<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"><channel><title>Türk Eğitim Sen Genel Merkezi RSS Haber Yayını</title><description>Türk Eğitim Sen Genel Merkezi RSS Haber Yayını</description><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/</link><language>tr-TR</language><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14378</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14378</guid><title>AHMET GÜNDOĞDU; YÜREĞİN YETİYORSA GEL 21 MAYIS’TA İŞ BIRAKALIM!</title><description><![CDATA[
Hükümetin, 14
Mayıs’ta yapılan Toplu Sözleşme görüşmesinde kamu çalışanlarının
ücretlerine&nbsp; % 3+3 zam teklifi üzerine;
Genel Başkanımız İsmail KONCUK, sendikaların birlikte ortak tepki oluşturmalarını
sağlamaya çalışmıştır. 
Bu amaçla ilk
olarak, aynı gün saat 17:30’da Memur-Sen Genel Merkezini ziyaret eden Genel
Başkan Koncuk, Ahmet Gündoğdu’ya birlikte İş Bırakma eylemi yapmayı teklif
etmiştir.
Hükümetin masada
taleplerimizi karşılamaması durumunda 21 Mayıs’tan sonra bu eylemin
yapılabileceğini ifade eden Genel Başkan Koncuk, henüz eylem için bir tarih
belirlenmediğini, Memur-Sen’in istemesi durumunda daha önceki bir tarihte de, yani18
Mayıs ya da 21 Mayıs’ta da, eylemin gerçekleştirilebileceğini söylemiştir. Bu
davete, Memur-Sen’in vereceği cevabı da gece saat 22:00’a kadar
bekleyeceklerini söyleyen Genel Başkan Koncuk, ertesi gün saat 12:30’da KESK
Genel Merkezine yaptığı ziyarette Memur-Sen’den herhangi bir cevap gelmemesi
üzerine KESK ile birlikte 23 Mayıs tarihini ilan etmiştir.
Bu yaşanan gerçeğe
rağmen, Memur-Sen Başkanı Ahmet Gündoğdu tarafından yapılan “18 Mayıs’ta iş
bırakma eylem teklifimizi Kamu-Sen kabul etmedi” haberi tamamen yalandır.
Nitekim Memur-Sen’in
resmi internet sitesindeki “KAMU-SEN BAŞKANI KONCUK'TAN MEMUR-SEN'E ZİYARET” haberi
incelendiğinde de bu yalan, ayan beyan ortaya çıkacaktır (haberin linki: http://www.memursen.org.tr/haberdetay.php?fide=2646).
&nbsp;
Kendi sitelerinde
bizim ziyaretimizi haber yapan Ahmet Gündoğdu iş bırakma davetimize herhangi
bir cevap vermediği gibi olumlu ya da olumsuz bir değerlendirmede de
bulunmamıştır.
Buradan Ahmet Gündoğdu’ya çağrıda bulunuyoruz: Gel
yüreğin yetiyorsa 21 Mayıs’ta beraber iş bırakma eylemi yapalım! 
Madem masaya
yönelik bir eylem yapılması gerektiğini söylüyorsun, zaman geçmiş değildir, Toplu
Sözleşmenin henüz bitmemiş olduğu bu tarihte biz Kamu-Sen olarak eyleme hazırız. KESK
Kabul ederse 23 Mayıs olarak ilan ettiğimiz eylemi iki gün önceye çekmeye
hazırız. Eğer KESK bu teklifi kabul etmez ise biz Türkiye Kamu-Sen olarak 21
Mayıs’ta Memur-Sen ile ve 23 Mayıs’ta da KESK ile birlikte iki gün İş Bırakma
eylemi yapacağımızı taahhüt ediyoruz.
Peki sen, kamu
çalışanlarının hak mücadelesi için, Hükümet iradesine rağmen İş Bırakma
cesaretini gösterebilecek misin? Hodri meydan!
Kamu çalışanlarının
haklı eleştirilerini bertaraf etmek için, gerçekleri çarpıtmak ve sendikal
mücadeleyi engellemek sendikal ahlakla bağdaşmamaktadır. 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14377</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14377</guid><title>GENEL BAŞKAN'DAN MALİYE'YE CEVAP !</title><description><![CDATA[
Genel Başkan İsmail Koncuk, Maliye tarafından
hazırlanan rapora cevap verdi.
Kamu İşveren kurulu ile yürütülen toplu
sözleşmelerin&nbsp;5. oturumunda hizmet kollarının talepleri görüşülmeye
başlandı.
&nbsp;
Sendikalar taleplerini sunum yapmadan önce Maliye
Bakanlığı “2002 -2012 yılları personel giderlerine ilişkin gelişmeler” adıyla
bir sunum gerçekleştirdi.
&nbsp;
Sunumun ardından söz alan Konfederasyon genel
başkanları hükümetin sunduğu teklifi eleştirerek kamu çalışanlarının beklentisinden
çok uzak rakamlar olduğunu ifade ettiler. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail
Koncuk hükümet tarafından kamu çalışanlarının ve emeklilerin görmezden
gelinmesine tepki gösterdiği konuşmasında şunları söyledi:
&nbsp;
“ Geçtiğimiz yıllarda Toplu görüşmeler yaparken de
kamu işveren tarafı memura zam vermemek için gerekçeler gösterirdi. Eğer kamu
çalışanlarına olumlu yaklaşmak istemiyorsanız gerekçeler bitmez. Önemli olan
her sene önümüze zam vermemek için sunduğunuz gerekçelerden kurtulmaktır.
Dünyada yaşanan ekonomik krizi söyleyip, onlar gibi olmamak gerekçesini sadece
kamu çalışanlarının maaş zamları görüşülürken kullanıyorsunuz.. Ancak
yurtdışında hükümetin sayın bakanları ülkede ekonomik gelişme ve büyüme
yaşandığını ilan edip duruyorken, sıra kamu çalışanlarına geldiğinde
Yunanistan’dan örnek vermeleri abeste iştigaldir. Madem ekonomik büyüme
sağlandı ülkemizde o zaman kamu çalışanları da bu büyümeden artık payını almak
istiyor. Madem ki komşu ülkelerde ekonomik kriz yaşanırken, Türkiye bundan
etkilenmedi, biz de bundan payımızı görmek istiyoruz.&nbsp;Görülmesi gereken
bir gerçek var ki; 2 milyon çalışan ve emekli gerçekten ekonomik anlamda zor
durumda. Kredi kartlarına yüklenmekten haciz işlemleri almış başını yürüyor.
İcra dairelerinde gözle görülür bir artış var. Yıllardır ihmal edilen kamu
çalışanlarının ve emeklilerin nefes almasını sağlamanız lazım. Kemer sıkma
politikasını elini taşın altına sokmayanlara uygulayın, kamu çalışanlarına
değil.
&nbsp;
Geçen yıllar içerisinde kamu çalışanları arasında
maaş&nbsp;dengesi de buzuldu. Bunun gibi birçok sorunla kamu çalışanları baş
etmek zorunda bırakıldı. Sunduğunuz 3+3 gibi komik rakamlar karşısında kamu
görevlileri çok gergin. Biz de 26 mayıs’ta yapacağımız mitingi iş bırakma
eylemine dönüştürdük. Tabanda yaşadığımız gerginlik bizi iş bırakma eylemine
yönlendirdi. Tabi ki toplu sözleşme süreci boyunca taleplerimiz karşılık
bulursa eylemden vazgeçeriz.&nbsp;
&nbsp;
Bizim isteklerimiz net. Biz pastadan payımızı almak
istiyoruz. Bu masada taleplerimize karşılık bulmak istiyoruz. Hükümetin tavrı
bu sefer kamu çalışanlarından ve emekliden yana olsun.”
&nbsp;
Genel Başkan İsmail Koncuk konuşmasının ardından&nbsp; Maliye Bakanlığı tarafından yapılan sunuma
karşı Türkiye Kamu-Sen AR-Ge Merkezi tarafından hazırlanan 2002-2012 memur
maaşları ve ekonomik gelişmelerin yer aldığı raporu takdim etti. Raporda önemli
başlıkları ve bazı tabloları açıkladı.
&nbsp;
TÜİK rakamlarına dayandırılarak hazırlanan rapora
göre; 
&nbsp;
2002-2011
YILLARINDA MİLLİ GELİR CARİ FİYATLARLA %235,1 BÜYÜMÜŞTÜR
&nbsp;
2002-2011
YILLARI ARASINDA MİLLİ GELİR REEL OLARAK %68,3 ARTMIŞTIR
&nbsp;
&nbsp;
Sabit
Fiyatlarla Milli Gelir Endeksi (2001=100)
&nbsp;





Yıllar

Reel Büyüme
(%)

Endeks


2002

6,2

106,2


2003

5,3

111,8


2004

9,4

122,3


2005

8,4

132,6


2006

6,9

141,8


2007

4,5

148,1


2008

0,7

149,2


2009

-4,8

142,0


2010

9,2

155,1


2011

8,5

168,3
Kaynak: TÜİK,
Milli Gelir, Türkiye Kamu-Sen Hesaplaması
&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;
2002-2012 NİSAN
ARASINDA TÜFE %135,4 ORANINDA ARTMIŞTIR
&nbsp;
&nbsp;
2002=100 TÜFE
Endeksi 
&nbsp;





Yıllar

Yıllık TÜFE
(%)

Endeks


2002

29,7

100


2003

18,4

118,4


2004

9,32

129,4


2005

7,72

139,4


2006

9,65

152,9


2007

8,39

165,7


2008

10,06

182,4


2009

6,53

194,3


2010

6,40

206,7


2011

10,45

228,3


2012 (Nisan)

3,09

235,4
Kaynak: TÜİK
&nbsp;
&nbsp;
2002-2012 NİSAN
ARASINDA ZORUNLU TÜKETİM MALLARINDAKİ FİYAT ARTIŞI TÜFE ARTIŞINDAN %27,2 DAHA
FAZLA OLMUŞTUR
&nbsp;
2002-2012 Nisan döneminde mutfak enflasyonu, %135,4
değil; %172,3 olmuştur.
&nbsp;
2002=100 AÇLIK
SINIRI Endeksi 
&nbsp;





Yıllar

Açlık Sınırı
(TL)

Artış
(%)

Endeks


2002

476,6

0

100


2003

594,6

24,8

124,8


2004

658,4

10,7

138,2


2005

729,4

10,8

153,1


2006

808,2

10,8

169,6


2007

895,0

10,7

187,8


2008

1071,7

19,7

224,7


2009

1105,6

3,2

231,9


2010

1153,1

4,3

241,9


2011

1232,9

6,9

258,6


2012 (Nisan)

1298,0

5,3

272,3
Kaynak: Türkiye
Kamu-Sen&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;





Ürün

2002 Fiyatı
(TL)

2012 Nisan Fiyatı
(TL)

Artış 
(%)


Koyun Eti

7,65

25,23

230


Dana Eti

7,82

23,49

200


Tavuk Eti

2,68

6,70

150


Nohut

1,73

6,42

271


B. Peynir

3,85

13,96

263


Patates

0,345

1,1

219


Limon

0,348

1,95

460


S. Biber

1,04

3,55

242


Patlıcan

0,82

2,93

257


D. Biber

0,97

4,39

353


Domates

0,698

2,37

240


K. Barbunya

2,42

6,02

149


Kabak

0,70

1,92

174


Salatalık

0,625

1,87

199


Marul-Kıvırcık

0,453

1,31

189


Ekmek

0,999

2,44

144


Zeytin

4,24

11,59

173


Doğalgaz

0,374

0,96

157


Mazot

1,098

4,03

267


K. Benzin

1,350

4,63

243


Yıllık Okul 

4.352

12.093

178


Fasulye

0,946

6,00

534


Tüp

17,86

68,13

282


Dolmuş

0,59

1,56

164


Kira

164,57

518,8

215


Vapur

0,94

4,66

396


Telefon Kontörü

0,019

0,10

426


Şampuan

1,74

12,03

591


Tıraş Bıçağı

0,623

1,92

208


Diş Macunu

2,13

8,83

315


Diş Fırçası

2,64

7,09

169
Kaynak: TÜİK
&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;
2002 YILINDA
%6,6 OLAN PERSONEL HARCAMALARININ MİLLİ GELİRDEKİ PAYI, 2011 YILINDA %5,6’YA
DÜŞMÜŞTÜR
&nbsp;
Bu azalma,
personele ayrılan 7,72 milyar $ tutarındaki kaynağın başka alanlara kaydığını
göstermektedir.
&nbsp;&nbsp;
&nbsp;
TÜRKİYE OECD
ÜLKELERİ İÇİNDE GELİR DAĞILIMI EN DÜŞÜK İKİNCİ ÜLKE KONUMUNDADIR&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;
GELİR
DAĞILIMINDA ADALETİN SAĞLANMASI İÇİN 2002-2012 ARASINDA YAŞANAN EKONOMİK
GELİŞMELER NEDENİYLE MEMUR MAAŞLARINA EN AZ %26,9 ORANINDA DAHA ZAM
YAPILMALIDIR
&nbsp;
GINI Katsayısının
düşürülebilmesi için yıllık %1 refah payı uygulanması durumunda memur maaş
endeksi
&nbsp;





Yıllar

Memur Maaş Endeksi
(gerçekleşen)

Olması Gereken
(TÜFE+Büyüme+Refah Payı)


2002

100

100


2003

114,5

125,9


2004

128,6

152,1


2005

142,1

179,4


2006

168,4

212,3


2007

184,4

242,9


2008

228,8

271,9


2009

248,5

278,5


2010

264,4

326,8


2011

302,4

395,6


2012 (Nisan)

324,5

411,9
&nbsp;
Kaynak: TÜİK
&nbsp;
SONUÇ
&nbsp;
1- 2002-2012 arasında Milli Gelir %235 oranında
büyümüştür.
&nbsp;
2- Milli Gelirdeki reel artış %68,3 olmuştur.
&nbsp;
3- Buna karşın 2002-2012 arasında kamu görevlilerinin
milli gelirden aldığı pay %6,6’dan %5,6’ya düşmüş; memurlara ayrılması gereken
yıllık 7,72 milyar $ tutarındaki kaynak, farklı alanlara aktarılmıştır.
&nbsp;
4- Aynı dönemde TÜFE artışı %135,4 olarak
gerçekleşmesine rağmen vatandaşların tüketmek zorunda oldukları mal ve
hizmetlerin fiyatları ortalama %172,3 oranında artmıştır. 
&nbsp;
5- Anılan dönemde ortalama memur maaşı %224,9; en
düşük memur maaşı %274,9 oranında artmış olsa da yapılan hesaplama, 2006
yılından beri ödenen “Denge Tazminatı” ve 2008 yılında ödenmeye başlanan “Ek
Ödeme” artışlarını da kapsadığı için memur maaşlarındaki gerçek artışları
yansıtmamaktadır. Ek ödeme artışlarından faydalanamayan kamu görevlileri ve
emeklilerin maaş artışları 2002-2011 Aralık ayları arasında gerçekleşen TÜFE
kadar artmış, Ocak-Nisan 2012 döneminde ortaya çıkan %3,09’luk TÜFE artışı dahi
maaşlara yansıtılmamıştır.
&nbsp;
6- Öte yandan adil bir gelir dağılımı ve ülke
ekonomisinde yaşanan büyümenin toplumun tüm kesimlerine eşit oranlarda
yansıtılması gerçeğinden yola çıkıldığında kamu görevlileri, ekonomik olarak,
ülke içinde üretilen mal ve hizmetlerden 2002 yılı seviyesinden %14,2 daha
geridedir.
&nbsp;
7- Yıllık gerçekleşen enflasyon, yaşanan ekonomik
büyüme ve gelir dağılımındaki adaletin sağlanması, gelir dağılımından en yüksek
payı alan kesimle, en az pay alan kesim arasındaki farkın kapatılarak Gini katsayısının
OECD ülkeleri ortalamasına yaklaştırılabilmesi için tüm çalışanlara verilmesi
gereken refah payı artışları dikkate alındığında, memur maaşlarının %26,9
oranında daha artırılması gerekmektedir. 
&nbsp;
Genel Başkan İsmail Koncuk ayrıca, memur maaşlarının
yüksek oranda alım gücünün azaldığı söyleyerek harcama kalemlerinde yaşanan
artışlara dikkat çekti. Genel Başkan, memur maaşlarının zorunlu tüketim
kalemleri karşısında %57’ye varan oranlarda eridiğini belirtti. Yapılan
araştırmada Nisan ayı başında doğalgaz ve elektriğe yapılan zamların yaratacağı
etkinin dahi göz ardı edildiğini, bu zamların etkisinin Nisan ayı sonunda
görüleceğini vurgulayan Koncuk, erimenin Nisan ayında çok daha yüksek boyutlara
ulaşacağını söyledi :
&nbsp;
“Aralık 2010 ile Mart 2012 arasında memur maaşları
tavuk eti karşısında %10,3; yumurta karşısında %19; nohut karşısında %25,2;
mandalina karşısında %38,8; sivri biber karşısında ise %56,8 oranında değer
kaybetti. Bir memur, Aralık 2010’a göre, Mart 2012’de tavuk etini 22,4 kg, yumurtayı
979,8 adet daha az alıyor. Memurun bu dönemdeki zararı nohutta 70,1 kg, sivri
biberde 317 kg, çarliston biberde 259,4 kg, patlıcanda 314,1 kg, salatalıkta
267,5 kg, mandalinada ise 335,9 kg oldu. Memurun mandalinadaki zararı neredeyse
yarım tona yaklaştı. Böylece bir memurun alım gücündeki zararı tonları buldu.
Nisan ayında doğalgaza yapılan zam hesaba katıldığında memur maaşının doğalgaz
karşısında da 126 metreküplük bir kayıp yaşadığı görülüyor. Buna göre memur
maaşı bu dönemde doğalgaz karşısında da %8,4 eridi.”
&nbsp;
&nbsp;
Genel Başkan İsmail Koncuk’un sunumunun ardından
Maliye Yetkilileri derin bir sessizliğe gömüldü ve rakamlarla ortaya konulan
gerçeklere karşı bir açıklama yapmaktan kaçındı. 
&nbsp;
Çalışma ve Sosyal Güvenlik B:akanı Faruk Çelik ise
ekonomi politikalarında hükümet temkinli davrandığı için ülkenin krizlerden
etkilenmediğini söyleyerek, sunulan teklifi savundu.
&nbsp;
Tartışmaların ardından hizmet kolları bazında
taleplerin görüşülmesine devam edildi.
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14376</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14376</guid><title>23 MAYIS’TA MEMURLAR İŞ BIRAKIYOR</title><description><![CDATA[
Türkiye
Kamu-Sen, KESK ve Birleşik Kamu-İş, 23 Mayıs’ta “İş Bırakma Eylemi” konusunda
uzlaştı. Memur-Sen’den cevap bekleniyor.
Türkiye Kamu-Sen, yıllardır diyalog, hoşgörü,
yönetişim anlayışıyla kamu görevlilerinin hak ve menfaatlerinin ilerletilmesi
için mücadele yürütmektedir. Elbette bu mücadelenin öncelikli hedefi kamu
görevlilerinin toplu sözleşme, grev ve siyaset haklarını da içeren çağdaş, ILO
standartlarında sendikal haklardır.
&nbsp;
Bu mücadelede toplumumuzun hassasiyetlerini gözeterek,
gerginliklerden mümkün olduğunca kaçınarak, milli ve manevi değerlerimizi ön
planda tutarak, “önce ülkem” diyerek yer aldık. Ancak, bu iyi niyetimize
karşılık olarak memurlarımız aleyhine yürütülen kampanyalara, memurlarımızın
kazanılmış haklarının ellerinden alınma gayretlerine maruz kaldık.
&nbsp;
İş bilmez iktidarın başarısızlıkları, kötü niyetli
yöneticilerin beceriksizlikleri yıllarca sırtımıza yüklendi. Özellikle
ülkemizde kamu hizmetlerini sevk ve idare etmekle sorumlu olan hükümet üyeleri,
sürekli memurlarımızın işe yaramaz, vasıfsız, yan gelip yatan, hizmetin
gereklerini yerine getirmeyen kimseler olduğunu ifade ederek, memurlara hakaret
ettiler.
&nbsp;
Kamu hizmetini düzenlemekle ve yürütmekle görevli olan
bakanlar, basiretsiz ve beceriksiz yönetim anlayışlarını, liyakatsiz, yandaş
yöneticilerle desteklemek isteyince ortaya çıkan aksaklıkların sorumluluğu,
fedakâr Türk memurunun omuzlarına yüklendi.
&nbsp;
Oysa bizler, vatandaşlarımızın doğduğu andan
başlayarak, hayatının her anında, her alanında hizmet üretmekteyiz. Hastadan
bulaşan virüs nedeniyle can veren doktor; kilometrelerce ötedeki köye ders
vermeye giderken soğuktan donan öğretmen; haciz ihbarnamesini borçluya tebliğ
ettiği için katledilen postacı; yangın söndürürken hayatını kaybeden itfaiyeci,
ormancı; asayişi sağlarken şehit edilen polis, zabıta; raylara döşenen bombanın
patlamasıyla şehit düşen makinist de biziz. Ancak yöneticiler tarafından her
fırsatta hizmet üretmemekle, yan gelip yatmakla suçlanan da biziz.
&nbsp;
2002-2012 yılları arasında ülke ekonomisi ortalama
yıllık %6,8 oranında büyürken, kamu görevlilerine büyümeden pay verilmemiş,
“büyümeye ne katkınız var ki!” denmiştir. Ekonomik kriz dönemleri,
çalışanlarımızın haklarının budanması için bir fırsat olarak görülmüş, bu
dönelerde çalışanlarımız işsizlikle tehdit edilerek sesleri kısılmıştır.&nbsp;&nbsp; 
&nbsp;
Daha bir ay kadar önce yatırım paketi adı altında
sanayici ve iş adamlarına 2 milyar TL’lik bir kaynak yaratılırken, memurlarımız
ve memur emeklilerimiz tam 5 aydır zam alamadan yaşamak zorunda kalmışlardır.
&nbsp;
Sürekli olarak ithalata dayalı arz yaratan bir
ekonomik sistemde, talep tarafı yok sayılmak yoluyla sistem çarkları
döndürülmeye çalışılmakta, bu da ülkemizin borçlarının katlanarak artmasına
neden olmaktadır. Bu sistem istihdamı arttırmamakta, yatırımları arttırmamakta,
ücretleri arttırmamakta; ama bir kesimin parasına para katmakta, işsizlik,
yoksulluk ve adaletsizliği arttırmaktadır. 
&nbsp;
Bütçe de milli gelir de milletin ortak kaynağıdır. 75
milyonun ortak kaynağından; milletin %99’u için ayrılan pay, milletin geri
kalan %1’lik ayrıcalıklı kesimi için ayrılan pay kadar bile olamamıştır. Milli
gelir içinde personele ayrılan ödenek oranı 2002 yılında %6,6 iken; 2011
yılında %5,6’ya gerilemiş; bu da kamu görevlilerimize ödenmesi gereken yıllık
7,72 milyar dolar tutarındaki kaynağın, memur ve emeklilerimizin cebinden
alınıp, parasına para katan ayrıcalıklı kesime aktarılmasına neden olmuştur.
&nbsp;
Son 10 yıl içinde toplamda reel anlamda %68 büyüyen
bir ülkede, çalışanların pastadan aldığı pay azalıyorsa, burada bir tutarsızlık
ve adaletsizlik var demektir.
&nbsp;
Görülüyor ki; ekonomi büyürken de krize girdiğinde de
hedef tahtasına oturtulan yine memurlar olmuştur. Ancak sorunumuz yalnızca
ekonomik değildir. Bizim anlayışımızda ahlaki değerler, her şeyden önce
gelmektedir. Bize göre bir resmi yetkili, bir konuda söz veriyorsa; artık
verdiği sözü yerine getirmek o kurumun boynunun borcudur. Kamu görevlileri
olarak, 2012 yılına dek yürütülen toplu sözleşmelerde, yetkililerce verilen
sözlerin ve imza altına alınan konuların boşta kaldığını gördük. Bu durum
bizlerin, kamu mercilerine karşı güvenini sarsarken; yetkililerin de
memurlarımıza karşı olumsuz bir tavır sergilediklerinin ispatı olmuştur.
&nbsp;
Verilen sözlerin tutulmaması bir tarafa, bu süreçte
hükümetin imza altına alarak yerine getirmeyi taahhüt ettiği, yasal yönden de
zorunlu olarak yapması gereken düzenlemeleri dahi gerçekleştirmeyerek,
güvenilirliğine bir gölge daha düşürmüştür.
&nbsp;
Yetkililerin üzerine düşen sorumlulukları yerine
getirmemesi nedeniyle kamu görevlilerinin sorunları çözümsüz kalmış; sözleşmeli
statü, taşeronlaşma, özelleştirme gibi yanlış politikalar nedeniyle de yeni
mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Diyalog, müzakere ve anlaşma, karşılıklı güven
esasları çerçevesinde yürütülen kavramlardır. Bu yapılanlar karşısında
memurlarımızın siyasetçilere güveni de kalmamıştır.
&nbsp;
Bu süreçte memurlarımız dışlanmış, terk edilmiş ve
aldatılmıştır. Diyaloğa direnen, müzakereye kapalı, verdiği sözü yerine
getirmeyen bir iktidarla neyin konuşulacağını, hangi konuların karara
bağlanacağını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
&nbsp;
Toplu sözleşme ve grev hakkı, kamu görevlilerinin
uluslar arası sözleşmelerden doğan Anayasal hakkıdır. Ancak yıllar süren
mücadelemiz sonucunda yapılan düzenlemede grev hakkı görmezden gelinmiş, toplu
görüşmenin bile gerisinde bir sistem getirilmiştir. Bu yolla, toplu sözleşme
sistemi sulandırılmış, sürüncemede bırakılmış ve gücümüz, sarı sendikalarla
kırılmak istenmiştir.
&nbsp;
2012 yılının Nisan ayı itibarı ile yıllık enflasyon
%11,14 olarak tespit edilmiştir. 2012 Ocak-Nisan arasında ise fiyatlar genel
düzeyinde %3,09’luk bir artış olmuştur. Nisan ayı başında yapılanlarla birlikte
son bir yıl içinde doğalgaza %33; elektriğe %22; benzine %23; mazota %24 zam
gelmiş, bu şartlarda ne kamu görevlilerimizin ne de emeklilerimizin insan
onuruna yaraşır bir hayat sürme şansı kalmamıştır.&nbsp;&nbsp; 
&nbsp;
Ancak, hükümetin taraflı tutumuyla oluşturulan toplu
sözleşme masasında kamu görevlilerimiz, emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz için
sunulan maaş artış teklifi, %3+%3; yıllık toplam %6 olmuştur. Dolayısıyla bu
teklif, dört aylık enflasyon artışını dahi karşılamaktan uzaktır.
&nbsp;
Bir taraftan Türkiye’nin ekonomisi en hızlı büyüyen
ülke olmasıyla övünen yetkililerin, diğer taraftan memurlarına ve emeklilerine
4 aylık enflasyonun dahi altında bir maaş artış teklifi sunması anlaşılır ve
kabul edilebilir değildir.
&nbsp;
Tam 5 aydır hiç zam alamayan kamu görevlilerimiz, 666
sayılı KHK ile ek ödemelerde yaratılan adaletsizliklerin çözülmesini, bir
saatlik fazla çalışma karşılığında ödenen brüt 1,35 TL’nin, hiç olmazsa
çalışanın bir saatlik gerçek ücreti tutarına çıkarılmasını, 4/C’li
çalışanlarımızın insan haklarına aykırı uygulamalarla çalışmaya mahkum
edilmesinden vazgeçilmesini, mağdur edilen, unutulan 4/B’li ve diğer sözleşmeli
çalışanlarımızın kadroya geçirilmesini, işyerlerinde yaşadıkları sorunların
çözülmesini beklerken; aylarca çalışıp, günlerce müzakere ettiğimiz
taleplerimizin neredeyse hiçbirinin dikkate alınmadığını görünce büyük bir
hayal kırıklığı yaşamışlardır.
&nbsp;
Kamu görevlilerimizin acil çözüm bekleyen yüzlerce
sorunu varken, Kamu İşveren tarafının dalga geçercesine, bazı kamu
görevlilerimize yoğurt, süt gibi gıda maddesi yardımı yapılması önerisi, toplu
sözleşme görüşmelerinin “cacık”a çevrilmesi girişimlerini de bütün açıklığıyla
gözler önüne sermiştir.&nbsp;&nbsp;&nbsp; 
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen olarak yıllarca kamu görevlilerinin
sorunlarını anlatmaya, makul taleplerini hükümete iletmeye çalıştık; ancak
hükümet adeta sorunları çözmemek için bizlerle mücadele etti.
&nbsp;
Türk memuru horlandı; itibarı zedelendi, aldatıldı;
ama hizmet üretmeye devam etti. Bizler 75 milyon vatandaşımızdan ayrı
olmaksızın, aynı geminin yolcularıyız. Gidişatın olumlu olmadığı gün gibi
aşikârdır.
&nbsp;
Bu gidişe “dur!” demek hepimizin boynu borcu, vatandaş
olmamızın bir gereğidir. Bizler bugüne kadar diyaloğun her yolunu denedik, hoş
görünün her türlüsünü gösterdik, sabrımızı sonuna kadar zorladık. Ama
yaptığımız her iyi niyetli girişimde, adres olarak sokaklar gösterildi. Artık
bıçak kemiğe dayanmıştır.
&nbsp;
Söz bitmiş, hoş görümüz karşılıksız kalmış, diyalog
mekanizması tahrip edilmiştir. Son çare eylemdir. Hakkımızı almak, iktidarı
uyarmak, Türkiye’nin demokrasi ile yönetildiğini; demokrasinin temelinde tüm
kesimlerin haklarının korunması geldiğini hatırlatmak için;
&nbsp;
Ülkemizin kaynaklarının adil bir şekilde
paylaştırılması için; 
&nbsp;
Yalnızca memurların değil, işsiz, işçi, esnaf, çiftçi,
emekli, dul ve yetimlerin de seslerine kulak verilmesi için 23 Mayıs’ta iş bırakıyoruz.
&nbsp;
Son çare olarak, 23 Mayıs 2012 Çarşamba günü hizmet
üretmeyerek, memurlarımızın ve emeklilerimizin bütün ümitlerini bağlı toplu
sözleşme görüşmeleriyle adeta alay edercesine, memurlara süt, yoğurt
verilmesini önerenlere bir cevap verme gereği hasıl olmuştur.
&nbsp;
Bu cevap, Türk memurunun kim olduğunu ve ne denli
önemli görevler yürüttüğünü, bizlerle adeta dalga geçenlere, bizleri yok
sayanlara anlatacaktır. Bu nedenle bütün sivil toplum örgütlerine 23 Mayıs’ta
“Bir günlük iş bırakma” eylemimize destek verme çağrısı yapıyoruz. KESK
yetkilileri ile yaptığımız görüşmeden olumlu sonuçla ve mutabakatla ayrıldık.
23 Mayıs günü Türkiye Kamu-Sen ve KESK’e bağlı sendikalara üye memurlar,
birlikte iş bıraka eylemi yapacaklar. Ayrıca Birleşik Kamu-İş de aynı gün
kendisine bağlı üyelerle iş bırakma eylemine katılacak.
&nbsp;
Konfederasyon Başkanımız Sayın İsmail Koncuk 14 Mayıs
günü Memur-Sen Genel Merkezi’ne bir ziyaret gerçekleştirerek, Memur-Sen Genel
Başkanı Ahmet Gündoğdu’ya iş bırakma eylemini birlikte yapmayı, güçlerimizi
birleştirerek kamu görevlilerimizin haklarının alınması konusunda hedef birliği
yapmayı önerdi.
&nbsp;
Bu eylem, toplu sözleşme görüşmelerine en çok üyeye
sahip konfederasyon sıfatıyla oturan Memur-Sen için bir fırsat olarak
görülebilir. Çünkü bizlerin meydanlarda kamu görevlilerimiz adına vereceği
mücadele masada, ellerinin güçlenmesini sağlayacak. Ancak şu ana kadar
Memur-Sen tarafından herhangi bir cevap gelmedi.
&nbsp;
Bizler, yine de toplu sözleşme masasına ve diyaloğa
verdiğimiz öneme binaen, 21 Mayıs’a kadar, bu masadan kamu görevlilerimizi,
emeklilerimizi, dul ve yetimlerimizi ve aileleri ile birlikte 20 milyon
vatandaşımızı mutlu edecek bir gelişme bekleyeceğiz. Kamu görevlilerinin
yüzlerini güldürecek bir revize teklif gelmesi durumunda, biz de eylem
kararımızdan vazgeçebiliriz.
&nbsp;
Bilinmelidir ki; eylemimiz asla devletimize ve
bizlerden hizmet alan vatandaşlarımıza karşı olmayacaktır. Bizler yıllardır
Türk memurunu yok sayan, sorunlarımıza çare üretmeyen, önümüzü tıkayan ve
bizlere başka çıkar yol bırakmayanlara karşı demokratik hakkımızı kullanacağız.
&nbsp;
Yıllardır vatandaşlarımız için görevde olan
memurlarımız, bu kez vatandaşlarımız için, “grevde” olacaktır. 23 Mayıs
Çarşamba günü Türk memuru ülke genelinde hayatı durduracaktır. 23 Mayıs’ta Türk
memuru, insanca bir yaşam için, adil bir yönetim için, toplu sözleşme ve grev
hakkı için demokratik hakkını kullanacaktır.
&nbsp;
O gün trenler çalışmayacak, otobüsler işlemeyecek,
öğretmenler ders vermeyecek, uçaklar havalanmayacak,&nbsp; otoyol gişeleri hizmet vermeyecek, vergi
toplanmayacak; kısacası kamuda hizmet üretilmeyecektir. 23 Mayıs günü tüm
vatandaşlarımızdan çocuklarını okula göndermeyerek, acil durumlar dışında
hastanelere gitmeyerek, zorunlu olmadıkça kamu kurumlarından hizmet talep
etmeyerek bizlere anlayış göstermelerini bekliyoruz.
&nbsp;
Yaşanacak aksaklıkların sorumlusu, sesimizi duymayan,
sorunlarımızı görmezden gelen, enflasyonun altında tekliflerle memurlarımıza
sefaleti lâyık gören ve bizlere başka çıkar yol bırakmayanlardır.
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14375</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14375</guid><title>İSTEĞE BAĞLI YER DEĞİŞTİRME DUYURUSU BİR AN ÖNCE YAPILMALIDIR...</title><description><![CDATA[
Millî Eğitim Bakanlığı
Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği 25. Maddesi uyarınca isteğe
bağlı yer değişikliklerinden faydalanabilmek için MEB tarafından yapılması
gereken “duyuru” tüm eğitim çalışanlarınca beklenmektedir. Ancak MEB,
yönetmelikte açıkça “en geç 15 Mayıs” hükmü yer almasına karşın bugüne kadar
herhangi bir duyuru yapmamıştır. Bu hususta Türk Eğitim-Sen olarak Milli Eğitim
Bakanlığı’na yazılı başvuruda bulunduk. 
MEB’e yazdığımız yazı için
tıklayınız (word pdf)
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14374</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14374</guid><title>EĞİTİM ÇALIŞANLARININ SORUNLARI TBMM’DE BAKAN’A SORULDU...</title><description><![CDATA[
Türk Eğitim-Sen olarak dile getirdiğimiz sorunlar üzerine
Milliyetçi Hareket Partisi Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran BULUT tarafından
TBMM Başkanlığı’na Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER tarafından cevaplanması için
04.05.2012 tarihinde 3 adet soru önergesi verilmiştir.
&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Soru
önergelerinde şu hususlar sorulmuştur;
- Milli Eğitim Bakanlığının ücretli öğretmen uygulamasından
ne zaman vazgeçeceği, öğretmen intiharları hakkında bakanlıkça herhangi bir
araştırma yapılıp yapılmadığı,
- MEB Uzmanlığı Yönetmeliği kapsamında yaşanan
mağduriyetlerin giderilmesi ile içerdiği Anayasaya ve kanunlara aykırı
düzenlemelerin düzeltilmesi için herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığı, 
- Türkiye’de Bilim ve Sanat Merkezlerine yeni bir sınav
açılarak deneyimli öğretmenlerimizin bu okullara atanması ile mevcut
görevlendirme ile çalışan öğretmenlerimize üstün yetenekli çocuklarla ilgili
eğitim verilerek kadro verilmesi konusunda bir çalışma yapılıp yapılmadığı,
&nbsp;
İlgili
soru önergesi için tıklayınız (1)&nbsp;
İlgili
soru önergesi için tıklayınız (2)
İlgili
soru önergesi için tıklayınız (3)&nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14373</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14373</guid><title>EYLEMİMİZ BASINDA GENİŞ YER BULDU</title><description><![CDATA[
Türk Eğitim-Sen’in
ataması yapılmayan öğretmenler ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı önünde
yaptığı eylem ulusal basında geniş yer buldu. 

