviyeleri ve çalıştıkları süreler göz önünde bulundurularak, çalıştıkları Halk Eğitim merkezlerinde kadro tahsis edilmeli ihtiyaç fazlası durumunda diğer kurumlara kadrolu olarak yerleştirilmeleri sağlanmalıdır.

Şunu da belirtmek isteriz ki; aynı işi yapan kadrolu usta öğreticiler 657 sayılı kanunun tanıdığı tüm haklardan yararlanırken, kadrosuz olarak çalışan usta öğreticilerin hiçbir hakka sahip olmaması çalışanlar arasında da çalışma barışını bozmaktadır. Kadrosuz usta öğreticiler, ikinci sınıf insan muamelesi görmekte; tecrübeleri, başarılı çalışmaları yok sayılmaktadır.

Bizler kadrosuz olduğumuz için geleceğimize güvenle bakamıyoruz, aldığımız ücretle evimizin geçimini sağlayamıyoruz, evlenemiyoruz, çocuk yapamıyoruz, yoksulluk sınırının altında olmamıza rağmen yine de canla, başla büyük bir disiplinle çalışıyoruz; yeri geliyor elektriği, suyu, yolu olmayan köylerde vatandaşlarımıza hizmet ediyoruz, ama karşılığını alamıyoruz.

Bakınız; Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışan usta öğreticilere kadro verilmiştir. Aynı kadronun, Halk Eğitim merkezlerinde görev yapan usta öğreticilere de verilmesini talep ediyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev yapan usta öğreticilere verilen kadrolar bizlere emsal teşkil etmelidir. Bizlerde en az onlar kadar eskiyiz ve onlar kadar gerekliyiz. Aynı kadro hakkının MEB’e bağlı Halk Eğitim merkezlerinde çalışan usta öğreticilere verilmemesi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bir durum teşkil etmektedir.

Yetkililer kadro talebiyle ilgili yazılan dilekçelere; ülke ekonomisinin bugünkü şartlarda kadro vermeye elverişli olmadığını ancak 2023 yılında bir ihtimal kadro verileceğini söylemektedir. Yetkililer kadro talebimize bu şekilde cevap verirken; bizlerin kör ya da sağır olduğunu düşünüyor olmalı. Şayet ülke ekonomisi MEB’e bağlı çalışan usta öğreticilere kadro vermeye müsait değilse, Diyanet’te çalışan sayıları yaklaşık 20 bin olan usta öğreticiye nasıl kadro verilmiştir? Bu durum oldukça manidardır.

Bizler, devletin görünen ama gösterilmeyen gönül elçileriyiz. Bugünkü muameleyi hak etmiyoruz. Halk eğitimi ayakta tutan bel kemiği olan bizlerin, yok sayılması büyük bir hakarettir.

Bugüne kadar hangi vekilin hangi bakanın kapısını çaldıysak bizlere bir bardak çay söylendi ve ‘’haklısınız’’ denildi. Madem siz de bizi haklı buluyorsunuz; o halde neden hakkımızı vermiyorsunuz? Buradan bir kez daha Sayın Başbakana ve ülkeyi yönetenlere sesleniyoruz: kadro hakkımızı verin, emeğimizi sömürüp kul hakkı yemeyin.”