Renkli görüntülere
sahne olan eylemde Genel Başkanımız İsmail Koncuk Haziran’da 28 bin, Ağustos’ta
100 bin öğretmen ataması yapılmasını istemişti. Sendika olarak ataması
yapılmayan öğretmenlere dün ve bugün olduğu gibi yarın da destek vereceğiz.
&nbsp;





&nbsp;GAZETELER

TELEVİZYONLAR 



AKŞAM 


&nbsp;NTV 



SÖZCÜ 


&nbsp;KANAL A



RADİKAL

&nbsp;TV 8



GÜNEŞ

&nbsp;SKYTÜRK 360



TÜRKİYE

&nbsp;KANAL B



SABAH ANKARA


&nbsp;STV HABER



MİLLİ GAZETE


&nbsp;STAR TV



ORTADOĞU

&nbsp;KANAL D



ŞOK

&nbsp;SHOW TV 



EVRENSEL

&nbsp;STV ANA HABER 



GÜNBOYU

&nbsp;


GÜNBOYU

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14372</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14372</guid><title>GENEL BAŞKAN’DAN YÖK BAŞKANINA ZİYARET</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı
İsmail KONCUK, beraberinde Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder KAHVECİ, Türk
Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi GÜZEL, Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa
AKKAŞ, Türk Eğitim-Sen Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar
ŞAHİNDOĞAN, Türk Sağlık Sen Genel Başkan Yardımcıları Kürşat ATMACA ve Abdurrahman UYSAL ile birlikte YÖK BaşkanıProf. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA'yı
ziyaret etti.
&nbsp;
Genel
Başkan KONCUK, YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA'yı bu görev atanması nedeniyle tebrik etti ve
başarılar diledi.
&nbsp;
Genel
Başkan KONCUK, görüşmede üniversitelerdeki en önemli sorunun demokratikleşme
olduğunu ifade ederek diğer pek çok sorunun buna bağlı olarak kendiliğinden
çözüleceğini, bu nedenle üniversitelerimizin bir an önce demokratik bir yapıya
kavuşturulması gerektiğini belirtti.
&nbsp;
Genel
Başkan KONCUK, üniversitelerde görevde yükselme sınavlarının da yapılmadığına
dikkat çekerek 15 yıldır görevde yükselme sınavlarını yapmayan üniversiteler
bulunduğunu vurguladı. KONCUK, bir an önce görevde yükselme sınavlarının
yapılmasını istedi.
&nbsp;
Genel
Başkan İsmail KONCUK, yargının çok açık kararları olmasına rağmen pek çok
üniversitede keyfi olarak üyelerinin durumlarının görüşüldüğü üniversite
disiplin kurulu toplantılarına sendika temsilcilerinin çağırılmadığını
belirterek, bu problemin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.
&nbsp;
Türkiye
Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK, daha sonra YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA'ya
YÖK’e bağlı kuruluşlarda çalışan personelin sorunları ile ilgili bir rapor
sundu.
&nbsp;
YÖK Başkanına sunduğumuz rapor için tıklayınız




&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14371</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14371</guid><title>İŞ BIRAKMA ANAYASAL BİR HAKTIR</title><description><![CDATA[&nbsp; Türk Eğitim-Sen olarak bağlı bulunduğumuz Türkiye Kamu-Sen Konfederasyonu tarafından, hükümet ile yapılan toplu sözleşme görüşmelerinde taleplerimizin karşılanmaması ve 3+3 gibi komik bir teklif getirilmesi sebebiyle, şayet 21.05.2012 tarihli görüşmede de taleplerimiz karşılanmaz ise 23.05.2012 tarihinde iş bırakma eylemi kararı alınmıştır. Kamu çalışanlarının haklı taleplerine karşılık hükümetin takındığı vurdumduymaz tavra karşılık eylem yapmaktan başka çare kalmamıştır.
&nbsp;
Kamu çalışanlarının bağlı bulundukları sendikaların aldıkları karar uyarınca bir gün göreve gelmemesi eylemi, sendikal faaliyet kapsamındadır.


&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Danıştay 2. Dairesi’nin 2004/4209 E., 2004/4148 K. sayılı ve 20.12.2004 tarihli kararında, öğretmen olan davacının bağlı bulunduğu sendikanın aldığı karar uyarınca bir gün göreve gelmemesi eyleminin sendikal faaliyet kapsamında değerlendirileceğine ve iş bırakma eylemine katılması nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceğine karar verilmiştir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ayrıca
Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirliği de söz konusu Danıştay kararını ilgi
tutarak İl Valiliklerine bu tür iş bırakma eylemlerinin sendikal faaliyet
kapsamında değerlendirilmesi gerektiğiyle ilgili bir yazı göndermiştir.
 


&nbsp;

Danıştay Kararı İçin Tıklayınız
MEB
Hukuk Müşavirliğinin yazısı için tıklayınız
&nbsp;
]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14370</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14370</guid><title>23 MAYIS’TA İŞ BIRAKIYORUZ</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen olarak&nbsp;masada taleplerimiz karşılanmazsa iş bırakma eylemine hazırlanıyoruz. 
&nbsp;
Hükümetin toplu sözleşme masasında sunduğu teklif karşısında Türkiye Kamu-Sen harekete geçti. Eğer 21 Mayıs tarihinde toplu sözleşme masasında taleplerimiz karşılanmaz ise KESK ile birlikte 23 Mayıs 2012 Çarşamba günü Türkiye genelinde “İş Bırakma” eylemi düzenleyeceğiz.
&nbsp;
Konuyla ilgili KESK Genel Merkezi’ni ziyaret eden Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve beraberindeki heyet ortak basın açıklamasında bulundu.
&nbsp;
Toplantıda konuşan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, eylem kararımıza tepki gösteren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e seslenerek, “kamu çalışanlarını ve emeklileri hiçe sayan bir anlayış karşısında susmayacağız” dedi.
&nbsp;
Genel Başkan Koncuk konuşmasına şöyle devam etti:
&nbsp;
“Sayın Bakan Faruk Çelik’in “konfederasyonlar toplu sözleşme sürecini bilmiyor mu” diye açıklaması var. Sendikaları eleştiren bir açıklama yapmış. Elbette kamu çalışanları toplu sözleşme sürecini de toplu&nbsp;sözleşme takvimini de çok iyi biliyor. Ancak toplu sözleşme masasına getirilen 3+3 gibi komik bir teklif üzerine eylem yapmaktan başka çaremiz kalmadı. Türkiye Kamu-Sen olarak hiçbir zaman eylemi amaç olarak görmedik. Bir araç olarak değerlendirdik.&nbsp; Akla vicdana sığmayan, kamu çalışanlarının beklentisiyle uzaktan yakından hiç alakası olmayan bir teklif karşısında hak arayışımızı alanlarda arayacağız. Talebimizin neredeyse hiçbirinin&nbsp;cevap bulmaması son derece manidardır. Aileleri ve çocuklarıyla beraber 20 milyon insanı görmezden gelen bir hükümetle şu anda kamu çalışanları karşı karşıya. Alım gücü yıllar içerisinde yüzde 35 azalan, büyük bir ekonomik dram yaşayan emeklileri görmezden gelen bir hükümet ülkemizi yönetiyor. Biz buna sessiz kaldığımız sürece ekonomik ve sosyal haklarımızın, iş güvencesinin bile&nbsp;tehlikeye gireceğini&nbsp;bilmemiz lazım. 4/B’lilerle, 4/C’lilerle ilgili konfederasyonlar bir sürü talep getirdi, ancak sunulan teklif içinde bunlarla ilgili tek bir kelime yok. Bunlar aile yardımını bile alamıyorlar, hastalanma hakları, izin hakları bile yok. Türkiye hukuk devleti ancak, çalışanlarına farklı fikir normları uygulayan bir hükümet var. Eğer bu anlayış devam ederse, 4/B, 4/C gibi uygulamalarının kamu alanlarında yaygınlaşacağını biliyoruz. Bunlar karşısında toplu sözleşmeye getirdiğimiz bütün taleplere gözünü kapatan bir anlayış var. Dolaysıyla toplu sözleşme takvimini bilmek ayrı bir hadisedir, başımıza gelecekleri bilmek ayrı bir hadisedir. Kamu çalışanlarının başına ekonomik ve sosyal anlamda ne geleceğini öngörüyoruz. Masada yetkililerin, yaklaşımlarını biliyoruz. Bakanların yaklaşımını biliyoruz, bunlar karşısında ne yapacaktık? Sessiz mi kalacaktık. Boynumuzu büküp, “emret padişahım mı&quot; diyecektik. Biz bunu demeyeceğiz.
&nbsp;
Memur-Sen genel merkezini de iş bırakma eylemine davet etmek için dün ziyaret ettiklerini açıklayan Koncuk, Memur-Sen’den hala eyleme katılma konusunda olumlu bir yanıt gelmediğini söyledi. Koncuk açıklamasını şöyle tamamladı:
&nbsp;
“Sayın Gündoğdu’ya iş bırakma teklifini götürdük. KESK ile bu konuda mutabakatımız var. Memur-Sen’e istedikleri tarihte yapalım diye de teklif götürdük. Ancak şu ana kadar Memur-Sen tarafından iş bırakma eylemine karşı olumlu bir geri dönüş olmadı. Kamu çalışanlarının emeklilerin, böylesine olumsuz şartlar yaşadığı günümüzde iş bırakma eyleminden başka çare kalmamıştır. Biz de 26 Mayıs tarihinde Büyük Ankara mitingimizi iptal ettik. Bu teklifi görünce mitingi iş bırakma eylemine dönüştürdük. Uluslar arası hukuktan kaynaklanan anayasal hakkımızı kullanacağız. 23 Mayıs tarihinde Kesk ile bu eylemi gerçekleştireceğiz. Diğer konfederasyonlarımızı da davet ediyorum. Bilhassa Memur-Sen’i tekrar bir değerlendirme yapmaya davet ediyorum. Eğer üç büyük konfederasyon bu konuda ortak bir karar alırsa, çok daha başarılı bir, iş bırakma eylemi yapar ve kamu çalışanlarının taleplerine cevap bulabiliriz. Eğer 21 Mayıs tarihinde o masada toplu sözleşme taleplerimize cevap bulursak, bu iş bırakma eylemini yapmayız.
&nbsp;
Buradan hükümete, Sayın Başbakan’a sesleniyorum; kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşadığı dramı ekonomik sefaleti görün, ek ödemelerde öğretmeni, postacıyı, din görevlisini, KİT çalışanlarını, maliye uzmanlarını oyun dışı bıraktınız. 2 milyon insanı oyun dışı bırakmaya hakkınız yok. Bu masada tekliflerimize cevap bulalım, biz de eylemimizi iptal edelim. Özellikle 21 Mayıstan sonra tarih belirledik bunun bir anlamı var. Masaya olan saygımızdan biz bu eylemi 21 mayıs sonrasına bıraktık.”
&nbsp;
Toplantıya Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci de katıldı. 





&nbsp;

 

 ]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14369</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14369</guid><title>GENEL BAŞKAN KONCUK HAZİRAN’DA 28 BİN, AĞUSTOS’TA 100 BİN ATAMA İSTEDİ</title><description><![CDATA[TÜRK EĞİTİM-SEN ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER İLE EYLEM YAPTI 
GENEL BAŞKAN KONCUK HAZİRAN’DA 28 BİN, AĞUSTOS’TA 100 BİN ATAMA İSTEDİ.
Türk Eğitim-Sen ataması yapılmayan öğretmenler ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı önünde eylem yaptı. Ataması yapılmayan öğretmenler ellerinde ‘Haziran’da 28 bin adaletli atama istiyoruz’ yazılı balonlarla Türk Eğitim-Sen’den Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürüdü. 
Eyleme Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz, Türk Eğitim-Sen Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı diğer sendikaların genel merkez yöneticileri, Ankara 6 No’lu Şube Başkanı Veli Keskin ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen ataması yapılmayan yüzlerce öğretmen katıldı. 
’28 Bin Atama!!! Teknik Öğretmeni Yabana Atma’, ‘Eyleme Ömer, Söyleme Ömer, Adalet Yerini Bulmadı Ömer’, ‘Eğitime Önem Geleceğe Yatırımdır’, ‘Çılgın Proje Yerine Çılgın Atama Yapın’, ‘Ömer D. Gitsin, Betzat Ç. Gelsin’, ‘Durmak Yok Ücretli Köleliğe Devam’, Hayvan Hakları Var, Öğretmen Hakları Yok’ şeklinde pankartların yazılı olduğu eylemde; ‘Susma Haykır Atama Haktır’, ‘Atama Yapılsın Bu Hesap Kapansın’, ‘Öğretmenler Burada Bakan Nerede?’ ‘55 Bin Dediniz, Hakkımızı Yediniz’ şeklinde sloganlar atıldı.
&nbsp;‘Haziran’da 28 bin adaletli atama istiyoruz’ yazılı 1000 tane balon patlatıldığı, KPSS kitaplarının Bakanlık bahçesine atıldığı eylemde bir konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, şunları söyledi: “Buraya Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e umut beslediğimiz için geldik. Bakan bizi dinliyorsa kulaklarını iyi açsın. Eğer Bakan burada değilse danışmanları kuklalarını iyi açsın. Ömer Dinçer’in öğretmenlerin, eğitim çalışanlarının bakanı olduğu konusunda ciddi kaygılar duyuyorum. Eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Baş(Çubukçu) ‘Bana hakaret eden öğretmenlerin atanmaması eğitim için daha hayırlı’ şeklinde bir açıklama yapmıştı. Ataması yapılmayan öğretmenler elbet bir gün atanır. Meydanları doldurduğumuz, haklarımızı ortaya koyduğumuz sürece ataması yapılmayan öğretmenlerin gelecekleri var. Ama Nimet Baş senin geleceğin var mı? Nimet Baş’ın önümüzdeki genel seçimlerde milletvekili olma ihtimali var mı bilmiyoruz. Nimet Baş(Çubukçu) ismini herkes unutacak. Bunu Ömer Dinçer’e örnek olsun diye anlatıyorum. Gönül istiyor ki, Ömer Dinçer ile ilgili ataması yapılmayan öğretmenler iyi şeyler söylesin. Yarın da seni tıpkı Nimet Baş(Çubukçu) gibi ‘iyi ki başımızdan gittin, kurtulduk’ diye anmayalım.” 
Bakanlık önünde yapılan bu eylemin siyasi ya da ideolojik nedenlerinin olmadığının altını çizen Koncuk, “Siyasi iktidara zarar vermek gibi bir derdimiz yok. Kimse bu eylemi siyasi olarak değerlendirmesin ama ben Başbakana şunu söyleyeceğim: Sayın Başbakan 2002 yılında iktidara geldiğinizde ataması yapılmayan öğretmen sayısı 72 bin idi. O zaman seçim meydanlarında ‘Öğretmenleri atayamamak ne demek. Biz geldiğimizde KPSS’yi kaldıracağız. Öğretmenlerin hepsini atayacağız’ demediniz mi? &nbsp;&nbsp;Başbakanın bu sözünün üzerinden 10 yıl geçti. Ataması yapılmayan öğretmen sayısı 350 bin’e ulaştı. Ben bir sendika genel başkanıyım. Ama bunun da ötesinde bir babayım. Bir baba olarak gençlerimizin, Türkiye’nin geleceği adına ciddi kaygılar duyuyorum” diye konuştu. 
Koncuk konuşmasını şöyle sürdürdü. “Sayın Bülent Arınç’ın geçenlerde bir sözü vardı. Arınç, ‘Haziran ayında mutlaka atama yapılacak’ demişti. Bülent Arınç bu ülkenin Başbakan Yardımcısı ve siyasi hedefleri olan bir insan. &nbsp;Arınç’a sesleniyorum: Bülent Arınç sen bu sözü verdin. Peki Haziran’da atama olmazsa istifa edecek misin? Biz 28 bin atama sözünün Haziran’da yerine getirilmesini mutlaka istiyoruz. Sayın Başbakan, Sayın Ömer Dinçer, Sayın Arınç bu işi ahirete bırakmayalım. Bu işi Haziran’da bitirelim.” 
Ömer Dinçer’in Milli Eğitim Bakanı olduğunu hatırlamasını isteyen Koncuk, “Ömer Dinçer 111 bin öğretmen ihtiyacı olduğunu söylüyor. Biz Türkiye’de öğretmen ihtiyacının 200 bin civarında olduğunu biliyoruz. 4+4+4 sistemi de branş öğretmeni ihtiyacını artıracaktır. Bu sistemi getirdiyseniz, öğretmen atamayı da göze aldınız demektir” dedi.
&nbsp;Koncuk, “Öğretmenler dayak diyor, bakandan tık yok. Öğretmenlerin maaşlarına zam yapılmıyor, bakandan tık yok. Ataması yapılmayan öğretmenler eylem yapıyor, bakandan tık yok. 30 evladımız intihar etti. Bunlar da mı yüreğinizi yakmıyor? Bakın çocuklarımız KPSS kitaplarını attı. Sürekli sınava girmekten dolayı artık tiksinmiş bu çocuklar” diye konuştu.
Genel Başkan konuşmasını şöyle tamamladı: “Haziran ayında 28 bin atama istiyoruz, madem ki 4+4+4 sistemini getirdiniz Ağustos ayında da 100 bin öğretmen ataması istiyoruz. Biz bunu Başbakan’dan talep ediyoruz. Ayrıca herkes bilmelidir ki; Ankara’da 50 bin’lerle, 100 bin’lerle de bu eylemi yapacak güçteyiz, iradedeyiz.” 
Genel Başkan’ın konuşmasının ardından sazlar çalındı, öğretmen atamalarına şarkılarla, türkülerle gönderme yapıldı.&nbsp; Duvakla, Nasrettin Hoca ve padişah kostümüyle eyleme katılan öğretmenler atama duası yaptı. Öğretmen atamaları ile ilgili çeşitli mizansenlerin de yapıldığı eylemde ataması yapılmayan öğretmenlerimizin anneleri de hazır bulundu.
Daha sonra Genel Başkan İsmail Koncuk ve Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, ataması yapılmayan öğretmenler ile birlikte intihar eden öğretmenlerimizin anısına Bakanlık önüne karanfil bıraktı. Renkli görüntülere sahne olan eylem olaysız sona erdi. &nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 
Genel Başkan’ın açıklamasının tamamı şöyledir: 
&nbsp;
ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLERİN GÖZYAŞLARI NE ZAMAN DİNDİRİLECEK?
Ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı acılar bir türlü dindirilememiştir. Bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar sonucunda atama bekleyen öğretmenlerin sayısı yıldan yıla artmıştır. Bugün 350 bin eğitim fakültesi mezunu öğretmen olmak için sabırla beklemektedir. Halen eğitim fakültelerinde eğitimini sürdüren öğrencilerin sayısı ise 257 bin 738’dir. Bundan 10 yıl önce 72 bin olan atama bekleyen öğretmen sayısının bugün neredeyse 5 katına çıkmasının sorumlusu ülkeyi yönetenler ve beceriksiz Milli Eğitim Bakanlarıdır.
Ülkemizdeki öğretmen açığı Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in açıklamasına göre 111 bin 529’dur. Ancak sendikamızın tespitlerine göre ülkemizde öğretmen açığı 200 bin civarındadır. Devlet, bırakın 350 bin eğitim fakültesi mezununun atamasını yapmayı, kendi tespit ettiği öğretmen açığını kapatmaktan acizdir. Her şeye kaynak ayıran devletin, sıra bu ülkenin çalışanlarına gelince ‘kaynak yok’ demesi, genç nesilleri yetiştiren ve kutsal bir görev ifa eden öğretmenlerimize kadro hakkını çok görmesi son derece yanlıştır. Bu pırıl pırıl gençlere kadro vermeyen, mesleklerini yapmalarına engel olan, onları kahvehane köşelerine, sokaklara iten zihniyeti şiddetle kınıyoruz. 
Öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı önünde atanmak için feryat ediyor; uzak illerden, ilçelerden cebindeki son kuruşu da vererek gelip, hakkı olanı istiyor. Ailesine olan mahcubiyetini sonlandırmak istiyor. Peki Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ne yapıyor? Bakan öğretmen meselelerinde sessizliğe gömülmüş… Bakan’ın ağzını bıçak açmıyor.
Öğretmen dövülüyor, hastanelik oluyor. Bakan’dan çıt yok.
Öğretmenler hayat pahalılığına ezdiriliyor, zamlar karşısında direncini kaybediyor. Bakan’dan çıt yok.
Öğretmen itibarsızlaştırılıyor, değersizleştiriliyor. Bakan’dan çıt yok.
Öğretmenler ataması yapılmadığı için bunalıma girerek intihar ediyor. Bakan’dan yine çıt yok.
Özel okullara teşvik için öğrenci başına 1500 TL yardım yapılması planlanıyor. Bakan bir Allahın günü çıkıp da ‘Ben bu parayla 200 bin öğretmenimin atamasını yaparım. Devletimiz bu kaynağa sahip ise 200 bin öğretmenin atamasını yapalım’ demiyor, çıt çıkarmıyor.
Çalışanlarına karşı böylesine hissiyatsız ve umursamaz bir Bakanla ülkemiz nereye gidiyor? Buradan Sayın Dinçer’e öğretmenler olarak soruyoruz: Öğretmenler Bakanlarının yanında olduğunu bugün hissetmeyecek ise ne zaman hissedecek? Bakan öğretmenleri bugün sahiplenmeyecek ise ne zaman sahiplenecek? Bakan eğitim camiasının Bakanı olduğunu bugün hatırlamayacak ise ne zaman hatırlayacak?
Bakanlığın öğretmen açığını gidermek için ücretli öğretmen istihdam etmesi de başka bir komedidir. Sendikamızın yaptığı araştırmaya göre 81 ilde toplam 63 bin 821 ücretli öğretmen görev yapmaktadır. Üstelik ücretli öğretmenler arasında açık öğretim mezunu da var, ön lisans mezunu da, su ürünleri mezunu da. Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılmıştır ama ücretli öğretmenlik neredeyse asal istihdam haline gelmektedir. 
Hem insanı sömüren hem de eğitimin kalitesini, verimliliğini düşüren bu sisteme son vermek ve öğretmenlerimiz için kadro tahsisi yapmak neden bu kadar zordur? Devlet öğretmenine bu kadar mı uzaklaşmıştır, bu kadar mı yabancılaşmıştır? 
&nbsp;
&nbsp;
DEVLET ÖĞRETMENLERE OLAN 28 BİN ATAMA BORCUNU HEMEN ÖDEMELİDİR, AĞUSTOS AYINDA DA 100 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMALIDIR
Öte yandan Milli Eğitim Bakanı olmak herkes tarafından bilinen sorunları tekrarlamak, eleştiriler karşısında sürekli savunmaya geçmek ya da öğretmenleri rencide edecek açıklamalar yapmak anlamına gelmemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı dik duruş sergilemeyi gerektirir; personelinin hak ve menfaatlerini gözetmeyi, sorunlar karşısında çözüm üretmeyi, ataması yapılmayan öğretmenlerin acısını dindirmeyi gerektirir. Oysa Bakan Dinçer de diğer Milli Eğitim Bakanları gibi Maliye Bakanlığı’nın eteklerine gizlenmektedir. Bakan Dinçer göreve geldiği günden bugüne kadar; 27 bin 409 öğretmen ataması gerçekleştirmiştir. Eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun 55 bin atama sözü de hala yerine getirilmemiştir. Bakan Dinçer bununla ilgili sadece özür dilemekle yetinmiş, sözün gereğini yerine getirmek için çaba göstermemiştir. Oysa öğretmenler devletin 28 bin atama borcunu unutmamıştır. Üstelik yeni sistemle birlikte ortaöğretimde öğretmen ihtiyacı artacaktır. Önümüzdeki eğitim-öğretim yılında şu anki öğretmen açığına ek olarak 50-55 bin civarında branş öğretmeni ihtiyacı daha oluşacaktır. Dolayısıyla Türk Eğitim-Sen olarak devletin 28 bin atama borcunu bir an önce ödemesini istiyoruz. 28 bin atama yapılması için Ağustos ayının beklenmesine gerek yoktur.&nbsp; Bu borç bugün ödenmelidir ve hesap kapanmalıdır. 28 bin atamanın yanı sıra, Ağustos ayında da 100 bin öğretmen ataması yapılmasını talep ediyoruz. Ülkemizin öğretmen ihtiyacı ve öğretmenlerimizin beklentileri göz önüne alındığında, 100 bin atama zorunludur. Bu konuda kimse Maliye’nin arkasına saklanmamalıdır. Bu ülkenin öğretmenleri, bir an önce Maliye zulmünden kurtarılmalıdır. 
Başbakan Erdoğan da, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de babadır. Hayatta hiçbir şeyi evlatlarımızın tek bir damla gözyaşına değişmeyeceğimizi gayet iyi bilirler. Burada hakkını arayanlar da hepimizin evladıdır. Dolayısıyla Başbakan’a ve Milli Eğitim Bakanına soruyoruz: Evlatlarımızın gözyaşlarına seyirci mi kalacaksınız, yoksa gözyaşlarını dindirmek için atamalarını yapacak mısınız? İçi evlat sevgisi ile dolu olan her babanın ataması yapılmayan öğretmenlerimizin yürek yangınına ortak olacağına inanıyoruz ve müjdeli bir haber bekliyoruz.
&nbsp;
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
&nbsp;
&nbsp;...::: GENEL BAŞKANIN KONUŞMASI İÇİN TIKLAYINIZ :::...






&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 

 


 

 

 


 

 

 


 

 

 



 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14368</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14368</guid><title>GENEL BAŞKAN İSMAİL KONCUK “İŞ BIRAKMA” EYLEMİ İÇİN MEMUR-SEN’İ ZİYARET ETTİ</title><description><![CDATA[Hükümetin, Toplu Sözleşme masasına 2012 için % 3+3 zam teklifiyle gelmesi üzerine Türkiye Kamu-Sen eylem kararı aldı. 

21 Mayıs’ta yapılacak oturumda da kamu çalışanlarının talepleri karşılık bulmazsa iş bırakma eylemi yapacaklarını duyuran Genel Başkan İsmail Koncuk, “Hükümetin ortaya koyduğu bu yaklaşım kabul edilemez. Adil gelir dağılımı iddiasıyla asla örtüşmeyen bu teklif bütün çalışanlara hakarettir. Bu nedenle bütün konfederasyonlara çağrıda bulunarak ortak iş bırakma eylemi yapmayı teklif ediyoruz. Bu amaçla bugün öğleden sonra Genel Sekreterimiz Önder Kahveci, Genel Toplu Görüşme Sekreterimiz Necati Alsancak ve Genel Mevzuat Sekreterimiz İsmail Karadavut ile birlikte Memur-Sen Genel Merkezini ziyaret ederek Genel Başkan Sayın Ahmet Gündoğdu ile görüştüm. Yarın da KESK Genel Merkezinde Sayın Lami Özgen ile görüşerek eylem davetimi ifade edeceğim. Gönül istiyor ki, tüm konfederasyonlar bu tablo karşısında ortak bir duruş sergileyerek Hükümete gereken cevabı verecektir. Artık şu anlaşılmıştır ki, basın açıklamaları ve mitinglerle bu tepkimizin Hükümet tarafından algılanması mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla kamu çalışanları üretimden gelen güçlerini kullanarak iş bırakma eylemi gerçekleştirmeli ve gücünü göstermelidir. Hükümet, emeklilerle birlikte 5 milyon çalışanı ve aileleriyle birlikte 20 milyon insanı yok sayamaz. Hiçbir Hükümetin oy oranı yüzde 100 dahi olsa 20 milyon insanı görmezden gelme hakkı asla olamaz. Bugün geç saatlere kadar Memur-Sen’den olumlu bir cevap almayı umut ediyoruz.”

&nbsp;




&nbsp;

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14367</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14367</guid><title>GENEL BAŞKAN İŞ BIRAKMA EYLEMİ TEKLİF ETTİ</title><description><![CDATA[

Hükümetin teklifi karşısında diğer konfederasyonlara iş bırakma eylemi teklif ediyoruz.
Kamu İşveren Kurulu&nbsp;ile memur konfederasyonları arasında gerçekleşen toplu sözleşme masasının bugünkü toplantısında maliye yetkilileri&nbsp;genel ve işkolu bazında tekliflerini sundu.
Buna göre, Kamu İşveren Kurulu’nda bulunan maliye temsilcileri,&nbsp; kamu çalışanlarına 2012 yılı için ilk 6 aylık dönemde yüzde 3, ikinci altı aylık dönem yüzde 3, 2013 yılında ise ilk altı aylık dönemde yüzde 2, ikinci altı aylık dönemde yüzde 3 zam oranı teklif etti.&nbsp;
Teklifin sunulmasının ardından toplantıya 16 Mayıs 2012 Çarşamba günü devam edilmek üzere son verildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve diğer konfederasyonların genel başkanları ile birlikte basına açıklamada bulunuldu.&nbsp;
Bakan Çelik açıklamasında, ''Bugün aynı zamanda kamu işveren heyeti olarak kamu görevlileri sendikaları heyetine teklifimizi sunmuş bulunuyoruz. Teklifimizde 2012-2014 dönemini kapsayan orta vadeli program ve 2012 yılı bütçesinde öngörülen hedefler doğrultusunda, bu hedefleri esas alarak 2012 yılı için 3+3; 2013 yılı içinse 2+3 olarak artış oranlarını belirledik ve kendilerine ilettik. Ayrıca 11 hizmet kolu var. 11 hizmet koluna ilişkin talepleri de daha önce yoğun bir şekilde değerlendirmiştik. Onları da dikkate alarak bunlara karşı da tekliflerimizi gerek sendika başkanlarına gerekse konfederasyon başkanlarına sunmuş bulunuyoruz. Kamu heyetinin teklifi ve konfederasyonlardan, sendikalardan almış olduğumuz tekliflerin müzakerelerine ise çarşamba günü yoğun bir şekilde başlamış olacağız. Çarşamba ve Perşembe günü eğer yeterli olmaz ise Cuma gününü de ilave ederek üç gün müzakerelerimizi gerçekleştireceğiz ve nihai olarak 21 Mayıs'ta bir araya gelerek nihai görüşlerimizi orada ifade etmiş olacağız.” Dedi.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ise yaptığı açıklamada teklif edilen zam oranının kabul edilir olmadığını söyleyerek “sadece yoğurt talebinin karşılandığı bir toplu sözleşme süreci yaşıyoruz” dedi. Koncuk konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Merkez bankası açıklamıştı. Enflasyon hedeflemesindeki rakamları söylemişti. Tarihimizdeki ilk defa hedeflenen enflasyon altında bir teklifle kamu çalışanları karşı karşıya. Bu teklif kamu çalışanlarını, emekliyi yok sayan bir tekliftir. Milyonlarca insanı ekonomik sefalete terk eden bir tekliftir. Kamu çalışanları sadece, 2012 yılında üç aylık enflasyon yüzde 3.9 olmuştur. İlk 6 aylık dönem için teklif edilen de yüzde 3 olmuştur. Bunu hiçbir akıl sahibi, vicdan sahibi açıklayamaz. Öğretmen yok, akademisyen yok, postacı yok, sağlık çalışanı yok, büro çalışanı yok, din görevlisi yok, hizmet kollarının talepleri hiçe sayılmış. Sadece yoğurt taleplerinin karşılandığı bir toplu sözleşme süreci yaşıyoruz. İstihdam şartlarında da aynı durum söz konusu. 4/C ve 4/B uygulaması konusundaki taleplerimiz hiç karşılanmamış. Emeklilerimizin yaşadığı problemlerden hiç söz edilmemiş. İnsanlar emekli olmaktan kaçıyorlar. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması yönünde aylardır ısrarla vurgulamamıza rağmen, ek ödemelerin emeklilikte dikkate alınmaması asla kabul edilemez. Bu teklif muzır bir&nbsp; tekliftir. Hükümetin adil gelir paylaşımı iddiasıyla asla örtüşmeyen bir tekliftir. Bu teklifin her kelimesini reddediyoruz.&nbsp; Hem genel toplu sözleşme yönünden, hem hizmet kolları talepleri yönünden reddediyoruz. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı olarak, yönetim kurulu üyelerimiz adına bütün konfederasyonlarımızı 21 Mayıstan sonraki bir tarihte ortak iş bırakma eylemine davet ediyorum. Bu talepler mitingle karşılanmaz, iş bırakma eylemi gerektirecek boyutta, tekliflerimizi değersiz gören bir anlayıştır. Bunun cevabı mitingle olmaz, iş bırakma eylemleriyle kendimizi göstermeliyiz. Memur-Sen dahil bütün konfederasyonları iş bırakma eylemine buradan davet ediyoruz.&nbsp; 
Türkiye Kamu-Sen olarak, 21 Mayıs'tan sonra Hükümetle uzlaşma sağlanamazsa tüm sendikalarla beraberce iş bırakma eylemi gerçekleştireceğiz. Eğer bu haliyle mutabakat sağlanırsa gerekirse&nbsp;tek başımıza da&nbsp;iş bırakma eylemini yapacağız. Ek ödemelerde 1 puanlık artış bile yapılmıyor. Türkiye’nin eğitim öğretim davasını yürütenlerin ismi yok, müsteşarın maaşında 800 liraya kadar artırıma gidilsin, öğretmeni, postacısı, din görevlisiyle 2 milyon 100 bin kamu çalışanının ek ödemelerinde bir kuruş artırım yapmayacaksın. Bu nasıl bir gelir dağılımı adaletidir. Biz sorumluluklarımızı yerine getirerek, çarşamba günü taleplerimizi müzakereye açacağız. Ama bu taleplerle müzakereden bir şey çıkmayacağının kamu çalışanlarının bilmesini istiyorum. Eğer bu tekliflerin adam gibi teklifler olmasını istiyorsak, kamu çalışanları gücünü göstermek zorundadır. kimse emeklilerle birlikte 5 milyon insanı aileleriyle birlikte 20 milyon insanı yok sayamaz. Hiçbir hükümetin oy oranı yüzde 100 dahi olsa 20 milyon insanı görmezden gelme hakkı asla olamaz. O yüzden bu teklifleri redediyoruz.”
&nbsp;
Toplantıya Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel de katıldı.
&nbsp;
GENEL BAŞKANIN AÇIKLAMASI İÇİN TIKLAYINIZ. 

&nbsp;
KAMU İŞVEREREN HEYETİ'NİN 2012-2013 YILLARINA İLİŞKİN TOPLU SÖZLEŞME TEKLİFLERİ İÇİN RESİMLERİ TIKLAYINIZ.





&nbsp;

 

 &nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14366</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14366</guid><title>TÜRK EĞİTİM-SEN 4+4+4 ANKETİNİN SONUÇLARINI AÇIKLADI</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı
İsmail Koncuk, sendikamızın 4+4+4 sistemi ile ilgili yaptığı anket çalışmasının
sonuçlarını açıkladı.
&nbsp;
Türk Eğitim-Sen
4+4+4 sistemini mercek altına almak amacıyla 25 Nisan-09 Mayıs tarihleri
arasında internet üzerinden bir anket çalışması gerçekleştirdi. 3 bin 923
eğitimcinin katıldığı anket çarpıcı sonuçlar içermektedir. Katılımcıların yüzde
68.4’ü ilköğretimde, yüzde 17.9’u ortaöğretimde, yüzde 8.3’ü okul öncesinde,
yüzde 1.2’si Bakanlık taşra teşkilatında, yüzde 1.2’si üniversitelerde görev
yapmaktadır. Bu soruya diğer cevabı verenlerin oranı ise yüzde 2.8’dir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 
ANKETE KATILAN EĞİTİMCİLERİN YÜZDE 41.9’U YENİ SİSTEMİN
İÇERİĞİ HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ
Ankete katılanların
yüzde 41.9’u 4+4+4 sisteminin içeriği hakkında bilgi sahibi olduğunu söylerken,
yüzde 34.6’sı kısmen bilgi sahibi olduğunu, yüzde 23.5’i ise bilgi sahibi
olmadığını belirtmektedir. 
&nbsp;
ANKETE KATILAN EĞİTİMCİLERİN YÜZDE 66.5’İ MİLLİ EĞİTİM
BAKANI DİNÇER’İN YENİ SİSTEM İLE İLGİLİ BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYOR
Eğitimcilere “Milli
Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in 4+4+4 sistemi ile ilgili bilgi sahibi olduğunu
düşünüyor musunuz?” sorusunu da yönelttik. Buna göre katılımcıların yüzde
66.5’i Bakanın bu sistem hakkında bilgi sahibi olmadığını düşünürken; yüzde
22.7’si kısmen bilgi sahibi olduğunu, yüzde 10.8’i de bilgi sahibi olduğunu
belirtmektedir.
&nbsp;
ANKETE KATILANLARIN YÜZDE 86.1’İ OKUL ÖNCESİNİN ZORUNLU
EĞİTİM KAPSAMINDAN ÇIKARILMASINI YANLIŞ BULUYOR
Ankete katılanların
yüzde 86.1’i okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamından çıkarılmasını doğru
bulmazken, yüzde 13.9’u doğru bulduğunu ifade etmektedir. 
Okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamından
çıkarılmasını yanlış bulanlara bunun nedenlerini sorduk. Buna göre yüzde
48.7’si ‘Okul öncesi eğitim okula hazırlık noktasında hayati öneme sahip’,
yüzde 19.3’ü ‘Okul öncesi eğitim almış öğrencilerle okul öncesi eğitim almamış
öğrenciler arasında başarı düzeyleri arasında büyük farklılıklar olacak’, yüzde
17.7’si ‘Okul öncesinde zaten yetersiz olan öğrenci sayısı ve okullaşma oranı
daha da düşecek’, yüzde 4.4’ü ‘Okul öncesi öğretmenleri norm kadro fazlası
olacak’, yüzde 4’ü ‘Okul öncesi eğitimin paralı olmasının ve öğrencilerin özel
okullara yönlendirilmesinin önüne geçilemeyecek’, yüzde 2.4’ü ‘Okul öncesi
eğitimde AB ülkelerinin standardına ulaşılamayacak’, yüzde 1’i ‘Okul öncesi
eğitime yönelik yatırımların sayısı azalacak’ derken; yüzde 2.5’i de ‘diğer’
seçeneğini işaretlemiştir.
&nbsp;
ANKETE KATILAN EĞİTİMCİLER OKULA BAŞLAMA YAŞININ ÖNE
ÇEKİLMESİNE KARŞI
Katılımcılara
‘Okula başlama yaşının 60-72 ay olarak belirlenmesini destekliyor musunuz?’
sorusuna da yönelttik. Buna göre ankete katılan eğitimcilerin yüzde 87.1’i
‘hayır’, yüzde 12.9’u ‘evet’ cevabı vermiştir. 
Bu soruya ‘hayır’ cevabı verenlere bunun
nedenlerini sorduk. Buna göre okula başlama yaşının öne çekilmesine karşı
çıkanların yüzde 75.8’i ‘Kas-sinir koordinasyonu ve okuma-yazma ile sayısal
becerileri henüz gelişmemiş çocukların ilkokula başlaması pedagojik olarak
sakıncalı’ derken; yüzde 8.9’u ‘Küçük yaşta ilkokul 1. sınıfa başlayan çocuklar
uyum sağlamakta zorlanacak’, yüzde 8.6’sı ‘Farklı yaş gruplarının aynı sınıfta
olması özellikle küçük yaştaki öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyecektir’,
yüzde 5.3’ü ‘Okulların fiziki şartları ve güvenlik önlemleri küçük yaştaki
çocukların ilkokul 1. sınıfa başlaması için uygun değil’, yüzde 0.4’ü ‘Yeterli
derslik bulunmaması’ cevabını vermiştir. Bu soruya ‘diğer’ cevabı verenlerin
oranı ise yüzde 1’dir.
&nbsp;
ANKETE KATILAN EĞİTİMCİLERİN YÜZDE 61’İ ÖĞRENCİLERİN
İKİNCİ DÖRT YILDAN SONRA AÇIK ÖĞRETİME YÖNLENDİRİLMESİNE İMKAN TANINMASINA
KARŞI ÇIKIYOR
Katılımcılara
‘Öğrencilerin ikinci dört yıldan sonra açık öğretime yönlendirilmesine imkân
tanınmasını olumlu buluyor musunuz?’ sorusunu yönelttik. Buna göre ankete
katılan eğitimcilerin yüzde 61’i ‘hayır’, yüzde 39’u ‘evet’ cevabını vermiştir.
Bu soruya ‘hayır’ cevabı verenlere bunun
nedenlerini sorduk. Buna göre öğrencilerin ikinci dört yıldan sonra açık
öğretime yönlendirilmesine imkan tanınmasını yanlış bulanların yüzde 27.9’u
‘Öğrenciler eğitimlerini yüz yüze ve öğretmenlerinin gözetiminde sürdürmelidir’
derken; yüzde 26.3’ü ‘Çocuk gelinlerin sayısı artacak, kız çocukları eve
hapsedilecek’, yüzde 17.2’si ‘Bu düzenleme liselerde okullaşma oranlarını
düşürecek’, yüzde 14.9’u ‘Okul yaşamı öğrencilerin sosyalleşmesi açısından çok
önemlidir’, yüzde 8.9’u ‘Çocuk işçiliği artacak’ cevabını vermiştir. Bu soruya
‘diğer’ cevabı verenlerin oranı ise yüzde 4.8’dir.
&nbsp;
ANKETE KATILANLARIN YÜZDE 78.5’İ İLKOKUL EĞİTİMİNİN 5
YILDAN 4 YILA DÜŞÜRÜLMESİNİ DESTEKLEMİYOR
Ankete katılanlara
‘İlkokul eğitiminin 5 yıldan 4 yıla düşürülmesini destekliyor musunuz?’
sorusunu sorduk. Buna göre ankete katılan eğitimcilerin yüzde 78.5’i
desteklemediğini, yüzde 21.5’i desteklediğini ifade etmiştir. 
İlkokul eğitiminin 5 yıldan 4 yıla
düşürülmesini desteklemeyenlere bunun nedenlerini sorduk. Buna göre yüzde
40.7’si ‘İlkokul eğitiminin 5 yıldan 4 yıla düşürülmesinin pedagojik olarak
anlamı bulunmamaktadır’, yüzde 24.4’ü ‘50 bin sınıf öğretmeni norm kadro
fazlası olacak’, yüzde 20.4’ü ‘Türkiye’nin 80 yıllık ilkokul tecrübesi çöpe
atılacak’, yüzde 7.1’i ‘Okulların fiziki alt yapısı 5 yıllık eğitime uygun
olarak düzenlenmiştir’, yüzde 3.5’i ‘Müfredat baştan aşağı yenilenecek’ derken,
yüzde 3.9’u da ‘diğer’ seçeneğini işaretlemiştir. 
&nbsp;
ANKETE KATILANLARIN YÜZDE 38.6’SI YENİ SİSTEMİN
BEĞENDİĞİM YÖNÜ BULUNMAMAKTADIR’ DEMİŞTİR
Ankete katılanlara
‘Yeni sistemin en beğendiniz yönü hangisidir?’ diye sorduk. Buna göre eğitimcilerin
yüzde 38.6’sı ‘Beğendiğim yönü bulunmamaktadır’ derken; yüzde 34.9’u ‘Eğitimin
kesintili hale gelmesi ve bağımsız ortaokulların açılması’, ‘yüzde 13.4’ü
‘Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması’, yüzde 7.3’ü ‘Okullar arası geçişin
kolay olması’ cevabını vermiştir. Bu soruya ‘diğer’ cevabı verenlerin oranı yüzde
5.8’dir.
&nbsp;
ANKETE KATILAN EĞİTİMCİLERİN YÜZDE 26.4’Ü ‘YENİ
SİSTEMİN EN BEĞENMEDİĞİ YÖNÜ OLARAK İLKOKUL EĞİTİMİNİN 5 YILDAN 4 YILA
DÜŞÜRÜLMESİNİ GÖSTERMİŞTİR
Ankete katılanlara
‘Yeni sistemin en beğenmediğiniz yönü hangisidir?’ sorusunu da yönelttik. Buna
göre katılımcıların yüzde 26.4’ü ‘İlkokul eğitiminin 5 yıldan 4 yıla
düşürülmesi’, yüzde 21.5’i ‘Okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamından
çıkarılması’, yüzde 19’u ‘Öğrencilere açık öğretime gitme imkânı tanınarak,
öğrencilerin yüz yüze eğitimden uzaklaştırılması’, yüzde 11.6’sı ‘Öğretmen
dengesizliğinin oluşması’, yüzde 7.5’i ‘Beğenmediğim yönü bulunmamaktadır’,
yüzde 2.8’i de ‘İkinci kademe eğitiminin 3 yıldan 4 yıla çıkarılması’ derken;
yüzde 11.2’si ‘diğer’ seçeneğini işaretlemiştir.
&nbsp;
ANKETE KATILAN EĞİTİMCİLERİN YÜZDE 79’U KÜRTÇE’NİN
SEÇMELİ DERS OLMASINA KARŞI
‘Milli Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer, Kürtçe’nin seçmeli ders olmasına yeşil ışık yaktı. Siz
Kürtçe’nin seçmeli ders olmasını destekliyor musunuz?’ sorusuna ankete
katılanların yüzde 79’u ‘hayır’, yüzde 21’i ‘evet’ cevabı vermiştir. Kürtçe’nin
seçmeli ders olmasına karşı çıkanlara bunun nedenlerini sorduk. Buna göre yüzde
47.9’u ‘Kürtçe eğitim hakkı toplumsal bir ihtiyaçtan değil, bölücü unsurların
talebi olarak ortaya çıkmıştır’ derken; yüzde 24.9’u ‘Dil birliği bozulur,
parçalanma süreci başlar’, yüzde 19.5’i ‘Bu durum, önümüzdeki dönemde ana dilde
eğitim ve Kürtçe’nin resmi dil olması talebini de beraberinde getirir’, yüzde
4.9’u ‘Bu dersi verecek öğretmenlerin bölücü örgütün kontrolünde olabileceği
ihtimalinin değerlendirilmesi gerekir’, yüzde 0.6’sı ‘Bu dersi verecek
öğretmenler bulunmamaktadır’ cevabını vermiştir. ‘Diğer’ seçeneğini
işaretleyenlerin oranı ise yüzde 2.1’dir.
&nbsp;
ANKETE KATILANLARIN YÜZDE 85.6’SI 4+4+4 SİSTEMİNDE SOSYAL
TARAFLARIN GÖRÜŞÜNÜN DİKKATE ALINMADIĞINI DÜŞÜNÜYOR
Ankete katılanların
yüzde 85.6’sı 4+4+4 sisteminde eğitimcilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve
sosyal tarafların görüşlerinin dikkate alınmadığını düşünürken; yüzde 7.7’si
kısmen dikkate alındığını, yüzde 6.7’si ise dikkate alındığını belirtmiştir.
&nbsp;
ANKETE KATILANLARIN YÜZDE 78.5’İ SENDİKAMIZIN ÖNERİSİ
OLAN 1+5+3+4 SİSTEMİNİ DESTEKLİYOR
Ankete katılan
eğitimcilere ‘Sendikamızın önerdiği 1+5+3+4 zorunlu ve kesintili eğitimi
destekliyor musunuz?’ sorusunu sorduk. Buna göre ankete katılanların yüzde
78.5’i ‘evet’, yüzde 21.5’i ‘hayır’ cevabını vermiştir.
&nbsp;
ANKETE KATILANLARIN YÜZDE 75.7’Sİ YENİ SİSTEMİN SİYASİ
VE İDEOLOJİK NEDENLERİN ÜRÜNÜ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR
‘Yeni sistemin
siyasi ve ideolojik nedenlerin ürünü olduğunu düşünüyor musunuz?’ sorusuna
ankete katılan eğitimcilerin yüzde 75.7’si ‘evet’, yüzde 13.7’si kısmen’, yüzde
10.6’sı ise ‘hayır’ cevabını vermiştir.
&nbsp;

Anket sonuçlarını
değerlendiren Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk
şunları kaydetti: “4+4+4 sistemi oldu
bittiye getirilerek, önümüzdeki dönemden itibaren uygulamaya konulacaktır.
Birçok yanlışlığı, eksikliği içinde barından, içi boş olan bu sistem milli
eğitimin sırtında kambur haline gelecektir. Özellikle ilkokul eğitiminin 5
yıldan 4 yıla düşürülmesiyle 50 bin sınıf öğretmeninin norm kadro fazlası
haline gelmesine karşı ivedilikle tedbir alınması gerekmektedir. Öte yandan
okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamından çıkarılması büyük hata olmuştur. Önümüzdeki
eğitim-öğretim yılında okul öncesinde okullaşma oranlarının düşeceği aşikardır.
Okula başlama yaşının da öne çekilmesi, hem öğrencileri hem de öğretmenleri çok
olumsuz etkileyecektir. 60-66 ay arasındaki çocukların velisinin yazılı isteği
ile gelişim yönünden hazır olduğu anlaşılanların ilkokula devamlarının
sağlanacak, 66 ayını tamamlayan
çocukların ise okula kaydı zorunlu olacaktır. Bu yaştaki çocuklar henüz oyun
çağındadır. Kas-sinir koordinasyonu gelişmemiş çocuklara okuma-yazma öğretmek,
onların birinci kademe birinci sınıfa adapte etmek çok zor olacaktır. Bütün bu
handikap ve endişeler anket sonuçlarına da yansımıştır. Eğitimcilerimiz yeni
sistem ile ilgili ciddi kaygılar taşımaktadır. Bu noktada yapılması gereken
Hükümetin gerekli tedbirleri alarak yeni eğitim-öğretim yılına en az hasarla
başlanmasını sağlamaktadır. Aksi takdirde eğitimi büyük bir kaos beklemektedir.”
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14365</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14365</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ ÇORUM’DA</title><description><![CDATA[
Çorum Şubesi 12
Mayıs 2012 Cumartesi günü İlçe ve İşyeri Temsilcilerinin katılımıyla bir
istişare toplantısı düzenledi. 
Toplantıya Genel
Sekreter Musa AKKAŞ ile Genel
Teşkilatlandırma Sekreteri Talip GEYLAN da
iştirak ettiler.
Şube Başkanı Mahmut
Alparslan’ın açış konuşmasından sonra söz alan Genel Merkez Yönetim Kurulu
üyeleri sendikal çalışmalar ve Toplu Sözleşme görüşmeleri ile ilgili bilgiler
verdiler. Yetki belirlenmesi sürecinde yapılacak faaliyetlerle alakalı olarak
da katılımcılara açıklamalarda bulunan Merkez Yönetim Kurulu üyeleri daha sonra
soruları cevaplandırarak toplantıyı tamamladılar. 
Ayrıca 28 Nisan’da
yapılan İLKSAN İlçe Temsilciliği seçiminde seçilen delegeler de toplantıya
katılarak katılımcılara tanıtıldı.





&nbsp;

 

 


 

 

 


&nbsp;

 

&nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14364</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14364</guid><title>HATAY VALİLİĞİ YANLIŞTAN DÖNDÜ...</title><description><![CDATA[Hatay İl Hıfzıssıhha Kurulunun almış olduğu ve ‘’Süt Dağıtımı Projesi’’nde idari ve inzibati tedbirler alınmasını öngören karar sitemizde haber yapılarak bu işlemin demokratik bir ülkede olamayacağı vurgulanmış ve kararın iptali istenmişti. Bu konuda Hatay Valiliğine iptal istemiyle yazı da yazmıştık….Haberin sitemizde gündeme getirilmesi ve yazımız üzerine Hatay Valiliği İl Hıfzıssıhha Kurulu yeniden toplanarak bir karar almış ve önceki kararını iptal etmiştir….Yanlış Karardan dönen Hatay Valiliğine ve Hatay İl Hıfzıssıhha Kuruluna Türk Eğitim-Sen olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz.

İl Hıfzıssıhha Kurulunun yeni kararı için tıklayınız
&nbsp;
TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL MERKEZİ 
]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14363</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14363</guid><title>ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN</title><description><![CDATA[
Türkiye
Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk'un &quot;Anneler Günü&quot; nedeniyle
yayımladığı mesajdır.
&nbsp;
&nbsp;
&quot;Sevginin en yücesini, en çelişmeyenini ve en
yalansızını yaşayan onlardır.
&nbsp;
Anne sevgisi, çelişkiler ve çekişmelerle&nbsp;çevrili
hayatımızın, çelişmediği ve çekişmediği tek ortak noktasıdır. 
&nbsp;
Hiçbir inanç, hiçbir felsefe, hiçbir din yoktur ki;
temeline anne sevgisini koymasın. Annelik, insanlığın ulaşabileceği en doruk
noktadır.
&nbsp;
Öpmeye kıyamadığı yavrusunu, vatana hizmet etsin diye,
gözünü kırpmadan gönderen bir annenin erdiği noktaya ulaşabilecek bir kişi daha
yoktur.
&nbsp;
Gittikçe olumsuzlaşan ekonomik şartlar altında hem
çalışan hem evlat yetiştiren, yozlaşan kültürel şartlar karşısında vakarını
bozmayan, Amine Hatunlardan, Nene Hatunlardan devraldığı iffet bayrağını
dalgalandıran, çocuklarına helalden ve doğrudan başka bir şey öğretmeyen, Türk
Milletinin temel direği anneler ne yücedir!
&nbsp;
Bu vatan için çalışan, üreten ve savaşan bütün
evlatların anneleri ne yücedir!
&nbsp;
Kanlarıyla bayrakları bayrak yapan, mezar taşlarıyla
bu vatana Türk mührünü vuranların anaları ne yücedir!
&nbsp;
Başta bu vatana şehit yetiştirenler olmak üzere, tüm
annelerin anneler günü kutlu olsun!
&nbsp;
&nbsp;
Bizim için yılın annesi, tüm şehit analarıdır.&quot;
&nbsp;
İsmail KONCUK
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen

Genel Başkanı
]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14362</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14362</guid><title>EYLEMLERİMİZ MASADAKİ TEKLİFE GÖRE ŞEKİLLENECEKTİR</title><description><![CDATA[&nbsp;
Türkiye
Kamu-Sen olarak bu toplu sözleşmelere büyük önem veriyoruz. Çünkü, kamu
çalışanları artık çok ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıyadır. Birçok kamu
çalışanı anne baba olarak görevlerini yapamamanın sıkıntılarını yaşamaktadır. 
Bütün bu
sebeplerle, Türkiye Kamu-Sen, ülkemizin yaşadığı ekonomik gerçekleri de göz
önüne alarak tüm çalışanlarımıza ve emeklilerimize %10+10 zam talep etmiştir.
Esasen,&nbsp; bu zam oranının gerçekleşmesi bile kamu çalışanlarının
kayıplarını karşılamaktan uzaktır. Son 10 yılda memur maaşlarında %35 leri
bulan kayıplar yaşanmıştır. Ayrıca taban aylığa net 100 TL, özel hizmet
tazminatların da 21 puan artırılarak 100 TL daha zam yapılmasını talep
ediyoruz. 2013 yılı için de zam taleplerimiz aynıdır. 
DİNİ BAYRAMLARDA
İKRAMİYE 
Bu yıl, toplu
sözleşmelerde hem memurlarımıza hem de emeklilerimize bayram ikramiyesi talep
ettik. İstediğimiz rakam brüt&nbsp; asgari ücret tutarıdır (886.5 TL). 
Diğer
sendikaların da Türkiye Kamu-Sen’in bu talebine farklı miktarlarda zam isteği
ile sahip çıkması sevindiricidir. Gönül isterdi ki, yetkiliyim diye böbürlenen
bir sendikanın şahsi kaprislerinden arınarak diğer konfederasyonlara talepleri
ortaklaştırma teklifi yapmasıydı, ancak, her zaman olduğu gibi, ihtiraslarından
bir türlü kurtulamayan bu sendika yöneticileri, parsayı sadece ben toplayayım
anlayışı ile hareket ederek, kamu çalışanlarının ihtimal kazanımlarını riske
atmaktan çekinmedi. 
TÜRKİYE
KAMU-SEN TALEPLERİNİ NEDEN DİĞER SENDİKALARDAN ÖNCE AÇIKLADI? 
Türkiye
Kamu-Sen taleplerini 6 Nisan 2012 tarihinde,&nbsp; Memur Sen ise 11 Nisan 2012
tarihinde açıklamıştır. Türkiye Kamu-Sen olarak, bu konuda bizim teklifimizi
kopya etseler de, dini bayramlarda ikramiye istemeleri, en azından bir konuda
ortaklaşmamızı sağlamıştır. Türkiye Kamu-Sen olarak, taleplerimizi diğer
sendikalardan önce açıklamamızın sebebi de, bu ortaklaşmayı bir şekilde zorlama
arzumuzdur. Aksi takdirde, bir sendika Maliye Bakanlığı, Hazinenin açıklamaları
doğrultusunda talepler ortaya koyarak memurları yine yarı yolda bırakabilirdi. Türkiye
Kamu-Sen’in ortaya koyduğu zam çıtası,&nbsp;bu sendikanın taleplerini
belirlemesinde etkili olmuş, onları, belirlediğimiz bu çıtaya yakın talepler
ortaya koymaya zorlamıştır. 
EK ÖDEMELER, EK
GÖSTERGE, VERGİ DİLİMLERİ 
666 sayılı KHK
ile uygulamaya konulan eşit işe eşit ücret uygulaması ile yeni eşitsizlikler
yaratıldığı herkesin malumudur. Öğretmen, akademisyen, posta dağıtıcısı, hekim
dışı sağlık çalışanları, KİT çalışanları, din görevlileri, maliye uzmanları
gibi, pek çok kamu çalışanının oyun dışı bırakıldığı, bu adaletsiz düzenlemenin
düzeltilmesine büyük önem veriyoruz. Bu sebeple ek ödemelerin 75-25 puan
arasında artırılması önemli taleplerimizdendir. 
Ayrıca, ek
ödemelerin, döner sermaye gelirlerinin emeklilikte dikkate alınması, emeklilerimizin
yaşadığı dramı bir nebze de olsa giderecektir. Ek gösterge rakamları artık
köhnemiş durumdadır, taban 220 olmak üzere tüm çalışanların ek göstergelerinin
800 puan artırılması talebimiz de önemli taleplerimizdendir. 
Masada, maliye
yetkilileri pek yanaşmak istemese de, vergi dilimleriyle ilgili, kamu
çalışanlarına özel bir düzenleme yapılması da kaşıkla verip kepçeyle alma
dönemini kapatabilecektir. Ancak, daha önceki yıllarda da dile getirdiğimiz
vergi dilimleri konusunda, maliye yetkilileri,&nbsp; bu yıl da, kapı aralamamak
için büyük direnç göstermektedir. 
4 C’NİN TAMAMEN
KALDIRILMASI 
4 C zulmü devam
etmektedir. Anayasasında, sosyal hukuk devleti yazan bir ülkenin, kölelik
dönemini hatırlatan uygulamaları devam ettirmesi, vatandaşları arasında ayrımcılık
yapması, farklı hukuki normlar uygulaması kabul edilemez. Bu sebeple, yıllardır
toplu görüşme masasına taşıdığımız sözleşmeli uygulamasının, bu yıl, hem 4 C
hem de 4 B liler yönünden, artık, kaldırılmasını ve tamamının kadrolu hale
getirilmesini istiyoruz. 
Türkiye
Kamu-Sen yukarda belirttiğimiz talepler dışında pek çok talebini dile
getirmiştir. Bunlar ek derslerin artırılması, emeklilik oranlarının
yükseltilmesi, fala mesailer, nöbet ücretleri, aile ve çocuk yardımının
artırılması, yiyecek yardımı, giyim yardımı, kira yardımı, evlenme yardımı,
eğitim yardımı, öğretim yılına hazırlık ödeneğinin tüm eğitim çalışanlarına
ödenmesi, ulaşım yardımı, toplu sözleşme ikramiyesinin 110 TL’ye çıkarılması,
harcırahlar, görev yollukları, seyyar görev tazminatı, kreş yardımı, kademe
ilerlemesi, kadro dereceleri ve hizmet sınıfları, sağlık ve sosyal güvenlik
hakkı, taşeronlaşmanın önlenmesi, iş sağlığı, iş güvenliği, fiili hizmet zammı,
tayin, atama, yer değiştirme, geçici görevlendirmeler, engelli personelin
problemleri, görev tanımları problemi, askere giden personele maaşını 1/4'¼’
ailesine verilmesi gibi konuları da toplu sözleşme talepleri içine almış,
masaya getirmiştir. 
EYLEMLERİMİZ
MASADAKİ TEKLİFE GÖRE ŞEKİLLENECEKTİR 
14 Mayıs
tarihinde kamu işveren kurulu memur ve emeklilere 2012 ve 2013 yılı için zam
tekliflerini masaya getirecektir. Taleplerimize verilecek cevap eylemlerimizi
de şekillendirecektir. Daha önce açıkladığımız 26 Mayıs Büyük Ankara Mitingi
kararımız değişebilir ve diğer konfederasyonlarla birlikte iş bırakma eylemine
dönüşebilir. Türkiye Kamu-Sen hiçbir zaman eylemi amaç olarak görmemiştir.
Eylemlerimiz siyasi iktidarlara karşı olmamış, memura hak almanın yolu olarak
görülmüştür. 
Umut ediyoruz
ki, yarın sunulacak zam teklifi, beklentilerimize uygun olur ve bir eylem
yapmak zorunda kalmayız.
TÜRKİYE
KAMU-SEN GENEL MERKEZİ

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14361</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14361</guid><title>VALİ YARDIMCISI KARAKOLLUK MU OLACAK?</title><description><![CDATA[Hatay Valiliği Hıfzı sıhha kurulu tarafından alınan kararda,
öğrencilere süt içiremeyen, sütleri evlerine götüren öğrencilere izin veren
okul yöneticileri ve öğretmenlerle ilgili idari ve inzibati yaptırım
uygulanacağını belirtmişti.

Aşağıda, Doğan Haber Ajansının haberinde ise, Elazığ Vali
yardımcısının, süt içiremediği öğrencilere, alın eve götürüp kardeşinize verin,
dediği tespit edilmiştir. Her ne kadar farklı ilerde de olsa, bir hukuk
devletinde, bir il de suç olan diğer ilde de suçtur. Şimdi ne olacak, sütü eve
götürün diye öğrencilere dağıtan vali yardımcısı hakkında ne gibi bir işlem
yapılacak, yoksa öğretmen yapınca suç ama vali yardımcısı istediğini yapar mı
denilecek.

Türk Eğitim-Sen olarak Hatay Hıfzı Sıhha Kurulu kararına
göre suç işleyen Elazığ Vali Yardımcısı hakkında da idari ve inzibati işlem
yapılmasını istiyor ve suç duyurusunda bulunuyoruz!!!!

İlgili haber aşağıdadır:

Vali Yardımcısı
Bingöl ile Milli Eğitim Müdürü Çetin, öğrencilerin süt içmemesi üzerine zor
anlar yaşadı. Bingöl, daha sonra, &quot;Ben içmeden içmeyecek misiniz?&quot;
diyerek önce kendisi süt içti. Bu sırada töreni izleyen gazetecilerin de süt
içmesi üzerine bazı öğrenciler dağıtılan sütleri alıp içti. Bazı öğrencilerin
sütü sevmedikleri gerekçesiyle içmemeleri üzerine de Bingöl, &quot;Alın eve
götürüp kardeşinize verin&quot; diyerek sütleri dağıttı.

DHA

Kaynak: http://www.memurlar.net/haber/229628/

]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14359</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14359</guid><title>BAYRAM DEĞİL, KARNAVAL PROGRAMI !</title><description><![CDATA[
19 Mayıs kutlama programı Gençlik ve Spor
Bakanlığı tarafından yayınlandı. 
Programda neler yok ki; 
Yabancı grupların halk dansları
gösterileri,
Dart yarışmaları,
Ateş yutan adam gösterileri,
Latin ve Roman dansları gösterileri,
Dillerin kardeşliği şiir dinletileri,
Eşli dans gösterileri,
Bale ve halk oyunları gösterileri,
Ritmik jimnastik gösterileri,
Çok şükür ki, programa şimdilik ponpon
kızların gösterisi dahil edilmemiş!
Daha neler neler….vs.
Evet, Gençlik ve Spor Bakanlığı onbir adet
A-4 sayfayı dolduran yoğun bir program hazırlamış. 
Ama neyi unutmuş biliyor musunuz?
Atatürk’ü, Milli Mücadele şehitlerini, 19
Mayıs ruhunu, Cumhuriyetle taçlandırılan hürriyet mücadelesinin nasıl vücut
bulduğunu, vatan sevgisini, milletin geleceği için nasıl fedakarlık
yapıldığını… 
Görülen odur ki; 19 Mayıs'ta biz, milli
mücadelenin nasıl başladığını, nasıl yürütüldüğünü; Atatürk'ü ve şehitlerimizi
yad etmeyeceğiz! 
Adeta, &quot;Büyük Ankara Karnavalı&quot;nı
kutlayacağız!
Şen şakrak olacağız, güleceğiz, yabancı
genç misafirlerimize ülkemizin turistik yerlerini gezdireceğiz, yerli yabancı
sanatçılarla çılgınca eğleneceğiz... 
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, uhdesine
alarak hazırladığı bayram kutlamaları programında; İstanbul yok, Diyarbakır
yok, Adana yok, Kars yok, İzmir yok, Hakkari yok... Türkiye yok, Türk milleti
yok!&nbsp; 
Evet, sadece Ankara’yla sınırlandırılmış ve
Brezilya usulü bir karnaval kutlaması planlanmış!
Yazık, çok yazık.. 
Değerlerin, kavramların ve bayramların içini
boşalta boşalta dört nala yürüyoruz meçhule...
Tamam kardeşim; bayramlarımızı sıkıcı resmi
tören havasından kurtarın; komünist ülkelerdeki görüntülerle eşleştirilmekten
rahatsız olabilirsiniz, bundan dolayı tek tip kıyafetlerle askeri düzende
tekdüze yürüyüşleri kaldırın; çocuklarımızı, değerlerimize ve örfümüze uygun
olmayan şekil ve nizamdan kurtarın! 
Bunları yaptınız da itiraz eden mi oldu? 
Fakat, zahiren haklı gerekçelerden yola
çıkarak, milli değerlerimizin ve bu değerlerimizi gençlerimize hıfzettirmenin
başlıca enstrümanı olan bayramlarımızın içini boşaltmayın. Tarih şuuru olmayan
bir gençlik ile hangi geleceğe kanatlanacağız?
Milli bayramlarımızı, kaysı festivali gibi
kutlamayın!
&nbsp;
TÜRK
EĞİTİM-SEN GENEL MERKEZİ
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14358</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14358</guid><title>ÖĞRENCİLERE SÜT İÇİREMEYEN YÖNETİCİLER KARAKOLLUK OLACAK-MIŞ!</title><description><![CDATA[
Kamuoyunda öğrencilerin
dağıtılan sütler nedeniyle rahatsızlanması ile gündeme gelen “Okul Sütü
Dağıtımı Projesinde” her geçen gün ilginç gelişmeler yaşanıyor.
&nbsp;
Bu gelişmelerin
sonuncusu Hatay’da yaşandı. Hatay İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun 04.05.2012 tarih ve
2012/05 Sayılı Kararında “…….. çocukların sütleri içmeden eve götürmelerinin
önlenmesine, bu hususlara uymayan yöneticiler hakkında idari ve inzibati işlem
yapılmasına, oy birliği ile karar verilmiştir.”&nbsp;denilerek&nbsp; okul yöneticileri ve
öğrencilerle ilgili idari ve inzibati (kolluk kuvvetleri) işlem yapılması
kararı alındı. Bu karar 09.05.2012 tarih ve 16883 sayılı yazı ile İl Milli
Eğitim Müdürlüğü&nbsp; tarafından okullara
duyurulmuştur.
&nbsp;
Okul yöneticilerimizin
dağıtılan sütleri öğrencilere sanki zorla içirmeleri anlamına gelen ve bu işi
yapmayanların idari ve inzibati işlem yapılmakla &nbsp;tehdit edildiği bu İl Hıfzıssıhha Kurulu
Kararı tam bir skandaldır.
&nbsp;
Okul
yöneticilerimizin böyle bir yükümlülüğü olmadığı gibi, söz konusu kurulun
böylesine bir karar alma yetkisi de yoktur.
&nbsp;
Demokratik
ülkelerde asla görülmeyecek bu uygulama ülkemizin geldiği noktayı göstermesi
bakımından manidardır.
&nbsp;
Türk Eğitim-Sen olarak
eğitimcileri&nbsp; şamar oğlanı gibi görme
alışkanlığından tüm yöneticilerimizin biran önce kurtulmasını&nbsp; diliyoruz.
&nbsp;
Konu ile ilgili
olarak Hatay Valiliğine kararın iptali için Genel Merkezimizce başvuruda&nbsp; bulunuldu.
&nbsp;
Hatay Valiliğine yazdığımız yazı için tıklayınız

Hatay Valiliğinin yazısı için tıklayınız
İl Hıfzıssıhha Kurul Kararı için tıklayınız
&nbsp;
TÜRK EĞİTİM-SEN
GENEL MERKEZİ 
]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14357</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14357</guid><title>ÖSYM’NİN SINAVLARINDA HİZMETLİLER ÜVEY EVLAT MI?</title><description><![CDATA[
ÖSYM tarafından
01.04.2012 tarihinde Yükseköğretime
Geçiş Sınavı yapılmıştır. Anılan sınav yapılmadan bir gün önce, sınav
günü ve sınavdan bir gün sonra yardımcı hizmetler sınıfında görev yapan
personele üç günlük çalışma ücreti olarak 44,66 TL ödenmiştir. Üç gün boyunca
kurumun sınava hazırlaması, sınav sonrasında da kurumun yeniden eğitim-öğretime
hazırlanmasını ve temizliği gibi çok yoğun emek gerektiren işler yapan bu
personele verilen ücret günlük 14,88 TL olup bu ücret hak edilenin çok
altındadır. 
Bu
hususta yardımcı hizmetler sınıfında görev yapan personele üç günlük çalışmalarının
karşılığında ödenen ücret ile ÖSYM Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerine ödenen
ücret arasında çok büyük bir fark bulunduğunu belirterek yaşanan adaletsizliğin
giderilmesi konularında Türk Eğitim-Sen olarak ÖSYM’ye yazılı başvuru yaptık. 
&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İlgi yazı için tıklayınız (word pdf) 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14356</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14356</guid><title>GENEL BAŞKAN KONCUK: SAYIN BAKAN; BİR DEĞİL, DEFALARCA İNCİTTİNİZ</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı
İsmail Koncuk’un Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ile ilgili yaptığı basın
açıklamasıdır.
&nbsp;
GENEL BAŞKAN KONCUK: SAYIN BAKAN; ÖĞRETMENLERİ BİR KERE
DEĞİL, DEFALARCA İNCİTTİNİZ
&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Milli
Eğitim Bakanı Ömer Dinçer sözleri ile eğitimcileri şaşırtmaya devam etmektedir.
Daha önceleri defalarca öğretmenleri inciten Bakan Dinçer, Karaman Anadolu İmam
Hatip Lisesini ziyareti sırasında “Bugüne kadar biz öğretmenlerimizi incitecek bir tek laf etmedik. Bugüne kadar şayet onbeş kez konuşma yapmışsam, ondördünde
öğretmenlerimizin mesleğini geliştirmeye yönelik çok ciddi projelerden
bahsettim. Ama daha çok sendikalarımız ne hikmetse bunları dile getirmek,
öğretmenlerimize bunları anlatmak yerine daha çok, bir kere yaz tatilleri
yapılmayacak bundan sonra eğitim yapacağız demiş olmamı malzeme olarak
kullandılar. Bu açıdan bakıldığında, ben aynı şeyi tekrar söylüyorum. Biz
öğretmenlik mesleğini geliştireceğiz. Öğretmenin gelişmiş olması ve hakikaten
toplumda çok güçlü bir yerde olması gerek” demiştir. 
Bakan öğretmenleri
incitmediğini belirtirken, sendika olarak Bakanın göreve geldiği günden bugüne
kadar hafızalarda yer edinen ve öğretmenleri inciten sözlerini ve icraatlarını şöyle
bir hatırlayalım:


Bakan Dinçer göreve
gelir gelmez okul müdürlerini karşısına almıştır. Dinçer bir yandan okullara
ödenek vermezken, diğer yandan bağış almak zorunda kalan okul müdürlerine
soruşturma açmıştır. Okulun tüm yükünü sırtlayan okul müdürlerini, keyfi olarak
öğrenciden para alan kişiler olarak lanse eden, onları kaynak sorunu ile baş
başa bırakan Dinçer’in, tam 3 bin okul müdürüne soruşturma açması asla
unutulmayacaktır.
Bakan Dinçer Teşkilat
Kanununu değiştirerek, özür grubu tayinlerini yılda bir defaya düşürmüş ve
öğretmenlerimizin büyük mağduriyet yaşamasına neden olmuştur. Dinçer ailelerin
parçalanmasına seyirci kalmış, sağlık ve öğrenim özrü nedeniyle tayin
isteyenleri görmezden gelmiştir. Bakan verdiği sözü yerine getirmekten aciz
olduğunu ortaya koymuştur. Hiçbir konuda fedakârlıkta bulunmayan Dinçer, öğretmenlerden
bu konuda fedakârlık yapmalarını istemiştir.
Milli Eğitim Bakanı
Ömer Dinçer ataması yapılmayan öğretmenlere ‘kabiliyetlerine uygun iş
bulsunlar’ şeklinde çağrıda bulunmuş ve öğretmenlerin kamuyu istihdam alanı
olarak görmekten vazgeçmesini söylemiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk
defa bir Milli Eğitim Bakanı ataması yapılmayan öğretmenlere başka sektörleri
adres göstermiştir. Bakan’ın doğru bir istihdam politikası oluşturmak ve
ataması yapılmayan öğretmenlerin istihdam edilmesi için çaba sarfetmek yerine,
başka sektörleri adres göstermesi, kolay yolu seçmesi&nbsp; tarihe not olarak düşülmüştür. 
Bakan Dinçer
‘öğretmenler artık üç ay tatil yapamayacak’ diyerek hem bu konudaki
bilgisizliğini ortaya koymuş, hem de öğretmenleri fazla tatil yapan kişiler
olarak göstermiştir.
Sayın Dinçer
bununla da yetinmemiş, öğretmenlerin çalışma saatleri konusunda kamuoyunu yanlış
yönlendirerek, öğretmenlerin OECD ülkelerine kıyasla az çalıştığını söylemiştir.
Bu da Bakan Dinçer’in öğretmenlere olan düşmanca tutumunu ortaya koymaktadır. Dinçer’in
amacı, toplumda öğretmenlerin az çalıştığı şeklinde bir algı yaratmaktır. 
Öğretmenler veli ve
öğrenciler tarafından saldırıya uğrarken, öğretmenlerin can güvenliği tehdit
altındayken, Bakan Dinçer çıtını bile çıkarmamış, tüm yaşananları film seyreder
gibi seyretmiştir. Bakan’ın öğretmenleri sahiplenmemesi, yalnız bırakması,
şiddete karşı önlem almaması bizleri derinden etkilemiştir. 
Öğretmenlerin ek
ödemelerine hiçbir artış yapılmazken, ek ders ücretleri yerinde sayarken, öğretmenler
pahalanan hayat şartları karşısında ayakta duramazken, Bakan Dinçer başını yine
kuma gömmüştür. Öğretmenlerin maddi ve özlük hakları konusunda sesini
çıkarmayan, onlar için mücadele etmeyen Bakan Dinçer, öğretmenlerin maaşlarının
kamudaki en düşük maaş seviyesine gerilemesine göz yummuştur. 
Milli Eğitim Bakanı
Ömer Dinçer, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Bakan
Dinçer'in konuşmalarına kızılıyor olabilir ama öğretmenlere şahsiyet
kazandırılacak” sözleri için, “Benim öğretmenim zaten şahsiyetlidir. Bizim
öğretmenlere şahsiyet kazandırmak gibi bir yaklaşımımız söz konusu olamaz” dememiştir.
Ayrıca bu incitici sözler için Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Milli Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer öğretmenlerden özür dilememiştir. 
&nbsp;
İşte tüm bu
saydığımız hususlar Bakan Dinçer’in öğretmenleri üzdüğünü, yaraladığını, gözler
önüne sermekte ve öğretmenleri incitecek tek laf etmediği iddiasını da
çürütmektedir. &nbsp;Bakan Dinçer döneminde öğretmenlerin itibarı yerle bir edilmiş, öğretmenler
değersizleştirilmiş, öğretmenlik mesleği ayaklar altına alınmıştır. 
Öte yandan Bakan
Dinçer bugünlerde sendikalara sataşmayı da adet haline getirmiştir. Ortaöğretim
Kurumları Yönetmeliğinin basına verilmesi ile ilgili sendikaları suçlayan Dinçer’in, “Maalesef sendikalarımızın öğretmen
meselesi denildiğinde üzerinde durduğu tek konu maaş konusu. Zaten maaş konusu hükümetle çözülecek
bir mesele. Ve nihayet oturulup konuşuluyor” şeklindeki sözleri de manidardır. &nbsp;Sendikaların üzerinde tek durduğu konu maaş
meselesi değildir. Türk Eğitim-Sen bugüne kadar öğretmenlerin sayısız sorunu
için sayısız eylem, etkinlik ve açıklama yapmıştır. Maaş meselesi bunlardan
yalnızca birisidir. Sendikalar üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak için
kurulmuş kuruluşlardır. Bu noktada eğitim alanında yaşanan tüm sorunlara aynı
duyarlılıkla yaklaşan sendikamız, Bakan’ın bu ithamını da hiçbir şekilde hak
etmemektedir. Ve ne acıdır ki, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer eğitim
çalışanlarının hiçbir meselesi üzerinde durmamaktadır. 
Bu noktada Bakan Dinçer öz eleştiri yapmalı;
öğretmenlere, eğitim çalışanlarına yönelik olumsuz tavırlarını düzeltmeli, onları
sahiplenmeli, eğitimcilerin sorununa kendi sorunu gibi yaklaşmalı, eğitim
alanındaki yanlış icraatlarına son vermeli ve sarfedeceği her lafı zihin
süzgecinden özenle geçirmelidir. Ayrıca Bakan’ın; sendikaları düşman kuruluşlar
olarak görmekten vazgeçmesi ve sendikaların eleştirilerine kulak vermesi
gerekmektedir. Aksi takdirde Bakan ile eğitimciler arasında yıkılan duvarlar asla
yeniden inşa edilemeyecektir.
&nbsp;
Kamuoyuna saygıyla
duyurulur. 
&nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14355</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14355</guid><title>4/C’LİLERİN SÖZLEŞMELERİNDEN ALINAN DAMGA VERGİSİ KALKIYOR</title><description><![CDATA[
Toplu
sözleşme masasında 4-C’lileri sevindirecek bir karar çıktı. 
Hatırlanacağı
üzere daha önce tüm sözleşmeli personelin hizmet sözleşmelerinden, yıllık
toplam tutar üzerinden Damga Vergisi kesintisi yapılmakta ve bu tutar,
sözleşmeli personel tarafından ödenmekteydi.&nbsp;Sözleşmeli olarak görev yapan
personelden alınan Damga Vergisi büyük bir mağduriyet yaratmaktaydı. 

Konfederasyonumuzun yıllarca dile getirdiği konu,&nbsp;geçtiğimiz yıl yasalaşan
6111 sayılı Torba Kanunla 4/B kapsamında çalışan sözleşmeli personel için
çözülse de, 4/C'li çalışanlarla yapılan hizmet sözleşmelerinden hala Damga
Vergisi kesintisi yapılmaya devam edilmekteydi. Türkiye Kamu-Sen’in toplu
sözleşme talepleri arasında &quot;H- 657 Sayılı Kanunun 4/C Bendi Kapsamında
Çalıştırılan Personel&quot; konulu bölümünde &quot;Sözleşmeler için damga
vergisi ödemesi zorunluluğunun kaldırılması, 6111 sayılı torba kanunla diğer
sözleşmeli personel için getirilen bu hakkın 4-C’li personel için de geçerli
olabilmesi amacıyla düzenleme yapılması.&quot; şeklinde ifade edilen talebi,
bugün yapılan Toplu Sözleşme görüşmesinde de gündeme geldi. 
Aksaklık Maliye
Bakanlığı Müsteşarı Naci Ağbal tarafından da kabul edildi.&nbsp;Müsteşar,
yaşanan adaletsizliğin giderilerek, bundan böyle 4-C’li&nbsp;&nbsp;personelle
yapılan hizmet sözleşmelerinden Damga Vergisi kesintisi yapılmayacağına dair
düzenleme ile ilgili çalışma yapılacağını belirtti. 

Böylece Türkiye Kamu-Sen, toplu sözleşme görüşmelerinde ilk kazanımı 4/C'li
personel adına elde etmiş oldu. Maliye Bakanlığı çalışmalarını tamamladığında
4/C'li personelin imzalayacağı hizmet sözleşmelerinden de Damga Vergisi
alınması uygulaması son bulmuş olacak. 

Bu arada toplu sözleşme görüşmelerinin üçüncü turunda ise hizmet kolu bazında
komisyon çalışmalarının sunumu devam etti. Büro hizmet kolunda yetkili olan
Türk Büro-Sen’in sunumunu Genel Başkan Fahrettin Yokuş gerçekleştirdi.
Taleplerini ileten diğer hizmet kolları ise&nbsp;şu şekilde oldu: Enerji, Tarım
Orman , Eğitim, Sağlık ve İmar
&nbsp;
Toplantı 14
Mayıs 2012 Pazartesi günü saat 11.00’da tekrar toplanmak üzere sona erdirildi.
14 Mayıs tarihinde gerçekleşecek toplantıda Kamu İşveren kurulu tarafının mali
ve özlük haklarla ilgili taleplerini sunması bekleniyor.





&nbsp;

 &nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14354</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14354</guid><title>İNCİRLİ TEKNİK VE EML’DE ÜYELERİMİZLE BİR ARAYA GELDİK...</title><description><![CDATA[
Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri
M.Yaşar ŞAHİNDOĞAN Ankara 4 No’lu Şube Başkanı Ahmet AKKOCA ve Genel Merkez Avukatlarımızdan
Hatice AYTEKİN ile beraber Ankara 4 No’lu Şubemize bağlı işyerlerinden olan
İncirli Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’ni ziyaret ederek üyelerimizle
görüştüler.
Önce Okul Müdürü Hayati İPEK’i de makamında
ziyaret eden ŞAHİNDOĞAN ve beraberindekiler daha sonra okulun konferans
salonunda üyelerimiz ve eğitimcilerle bir araya geldiler.
&nbsp;
Burada konuşan Ankara 4 No’lu Şube Başkanı
Ahmet AKKOCA,’’Öğretmene yönelik şiddetin artmasında Milli Eğitim Bakanlığının
söylem ve uygulamalarının büyük payı olduğunu söyleyerek, Bakanlığın öğretmen
aleyhtarı uygulamalarına karşı mücadele etmek gerektiğini, mücadele adresinin
de ancak Türk Eğitim Sen olabileceğini ‘’vurguladı.
&nbsp;
Daha sonra söz alan Genel Mevzuat ve Toplu
Sözleşme Sekreteri M. Yaşar ŞAHİNDOĞAN,’’Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez
memurların Ocak ayı itibarıyla zamsız maaş aldığını, bunun sorumlusunun 4688
sayılı yasayı geciktiren Hükümet olduğunu söyledi. ŞAHİNDOĞAN, Şike yasasını 1
günde, Mit yasasını 1 günde çıkaran, milletvekili emekli maaşlarını artıran
yasayı 15 dakikada bir yasaya monte ederek çıkaran siyasi iktidarın 4688 sayılı
yasada yapılması gereken değişiklikleri ancak 20 ayda çıkarabildiğini
söyleyerek, bu durumun siyasi iktidarın kamu çalışanlarına bakış açısını
göstermesi bakımından manidar olduğunu’’ sözlerine ekledi. ŞAHİNDOĞAN,’’mesleki
ve teknik öğretimin ve meslek dersi öğretmenlerinin sorunlarını biliyoruz bu
sorunların çözümü için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz ‘’diyerek sözlerini
tamamladı.
&nbsp;
Toplantı, üyelerimizden gelen soruların
Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar ŞAHİNDOĞAN ve Genel Merkez
Avukatlarımızdan Hatice AYTEKİN tarafından cevaplandırılmasıyla sona erdi.




&nbsp;

 

 


 

 


&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14353</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14353</guid><title>AMASYA EĞİTİM BİR SEN BAŞKANINA YARGI TOKADI </title><description><![CDATA[
Samsun 1. İdare
Mahkemesi 27.03.2012 tarih ve 2011/1851 E. 2012/372 K. sayılı kararında Amasya
Fatih İlköğretim okulunda 76. Madde kapsamında müdür olarak atanan Eğitim
Bir-Sen Amasya Şubesi Başkanı Şahin GÜMÜŞ’ün atamasını iptal ederek eski
görevine geri döndürdü. Yapılan atamanın kişinin atama niteliklerine haiz
olmayıp hukuka aykırı olarak yapıldığı açık olup mahkeme de bu kararıyla bu
durumu tespit etmiştir.
İdarecilerin hukuk
devleti ilkesi ve eşitlik ilkeleri kapsamında ayrımcılık ve kayırmacılık
yapmadan işlemlerini tesis etmekle yükümlü olup yargı denetimi sonucunda
“yandaş kayırmacılığının” ortaya çıkacağını ve er geç yargıdan döneceğini &nbsp;unutmamaları gerekir.
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14352</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14352</guid><title>ÖĞRENCİLERİN DEVAMSIZLIĞI NEDENİYLE ÖĞRETMENLER MAĞDUR EDİLMEMELİ...</title><description><![CDATA[
Ortaöğretim son
sınıf öğrencilerinin YGS ve LYS sınavlarına hazırlanmaları nedeniyle, hemen
hemen bütün öğrenciler mazeretli veya mazeretsiz olarak sınav gününe kadar
okula devam etmemektedirler. Öğrencilerin olmaması nedeniyle ortaöğretim son
sınıf öğrencilerinin derslerine giren öğretmenler istekleri dışında derse
girememekte ve bu gerekçe ile ek ders ücreti alamamaktadırlar.
&nbsp;
Samsun 1. İdare
Mahkemesinin 2008/935 E. 2008/1958 K. Sayılı kararı ile de yaşanan bu durumdan
öğretmenlerin sorumlu olmaması nedeniyle mağdur edilmemeleri yönünde hüküm
verilmiştir. Bu nedenlerle Türk Eğitim-Sen olarak öğrencilerin bulunmadığı
gerekçesi ile yapılmayan derslerden dolayı ek ders ücretlerinin kesilmemesi
için Milli Eğitim Bakanlığı’na gerekli düzenlemeleri yapması için yazı yazdık.
&nbsp;
İlgi yazı için
tıklayınız (word, pdf)
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14351</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14351</guid><title>TOPLU SÖZLEŞMENİN 2. OTURUMU GERÇEKLEŞTİ</title><description><![CDATA[Memurların toplu sözleşme görüşmeleri kapsamında kamu
görevlileri sendikalarıyla Hükümet arasındaki ikinci oturum başladı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndaki Reşat
Moralı Toplantı Salonu'nda gerçekleşen görüşmede memurların hizmet kollarına
ilişkin talepleri ele alınıyor.
&nbsp;
Toplantının başında basına açıklamada bulunan Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, ilk toplantıda görüşmelerin çalışma
takviminin belirlendiğini hatırlattı 30 Nisan'daki ilk toplantıda kamu işveren
heyeti ve kamu görevlileri sendikaları heyetinin oluşturduğu teknik heyetin
çalışma yapacağını ifade ettiklerini anımsatan Çelik, teknik heyetin bu süre
içerisinde çalışmalarını tamamladığını dile getirdi.Bugün ve yarın hizmet
kollarına ilişkin taleplerin değerlendirileceğine işaret eden Çelik, şöyle
konuştu:
''Çalışma takvimimize göre yarın ayrıca genel konulara
ilişkin bir komisyon oluşturacağız ve 14 Mayıs Pazartesi günü genele ilişkin
taleplerin değerlendirilmesine başlayacağız. Ayrıca 14'ünde kamu işveren
heyetinin teklifini de sizlere, heyete takdim etmiş olacağız. Mayıs'ın 16 ve
17'sinde ise hem hizmet kollarına ilişkin hem de genele ilişkin tabloyu hep
birlikte değerlendirmiş ve görmüş olacağız. Umuyorum ki kamu çalışanlarının
beklentilerine cevap verecek bir süreci hep birlikte tamamlamış oluruz. Zaten
bu sürecin bir aylık bir süreç olduğunu da bir kez daha ifade ediyorum. Ve
ikinci buluşmamızın başarılı geçmesini temenni ediyorum.''
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk da hizmet
kolları tekliflerine ilişkin teknik heyet raporunu incelediğini ve çok
şaşırdığını söyledi. Genel Başkan İsmail Koncuk, raporlar içerisinde
tereddütler bulunduğunu vurgularken, haberleşme kolundan bir örnek verdi.
&nbsp;Aynı metinde TRT çalışanlarını ek ödeme konusunun hizmet kolunda görüşülecek konular arasına yazıldığını, bunun doğru bir karar olduğunu, ancak aynı mahiyette olan PTT çalışanları ile ilgili teklifin hizmet kolunda görüşülecek konular içine yazılmadığını, bunun bir tezat olduğunu belirten, Genel Başkan Koncuk, komisyon üyelerinin daha işin başındayken neyi nasıl yapması gerektiğinin iyi belirlenmesi gerektiğini söyledi.
&nbsp;
Konuşmaların ardından komisyon çalışmalarının ele
alındığı toplantıya geçildi. İlk olarak Diyanet Hizmet kolundaki talepler ele
alındı. Taleplerin genel toplu sözleşmelerde mi hizmet kolu toplu
sözleşmelerinde mi ele alınacağı belirlendi. Görüşmelerde sırasıyla, yerel
hizmet, haberleşme, ulaşım, kültür ve tarım orman iş kollarında taleplerin
hangi oturumda ele alınacağı belirleniyor.





&nbsp;

 

&nbsp;&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14350</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14350</guid><title>GENEL BAŞKAN ADANA 3 NO’LU ŞUBE’NİN İŞYERİ TEMSİLCİLERİ İLE BİRARAYA GELDİ</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen ve
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Adana 3 No’lu Şube’nin İşyeri
Temsilcileri İstişare Toplantısına katıldı. Toplantıda Genel Mali Sekreter
Seyit Ali Kaplan, Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan, Türkiye
Kamu-Sen Adana İl Temsilcisi Kamil Köse, Adana 1 No’lu Şube Başkanı İbrahim Sezer,
Adana 3 No’lu Şube Başkanı Rıfat Çelik, Kredi Yurtlar Kurumu İşyeri Temsilcileri,
Çukurova Üniversitesi İşyeri Temsilcileri, şube yönetim kurulu üyeleri ve Kadın
Komisyonları hazır bulundu.
Toplantı Şube
Başkanı Rıfat Çelik ve Türkiye Kamu-Sen İl Temsilcisi Kamil Köse’nin
konuşmaları ile başladı. Daha sonra Genel Başkan İsmail Koncuk katılımcılara
hitap etti.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genel
Başkan Koncuk Kredi ve Yurtlar Kurumunda geçmiş dönemde yaşanan problemlere
değinerek şunları söyledi: “Sendikacılık bir yerlerle iyi geçinme yeri
değildir. Türk Eğitim-Sen olarak hiçbir zaman bu tarz bir sendikacılığı
benimsemedik. Önemli olan bedeli ne olursa olsun her zaman doğruları
söylemektir, doğruları yapmaktır.”
Genel Başkan sözlerini
şöyle sürdürdü: “Birçok üniversitemizde yıllardır görevde yükselme ve unvan
değişikliği sınavları yapılmıyordu. Bu sınavların yapılması için karar aldırdık
sınavların yapılmasını sağladık. Görevde yükselme ve unvan değişikliği
yönetmeliğindeki haksız ve hukuksuz uygulamaları yargıya taşıyarak üyelerimize
hukuki destek sağladık. Artık diğer kurumlarda olduğu gibi üniversitelerimizde
de “ben yaptım oldu” dönemi etkin mücadelemiz ile birlikte son bulmaya
başlamıştır.”
Genel Başkan İsmail
Koncuk, ek ödeme adaletsizliğine de dikkat çekti. Akademisyenlerimizin de ek
ödemelerine artış yapılmadığını kaydeden Koncuk, “Profesör, doçent, yardımcı doçent
ve araştırma görevlilerinin ek ödemelerinde artış yapılmamıştır. Bu ülkenin sacayağı
olan akademisyenlerimizin görmezden gelinmesi kabul edilebilir değildir.&nbsp; Bir müsteşarın ek ödeme miktarında 759 TL,
genel müdür yardımcısının ek ödeme miktarında 722 TL artış yapılırken,
akademisyenlerimizi ve öğretmenlerimizi es geçmek yapılacak en büyük hatadır.
Hiç kimse bu şekilde ücret adaletini sağladığını düşünmemelidir. Ülkemizde
akademisyenlerimiz, öğretmenlerimiz ve diğer eğitim çalışanlarımız hak ettikleri
sosyo-ekonomik konuma bir türlü erişememiştir. Geleceğimizin teminatı olan,
çocuklarımızı ellerine teslim ettiğimiz öğretmenlerimize, akademisyenlerimize
alenen ayrımcılık yapılmaktadır. &nbsp;Eğitim
çalışanları bu ülkenin kalkınmasından pay alamamakta, peşi sıra gelen zamların
ve artan enflasyonun kıskacında ayakta durma mücadelesi vermektedir. Yıllardır
akademisyen ve öğretmenlerin maaşlarında herhangi bir düzenleme yapılmadığı
gibi, bu meslek grubunun ek ders göstergelerinde de tek bir puan artış
sağlanmamıştır.&nbsp; Bu nedenle toplu
sözleşme masasında 666 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile ortaya çıkan ek ödeme sorunları giderilmesini istiyoruz. Özellikle
dünyanın tüm ülkesinde en yüksek maaş alan öğretmen ve öğretim görevlilerinin,
bu kararnameyle Türkiye’de neredeyse en düşük maaş alan kesim haline
getirilmesi kabul edilemez. Bu çerçevede, kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunu
oluşturan 700 bin öğretmen başta olmak üzere, din görevlisi, hekim dışı sağlık
personeli, posta dağıtıcısı, araştırmacı, polis, subay, ast subay, profesör,
doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi gibi ek ödeme artışından
faydalanamayan kamu görevlilerinin ek ödeme oranları 25-75 puan artırılmasını
talep ediyoruz” diye konuştu. 
Toplantıya
katılanlara Türk Eğitim-Sen’e verdikleri destekten ötürü teşekkür eden Genel
Başkan “Bu teşkilata sahip çıkmak bu ülkenin&nbsp; geleceğine
sahip çıkmaktır. Bu teşkilata zarar vermek ise ülkemizin ve milletimizin
geleceğine zarar vermektir” diyerek, her zaman bunu göz önünde bulundurmalarını
tavsiye etti.
&nbsp;




&nbsp;

 

 


 

 

&nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14349</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14349</guid><title>YEDİ İLDE MİTİNG COŞKUSU YAŞANDI</title><description><![CDATA[
İstanbul, İzmir,Adana, Kayseri, Konya, Erzurum ve
Samsun’da düzenlenen mitinglerde haksızlıklara “dur” dedik. 
Türkiye’nin dört bir köşesinde düzenlenen eylemlerde
tek ses olan Türkiye Kamu-Sen çalışanların yanında olduğunu bir kez daha
gösterdi. 

Türkiye Kamu-Sen yedi ilde eş zamanlı gerçekleştirdiği eylerlerde çalışanların
sıkıntılarını gündeme taşıdı. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk
Adana’da, Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci İstanbul’da, Türk
Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş ve Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati
Alsancak İzmir’de, Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci Samsun’da,
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal Konya’da, Türk Enerji-Sen Genel
Başkanı Celal Karapınar Erzurum’da, Türk Yerel Hizmet Sen Genel Başkanı İlhan
Koyuncu Kayseri’de coşkulu kalabalıklara seslendi.
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk Adana'da
mitingi düzenledi. Eyleme Türk Eğitim-Sen,Türk Enerji Sen, Türk Haber Sen &nbsp;Genel Merkez yöneticileri, il
temsilcisi, şube başkanları ve çok sayıda sendikalı çalışanlar katıldı. 

Adana’da kamu çalışanlarına seslenen Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail
Koncuk, 'Türkiye anayasasında yazdığı gibi gerçek anlamda bir sosyal devletse,
kamu çalışanlarına 1 Ocak 2012'den geçerli olmak üzere yüzde 10 artı 10 zam istiyoruz&quot;
dedi.
&nbsp;
Genel Başkan İsmail Koncuk, Uğur Mumcu Meydanı'nda
düzenlenen bölge mitinginde yaptığı konuşmada, Türkiye Kamu-Sen olarak hükümeti
uyarmak amacıyla bugün 7 ilde mitingler düzenlediklerini, bundan sonra da
sürekli meydanlarda olacaklarım söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da
bugün Adana'da programlan olduğuna işaret eden Koncuk, mert insanların diyarı
olan Çukurova toprağının çok verimli olduğunu belirterek, &quot;Sayın
Başbakan'dan Adana'dan memurlarımıza emeklilerimize müjde vermesini bekliyoruz.
Memurlar için cumhuriyet tarihinin ilk toplu sözleşme masasını oluşturduk.
Toplu sözleşmenin toplu görüşmeden ne farkı var diyecek olursanız ülkeyi
yöneten zihniyet aynı olduğu sürece ha toplu sözleşme yapılmış ha toplu
görüşme. Önemli olan zihniyetin değişmesidir&quot; dedi. Daha toplu sözleşme
masasına oturulmadan bazı bakanların istenilecek zam oranlarına müdahale etmek
istediğini vurgulayan Koncuk, &quot;Yıllardır kamu çalışanlarının zammı söz
konusu olduğunda bu ülkeyi yönetenlerin bütçe disiplini, mali disiplin,
enflasyon azar gibi bahaneleri önümüzü çıkardıklarını biliyoruz. Ama artık kamu
çalışanları bu bahaneleri yemiyor&quot; diye konuştu. Elektrik ve doğalgaza
yapılan zammı da eleştiren Koncuk, &quot;Türkiye anayasasında yazdığı gibi
gerçek anlamda bir sosyal devletse, kamu çalışanlarına 1 Ocak 2012'den geçerli
olmak üzere yüzde 10 artı 10 zam istiyoruz. Hiç kimse o toplu sözleşme
masasında yüzde 3 artı 3 zammı bize teklif bile etmesin. O teklifi onların
suratlarına çarparız&quot; ifadelerini kullandı Tüm kamu çalışanlarından kendi
gelecekleri için Türkiye Kamu Sen'e omuz vermelerini, desteklemelerini isteyen
Koncuk, &quot;Adana'dan bütün kamu çalışanlarını mücadele etmeye, demokratik
haklarımıza, kazanımlarımıza sahip çıkmaya davet ediyorum&quot; dedi. Koncuk, yeni
anayasa çalışmalarına da değinerek, anayasanın kamu çalışanlarını ilgilendiren
128. maddesinin değiştirilmek istendiğini, bu madde değiştirilirse bütün kamu
çalışanlarının iş güvencesini ve devlet memuru sıfatını kaybedeceğini
vurguladı.
&nbsp;
Genel Başkan İsmail Koncuk kamu çalışanlarının
yaşadığı sıkıntıları dile getirdiği konuşmasının tamamı şöyle:
&nbsp; 
&quot;Ailesinin geleceğini düşünmekten gözüne uyku
girmeyen, ihmal edilmiş, haksızlığa uğramış, adaletsizliğe uğramış, değerli
kamu çalışanları,
&nbsp;
4/A’lı, 4/B’li, 4-C’li, sözleşmeli, geçici gibi
sınıflandırmalarla, hakları her geçen gün budanan, eşinden, anasından,
babasından ayrı çalışmak zorunda kalan, ekmeği ile ailesi arasında tercihe
zorlanan, cefakâr kardeşlerim,
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen olarak düzenlediğimiz bu güzel
buluşmaya, kutlu mücadelemizin, er meydanına, güçlü sesinizi duyurmaya,

Hoş geldiniz, Şeref verdiniz.

Buraya gelmek, bu meydanı doldurmak; haksızlıkla, hukuksuzlukla, alın terimizi,
emeğimizi çalanlarla mücadele etmek, her babayiğidin harcı değildir.
&nbsp;
Siz; Türkiye Kamu-Sen’in büyüklüğüne inandınız, gücüne
güvendiniz, her türlü engeli aşarak buraya geldiniz.
&nbsp;
Allah sizden razı olsun!
&nbsp;
Değerli arkadaşlar; çilekeş kamu çalışanları;
&nbsp;
Siz, burada meydanlarda, hak mücadelesi verirken, birileri
sıcak köşelerinde oturuyor.
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen, bugün Türkiye’nin dört bir yanında
tüm kamu çalışanlarıyla yekvücut olmuş, &nbsp;haksızlıklara “dur” demek için
bütün imkânlarını ve gücünü seferber etmişken, bazı sözde sendikalar da
başlarını kuma gömmüş, saklanıyor.
&nbsp;
Biz üyelerimizden aldığımız, çalışanlarımızdan
aldığımız, Türk milletinden aldığımız gücü, yine milletimiz için kullanırken;
bazıları elde ettikleri imkânları, birilerine dayanak olmak için kullanıyor.
&nbsp;
İnşallah birlikte, gücümüze güç, sesimize ses katarak,
verdiğimiz mücadelede, başarılı olacak, çocuklarımızın geleceğine, alın
terimize göz dikenlerden hep birlikte hesap soracağız.
&nbsp;
Değerli arkadaşlar; 
&nbsp;
Devletinin verdiği görevle, milletine hizmet eden kamu
çalışanlarının yaşadığı sıkıntılar, her geçen gün katlanarak artmaktadır.
&nbsp;
Milletimize, kamu hizmeti sunan çalışanlarımızın
sorunları, vahim bir hal almıştır.
&nbsp;
Sorunlar çözüleceği yerde, her geçen gün yenileri
eklenmektedir.
&nbsp;
Memurlarımız, büyük bir dışlanmışlık ve ihmalle karşı
karşıyadır.
&nbsp;
Hizmetlilerin ek gösterge sorunu; 666 sayılı KHK ile
ortaya çıkan yeni adaletsizlikler, eş durumu, tayin, becayiş gibi konularda
yaşanan haksızlıklar, kariyer ve liyakat ilkesinin yok edilmesi,
çalışanlarımızı canından bezdirmiştir.
&nbsp;
Kamu çalışanlarımız düşük maaşla, elverişsiz
ortamlarda adeta bir sefalet içerisinde hizmet vermeye çalışmaktadır.
&nbsp;
Emeklilerimiz de düşük maaşla, dışlanmışlıkla yüz yüze
kalmakta ve yoksulluk içinde, mutsuz bir hayata mahkûm edilmektedir.
&nbsp;
Uygulamalar göstermektedir ki; kamuda, bilinen
anlamdaki memur istihdamının yerine, sözleşmeli personel çalıştırılması, hızla,
asıl istihdam biçimi haline gelmektedir.
&nbsp;
Kamuda aynı işi yapan, aynı özelliklere sahip ama
farklı farklı statülerde çalıştırılan personel vardır.
&nbsp;
Bu çalışanlarımızın hiçbirinin sahip olduğu haklar,
bir diğeri ile aynı değildir.
&nbsp;
İdarecisi aynı, işvereni aynı, görevi aynı, yaptığı
işi aynı ama hakları, maaşları, izinleri, bağlı oldukları kanunları farklı olan
bir sistem olur mu?
&nbsp;
Olmuyorsa, bunun adına hukuk devleti denir mi?
&nbsp;
Kamu çalışanlarını bile ayırarak, farklı hukuki
normlara tabi tutarak, ben adilim, haktan yanayım, bu ülkeyi iyi yönetiyorum
diyebilir misiniz?
&nbsp;
Bütün gerçekler ortadayken, yüzleri kızarmadan bunları
diyebilenlere, “devlet adamı” denilebilir mi?
&nbsp;
Değerli arkadaşlar;
&nbsp;
Devlet kurumlarında, 657 sayılı kanunun 4/a; 4/b, 4/c,
4/d maddesi,
&nbsp;
1309 sayılı kanun, 2547 sayılı kanun, 3056 sayılı
kanun, 4059 sayılı kanun, 5258 sayılı kanun, 209 sayılı kanun, 5393 sayılı
kanun, 540 sayılı KHK, 399 sayılı KHK, 181 sayılı KHK’ya göre çalıştırılan
personeller var.
&nbsp;
Bu çeşit uygulamaların temel amacı, kamudaki istihdam
güvencesini yok etmek ve çalışanlarımızı köleleştirmektir.
&nbsp;
Bugün ne yazık ki, sözleşmeli personelimizin hayatı
bir drama dönüşmüştür.
&nbsp;
Hükümet, çığ gibi yığılan sorunları görmezden
gelmektedir.
&nbsp;
Küreselleşme denilen illet ve onun ülkelere dayattığı
ekonomik model, çalışanların iş güvencesinin olmadığı, alınıp satıldığı,
kiralandığı, istenildiğinde işten çıkarıldığı bir yapı istiyor.
&nbsp;
Bu kimseler, devletin vatandaşına parasız hizmet
vermesini istemiyor.
&nbsp;
Onlara göre, her şey özelleşmeli ve para ile
satılmalı.
&nbsp;
Bu sistemde, her çalışanın işsizlikle tehdit edildiği,
sendikasız, dayanaksız, güvencesiz ve güçsüz bırakıldığı; düşük ücretli, düşük
maliyetli bir istihdam piyasası yaratılmak temel hedeftir.
&nbsp;
Kamu çalışanlarının iş güvencesinin, elinden alınmaya
çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz.
&nbsp;
Memurluk güvencesinin yok edilmek istenmesi,
&nbsp;
Sözleşmeli personel çalıştırılması,
&nbsp;
4/C’li geçici işçilerin sayısının her geçen gün
artması,
&nbsp;
İşsizlerin bir çığ gibi büyümesi, işte hep bu
yüzdendir.
&nbsp;
Bu nedenle, ekonomik krizlerde fatura, çalışanlara
çıkartılmakta,
&nbsp;
Maaşlar düşmekte, işsizlik artmakta,
&nbsp;
Ama ülkenin kaynağını da, krizin kaymağını da hep aynı
kişiler yemektedir.
&nbsp;
Bugün, kamu çalışanlarının sendikalaşma hakkı
engellenmektedir.
&nbsp;
Yönetime katılma, adil bir ücret alma hakları yoktur.
&nbsp;
Kurumlar arasındaki ücret adaletsizliği almış başını
gidiyor.
&nbsp;
Maaşlar açıklanan enflasyon kadar artıyor; gerçek
enflasyon karşısında eriyor.
&nbsp;
Değerli arkadaşlar;
&nbsp;
Hepimizin bildiği gibi toplu sözleşme görüşmeleri 30
Nisan’da başladı.
&nbsp;
Toplu görüşme dönemi bitti; toplu sözleşme dönemi
başladı.
&nbsp;
Ama sistem de, mantık da, siyaset de aynı olunca, isim
değişse bile sonuç da değişmeyecek gibi görünüyor.
&nbsp;
Çünkü yetkililer yine bilindik açıklamalarına başladılar.
&nbsp;
Artık gelenek halini almış, “kaynak yok, borçlarımız
var, zaten cari açık da çok fazla” mazeretlerini sıralıyorlar.
&nbsp;
Çocuklarına harçlık dahi veremeyecek duruma gelmiş
kamu çalışanlarımızın yüzünü güldürecek bir sonuç için umut besleyen aileler, ne
yazık ki Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bir biri ardına gelen olumsuz
açıklamalarıyla, adeta yıkıldılar.
&nbsp;
Bakanlar, Avrupa’nın ekonomisi kötü birkaç ülkesini
örnek gösterip, memurların işten çıkarıldıklarını iddia ederek adeta
memurlarımıza gözdağı veriyorlar.
&nbsp;
Ancak aynı Bakanlar, Avrupa’nın diğer ülkelerindeki
ekonomik, sosyal, demokratik ve sendikal hakları hiç gündemlerine almıyorlar,
görmezden geliyorlar.
&nbsp;
Bu yaklaşım, iktidarın memur ve emeklilere nasıl kör
baktığının ispatıdır.
&nbsp;
Eğer AB ve ILO standartlarından bahsedilecekse dünyada
bu standartları en son dile getirecek hükümetlerin başında, AKP iktidarı
gelmektedir.
&nbsp;
Türkiye, 2009 yılında ILO’nun en ağır yaptırımlarından
biri olan teknik yardım dayatılan ülke konumuna sendikalar nedeniyle
düşmemiştir.
&nbsp;
Sendikal özgürlüklerin önüne siyasi irade tarafından
konulan engeller nedeniyle düşmüştür.
&nbsp;
Kendileri; çalışanlar, emekliler, işsizler ve
sendikalar adına hangi ILO standardına uymuşlar, hangi AB kuralını kabul
etmişlerdir?
&nbsp;
Bu tür yaklaşımlar, toplu sözleşme masasını daha
başlamadan baskı altına alma, memur ve emeklileri yok sayma girişimleridir.
&nbsp;
Toplu sözleşme görüşmelerinin ilk gününde de aynı kör
anlayışın tezahürleri, pazarlık masasına yansımıştır.
&nbsp;
Toplu sözleşme görüşmelerinin takvimi ve gündemi
kapalı kapılar ardında, yalnızca Bakan ve malum konfederasyon başkanının
karşılıklı görüşmesiyle belirlenmiştir.
&nbsp;
Böyle bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir.
&nbsp;
Bu tür davranışlar, şeffaflık ilkesine aykırı, adil ve
tarafsız yönetim ilkesine gölge düşüren olumsuzluklar içermektedir.
&nbsp;
Hiç kimse Türkiye Kamu-Sen’in 400 bin üyesini yok
sayarak, bizim yerimize karar veremez.
&nbsp;
Hiç kimse bizlere kendi kararlarını dayatamaz.
&nbsp;
Şundan emin olunsun ki hiç kimse bizim olduğumuz
hiçbir platformda memurları pazarlayamaz; buna izin vermedik, vermeyeceğiz.
&nbsp;
Değerli arkadaşlar;
&nbsp;
Memurumuzun gelecekle ilgili endişeli bekleyişine, her
türlü belirsizlik ve umutsuzluğuna son vermek için başlattığımız mücadelede
milletçe ellerimizi, gönüllerimizi, saflarımızı ve seslerimizi birleştirdik.
&nbsp;
Bizler bugün yetkililerin;
&nbsp;
Üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi için,
&nbsp;
Tek taraflı uygulamalardan vazgeçerek, tabanın sesine
kulak vermesi için,
&nbsp;
Büyümeden pay vermediği kamu çalışanına, dar ve sabit
gelirlilere yanlış ekonomik tercihlerinin faturasını da yüklemekten vazgeçmesi
için,
&nbsp;
Kapsamlı ve adil bir sosyal güvenlik sistemi için,
&nbsp;
Sağlıkta katılım payı uygulaması ile vatandaşlarımızı
soymaktan vazgeçmesi için,
&nbsp;
Adil bir gelir dağılımı sağlaması için,
&nbsp;
Ülkemizin kaynaklarını faizciye, rantiyeciye değil,
işsizliğe son verecek yatırım harcamalarına aktarması için,
&nbsp;
Memurlarımızın;
&nbsp;
Farklı statülerde istihdam edilerek haklarının
geriletilmesine “dur” demek için,
&nbsp;
Onuru, haysiyeti, kariyeri ve kaybettiklerini geri
almak için,
&nbsp;
Anne, baba olarak görevlerini yapabilmeleri için,
&nbsp;
Hak için, adalet için, daha güzel yarınlar için
buradayız.
&nbsp;
Değerli arkadaşlar;
&nbsp;
Son 10 yılda kamudaki taşeron şirketlerde çalışan
eleman sayısı, 10 binden 467 bine yükseldi.
&nbsp;
Çağrı usulüne göre, kısmi zamanlı, geçici, esnek
istihdam modelleri dayatılmakta, asıl işler vekiller aracılığıyla
gördürülmekte, kayıt dışı istihdam hızla artmaktadır.
&nbsp;
Bu hükümetin istihdam politikası, özelleştirme,
sendikasızlaştırma, güvencesizleştirme ve köleleştirmedir.
&nbsp;
Sözleşmeli personelin dinlenme ve izin hakları ile
ilgili sorunlar, insan hakkı ihlali boyutundadır.
&nbsp;
%53’ü memleketinden; %55’i ailesinden ayrı çalışmak
zorundadır.
&nbsp;
Her iki 4/C’li geçici personelden biri, her gün işini
kaybetme korkusu ile yaşamaktadır.
&nbsp;
Aynı iş yerinde aynı kadroda olup, ayrı birimlerde
çalıştıkları için farklı döner sermaye alanlar var.
&nbsp;
Aynı iş yerinde, birlikte çalışıp, hiç döner sermaye
alamayanlar da var.
&nbsp;
Kardeşlerim;
&nbsp;
Hangi konuya değinsek elimizde kalıyor.
&nbsp;
Kime dokunsak bin “ah” işitiyoruz. Hangi taşı
kaldırsak, pis kokularla karşılaşıyoruz.
&nbsp;
Şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin fikrî alt
yapısının yok edilmek istendiğini, Devletin manevî alt yapısını oluşturan
Kurtuluş Savaşı, milli bayramlarımız, öğrenci andı, Atatürk’ün Gençliğe
Hitabesi gibi konularda da kafa karışıklığı yaratılmaya çalışıldığını üzülerek
görüyoruz.
&nbsp;
Devletimize, milletimizin bölünmez
bütünlüğüne karşı içeriden ve dışarıdan yapılan saldırıların arttığı, milli
değerlerimize hakaret edenlerin prim yaptığı, makbul sayıldığı bir dönemi
yaşıyoruz.
&nbsp;
Milli devlete, milli kimliğe ve milliyete karşı
alternatif kimlik ve mahalli egemenlik alanları açmak, demokratikleşme
bahanesiyle milli devleti yok etmek isteyenlerin, anayasa değişikliği üzerinden
bir kampanya yürüttüklerini görüyoruz.
&nbsp;
“Anayasa değişecekse; geniş bir katılım sonucunda
demokratik esaslara uygun şekilde hazırlanmış, memurların, işçilerin,
çiftçilerin, tarım kesiminde çalışanların, işsizlerin, sendikaların, sendikasız
çalıştırılanların, emeklilerin, dul ve yetimlerin,
işverenlerin,&nbsp;kadınların, çocukların, engellilerin, öğrencilerin, küçük
esnafın, yargının, basın çalışanlarının, gazilerin ve bu ülke için canını
vermiş şehit ailelerinin hassasiyetlerini yansıtan bir anayasaya varız.
&nbsp;
Emeklilere de sendika hakkı tanıyan, kamu
görevlilerine grev hakkı getiren, toplu sözleşmeyi kısıtlayan düzenlemeleri
kaldıran, devletin asli ve sürekli görevlerinin yalnızca kadrolu kamu
görevlileri eliyle gördürülmesini öngören, herkesin kendisi ve ailesine yetecek
bir ücret alma hakkına kavuşturan, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıran,
sosyal devlet ilkesini, hukuk devleti niteliğini güçlendiren bir anayasaya
varız.
&nbsp;
Eğitim dilinin Türkçe olduğuna ve Türklüğü reddeden
değil, üst kimlik olarak Türklüğe vurgu yapan bir anayasaya varız.
&nbsp;
Ama milli birliğimiz yok edecek, etnik ayrımcılıklar
yoluyla ülkemizi ayrıştırmaya götürecek, toprak bütünlüğümüzden taviz vermemize
neden olacak bir anayasa hayali kuranlar karşılarında bizi bulurlar,
milletimizin çelikleşmiş iradesini bulurlar.” diyoruz.&nbsp;
&nbsp;
Çocuklarımızın her sabah büyük bir gururla
ve inançla okuduğu; Türk milletini karanlık işgal günlerinden bugünlere taşıyan
Mustafa Kemal Atatürk’e, milli kimliğimize, Türklüğe vurgu yapan, büyüklere
saygı, küçüklere sevgi göstermeyi öğütleyen, “Öğrenci Andının” kaldırılmak
istendiğini duyuyoruz. 
&nbsp;
Türkiye Cumhuriyeti’nin ne denli zor
şartlar altında kurulduğunu anlatan ve yalnızca Atatürk’ün değil ecdadımızın
vasiyeti olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek hür ve bağımsız yaşaması
irademizin dile getirildiği “Gençliğe Hitabe”nin hafızalarımızdan silinmek,
burada savunulan değerlerin de yok edilmek istendiğini biliyoruz.
&nbsp;
Geçmişi olmayan, tarihini bilmeyen,
hafızasız, tepkisiz ve değersiz bir yığın haline getirilmek istenildiğimizin
farkındayız. 
&nbsp;
Yapboz tahtasına dönmüş eğitim sisteminde
çocuklarımızın, gençlerimizin 8 yıllık kesintisiz eğitim, kredili sistem, 4 + 4
+ 4 gibi anlamsız formüller ve kişisel inatlara heba edilmesine üzülüyoruz.
&nbsp;
Elbette çocuklarımızın, gençlerimizin
dinimizi öğrenmesinden, Kuran-ı Kerim dersi almasından yanayız. 
&nbsp;
Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen
Kuran-ı Kerim ile Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatının seçmeli ders olmasını
gönülden destekliyoruz.
&nbsp;
Ancak 4 + 4 + 4 sistemiyle, 80 yıllık
tecrübelerimizin çöpe atılmasına anlam veremiyor, bu anlamsız içi boş sistemin,
eğitim sistemimizi kaosa sürükleyeceği endişesini taşıyoruz. 
&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;
Değerli arkadaşlar;
&nbsp;
Yıllardır uygulanan politikalar sonucunda, memurların
maaşları yetersiz hale getirilmiş, kamudaki ücret adaletsizliği artmış ve eşit işe
eşit ücret getirmesi için çıkarılan uygulamalar yeni adaletsizlikler
doğurmuştur.
&nbsp;
Özellikle dünyanın tüm ülkesinde en yüksek maaş alan
öğretmen ve öğretim görevlilerinin, bu kararnameyle Türkiye’de neredeyse en
düşük maaş alan kesim haline getirilmesi kabul edilemez.
&nbsp;
Kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan 700
bin öğretmen başta olmak üzere, din görevlisi, hekim dışı sağlık personeli, PTT
çalışanı, araştırmacı, polis, subay, ast subay, profesör, doçent, yardımcı
doçent, araştırma görevlisini yok sayarak hiçbir maaş artışı getirmeyen bir
uygulama, adalet sağlayamaz.
&nbsp;
Uzmanlar arasında merkez-taşra; kariyer ve normal gibi
ayrımlar içeren bir uygulama, adalet sağlayamaz.
&nbsp;
KİT’lerde çalışan personeli görmezden gelen, birçok
personelin ek ödeme miktarını düşüren bir uygulama, adalet sağlayamaz.
&nbsp;
6 bin Lira maaş alan bir müsteşara 771 TL, açlıkla
pençeleşen memura 18 Lirayla, kamuya adalet getirmeye çalışanların adalet
anlayışı olamaz.
&nbsp;
En düşük maaş alanla en yüksek maaş alan kamu
görevlisi arasındaki makası 4,5 kattan 6 kata çıkaran bir uygulamanın
sahipleri, “Biz bunu ücret adaleti için yaptık.” diyemez.
&nbsp;
Bugün 1 milyondan fazla memurumuz ailesinin geçimini
sağlayacak kadar ücret alamamaktadır.
&nbsp;
Memurlarımız, olumsuz çalışma koşullarına, elektriksiz,
telefonsuz, masasız iş yerlerine, sobasız, kömürsüz, odunsuz dersliklere mahkûm
edilmişlerdir.
&nbsp;
Bütün bu söylenenlerden ve yapılanlardan sonra
memurlarımız, kendilerini dışlanmış ve geri plana itilmiş hissetmekte, ancak
etkili, verimli ve güler yüzlü hizmet sunmaya gayret etmektedirler.
&nbsp;
Memurlarımıza karşı başlatılan bu kampanyanın
neticesinde, bütün bu olumsuz şartlar altında dahi milletimize hizmet etmeye
çalışan sağlık personelimiz, öğretmenimiz, güvenlik görevlilerimiz, zabıtamız,
müfettişlerimiz başta olmak üzere tüm kamu çalışanlarımız darp edilmekte,
bıçaklanmakta, acımasızca katledilmektedir.
&nbsp;
Ne acıdır ki, bu çağdışı muameleyi dahi sona erdirmek
için hiçbir girişimde bulunulmuyor. &nbsp;
&nbsp;
Bilinmelidir ki, memurun mutluluğu millete, milletin
mutluluğu da devletimize yansır.
&nbsp;
Bu gün herkes, yüzünün güldürülmesini bekliyor.
&nbsp;
Bu gün bütün memurlar, taleplerine karşı sıcak bir
yaklaşım bekliyor. &nbsp;
&nbsp;
Bu gün memurumuz, elinden alınan itibarının iadesini
bekliyor.
&nbsp;
Bizler kamu çalışanları olarak hiç kimsenin hakkını
istemiyoruz.
&nbsp;
Hak ettiğimizden fazlasını da istemiyoruz.
&nbsp;
Herkesin kendisine ve ailesine yetecek kadar ücret
alması için çaba sarf ediyoruz.
&nbsp;
Eldeki kaynakların adil dağıtılmasını istiyoruz.
&nbsp;
2011 yılında yapılması gereken toplu sözleşmeler;
siyasetçilerin vurdumduymaz tavırları, boş vermişlikleri, memurları ikinci
plana atmaları, önceliği farklı kesimlere vermeleri nedeniyle 1 yıl gecikti.
&nbsp;
Tam 5 aydır zamsız maaşa mahkûm edildik.
&nbsp;
TÜİK açıkladı: Ocak-Mart arasında üç aylık enflasyon
%3. Bir yıllık enflasyon ise %11.
&nbsp;
Ek ödemelerde yapılan kısmi düzenlemeyi saymazsak,
Temmuz 2011’den bu yana, yani 9 aydır, maaş zammı alamadık, adeta unutulduk.
&nbsp;
Son bir yıl içinde sivri biber %185, dolma biber ve patlıcan
%128, mandalina %102, salatalık %95, nohut %65, marul %64, yumurta %52, tavuk
eti %38, sabun %33, deterjan %27 zamlandı.
&nbsp;
Türkiye İstatistik Kurumu diyor ki; Nisan ayında giyim
eşyalarına %13; kiraya %3 zam geldi.
&nbsp;
Son bir yılda kira %13, giyim eşyası ve gıda ürünleri
%12 zamlandı. &nbsp;
&nbsp;
Ama Maliye Bakanlığı, memurun alım gücü arttı diyor.
&nbsp;
Hem maaşlara hiç zam yapmayacaksın; hem de “memurun
alım gücü arttı diyeceksin.”
&nbsp;
Bu nasıl bir adalet anlayışıdır? Bu nasıl bir devlet
yönetmektir? Bu nasıl devlet adamlığıdır?
&nbsp;
Değerli arkadaşlar;
&nbsp;
Bu yalana, bu aldatmacaya artık bir son vermenin
zamanı gelmiştir.
&nbsp;
Kamu çalışanlarının sorunlarını haykırmanın ve “adalet
istiyoruz” demenin zamanı gelmiştir.
&nbsp;
Türkiye İstatistik Kurumundan alınan verilere göre,
memur maaşlarında büyük oranlı erimeler söz konusudur.
&nbsp;
Aralık 2010 ile Mart 2012 arasında memur maaşları
tavuk eti karşısında %10,3; yumurta karşısında %19; nohut karşısında %25,2;
mandalina karşısında %38,8; sivri biber karşısında ise %56,8 oranında değer
kaybetmiştir.
&nbsp;
Aralık 2010’a göre, Mart 2012’de tavuk etini 22,4 kg,
yumurtayı 979,8 adet daha az aldık.
&nbsp;
Bu dönemdeki zarar nohutta 70,1 kg, sivri biberde 317
kg, çarliston biberde 259,4 kg, patlıcanda 314,1 kg, salatalıkta 267,5 kg,
mandalinada ise 335,9 kg oldu.
&nbsp;
Memur maaşı, doğalgaz karşısında da %8,4 eridi.
&nbsp;
Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik,
toplu sözleşme masasına makul taleplerle gelmemizi istemiştir.
&nbsp;
Yaşamın bu denli pahalılaştığı bir dönemde, Hükümet
bir yılda benzine %23, mazota %24, kömüre %26, doğalgaza %34, elektriğe %19 zam
yaparken ne kadar makul davranmıştır?
&nbsp;
Memurların daha ne kadar makul olmasını beklemektedir?
&nbsp;
Şundan emin olunsun ki; Türkiye Kamu-Sen’in talepleri,
Hükümetin yaptığı zamların daha üzerinde değildir.
&nbsp;
Bizler hakça bir paylaşım, adil bir gelir dağılımı
istiyoruz.
&nbsp;
Amacımız kamu çalışanlarını açlık sınırından kurtarmak
ve insanca yaşayabileceği bir ücrete kavuşturmaktır.
&nbsp;
OECD ülkeleri içinde en zengin kesimle en yoksul kesim
arasındaki uçurumun en büyük olduğu, gelir dağılımının en bozuk olduğu,
yoksulluk oranının en yüksek olduğu ülke konumundan kurtulmak istiyoruz.
&nbsp;
Açlık sınırı 1272; yoksulluk sınırı ise 1653 TL’ye
yükselmiştir. Dört kişilik bir aile, yalnızca mutfak masrafı ve ev kirası için
aylık 1302 liraya ihtiyaç duyduğu bir ortamda, memurlarımız ve emeklilerimiz
tam anlamıyla kaderiyle baş başa bırakılmıştır.
&nbsp;
Bu gelişmeler ışığında, bu yıl yetkililerden iyi
niyetli yaklaşımlar bekliyor ve mazeret üretmek yerine çözüm üretmelerini
diliyoruz.
&nbsp;
Değerli arkadaşlar,
&nbsp;
Sorunlar yalnızca eğitimde, sağlıkta mı? Büroda,
ulaşımda, imarda, enerjide, tarım-orman işlerinde, kültür-sanat alanında, yerel
yönetimlerde, haberleşme, diyanet çalışanları, hangi alana bakarsak orada bir
sorunla karşılaşıyoruz; çalışanlarımızın ezildiğini görüyoruz.
&nbsp;
&nbsp;“İşsizlik azaldı.” diyorlar: OECD’nin son
raporuna göre, işsizliğin en yüksek olduğu ikinci ülke; nüfusa göre, en az
çalışanın olduğu birinci ülke Türkiye.
&nbsp;
Avrupa’da bir kişi çalışıyor; 1,5 kişiye bakıyor.
Türkiye’de bir kişi çalışıyor; üç kişiye bakıyor.
&nbsp;
“Kişi başına gelir 10 bin doları geçti” diyorlar:
Resmi raporlara göre, OECD içinde yoksulluğun en yoğun olduğu üçüncü ülke
Türkiye.
&nbsp;
“Ülke gelişti” diyorlar: Kaymağını kendileri yiyorlar.
Gelir dağılımı en bozuk, en kötü üçüncü ülkeyiz.
&nbsp;
Değerli arkadaşlarım;
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen olarak, bu gerçeği görüyor ve herkesi
geleceğine sahip çıkmaya davet ediyoruz.
&nbsp;
Sırça köşklerde oturup, gerçekleri görmezden gelerek,
kanunlar hazırlayıp, iş güvencemizi elimizden alanlardan, aileleri
parçalayanlardan, çocuklarımızı taşeron şirketlerin kölesi yapmak
isteyenlerden, mutlaka hesap sorulmalıdır.
&nbsp;
Çalışanlarımızı bu açmazlardan kurtarmanın bir tek
yolu vardır.
&nbsp;
İktidar bu sesi duyup, bir kere de hayırlı bir işe
imza atmalıdır.
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen olarak, yolu açın,
&nbsp;
Çalışana hizmet edin,
&nbsp;
Zulme son verin,
&nbsp;
Hakkı teslim edin diyoruz.
&nbsp;
Meydanlarda hak verilmez alınır, düsturuyla
taleplerimizi haykırıyoruz.
&nbsp;
Bu anlayışımız çerçevesinde, çalışanların temsilcisi,
hakkın savunucusu olarak, bugün de burada toplandık.
&nbsp;
Çünkü bizim tek derdimiz, çalışanların haklarını
korumak ve daha ileriye götürmektir.
&nbsp;
Çalışma hayatlarında mutlu olmalarını sağlamaktır.
&nbsp;
Bizim sendikacılığımızın özü de, kökü de budur.

Bu nedenle herkesi emeğe saygıya, hakkı hak edene teslim etmeye çağırıyor; bu
meydandan bir kez daha gür bir sesle, çalışanların çilesine son verin
diyoruz.&nbsp;&nbsp;&nbsp;
&nbsp;
Biz, her sabah uyandığımızda “acaba yarın da
çalışacağım bir işim olacak mı?”&nbsp;diye endişelenmek istemiyoruz.
&nbsp;
Biz, kaderimizin, siyasetçilerin, idarecilerin, patronların
iki dudağı arasına hapsedilmesini istemiyoruz.
&nbsp;
Biz, çocuklarımızın taşeron firmaların esiri haline
getirilmesini istemiyoruz.
&nbsp;
Biz, sözleşmeli kölelik istemiyoruz.
&nbsp;
Biz, çocuklarımızın geçici işlerde, günübirlik
çalışmayla yaşam mücadelesi vermesini istemiyoruz.
&nbsp;
Biz, insan onuruna yaraşır bir hayat, ailemize yetecek
kadar bir ücret istiyoruz.
&nbsp;
Ailemizle birlikte, annemiz, babamız, eşimiz ve
çocuklarımızla bir arada yaşama hakkımızı istiyoruz.
&nbsp;
Biz, mutlu, huzurlu ve güvenli bir hayat istiyoruz.
&nbsp;
Biz, sendikal haklarımızı istiyoruz.
&nbsp;
Biz, geleceğimize sahip çıkılmasını istiyoruz.
&nbsp;
Buna göre Toplu sözleşme görüşmelerinde ilk olarak;
&nbsp;
Memur maaşını oluşturan bütün kalemler ile ek ödeme,
döner sermaye ve diğer ödemelerin de emekli keseneğine dâhil edilmesini
istiyoruz.
&nbsp;
Kamu görevlilerinin emekli ikramiyesi için öngörülen
30 yıl sınırlamasının kaldırılmasını, bu yolla her çalışanın çalıştığı süre ile
orantılı olarak emekli ikramiyesi almasını talep ediyoruz.
&nbsp;
Yardımcı hizmetler sınıfında çalışan personelin
tamamının, bir defaya mahsus sınavsız olarak memurluğa geçirilmesini istiyoruz.
&nbsp;
Güvenlik görevlilerimizin yıpranma payı, silah
tazminatı gibi sorunlarının tamamının çözülmesini amaçlayacak taleple toplu
sözleşme masasına gidiyoruz.
&nbsp;
2012 yılının Ocak ayında memur maaşlarına artış
yapılmaması nedeniyle tüm kamu görevlilerine, geciken süre ile orantılı olarak
gecikme faizi ödenmesini istiyoruz.
&nbsp;
2012 yılı için ise Ocak ayından itibaren geçerli olmak
üzere tüm kamu görevlilerinin ve emeklilerin maaşlarına taban aylığa yansıyacak
şekilde aylık 100 TL net zam ve buna ilaveten tüm kamu görevlilerine ve
emeklilerine 2012 yılı için birinci ve ikinci aylık dilimlerde ayrı ayrı %10’ar
(%10+10) maaş artışı talep ediyoruz.
&nbsp;
Sayın Başbakan, dindar nesil yetiştirmek istediğini
her fırsatta dile getirmektedir.
&nbsp;
Ancak dindar nesilleri yetiştirecek olan aileler,
ekonomik yokluklar içinde Dini Bayramlarımızın coşkusunu ne kendileri
yaşayabilmekte, ne de çocuklarına ve torunlarına yaşatabilmektedirler.
&nbsp;
Memurlarımızın Dini Bayramlarımızı gönül rahatlığı
içinde geçirebilmeleri, hacca gitmek, kurban kesmek, bayram ziyaretlerine
gitmek, hediyeleşmek gibi dini vecibelerini rahatlıkla yapabilmeleri ve dindar
nesil yetiştirebilmeleri için,&nbsp;yılda iki kez Dini Bayramlar öncesinde, tüm
kamu görevlilerine brüt asgari ücret tutarında (886,5 TL) “Bayram İkramiyesi”
istiyoruz.
&nbsp;
Ek gösterge ile ortaya çıkan adaletsizliklerin
giderilmesini, Yardımcı Hizmetler ve Genel İdare Hizmetleri personelinin ek
gösterge sorunlarının çözülmesini, en düşük ek gösterge rakamının 2200 olarak
belirlenmesini ve tüm ek gösterge rakamlarının 800’er puan artırılmasını talep
ediyoruz.
&nbsp;
Özel hizmet tazminatında yaşanan adaletsizliklerin
giderilmesini istiyoruz.
&nbsp;
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ortaya çıkan
ek ödeme sorunlarının giderilmesini istiyoruz.
&nbsp;
Kamuda istihdam yapısını değiştiren, iş güvencesini
yok eden 4-b ve 4-c statüsünde eleman çalıştırma, vekil ebe, vekil imam,
sözleşmeli öğretmen uygulamasından bir an önce vazgeçilmesini bu statülerde
çalışan tüm kamu çalışanlarının kadroya geçirilmesini sağlayacak taleplerle
toplu sözleşme masasına gidiyoruz.
&nbsp;
18 yaşını dolduran çocuklarımızın öğrenimlerine devam
edememeleri durumunda ödemek zorunda kaldıkları Genel Sağlık Sigortası Primi
uygulamasına son verilmesi,
&nbsp;
Engelli personelimizin işyerinde yaşadığı sorunların
çözülmesi için gerekli her türlü hazırlığımızı yaptık.
&nbsp;
Elektriğe, gıdaya, benzine, mazota, giyime, kiraya,
kısacası iğneden ipliğe kadar yapılan zamlar ortadadır.
&nbsp;
Teşvik sistemi ile iş adamlarına verilmesi
kararlaştırılan teşvikler de ortadadır.
&nbsp;
İş adamlarına karşılıksız teşvik verenler, memurların
emeklerinin karşılığını vermek zorundadır.
&nbsp;
Ekmek için emek harcayan, gönlü bizimle beraber olan
ve meydanları dolduran yiğit mücadele arkadaşlarım;
&nbsp;
Tarihinde ilk defa yeni yıla maaş zammı alamadan
girdin. Tam 5 aydır da zamsız maaşla yaşamak zorunda bırakıldın.
&nbsp;
Eşit işe eşit ücret getireceği iddia edilen 666 sayılı
KHK ile yeni mağduriyetler yaşadın.
&nbsp;
Yanlış hazırlanmış mevzuat nedeniyle, emekli olduğunda
aldığın maaşın, yarı yarıya azaldı ve açlığın pençesine düştün.
&nbsp;
Seninle aynı süre çalışıp emekli olan bir işçinin
yarısı kadar emekli ikramiyesi alabiliyorsun.
&nbsp;
Toplu sözleşme hakkın 2010 yılında Anayasal güvenceye
alındığı halde, Toplu Sözleşme Kanununu çıkarmadıkları için bu hakkını
kullandırmadılar.
&nbsp;
Yıllardır yaşadığın sorunları görmezden geldiler.
&nbsp;
Sen hep sustun; ama ARTIK YETER!
&nbsp;
Yıllardır uygulanan yanlış ücret politikalarına “dur”
demek için,
&nbsp;
İnsan onuruna yaraşır bir hayat için,
&nbsp;
Hakça bir paylaşım, adil bir gelir dağılımı için,
&nbsp;
Türk memurunu yok sayan, sorunlarımıza çare üretmeyen,
önümüzü tıkayan ve bizlere başka çıkar yol bırakmayanlara karşı,
&nbsp;
Memuruyla, emekli, dul ve yetimiyle tüm
vatandaşlarımızın feryadını duyurmak için,
&nbsp;
Daha iyi hizmet sunabileceğimiz bir çalışma ortamının
sağlanması için,
&nbsp;
Milletvekili maaşlarına %45, üst düzey bürokratlara
%30 maaş zammı yapıp; bizlerden aldıkları vergileri, lojman kiralarını, yemek
ücretini, kreş ücretini %10’un üzerinde artırıp, memurlara %3 + %3 zammı reva
görenlere “Artık Yeter!” demek için,
&nbsp;
Sorunlarımızı görmezden gelen, verdiği sözde durmayan,
attığı imzaya sahip çıkmayan ve bizlere her defasında sokağı işaret edenlere,
güçlü bir ses vermek için,
&nbsp;
Toplu sözleşme hakkımızı sonuna kadar kullanmak ve
haklı taleplerimizi kabul ettirmek için,
&nbsp;
Bu güzel buluşmaya gelen, gelemeyip yüreğini buraya
gönderen tüm üyelerimize ve çalışma arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum.
&nbsp;
Bugün buraya toplanan ve gücünün yettiğince haykıran
kamu görevlisi arkadaşlarımız bir kez daha dosta düşmana ispatladılar ki, hiç
kimse bu milleti köleleştiremez; köleleştiremeyecek.
&nbsp;
Bu kutlu mücadelede, bizimle birlikte olan, hakkın,
hukukun ve doğrunun yanında olan herkese selam olsun.
&nbsp;
Meydanlara yüreği yetenler iner. Sizler yüreğinizi
ortaya koydunuz, emeğinizin karşılığı için buralara geldiniz.
&nbsp;
Bu eylem daha güzel yarınlara kavuşmak içindir.
&nbsp;
Bu eylem, memurlarımız için yeni bir silkiniş, bir
şahlanıştır.
&nbsp;
Bu eylem memurları yok sayan, yok etmek için gün
sayanlara büyük bir derstir.
&nbsp;
YAŞASIN BU EYLEMDE BİZİ YALNIZ BIRAKMAYANLAR!
&nbsp;
YAŞASIN TOPLU SÖZLEŞMELİ, GREVLİ SENDİKAL HAK
MÜCADELEMİZ!
&nbsp;
YAŞASIN TÜRKİYE KAMU-SEN!
&nbsp;
“HAKLIYIZ, HAKKIMIZI ALACAĞIZ VE MUTLAKA KAZANACAĞIZ”
diyor, hepinize saygılar sunuyorum. &quot;
&nbsp;
5 MAYIS ADANA MİTİNGİ VİDEOSU İÇİN TIKLAYINIZ&nbsp;





&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 

 


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;




&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 


 


 



 
&nbsp; 


&nbsp; 


&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
&nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14348</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14348</guid><title>GENEL BAŞKAN KONCUK OSMANİYE’DE</title><description><![CDATA[&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel
Başkanı İsmail Koncuk, Ahmet Şekip Ersoy Kültür Merkezi'nde düzenlenen Türk
Eğitim-Sen Osmaniye Şubesi'nin istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Türk
Eğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Seyit Ali Kaplan, Türk Eğitim-Sen Eğitim ve
Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan, &nbsp;Türk Eğitim-Sen Osmaniye Şube Başkanı Ahmet
Rasim Asker, Osmaniye Kamu-Sen İl Temsilcisi Beyazıt Aslan, Türkiye Kamu-Sen’e
bağlı sendikaların şube başkanları, siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda
sendika üyeleri de hazır bulundu.
Türk Eğitim-Sen Osmaniye Şube Başkanı Ahmet
Rasim Asker ve Osmaniye Kamu-Sen İl Temsilcisi Beyazıt Aslan toplantıda birer
konuşma yaptı. &nbsp;
Daha sonra kürsüye gelen Genel Başkan
Koncuk,&nbsp; &quot;Emeklisine, memuruna
sırtını dönen bir anlayışla devlet yönetmenin mümkün olmadığını artık bu ülkeyi
yönetenlerin görmesi lazım&quot; dedi.
Koncuk, Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa
kamu çalışanlarının 1 Ocak'ta alması gereken zammı almadıklarını söyledi. Koncuk,
iktidarın 5 ay boyunca kamu çalışanlarına vermediği zam oranından hiç pişmanlık
duymadığını kaydetti. İktidardaki siyasi anlayışın 'ne kadar uzatırsam o kadar
kardır' mantığı ile hareket ettiğini ifade eden İsmail Koncuk, &quot;Toplu
sözleşme masası kurulmadan önce, kamu çalışanlarına Cumhuriyet tarihi boyunca
verilmeyen toplu sözleşme hakkı veriyoruz diye billboardlarda boy boy ilanlar
yapacaksınız ama kamu çalışanlarına sendikal hakkı olan Toplu Sözleşme hakkını
kullandırmak için tam 17 ay bekleyeceksiniz. 2 Milyon 600 Bin kamu çalışanının,
2 milyon emeklinin, iktidarın gözünde kıymeti işte budur. Bu kıymeti, kamu
çalışanları ve emekliler çok iyi görmek ve çok iyi şekilde irdelemek
zorundadır. 17 ay boyunca Şike Kanunu 2 defa çıkarıldı. Milletvekillerine 15
dakikada zam yapılan kanun çıkarıldı. Ama bizi 17 ay dikkate almayan bir
siyaset anlayışı var&quot; dedi.
&quot;10+10 ZAM
YAPILMASINI İSTİYORUZ&quot;
Türkiye'de 2 milyon 600 bin kamu
çalışanının olduğunu hatırlatan İsmail Koncuk, toplu sözleşme masasında birçok
eksiklikler gördüklerini bildirerek konuşmasına şöyle devam etti:
&quot;Geldiğimiz noktada bir kanun çıktı. Daha ilk gün ara verildi. Bir odaya
çekilerek bakanla birlikte çalışma takvimi hazırladılar. Ben toplantı öncesi
şöyle söyledim; Bu kanun size çalışma takvimi yapma hakkını verebilir ama bu
hakkı kapalı kapılar arasında yapamazsınız. Masada yapacaksınız. Eğer kapalı
kapılar arkasında takvim oluşturursanız, biz bundan endişe duyarız. Bu, Toplu
Sözleşme masasını anlamsız hale getirir. Önümüzdeki dönemde böyle bir şey
yaşanmamalıdır. Hatta bu konuda görüşlerimizi alacak ve takvimi öyle
belirleyeceksin. Bütün süreçte de bazı şeyler kapalı kapılar arasında
olabilirdi. Doğru şeyler yapacaksanız, herkesin gözü önünde yapmalısınız. Esas
olan budur. Şeffaflık dışında hangi usulle ne yaparsanız yapın, isterseniz
hayır yaptığınızı zannedin, ondan şer doğar. Biz Kamu-Sen olarak bu yanlışların
yapılmasına asla göz yummayacağız. Toplu sözleşmede önemli talepler ortaya
koyduk. Bu taleplerimiz içerinde kamu çalışanlarına 2012-2013 yılı için 10+10
zam yapılmasını istiyoruz. Biz masaya iki yıllığına oturturuz. Bu hem 2012 hem
de 2013 zamlarımızı belirleyecek bir toplu sözleşmeleri kapsamaktadır. 2 yıl
boyunca zam almayacağız. Ne belirlendiyse 2 yıl boyunca o şekilde alacağız. O
yüzden bu konu son derece önemlidir.”
EMEKLİNİN MAAŞI
YARI YARIYA DÜŞÜYOR
Kamu emeklisinin de önemli sıkıntıları
olduğuna değinen Koncuk, &quot;Emekli arkadaşlarımızın maaşları yarı yarıya
azalıyor. O halde bizim ek ödemelerde emeklilik maaşları da dikkate alınmalıdır.
2 bin lira alan bir arkadaşımızın maaşı birden bire bin 300 TL'ye düşerse,
maaşlar yarı yarıya düşerse, alım gücü de aynı oranda düşer. Bugün her evde bir
işsiz var. Hatta bazı evlerde 2 işsiz var. 2 milyon üniversite mezunu işsiz
geziyor. 750 bin Meslek Yüksek Okulu, 3 milyon civarında ise lise mezunu
işsizimiz var.
Tabi okumamış olan işsizleri saymıyoruz.
Türkiye bu tablo ile hiç iyiye gitmiyor. Emekliler konusunun üzerinde mutlaka
durulmalıdır. Bu konu bizim kırmızıçizgilerimiz arasındadır. Senin emeklilik
süren 30 yılla sınırlandırılmış. 30 yıldan sonra çalışırsan bu süre hiç dikkate
alınmıyor. Ancak işçilerde alınıyor. Devlet memurlarında alınmıyor. Bu nasıl
mantık? Bunun düzeltilmesi lazım. Vergi giderlerinin de düzeltilmesi lazım.
Vergi girdilerini kepçe ile alınan, kaşık ile verilen bir sistemle işletiliyor.
Hem çalışanlarımıza hem emeklilerimize özel hizmet tazminatına artı olarak 100
TL zam istiyoruz&quot; diye konuştu.
&quot;AÇ
MÜSLÜMANLAR İSTEMİYORUZ&quot;
Genel Başkan İsmail Koncuk, kamu
çalışanlarına ve emekliye Kurban ve Ramazan bayramları öncesi bir maaş ikramiye
verilmesi gerektiğini de belirterek &quot;Sayın Başbakanımız hep söylüyor;
'Dindar nesil yetiştirelim' diye. Elbette dindar insanlar yetiştirelim.
Memleketini seven, milliyetçi, vatansever, bu ülkenin her derdi ile ilgilenen,
insan haklarına saygılı bir nesil yetiştirelim. Ama bizim insanımız, kamu
çalışanlarımız, emekliler, Kurban Bayramı'nda kurban kesemiyor. Ramazan
Bayramı'nda çocuklarına hediye alamıyor. Aç insanlar önce kendi inançlarını
yerler. Onun için emeklilerimize, kamu çalışanlarımıza hiç olmazsa Kurban ve
Ramazan Bayramı'nda bir maaş ikramiye verilmesi gerekiyor. Öyle Müslümanlık
sözle, lafla olmuyor. Biz aç Müslümanlar istemiyoruz. Yarına güvenle bakan,
karnı tok, başı dik Müslüman, Türk Milleti istiyoruz. Bunu mutlaka sağlayalım.
Sosyal devlet bunu gerektiriyor. Emeklisine, memuruna sırtını dönen bir
anlayışla devlet yönetmenin mümkün olmadığını artık bu ülkeyi yönetenlerin
görmesi lazım. Kamu çalışanlarının makul taleple gelmesi isteniyor. Ben de
'makul talep nedir' diye sordum. Makul talep; kamu çalışanlarının, emeklilerin
rahat yaşamalarından daha makul talep olur mu? Gerçek anlamda insanı yaşatmak
lazım. İşte pastadan ayrılması gereken pay onları mutlu edecek şekilde
olmalıdır. Biz bütün pay kamu çalışanlarına verilsin demiyoruz&quot; şeklinde
konuştu. Genel Başkan İsmail Koncuk, &quot;Türkiye Kamu Sen, toplu sözleşme
masasında manevra yapılmasına izin vermeyecek. Bizim bir duruşumuz olmalı&quot;
diyerek konuşmasını tamamladı. 
Öte yandan Genel Başkan İsmail Koncuk,
Osmaniye Şubesi’ni de ziyaret etti. Koncuk, ziyaret sırasında ataması
yapılmayan öğretmenlerle bir sohbet toplantısı gerçekleştirdi. Koncuk, ataması
yapılmayan öğretmenlere şu ana kadar her türlü desteği verdiklerini kaydederek,
bundan sonra da çocuklarımızın taşeron işçi ve ücretli öğretmen olarak
sömürülmesine müsaade etmeyeceklerini, ataması yapılmayan öğretmenlerin
sorunlarını her platformda dile getireceklerini, eylem ve etkinliklerine destek
vermeye devam edeceklerini söyledi. 





&nbsp;

 


 




 

 


 

 


 

 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14347</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14347</guid><title>GENEL MERKEZ İSKENDERUN’DA ÜYELERİMİZLE BİRARAYA GELDİ</title><description><![CDATA[
4 Mayıs 2012 Cuma günü Hatay 2 No’lu
Şubemizin İskenderun Öğretmenevi’nde düzenlediği istişare toplantısı yoğun bir
katılımla gerçekleşti. Toplantıya Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar
Şahindoğan ile Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir ile birlikte
Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, İlçe ve İşyeri Temsilcileri, Kadın Komisyonu
üyeleri hazır bulundu.
Toplantı, saygı duruşu ve İstiklal
Marşının okunmasından sonra Şube Başkanı Ahmet Akça’nın şube çalışmaları
hakkında bilgi vermesiyle başladı.
Genel Dış İlişkiler ve Basın
Sekreteri Sami Özdemir yaptığı konuşmada Genel merkezimizin çalışmaları ve
sekretarya çalışmaları hakkında bilgi verdi ve Hatay’da İlksan delege
seçimlerinden dolayı üyelerimize teşekkür etti.
Toplantıya Genel Mevzuat ve Toplu
Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan’da konuşmasında yeni sendika yasasındaki
değişiklikler ve Türkiye Kamu-Sen olarak toplu sözleşme masasına sunulan
taleplerimiz hakkında katılımcılara bilgi verdi. Toplantı soruların
cevaplanmasıyla sona erdi.




&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 

 ]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14346</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14346</guid><title>ÖĞRETMENLERİMİZE YÖNELİK ŞİDDET DURMUYOR!</title><description><![CDATA[Son haftalarda gün geçmiyor ki, öğretmenlere yönelik şiddet vakaları haber bültenlerinde yer almasın. Hemen her gün yurdumuzun değişik yerlerinde öğretmenlerimize yönelik saldırı ve darp olayları gündemi işgal ediyor. 

İşte son olarak bir saldırı haberi de Samsun’dan geldi. Bafra İlçesi Kızılırmak Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Suat Sami Güler bir öğrencisinin yakınları tarafından evinin önünde uğradığı saldırı neticesinde öldüresiye dövüldü. Yüz ve çene kemiklerinde kırıklar oluşan, üç dişi kırılan ve vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar meydana gelen öğretmenimiz hastanede tedavi altına alındı.
&nbsp;
Öğretmenimizin mesai arkadaşları olaya tepkilerini ifade etmek için bir gün süreyle sevk eylemi yaparak derslere girmediler. Öte yandan Samsun 1 No’lu Şube Başkanlığımız da saldırıyı kınayan bir basın açıklaması yaparak, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmasını ve yetkililerin de daha duyarlı olmasını istedi. 

&nbsp;
Ancak bu noktada Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’e de iki kelam etmek gerekir diye düşünüyoruz: Öğretmenlere yönelik saldırıların neredeyse sıradan haberler haline geldiği bugünlerde, sayın Bakan personeline sahip çıkacağı yerde, öğretmenlerin protesto eylemlerine başvurmamalarını, şefkatle olaylara yaklaşarak sorunların kaynağına inmelerini tavsiye ediyor! Kutsal bir mesleğin yüklenicisi olduklarının şuurunda olan bütün öğretmenlerimiz, en zor koşullarda bile öğrencilerine şefkatle yaklaşmaktadırlar. Şefkatle muamele etmek öğretmenlerimizin karakterinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan sevgisini ve öğrencilerine karşı şefkat duygusunu yaşayamayan kimsenin zaten öğretmenlik mesleğinin dahilinde bulunması mümkün değildir. Bu noktada sayın Ömer Dinçer’e tavsiyemiz; tereciye tere satmayı bırakması, Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı biraz olsun örnek alarak, personeline sahip çıkmasıdır. Sayın Dinçer’den beklenen; “Öğretmenlerimize yapılan saldırı benim şahsıma yapılmış demektir. Sorumluların hukuk içerisinde en ağır şekilde cezalandırılmalarının takipçisi olacağım. Çalışanlarımızın güvenliğinin sağlanması ve caydırıcı/önleyici tedbirlerin alınması için mevzuatımızdaki eksikleri ivedilikle gidereceğim” demesidir. 

&nbsp;
Suat Sami Güler öğretmenimize acil şifalar diliyor, saldırıların sorumlularının hak ettikleri şekilde cezalandırılmalarını ve bu tür üzücü hadiselerin bir daha yaşanmamasını temenni ediyoruz.


&nbsp;

&nbsp;
Samsun 1 No'lu Şube Başkanlığımız tarafından yapılan Basın Açıklaması metnidir: 

&nbsp;

&nbsp;
TÜRK EĞİTİM-SEN OLARAK ÖĞRETMENİMİZE YÖNELİK ŞİDDETİ NEFRETLE KINIYORUZ

Türk Eğitim-Sen olarak daha birkaç gün önce basın açıklaması yaparak okullarda öğrencilerin ve öğrenci velilerinin sözlü ve fiziksel şiddetine maruz kaldığımızı belirtmiştik.

Öğretmenlerimize yönelik saldırılar son günlerde hız kazanmıştır. Hemen her gün öğretmenlere yönelik şiddet ile ilgili haberler basına yansımaktadır. Öğrencilerin, velilerin fiziki ve sözlü saldırılarına uğrayan öğretmenlerimiz can güvenliğinden yoksun olarak görevlerini yapmaktadır. Eli bıçaklı öğrenciler, eli sopalı veliler okullarda terör estirmekte, öğretmenlerimizin can güvenliğini tehdit etmektedir.

Öğretmene yönelik şiddeti münferit olaylar gibi gösterme çabaları boşa çıkmıştır. Öğrenci ve velilerin öğretmenlere yönelik uyguladığı şiddet dalga dalga yayılmaktadır. Okullarda can güvenliğimiz ortadan kalkmıştır. Milli Eğitim Bakanı Sayın DİNÇER’in açıklamaları bir garabet örneğidir. Şu anda karşımızda öğretmenlere yapılan şiddete karşı kılını bile kıpırdatmayan bir Milli Eğitim Bakanı bulunmaktadır. Bu durum eğitim camiası için büyük bir felakettir.

Ne yazık ki yine olan olmuştur. Bafra Kızılırmak Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Suat Salim GÜNER arkadaşımız güpe gündüz öldüresiye darp edilmiştir. Öğretmen arkadaşımızın durumu ağırdır. Şu anda Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edilmektedir. Öğretmen arkadaşımıza yapılan bu saldırıyı nefretle kınıyoruz.

İlgililer nerededir? Devlet nerededir? Öğretmen arkadaşlarımız öldürüldükten sonra mı önlem alacaklardır? Artık can güvenliğimiz kalmamıştır. Kendileri makam otolarında korumalarla gezenler, korunaklı evde oturanların attıkları hamasi nutukların bizde karşılığı kalmamıştır. Öğretmen arkadaşlarımız bir korku içinde yaşar hale gelmiştir. Okullar herkesin elini kolunu sallaya sallaya girdiği ve öğretmene saldırabildiği mekânlar haline gelmiştir.

Bugün Bafra Kızılırmak Lisesi’nde Öğretmen arkadaşlarımız sevk almışlardır, öğrenciler yaşanan olayı protesto etmek için okula gelmemiş ve eğitim öğretim durmuştur.

Buradan ilan ediyoruz: Bu olayın sonuna kadar takipçisi olacağız. Yapanlar kadar önlem almayanlarda suçludur. Bu nedenle yaptığı açıklamalarla öğretmene karşı şiddeti teşvik ettiğini düşündüğümüz ve okullarda güvenlik önlemi almayan Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER başta olmak üzere şu ana kadar okullarda güvenlik önlemi almayan Samsun Valisi Sayın Hüseyin Aksoy ve İl Milli Eğitim Müdür Sayın Mustafa CORA’yı buradan uyarıyoruz: Gerekli önlemler alınmazsa ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunacağımızın bilinmesini isteriz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur…

Levent KURUOĞLU

Şube Başkanı


&nbsp;

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14345</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14345</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ HATAY’DA</title><description><![CDATA[3 Nisan 2012 Perşembe günü Hatay 1 No’lu Şubemiz tarafından Antakya Öğretmenevinde düzenlenen istişare toplantısına Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ile Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir katıldı. Toplantıda Hatay 1 No’lu Şube Başkanımız Recep Tuncay, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Türkiye Kamu-Sen Hatay İl Temsilcisi Hayrettin Şahin ile birlikte İlçe Temsilcileri ve İşyeri Temsilcileri hazır bulundular. 
Toplantının açılış konuşmasında Şube Başkanı Recep Tuncay, Hatay ilinde yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verdi.
Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir yaptığı konuşmada Genel Merkezin çalışmaları hakkında bilgi vererek, 5 Mayıs Cumartesi günü 7 ilde bölgesel olarak yapılacak mitinglerin önemini anlattı. 4+4+4 Eğitim Sistemi hakkında da Türk Eğitim-Sen’in görüşlerini bildiren Özdemir, kendi sekretarya çalışmaları hakkında da bilgiler verdi.
Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan 4688 Sayılı kanundaki yeni değişiklikleri anlatarak Türkiye Kamu-Sen’in toplu sözleşme masasına sunduğu talepleri detaylı bir şekilde katılımcılara açıkladı. Sekretarya çalışmaları hakkında da bilgiler veren Şahindoğan, katılımcıların mevzuatla ilgili sorularını cevapladı. Daha sonra Reyhanlı ilçesini ziyaret eden Genel Merkez Yöneticileri Reyhanlı İlçe Temsilcisi Tuncay Ayten ile birlikte Yahya Turan Anadolu Öğretmen Lisesi, Jandarma İlköğretim Okulu, 8 Temmuz İlköğretim Okulu ve Cumhuriyet İlköğretim Okulunu ziyaret ederek eğitim çalışanlarıyla ve üyelerimizle görüşerek Türk Eğitim-Sen’in çalışmaları hakkında bilgiler verdiler.
&nbsp;




&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14344</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14344</guid><title>ÖMER DİNÇER YARGI KARARINI BY-PASS ETMEYE Mİ ÇALIŞIYOR?</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı
İsmail Koncuk’un 04.05.2012 tarihinde yaptığı basın açıklamasıdır.
&nbsp;
ÖMER DİNÇER YARGI KARARINI BY-PASS ETMEYE Mİ ÇALIŞIYOR?
Bilindiği gibi Danıştay 10. Dairesi sendikamızın açtığı davada Milli
Eğitim Bakanlığı'nın ''Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'' konulu
genelgesinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermişti. 
Buna rağmen Milli Eğitim Bakanlığı yargı kararının gereğini hala yerine
getirmedi ve 19 Mayıs törenlerinin eskisi gibi stadyumlarda ve alanlarda kutlanmasına
ilişkin bir talimat vermedi. Aksine Milli Eğitim Bakanlığı resmi bayramlarla
ilgili yeni bir yönetmelik hazırlamaktadır. Hatta Milli Eğitim Bakanı Ömer
Dinçer, 19 Mayıs törenlerinin kutlanmasına ilişkin hazırlanan yönetmeliğin
kutlama tarihine yetişeceğini söyledi. 
Görüldüğü üzere Milli
Eğitim Bakanlığı hukuku çiğnemekte ve yargı kararlarını by-pass etmeye
çalışmaktadır. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bu tutumu hukuka hiç saygısı
olmadığını göstermektedir. Hukuku hiçe sayan bir insanın Milli Eğitim Bakanlığı
koltuğunda oturuyor olması ise üzüntü vericidir. Anlaşılan o ki, Milli Eğitim
Bakanlığı bu konuda bir inatlaşmaya girmiştir ve ‘dediğim dedik’ bir yaklaşım sergilemektedir.
Ancak bu inat kimseye bir fayda sağlayamayacaktır. 
19 Mayıs kutlamaları ile ilgili şu anda ciddi bir
belirsizlik vardır. Hatta bazı Valiliklerin yaşanan belirsizlikten dolayı, 19
Mayıs kutlamalarının yargı kararıyla yürütmesi durdurulan genelgeye göre yapılmasına
ilişkin okullara talimat gönderdiği bilgisi sendikamıza ulaşmıştır.
19 Mayıs ruhunu delik deşik etmeye, törenleri okullara hapsetme
çalışanların, sudan bahanelerle milli bayramların içini boşaltmayı
hedefleyenlerin amaçlarına ulaşamayacağı bilinmelidir. Türk Eğitim-Sen
olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nı inadından vazgeçmeye, milli bayramlarımızı sahiplenmeye
ve hukuka saygılı davranmaya çağırıyoruz. Şayet
Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı yeni yönetmelik, milli bayramları yine
okullara hapsederse, stadyumlarda ve alanlarda halkın ve öğrencilerin katılımıyla
kutlanmasına imkân tanımazsa sendika olarak yine yargıya başvuracağız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur. ]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14343</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14343</guid><title>GENEL BAŞKAN “TÜRKİYE’DE TOPLUM DİN VE SİYASET” SEMPOZYUMUNA KATILDI</title><description><![CDATA[
Gazi Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü ile sendikamızın ortaklaşa düzenlediği
“Türkiye’de Toplum, Siyaset ve Din” konulu sempozyum bugün (03.05.2012) G.Ü.
Fen-Edebiyat Fakültesi 75. Yıl Salonu’nda gerçekleştirildi. Sempozyum
geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden üyemiz ve Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç
Dr. Şahin Gürsoy anısına ithaf edildi.
Genel Başkan İsmail
KONCUK da beraberinde Genel Mali Sekreter Seyit Ali KAPLAN ve Genel
Teşkilatlandırma Sekreteri Talip GEYLAN ile birlikte programa iştirak etti.
Sosyoloji Bölüm
Başkanı Doç. Dr. Hayati Beşirli’nin açış konuşmasından sonra söz alan Genel
Başkan İsmail Koncuk, konuşmasında din eğitiminin önemine dikkat çekerek,
özetle şunları söyledi: “İnsanlığın varoluşundan itibaren hayatın en önemli
parçası olan din ve din eğitimi meselesi, bugün de en mühim iştigal hususu
olarak önümüzde durmaktadır. Bugün toplumumuzun yaşadığı bir çok sıkıntının
kaynağında din eğitiminin yetersizliği, toplumun din eğitimi ihtiyacının
sağlıklı ve yeterli düzeyde karşılanamayışı yatmaktadır. Bu yetersizliğin
sonucu oluşan sağlıksız din algısının ortaya çıkardığı sosyal, siyasal ve
ahlaki olumsuzlukların sıkıntısını toplum olarak hep birlikte yaşamaktayız.
Dolayısıyla biz Türk Eğitim-Sen olarak, Kuran-ı Kerim’in ve Hz. Peygamberimizin
hayatının seçmeli ders olarak eğitimin her kademesinde öğretilmesini yıllardır
savuna gelmekteyiz. Biz inanıyoruz ki, din eğitimi toplumsal bir ihtiyaçtır. Ve
devlet bir kamu hizmeti olarak toplumun bu ihtiyacına cevap vermeli, din
eğitimini merdiven altlarına mahkum etmemelidir. İşte bu amaçla 4+4+4 şeklinde
kademelendirilen yeni eğitim sistemi tartışmaları içerisinde bizler, din
eğitiminin seçmeli ders olarak okutulmasını teklif etmiş ve yasanın bunu ihtiva
eden kısmını da desteklemiş idik. Öğrenciler ve öğretmenler açısından ciddi
sıkıntıları beraberinde getiren ve büyük bir karmaşaya neden olacak olan 4+4+4
sisteminin tek olumlu tarafı, bizim de tekliflerimiz içerisinde yer alan din
eğitiminin seçmeli olarak yer almış olmasıdır. Bu açıdan baktığımızda,
diliyoruz ki, çocuklarımız devlet okullarında kutsal kitabımızı anlamıyla
birlikte öğrenecekler ve her Müslüman için model olan Hz. Peygamberimizin
hayatını ve felsefesini hıfzedeceklerdir.” 
Genel Başkanın
konuşmasının akabinde Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Kalender ve
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hayri Duman’ın konuşmalarından sonra sempozyumun
oturumlarına geçildi.
Prof. Dr. Niyazi
Akyüz’ün yönettiği birinci oturumda; Prof. Dr. Niyazi Usta “Aynı Zamanda Aynı
Mekanda Birlikte Yaşamak” konulu, Prof. Dr. Hüsnü Ezber Bodur “Aleviliğin Dini
Tipolojisi Çerçevesinde Analizi” konulu ve Prof. Dr. Fazlı Polat “Dini İnancın
Sosyal Tutum ve Davranışlardaki Belirleyiciliği” konulu tebliğlerini sundular. 
Prof. Dr. Kazım
Sarıkavak’ın yönettiği ikinci oturumda ise; Prof. Dr. Recep Kılıç “Şahin Gürsoy
ve Türkiye Aleviliği” konulu, Prof. Dr. Abdullah Gündoğdu “Laisizmin Türkiye
Temelleri” ve Doç. Dr. Tevfik Erdem de “Demokrasi ve Modernleşme Bağlamında
Türkiye” konulu tebliğlerini sundular.




&nbsp;

 


 

 


 

 


 

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14342</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14342</guid><title>KAYMAKAM EŞİNİN TORPİLLİ GÖREVLENDİRMESİ</title><description><![CDATA[
Sendikamız
üyesi Özlem EROĞLU, eş durumu özründen Edirne İli Süloğlu İlçe Milli Eğitim
Müdürlüğü emrine atanmıştır. Kendisi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü emrindeki
öğretmenler arasında en yüksek puanlı olan kişidir. İlçedeki okullarda öğretmen
açığı oluşması halinde geçici görevlendirmesinin yapılmasını talep etmesine
rağmen, adam kayırmacı zihniyet nedeniyle mağdur edilmiştir. İlçede
öğretmenlerin izne ayrılması sebebiyle boşalan iki kadroya da hizmet puanı
üyemizden daha düşük olan öğretmenler görevlendirilmiştir. İşin ilginç tarafı
ise bu öğretmenlerden birinin Kaymakam Temel AYCA’nın eşi olmasıdır. 
Kendisine
yapılan haksızlığa tahammül edemeyen üyemiz, BİMER’e başvurarak konuyla ilgili
gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmiştir. Başvurusu üzerine
görevlendirilen eğitim denetmeni tarafından hazırlanan soruşturma raporunda,
geçici görevlendirmelerde tercih ve puan üstünlüğüne göre hareket edilmesi
gerektiği, yapılan geçici görevlendirmelerin hukuka aykırı olduğu, üyemizin
görevlendirilmesinin gerektiği açıkça belirtilmiştir. Süloğlu İlçe Milli Eğitim
Müdürlüğündeki hukuksuzluğun açık delili olan bu rapora istinaden İlçe Milli
Eğitim Müdürlüğü tarafından geçici görevlendirmeler iptal edilmediği gibi
üyemizin görevlendirmesi de yapılmamıştır. 
İnceleme
raporu ile hukuksuzluğun açığa çıkarılması, İlçe Kaymakamı Temel AYCA’nın
tepkisine ve üyemize karşı kişisel husumet duygularıyla hareket etmesine neden
olmuştur. Üyemiz, 02.03.2012 tarihli dilekçesinde, Süloğlu İlköğretim Okulu ya
da Cumhuriyet İlköğretim okulundan bir sınıf öğretmeninin rapor alması
durumunda kendisinin görevlendirilmek istediğini belirttiği halde, Cumhuriyet
İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeninin izne ayrılması üzerine, İlçe Milli Eğitim
Müdürlüğünde norm fazlası öğretmen olan ve yine üyemizden daha düşük puanlı
olan öğretmen, “Kaymakamın talebi üzerine..” denilerek görevlendirilmiştir.
Hiçbir kural dinlemeyen “Ben yaptım oldu” zihniyetiyle hareket edilerek
üyemizin mağduriyetinin artarak devam etmesine sebebiyet verilmiştir. 
Türk
Eğitim-Sen olarak üyemize yapılan bu haksızlığa seyirci kalabilmemiz mümkün
değildir. MEB ve Edirne Valiliğine gönderdiğimiz yazılarda, hukuka aykırı olan
geçici görevlendirmelerinin iptal edilerek, üyemizin görevlendirme işleminin
yapılmasını, ilgililer hakkında gerekli işlemlerin başlatılmasını; İçişleri
Bakanlığı’na gönderdiğimiz yazıda ise Süloğlu Kaymakamı Temel AYCA hakkında
yasal işlem başlatılmasını talep ettik. 
&nbsp;
&nbsp;
İçişleri
Bakanlığına yazdığımız yazı için tıklayınız (word pdf)
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; MEB’e yazdığımız yazı için tıklayınız
(word pdf)
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edirne Valiliğine yazdığımız yazı için
tıklayınız (word pdf)
&nbsp; ]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14341</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14341</guid><title>YURTDIŞINA MÜLAKATLA ÖĞRETMEN SEÇİMİNE VE 45 YAŞ SINIRLAMASINA YARGI FRENİ</title><description><![CDATA[
27/09/2011
tarihinde 2011 yılı Yurt Dışında (Almanca ve Fransızca konuşulan Avrupa
ülkeleri ile Afganistan’da) görevlendirilecek öğretmenlerin temsil yeteneği
mülakat kılavuzu yayımlanmıştır. Yayımlanan bu kılavuz ile bakanlık tarafından
bu ülkelere görevlendirilecek öğretmenlerde yazılı sınav olmaksızın sadece
mülakat usulü ile öğretmen seçimi yapılacağı düzenlenmiştir.&nbsp; Türk Eğitim-Sen olarak Anılan kılavuzun
temsil yeteneği mülakatı başlıklı 2. bölümünün ve 1.2. başvuru ve görevlendirme
şartları başlıklı “l” bendinde yer alan“sınav başvurusunun son günü itibariyle
45 yaşından gün almamış olmak” ibaresinin yürütmesinin durdurulması ve
devamında iptali için Danıştay nezdinde dava açılmıştır. Açılan dava da
Danıştay 2. dairesince 2011/10527E sayılı kararı ile bu maddelerin yürütmesi
durdurulmuştur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anılan karar da gerekçe olarak “Bakanlıklararası
Ortak Kültür Komisyonunun Çalışma Esas ve Usulleri ile Bu Komisyon Tarafından
Yurtdışında Görevlendirilecek Personelin Nitelikleri ile Hak ve
Yükümlülüklerinin Belirlenmesine ilişkin 05.06.2003 günlü, 2003/5753 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı'nın 7. maddesinin (j) bendinde ve dava konusu Kılavuzun
dayanağı Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonu'nun 16.9.2011 günlü, 83 sayılı
kararında yapılacak sınavlarda başarılı olmak koşulu düzenlenmiş olmasına
karşın Kılavuzda sadece temsil yeteneği mülakatı yapılması öngörülmektedir.
Objektif olarak önceden belirlenmiş ve tüm adaylara eşit koşullarda uygulanan
mesleki yeterlilik sonucuna başarılı olan adayların temsil yeteneği mülakatına
alınarak yurt dışına gönderilecek öğretmenlerin belirlenmesi gerekirken tek
başına temsil yeteneği mülakatı yapılmasının öngörülmesinde hukuka uyarlık
görülmemiştir.
2011
yılı Yurt Dışında (Almanca ve Fransızca Konuşulan Avrupa Ülkeleri ile Afganistan'da)
Görevlendirilecek öğretmenlerin Temsil Yeteneği Mülakat Kılavuzunun 1.2.
Başvuru ve Görevlendirme Şartları başlıklı maddesinin (I) bendinde yer alan
sınav başvurusunun son günü itibarıyla 45 yaşından gün almamış olmak koşuluna
gelince;
Her
ne kadar idareler kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda, mevzuata ve
kamu hizmetinin özelliklerine göre genel nitelikli, belirli kişilere yönelik
olmayan düzenleyici işlemler tesis etme yetkisine sahip iseler de; üst hukuk
normlarında getirilmeyen ve dava konusu Kılavuzdan önce ve sonra çıkarılan
kılavuzlarda da yer almayan yurt dışında görevlendirilecek öğretmenlerde 45
yaşından gün almamış olmak şartının dava konusu kılavuzda getirilmesinin
hukuken geçerli bir gerekçeye dayanmadığı, üst hukuk normlarına ve hukuka
aykırı olduğu görülmektedir.”&nbsp;denilmektedir. 
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sadece mülakat sınavı ile 2011 yılı
Yurt Dışında (Almanca ve Fransızca konuşulan Avrupa ülkeleri ile Afganistan’da)
görevlendirilen öğretmenlerin seçimi hukuki dayanaktan yoksundur. Anılan yargı
kararı ile yürütmesi
durdurulan madde uyarınca tek başına temsil yeteneği mülakatı yapılarak
görevlendirilenlerin bu görevlendirmelerinin karar uyarınca iptali
gerekmektedir. &nbsp;Bakanlığa daha önce de Danıştay kararlarından
da söz ederek mülakat sınavlarına ilişkin kaygı ve düşüncelerimiz aktarmış
olmamıza karşın, Bakanlıkça ısrarla mülakat sınavı yapılmak istenmektedir. 
Objektif
olarak önceden belirlenmiş ve tüm adaylara eşit koşullarda uygulanan mesleki
yeterlilik sonucuna başarılı olan adayların temsil yeteneği mülakatına
alınarak yurt dışına gönderilecek öğretmenlerin belirlenmesi gerekirken tek
başına temsil yeteneği mülakatı yapılmasına Danıştay “dur” demiştir. Yine
hiçbir hukuki gerekçesi olmadan getirilen 45 yaş sınırı da Danıştay tarafından
hukuka uygun görülmemiş ve yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. 
Türk
Eğitim-Sen bundan önce olduğu gibi bundan sonrada hiçbir hukuksuzluğa sessiz
kalmayacak ve hukuksuz uygulamalara geçit vermeyecektir. 
İlgili karar için
tıklayınız
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14340</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14340</guid><title>1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ BURSA'DA KUTLANDI</title><description><![CDATA[
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Bursa'da
çalışanlarla birlikte 1 Mayıs'ı kutladı.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü Türk-İş Başkanı Mustafa
Kumlu ile birlikte Bursa'da kutlandı. Türkiye Kamu-Sen ve Türk-İş'e bağlı
sendika çalışanlarının katıldığı kutlamada konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen Genel
Başkanı İsmail Koncuk çalışanların yaşadığı sıkıntıları dile getirdi. 

Genel Başkan'ın konuşmasının tam metni: 

&quot;Bizler bu ülkenin işçileri, kamu çalışanları,
işsizleri, emeklileri, yoksulları, kadınları, gençleri için alanlardayız.Türk
milleti olarak barış içinde, özgürce yaşamak için, demokrasi için, ekmek için,
daha güzel bir dünyada, baskısız, insan onuruna yaraşır bir hayat için
birlikteyiz. En temel insani ve demokratik haklarımız için buradayız. Sosyal
adalet ve eşitlik için buradayız.Güvencesiz ve kuralsız çalışmanın
yaygınlaştığı, yoksulluğun insanların kaderi olarak sunulduğu, çaresizliğin ve
biat kültürünün pompalandığı bir dönemi yaşıyoruz.&nbsp;Emekçilerin yarısı
kayıt dışında çalışıyor. 
&nbsp;
Ulusal İstihdam Stratejisinin çalışanlara
karşı olan yaklaşımlarıyla, çalışanlarımızın kıdem tazminatına göz dikiliyor,
asgari ücret bölgeselleştirilmek, esnek ve kuralsız çalışma biçimleri
yaygınlaştırılmak isteniyor.Bundan 10 yıl önce kamuda 10 bin dolayında olan
taşeron işçisi sayısının, 400 binlere ulaştığını üzülerek
görüyoruz.Sendikasızlaştırma yaygınlaşıyor, sendikal örgütlenmenin önüne
engeller çıkarılıyor. 
&nbsp;
Ama hiçbir baskı bizleri yıldıramaz.
Hiçbir güç, bizleri yolumuzdan döndüremez.Tüm çalışanların grevli toplu
sözleşmeli sendikal haklara sahip olduğu bir Türkiye için, sosyal devlet için
direneceğiz.
Çoğulcu demokrasinin sınırlarını
genişletmek, gerçek anlamda sendikal haklarımıza kavuşmak, sosyal devlet
ilkesinin hayata geçirmek için direneceğiz.Toplumsal barış ve huzurun
sağlanması için, uzlaşma, hoşgörü ve bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi
için direneceğiz. 
&nbsp;
Bu milletin çıkarı savaşlarda değil barıştadır.
Çevremizdeki ülkelerin savaşması için değil, barışması için, Atatürk’ün “yurtta
sulh, cihanda sulh” şiarının hayat bulması için direneceğiz. Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin tüm kurumlarının hukuk devleti anlayışıyla hareket
etmesi için alanlardayız.Anti demokratik sendikal yasalar değişsin diye, toplu
pazarlık ve örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılsın diye, vatandaşlarımızın
yüzü gülsün diye direneceğiz.
&nbsp;“İnsan onuruna yaraşır
iş” herkesin hakkıdır. İstihdamın korunması, geliştirilmesi ve işsizliğin
önlenmesi için alanlardayız. 
&nbsp;İnsan onuruna yaraşır
bir hayat istiyoruz. Çok mu?Adil bir gelir dağılımı istiyoruz. Çok mu?Hakça bir
paylaşım istiyoruz. Çok mu?
&nbsp;Güvenceli bir çalışma
hayatı istiyoruz. Çok mu?Taşeronlaşmanın son bulmasını, esnek, güvencesiz,
sözleşmeli personel istihdamının kaldırılmasını, asıl işin taşeronlara
yaptırılması uygulamasından vazgeçilmesini istiyoruz. Dar ve sabit gelirlinin
üzerine bir karabasan gibi çöken vergi adaletsizliğinin son bulmasını
istiyoruz. “Çalışanların, emeklilerin açlık
sınırının altında ücret almasına bir son verilsin” diyoruz. 
&nbsp;
İşsizlik Fonu’nda biriken paraların peşkeş
çekilmesinin önlenmesini istiyoruz.&nbsp;Sosyal güvenlik fonlarının amacı
dışında kullanılması düşüncesinden vazgeçilmesini istiyoruz. Çok mu? Olamaz mı?
Yapılamaz mı?İnanın ki çok değil; inan ki imkânsız değil. 
&nbsp;
Çok kıymetli emekçi kardeşlerim,
&nbsp;
Engellilerin toplumsal hayata eşit
bireyler olarak katılması sağlanmalıdır.Ülkemizi gerginliğe sürükleyerek, memurun, işçinin,
emeklinin sorunlarını hasıraltı etme,&nbsp;gündemi saptırma amacı güdenler,
çalışanlara ve sendikacılığa en büyük darbeyi vurmaktadır.Çalışanların örgütlü
mücadelesini zayıflatarak, küresel saldırılar karşısında bizleri çaresiz
bırakmak isteyenler var.Ne yazık ki bugün, çalışanlara karşı uygulanan
hukuksuzluk var.&nbsp;Bugün, kamu görevlilerine verdiği sözleri unutanlar,
attıkları imzaya sahip çıkamayanlar var.Bugün karın tokluğuna çalışacak bir iş
arayan milyonlarca işsizimiz var.Üniversiteyi bitirmiş ama çaresizlik içinde
kıvranan milyonlarca gencimiz var. Yüz binlerce okulda milyonlarca öğrenci
öğretmen beklerken; ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmenimiz
var.&nbsp;&nbsp; Bugün en küçük ekonomik olumsuzlukta işten çıkarılan, sendika
üyesi olduğu için sürülen, tehdit edilen, iş akdi feshedilen çalışanlar
var.Bugün emeğinin karşılığını alamayan, alın terini akıtan ama kıymeti
bilinmeyen çalışanlar var.Bütün bu olumsuzlukların üstüne, bizleri birbirimize
düşürmek isteyen, her fırsatta milletimiz içine nifak tohumları ekmek
isteyenler var.Ancak birliğimizi ve beraberliğimizi yenecek hiçbir güç de
yok.Bizler birlik oldukça, hiçbir güç, bizleri yok saymaya, haklarımızı gasp
etmeye yetmeyecektir.
&nbsp;
“Girmeden tefrika millete, düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler; onu top sindiremez”
&nbsp;
Bizler bir oldukça, bu milleti sindirmeye hiç kimsenin
gücü yetmeyecektir.Bugün burada işçi, memur, emekli, işsiz her kesimden
emekçimizin yürekleri, insan onuruna yaraşır bir yaşam için atıyor. 
Hak aramak kutsal bir mücadeledir.Bizler bu mücadeleyi
yalnızca bir alanda değil; her alanda, her platformda veriyoruz.Bu nedenle
Taksim, yalnızca bizlerin 1 Mayıs kutlamalarını gerçekleştirme mücadelesi
verdiğimiz alanın adı değil.Bugün taksim, memuruyla, işçisiyle, işsiziyle,
emeklisiyle, hepimizin sorunu.Sorunumuz gelirin adil taksimi, hakların adil
taksimi, hukukun adil taksimi, külfetin de nimetin de adil taksimidir.Bu
nedenle 1 Mayıs bayramımızın artık Taksim’de de kutlanabiliyor olmasının bizler
için ayrı bir anlamı var.Umudumuz ve dileğimiz, gelirin de, hakların da, hukukun
da, adaletin de, nimetin de, külfetin de adil taksim edildiği bir ülkedir.
Mücadelemiz, taksimin adil yapılması içindir.Ne mutlu
ki, bugün burada toplanan kalabalığa baktığımda, aydınlık bir gelecek
görüyorum.Bugün burada toplanan kalabalığa baktığımda; insanımızın adil bir
ülke, hakça bir paylaşım, insan onuruna yaraşır bir hayat özlemini ve bu uğurda
mücadele etmekte ne denli kararlı olduğunu görüyorum.
&nbsp;
Bugün burada, “toplu sözleşme ve grev hakkı olmayan
sendika, sendikalı olmayan çalışan kalmasın” diyen milyonların iradesini
görüyorum.“Babam bugün işten atılmasın” diyen çocukların, yaşama sevinçlerini
görüyorum.Baharın kurumuş dallara hayat verdiği gibi 1 Mayıs da çalışanın
mücadelesine yeni bir soluk, yeni bir hayat verdi.Dallar çiçeğe duruyor; siz burada
yeni bir destanın ilk satırlarını yazıyorsunuz.Buraya geçmişin destanını
okuyarak geldiniz; şuna emin olun ki gelecekte sizin destanınız okunacak. Gözlerinize
baktığımda gördüğüm ışık, inanmışlığımızın, azmimizin ve kararlılığımızın
işareti.Güzel ülkemin dört bir yanından yayılan coşku, kardeşliğimizin eseri;
geleceğimizin teminatı.Bu birlikteliğimiz, bu mücadele azmimiz sürdükçe,
önünüzde hiçbir gücün duramayacağından emin olun.Bizleri ayırmaya, kardeşi
kardeşe kırdırmaya çalışanlar asla bu emellerine ulaşamayacak.Bir arada
kardeşçe, daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz, haklarımızı elde edebilmek
için daha güçlü bir mücadele vereceğiz.Bu birliktelik, bizleri Atatürk’ün
işaret ettiği muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracaktır. Bu birliktelik,
Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, bir ve bütün olarak ilelebet
payidar kılacaktır. Emekçi, emeğinin, alın terinin ve yüreğinin gücünün farkına
vardığında emin olun, yarınlar daha güzel olacak.Bu coşku, azim ve umut,
çalışanlarımızın üzerine çöken kara bulutları dağıtacak, güneşli, güzel
günlerin habercisi.

Yaşasın hak mücadelemiz, yaşasın kardeşliğimiz, yaşasın 1 Mayıs.&quot;







 


 

 


 

 


 
 

 


 
 

 


 

 
 


 

 

 &nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14339</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14339</guid><title>19 MAYIS GENELGESİNE DANIŞTAY GEÇİT VERMEDİ!</title><description><![CDATA[&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Milli Eğitim Bakanlığı, 11.01.2012 tarihinde 19 Mayıs törenlerinin Başkent dışındaki il ve ilçelerde öğrencilerin katılımıyla ve sadece okullarda yapılması doğrultusunda 817 sayılı genelgeyi yayınlamış idi. Bakanlığın yönetmeliklere aykırı bu uygulaması kamuoyunda büyük infial uyandırmış ve haklı eleştirilerle karşılanmıştı. 

Sendika olarak biz de Bakanlığın saçma gerekçelerle böylesi bir uygulamayı hayata geçirmesinin kabul edilemez olduğunu söylemiştik. Hatırlanacağı üzere MEB; çocukların törenlerde üşüdüğü, derslerinden geri kaldığı ve törenlerde giydikleri kıyafetlerinin de ailelerden tepki aldığı gerekçelerini öne sürmüştü. Bu gerekçelerin milli bayram kutlamalarının iptal edilme gerekçesi olamayacağını; eleştirilen hususların yeniden düzenlenerek bayramın halkımızın katılımını sağlayan ortak törenlerle kutlanmaya devam ettirilmesi gerektiğini defalarca dile getirmemize rağmen Bakanlık inadından vazgeçmedi.

Fakat yargı, uygulamanın hukuki açıdan eksiklerini de tespit ederek Danıştay 10. Dairesince 2012/335E sayılı&nbsp; karar ile yürütmesini durdurmuş ve bir yanlışlığa geçit vermemiştir. Dava konusu edilen genelgenin, yönetmelik ve yönergeye aykırı saptamalar içerdiği gibi bir düzenleyici işlemde olması gereken açık ve belirgin olma niteliğini de taşımadığı; bu haliyle anılan genelgenin 19 Mayıs’ta il ve ilçe düzeyinde yapılacak törenlere öğrencilerin katılıp katılmayacağını belirsiz hale getirdiği ve yürürlükteki yönetmelik ve yönergeye aykırı uygulamalara yol açabileceği gerekçesiyle yürütmesini durdurmuştur.

Şu halde Bakanlığa düşen, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nı örf ve adetlerimize uygun şekil ve kıyafetlerle, 19 Mayıs 1919 ruhuna yakışır bir usulde stadyumlarda/alanlarda halkımızın ve Türk gençliğinin katılımıyla coşkulu bir şekilde kardeşlik havasında kutlanması için acilen gerekeni yapmak ve inadından vazgeçmektir. 


&nbsp;
Danıştay’ın ilgili kararı için tıklayınız

]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14337</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14337</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ TOKAT’TAYDI</title><description><![CDATA[
Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizin planlı şube ziyaretleri devam ediyor. Genel Sekreter Musa AKKAŞ ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN Tokat Şube Başkanlığını ziyaret etti.
&nbsp;
Ziyaret vesilesiyle sendika binasında basın toplantısı düzenlendi. Genel Sekreter Musa AKKAŞ tarafından basın mensuplarına toplu sözleşme taleplerimiz, gündemdeki konular ve Türk Eğitim - Sen’in bakış açısını yansıtan açıklamalar yapıldı.
&nbsp;
Genel Merkez Yöneticilerimiz ve Şube Yönetim Kurulu Üyeleri&nbsp;Türk Eğitim - Sen Turhal İlçe Temsilciliği tarafından organize edilen ve üyelerimizin&nbsp; katılımı ile gerçekleştirilen toplantıya katıldılar. Toplantıda Şube Başkanı Hakan AKKAYA ve Genel Sekreter Musa AKKAŞ birer konuşma yaptılar.
&nbsp;
Genel Sekreter AKKAŞ öğretmenlerimize yönelik son günlerde hız kazanan saldırılara değinerek, Milli Eğitim Bakanlığı’nı eleştirdi. Bakan Dinçer’in ve bürokratlarının öğretmenlere yönelik şiddete karşı herhangi bir adım atmamasını ve öğretmenleri sahiplenmemesini manidar bulduğunu kaydederek, “Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer; genç nesilleri yarınlara hazırlayan, öğrencilerini kendi çocuğu gibi sahiplenen, onların dertleriyle dertlenen,&nbsp;sevinçlerine ortak olan, yeri geldiğinde öğrencilerinin kalemini, defterini alan, onlarla ekmeğini paylaşan, büyük bir özveri ile görev yapan öğretmenlerimize yapılan bu insanlık dışı muameleye daha ne kadar sessiz kalacaktır?
&nbsp;
Sayın Dinçer ne zaman makam odasından dışarı çıkacak, kendi personeli ile kucaklaşacak ve onları sahiplenecektir?
&nbsp;
Bakan Dinçer ne zaman bu konuda önlem alınması için Bakanlığı en üst seviyede alarma geçirecektir?” diye sordu.
&nbsp;
Bakanlığın, Alo 147 hattı ile öğretmenleri rencide ettiğini kaydeden Akkaş, bu tür yaklaşımlar sonucunda öğretmenlerin etkisizleştirildiğini, yetkisizleştirildiğini, değersizleştirildiğini söyledi. AKKAŞ sözlerine şöye devam etti: “Öğretmenleri çok maaş alıp, az çalışıyormuş gibi kamuoyuna lanse edenler, öğretmenlerin maddi ve özlük haklarını hiçbir şekilde savunmayanlar, sözleriyle öğretmenleri incitenler, onları küçümseyip, hor görenler okullarda öğretmene uygulanan şiddetin bir numaralı sorumlularıdır. Okullarda öğretmenin etkinliği son yıllarda çok azaltılmıştır. Öğretmenler etkisizleştirilmiş ve yetkisizleştirilmiştir. Disiplin yönetmelikleri çok yetersizdir. Milli Eğitim Bakanlığı ödenek ayırmadığından okullarda alınan güvenlik önlemleri yetersizdir. Hatta okulların büyük kısmında hiçbir şekilde güvenlik önlemi alınmamaktadır. Bu okullarda güvenlik, nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanmaya çalışılmaktadır. Öğrenciler okula kesici aletle gelebilmektedir. Rehber öğretmeni bulunan okul sayısı çok azdır. Okullarda güç kullanmaya eğilimli gruplaşmalar ve tehdit boyutunda gruplaşmalar olduğu gözlemlenmektedir. Bu tür gruplaşmaları itibar ve ayrıcalık kazanmak olarak gören bazı öğrenciler arkadaşlarına, öğretmenlerine ve okul idarecilerine şiddet uygulamakta, böylece okullar Teksas’a dönmektedir. Öğrencilerin dizi karakterlerine özenmesi, onlar gibi davranması, şiddet içerikli görüntüler, haberler, dizi ve filmler de öğrencileri şiddete yöneltmektedir. AKKAŞ; Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den öğretmenleri koruyup, kollamasını, onları sahiplenmesini, şiddet olaylarına karşı tedbir almasını ve öğretmenlere kaybettiği itibarını geri kazandırmasını istedi. 




&nbsp;

 


 

 


 

 


 

 

&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14336</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14336</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ ERZİNCAN’DAYDI</title><description><![CDATA[Genel Merkez Yöneticilerimizin şube ziyaretleri devam ediyor. Genel Sekrteter Musa AKKAŞ, Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN Erzincan Şube Başkanlığını ziyaret etti. 
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genel Sekreteter Musa AKKAŞ ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN Şube Yönetim Kurulu ile birlikte Erzincan İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Necmi ÖZEN’i&nbsp; makamında ziyaret etti. Ziyarette sendikal faaliyetler, eğitim çalışanlarının sorunları ve Erzincan’da eğitim-öğretimde yaşanan sıkıntılar konusunda fikir alışverişinde bulunuldu. Genel Merkez Yöneticilerimiz şube yöneticilerimizle birlikte İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ndeki tüm birimleri ziyaret ederek çalışanlarla sohbet etti. Sorunları dinledi. Sendikamızın yaptığı faaliyetler ile ilgili bilgi verdi.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Merkez Yönetim Kurulu üyeleri Erzincan Şubemiz tarafından düzenlen İşyeri Temsilcileri İstişare Toplantısına katıldı.Toplantıda şube yönetim kurulu, Kadın Komisyonları ve çok sayıda İşyeri temsilcisi hazır bulundu. Şube Başkanı Rahmi ÖZDEN’in açılış konuşmasından sonra Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN katılımcılara bir konuşma yaptı. KOCAKAPLAN; 15 Haziran tarihine kadar yapılması gerekenler ile Genel Merkezin faaliyetleri hakkında bilgiler vererek, desteklerinden dolayı eğitim çalışanlarına, İlçe Temsilcilerine, İşyeri Temsilcilerine ve yönetim kuruluna teşekkür etti. KOCAKAPLAN şunları kaydetti: “Türk Eğitim - Sen şimdiye kadar hep ilkleri yapmış ve her konuda öncü olmuş sendikadır. Ferdi kaza sigortası hizmetimiz başlayalı on yıl oldu. Bu sene teminat bedeli 15 bin liraya yükseltilmiştir. Bu güne kadar üye ve üye yakınlarına Grup Ferdi Kaza Sigortası Poliçeleri kapsamında&nbsp; 1milyon 120 bin 950 lira ödenmesini sağladık.Hiç ödeme yapmamış olmayı dilerdim. Ama her şey bizim için . Gidenleri geri getiremiyiz ama yaraları sarmada bir nebze başarılı olabildiysek ne mutlu bize” dedi. Konuşmasında Kalite Yönetim Sistemi konusunada değinen KOCAKAPLAN “ Türk Eğitim Sen olarak çalışmalarımızın merkezinde, odak noktasında üyelerimiz var. Her zaman üyelerimize daha nasıl iyi hizmet sunarız diye arayış içersindeyiz. Kalite Yönetim Sistemi’de bu gayretimizin bir göstergesidir. Bir çok sivil toplum örgütü, sendika; kendi denetim birimlerini bile düzgün işletmezken, zorluk çıkarırken Türk Eğitim Sen dışarıdan bir kuruluşa kapılarını ve birimlerini açarak,&nbsp; kendini denetletiyor, hizmetlerinde vermliliği, kaliteyi&nbsp; sürekli kılmaya çalışıyor” dedi.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Daha sonra kürsüye gelen Genel Sekreter Musa AKKAŞ 4+4+4 sistemi ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. 4+4+4 sistemi ile iligili yaşanan tartışmaların toplumu gerdiğini kaydederek, bu sistemi ile aceleyle ihdas edildiğini belirtti. AKKAŞ şunları kaydetti: “Bu sistem vakit geçirilmeden yeniden görüşülmelidir. 4+4+4 modeli ile sınıf öğretmenlerinin yüzde 20'sini norm kadrosu yapacaktır. Cumhuriyet tarihi boyunca birinci kademedeki 5 yıllık tecrübemiz paketlenip çöpe atılmaktadır. Ortaokul eğitiminin 3 yıldan 4 yıla çıkarılması sonucunda ise yeni branş öğretmenlerine ihtiyaç duyulacaktır. Bu sistemde okul öncesi eğitimin zorunlu olmaması büyük bir hatadır. Diğer yandan 5 yaşındaki oyun çocuklarını 2012-2013 eğitim yılında 1. kademe 1. sınıfa kaydedeceğiz. Oysa 5 yaşındaki çocuklar henüz oyun çağındadır. Kas, sinir koordinasyonu gelişmemiş çocuklara okuma-yazmayı , kalem tutmayı nasıl öğreteceğiz? Okul öncesi eğitim almış 6 yaş gurubundaki çocuklarımız ile okul öncesine hiç gitmemiş 5 yaşındaki çocuklarımızı beraberce okula alacağız. Ayrıca okulların kapasitesi 5 yaşındaki çocukları okula almayı kaldırabilecek mi? Tüm bu gerçekler, toplumsal talepler ve eğitimcilerin görüşleri dikkate alınarak yeniden düzenleme yapılmalıdır. İmam hatip okullarının orta kısmının açılması, Kuran-ı Kerim ve Peygamberimizin hayatının seçmeli ders olması ise olumlu düzenlemelerdir. Ulu Önder Atatürk “Bir milleti ayakta tutan dil birliğidir, din birliğidir” diyerek, dilin ve dinin önemine vurgu yapmıştır. Din eğitimin devlet eliyle verilmesi son derece önemlidir.”
&nbsp;




&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 

 


 

 

 ]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14335</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14335</guid><title>TOPLU SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİ BAŞLADI</title><description><![CDATA[Hükümet ve memurlar 2012-2013 maaş artışını belirleyecek toplu sözleşme görüşmeleri için bir araya geldi.
Kamu görevlileri sendikaları ile hükümet arasındaki toplu sözleşme görüşmelerinin ilk oturumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndaki Eşref Moralı Toplantı Salonu'nda başladı.
Toplantıya Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve yetkili sendikalarımızın genel başkanları Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel katıldı.
Toplantının açılışında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, toplu sözleşme görüşmelerinin ilk toplantısını yaptıklarını belirterek, ''Bugün kamu görevlileri sendikacılığı ve çalışma hayatı açısından tarihi bir gün yaşamaktayız. Çünkü kamu görevlileri sendikacılığında ilk kez toplu sözleşme görüşmesi yapılmaktadır. Bu tarihi gün 2009 yılında hükümetimiz tarafından Emek ve Dayanışma Günü ilan edilen 1 Mayıs'ın hemen arefesinde gelmesi de ayrıca sevindiricidir'' dedi.
Bugün, 2 milyon 600 bin kamu çalışanı ile 1 milyon 900 bin emekliyi doğrudan ilgilendiren önemli bir adım atıldığını ifade eden Çelik, ''Atılan bu adımın ülkemize, milletimize ve tüm kamu çalışanlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum'' diye konuştu.
Toplantının açılışında konuşan Bakan Çelik, 12 Eylül'de yapılan referandumun en önemli sonuçları arasında kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmasının da yer aldığını belirtti. Toplu sözleşme sistemini mümkün kılan kanunun hazırlık sürecinin sosyal tarafların katılımıyla yürütüldüğünü ifade eden Çelik, tasarının Başbakanlığa ve TBMM'ye intikal etmesine ilişkin bütün süreçlerde sosyal tarafların katkıları alındığını anlattı.
Son 10 yılda gerçekleştirilen toplu görüşmelerde Hükümet adına verilen sözlerin tamamının gerçekleştirildiğine işaret eden Çelik, kamu personel sistemini ilgilendiren 65 konuda önemli düzenlemelerin yapıldığını vurguladı.
Küresel ekonomik krizin bütün dünyayı etkilediğini ifade eden Çelik, henüz krizin bitmediğini söyledi. Türkiye'nin alınan ekonomik tedbirler sayesinde krizi hafif hissettiğine işaret eden Çelik, kriz sebebiyle pek çok Avrupa ülkesinde kamu harcamalarında kısıtlamaya gidildiğini, ücretlerin dondurulduğunu, işten çıkarmalar gerçekleştiğini anlattı.
Bütün bu gelişmelere rağmen 10 yıllık dönemde kamu personelinin enflasyona ezdirilmediğini vurgulayan Çelik, ''2002 yılında aile yardımı dahil en düşük devlet memuru aylığı 392 TL iken 2012 yılı ocak ayı itibariyle aile yardımı dahil en düşük devlet memuru aylığı bin 633 TL'ye çıkmıştır. 2002 yılında aile yardımı dahil ortalama devlet memur aylığı 578 TL iken 2012 ocak ayı itibariyle aile yardımı dahil ortalama devlet memuru aylığı bin 894 TL'ye çıkmıştır'' diye konuştu.
GENEL BAŞKAN İSMAİL KONCUK TOPLANTIDA KONUŞMA YAPTI.
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk toplantıda yaptığı konuşmada kamu çalışanlarının yaşadığı sıkıntılara değinerek,&nbsp; Konfederasyonun taleplerini açıkladı. Genel Başkan konuşmasında şunları söyledi:
&nbsp;
“Memurlarımızın uzun ve zorlu geçen bir bekleyiş sürecinin ardından, nihayet toplu sözleşme görüşmeleri başlamıştır. Milyonlarca kamu görevlisi, emekliler, dul ve yetimler, gazilerimiz ile şehit yakınları neredeyse bir yıldır, bir türlü kurulmayan ve kurulmamakta ısrar edilen toplu sözleşme masasını beklemektedir.Ancak, çocuklarına harçlık dahi veremeyecek duruma gelmiş kamu çalışanlarımızın yüzünü güldürecek bir sonuç için umut besleyen aileler, ne yazık ki Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bir biri ardına gelen olumsuz açıklamalarıyla, adeta yıkılmıştır.Toplu sözleşme görüşmeleri başlamadan, Bakanlar bir anlamda pazarlıkları kendileri açısından sonlandırmış, her sene duymaya alışık olduğumuz, bütçe imkânları, bütçe açığı, cari açık, personel gideri gibi bahaneleri sıralamaya başlamışlardır. Ülkenin her türlü lüzumsuz harcamasında seslerini çıkarmayan yetkililer, nedense konu memurlara geldiğinde, birden bütçe gerçeklerini ve ülkenin borçlarını hatırlamaktadırlar.Bakanlar, Avrupa’nın ekonomisi kötü birkaç ülkesini örnek gösterip, memurların işten çıkarıldıklarını iddia ederek adeta memurlarımıza gözdağı vermektedirler. Ancak aynı Bakanlar, Avrupa’nın diğer ülkelerindeki ekonomik, sosyal, demokratik ve sendikal hakları hiç gündemlerine almıyorlar, görmezden geliyorlar. Biz bu tür olumsuz açıklamaları, toplu sözleşme masasının, daha görüşmeler başlamadan baskı altına alınması girişimleri olarak görüyor ve toplu sözleşme masasında özgürce pazarlık yapılabilmesi için gerekli hukuki ve ahlaki alt yapının oluşturulmasını istiyoruz.İnşallah, toplu sözleşme süreci başlamadan Sayın bakanların yaptıkları olumsuz açıklamalar, umutla bekleyen milyonların hüsranı olarak masaya yansımaz. Her şeye rağmen Türkiye Kamu-Sen olarak, toplu sözleşme görüşmeleri boyunca kamu görevlilerimizin bize verdiği sorumluluğun bilinci içinde hareket edeceğiz ve kamu görevlilerimizin hak ve menfaatlerini savunmayı, ısrarla sürdüreceğiz.Toplu sözleşme masasında memurların pazarlanmasına asla müsaade etmeyeceğiz ve kamu görevlilerimizin toplu sözleşmelerdeki gözü, kulağı, sesi ve gerçek temsilcisi olacağız.&nbsp;&nbsp;&nbsp; 
&nbsp;
Geride kalan zaman içinde ihmal edilen, en önem verdikleri yasal düzenlemeleri geciktirilen, maaş zammı verilmeyerek adeta unutulan, geri plana atılan memurlarımız mutsuzdur. Toplumda memurlarımızın hiçbir işe yaramadığı, memurlara verilecek maaş zamlarının işsizliği artıracağı, yatırımları düşüreceği, bütçe dengesini bozacağı ve ülkemizdeki tüm sorunların kaynağı olduğu yolunda asılsız bir kanaat oluşturulmuştur. Yıllardır kamu çalışanlarına bu gerekçelerle kamu çalışanlarına yeterli maaş zammı verilmediği halde ne işsizlik azalmış, ne yatırımlar çoğalmış ne de adil bir gelir dengesi kurulabilmiştir.Adeta küresel sermaye ve siyasiler, el birliği yaparak milletimizle memurları karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır. Siyasiler, belki bu yöntemle memurlarımızın haklı feryatlarının sesini kısacaklarını düşünüyorlar ancak; bu durum devletimizle ve milletimizle hesabı olanların ekmeğine yağ sürüyor. Milletimiz memuruna karşı tepkili, memurun çalıştığı kuruma karşı tepkili, dolayısıyla devletine karşı tepkili ve tahammülsüz hale getirilmek isteniyor. Dolayısıyla memurlar kullanılarak devletimiz yıpratılmaya çalışılıyor. Yıllardır uygulanan politikalar sonucunda, memurların maaşları yetersiz hale getirilmiş, kamudaki ücret adaletsizliği artmış ve eşit işe eşit ücret getirmesi için çıkarılan uygulamalar yeni adaletsizlikler doğurmuştur. Bugün 1 milyondan fazla memurumuz ailesinin geçimini sağlayacak kadar ücret alamamaktadır. Memurlarımız, olumsuz çalışma koşullarına, elektriksiz, telefonsuz, masasız iş yerlerine, sobasız, kömürsüz, odunsuz sınıf odalarına mahkûm edilmişlerdir. Bütün bu söylenenlerden ve yapılanlardan sonra memurlarımız, kendilerini dışlanmış ve geri plana itilmiş hissetmekte, ancak etkili, verimli ve güler yüzlü hizmet sunmaya gayret etmektedirler. Bizler bu noktadan hareketle memurun mutluluğunun millete, milletin mutluluğunun da devletimize yansıyacağı düşüncesindeyiz. Bu gün memurumuz, yüzünün güldürülmesini beklemektedir. Yıllardır sadakatle verdiği hizmetlerinin karşılığını beklemektedir. Bu gün memurumuz, elinden alınan itibarının iadesini beklemektedir.
&nbsp;
Kamu çalışanlarının kendilerine ve ailelerine yetecek ve insanca yaşamalarını sağlayacak kadar ücret istemesini, daha iyi çalışma koşulları talep etmesini farklı yönlere çekmek ve başka türlü göstermek, kimseye bir fayda getirmez. Bizler kamu çalışanları olarak hiç kimsenin hakkını istemiyoruz. Hak ettiğimizden fazlasını da istemiyoruz. Nerede çalışırsa çalışsın, herkesin kendisine ve ailesine yetecek kadar ücret alması gerektiğini düşünüyor ve bunun için çaba sarf ediyoruz. Eldeki kaynakların adil dağıtılmasını istiyoruz.Bu gerçekler ışığında, 2011 yılında yapılması gereken toplu sözleşmeler; siyasetçilerin vurdumduymaz tavırları, boş vermişlikleri, memurları ikinci plana atmaları, önceliği farklı kesimlere vermeleri nedeniyle 1 yıl gecikmiş ve memurlarımız tam 5 ay boyunca zamsız maaşa mahkûm edilmiştir.Ocak-Mart arasında üç aylık enflasyon %1,55 olmuştur. Son bir yıllık enflasyon ise %10,4’tür. Bazı kamu görevlilerine ödenen ek ödemelerde yapılan kısmi düzenlemeyi saymazsak, Temmuz 2011’den bu yana, yani 9 aydır, memurlarımız maaş zammı alamamış adeta unutulmuştur.Ülkemizin dört bir yanında elverişsiz çalışma şartları, yetersiz hizmet içi eğitim, yetersiz araç gereç ve kısıtlı kaynaklarla, görevini en iyi şekilde yerine getirmek için canını dişine takıp çalışan memurlar; uygulanan yanlış politikalar nedeniyle mağdur edilmektedirler.Son bir yıl içinde sivri biber %185, dolma biber ve patlıcan %128, mandalina %102, salatalık %95, nohut %65, marul %64, yumurta %52, tavuk eti %38, sabun %33, deterjan %27 zamlanmıştır. Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, toplu sözleşme masasına makul taleplerle gelmemizi istemiştir.Yaşamın bu denli pahalılaştığı bir dönemde, Hükümet bir yılda benzine %23, mazota %24, kömüre %26, doğalgaza %34, elektriğe %19 zam yaparken ne kadar makul davranmıştır?Memurların daha ne kadar makul olmasını beklemektedir? Şundan emin olunsun ki; Türkiye Kamu-Sen’in talepleri, Hükümetin yaptığı zamların daha üzerinde değildir. Bu zamlar ortadayken, tam 5 aydır memurlarımız zamsız maaş alıyorlarken, Sayın Bakan’ın aklındaki “makul talep” anlayışını da merak ediyoruz.
&nbsp;
Bizler hakça bir paylaşım, adil bir gelir dağılımı istiyoruz Amacımız kamu çalışanlarını açlık sınırından kurtarmak ve insanca yaşayabileceği bir ücrete kavuşturmaktır. OECD ülkeleri içinde en zengin kesimle en yoksul kesim arasındaki uçurumun en büyük olduğu, gelir dağılımının en bozuk olduğu, yoksulluk oranının en yüksek olduğu ülke konumundan kurtulmak istiyoruz.Açlık sınırı 1272; yoksulluk sınırı ise 1653 TL’ye yükselmiştir. Dört kişilik bir aile, yalnızca mutfak masrafı ve ev kirası için aylık 1302 liraya ihtiyaç duyduğu bir ortamda, memurlarımız ve emeklilerimiz tam anlamıyla kaderiyle baş başa bırakılmıştır.Bu gelişmeler ışığında, bu yıl yetkililerden iyi niyetli yaklaşımlar bekliyor ve mazeret üretmek yerine çözüm üretmelerini diliyoruz. Buna göre Toplu sözleşme görüşmelerinde ilk olarak;Memur maaşını oluşturan bütün kalemler ile ek ödeme, döner sermaye ve diğer ödemelerin de emekli keseneğine dâhil edilmesini istiyoruz.Kamu görevlilerinin emekli ikramiyesi için öngörülen 30 yıl sınırlamasının kaldırılmasını, bu yolla her çalışanın çalıştığı süre ile orantılı olarak emekli ikramiyesi almasını talep ediyoruz.Bu yolla emekli olacak memurlarımızın da emeklilerimizin de yüzlerinin gülmesini amaçlıyoruz.Yardımcı hizmetler sınıfında çalışan personelin tamamının, bir defaya mahsus sınavsız olarak memurluğa geçirilmesini istiyoruz.Güvenlik görevlilerimizin yıpranma payı, silah tazminatı gibi sorunlarının tamamının çözülmesini amaçlayacak taleple toplu sözleşme masasına gidiyoruz.
2012 yılının Ocak ayında memur maaşlarına artış yapılmaması nedeniyle tüm kamu görevlilerine, geciken süre ile orantılı olarak gecikme faizi ödenmesini istiyoruz.2012 yılı için ise Ocak ayından itibaren geçerli olmak üzere tüm kamu görevlilerinin ve emeklilerin maaşlarına taban aylığa yansıyacak şekilde aylık 100 TL net zam ve buna ilaveten tüm kamu görevlilerine ve emeklilerine 2012 yılı için birinci ve ikinci aylık dilimlerde ayrı ayrı %10’ar (%10+10) maaş artışı talep ediyoruz.Sayın Başbakan, dindar nesil yetiştirmek istediğini her fırsatta dile getirmektedir. Ancak dindar nesilleri yetiştirecek olan aileler, ekonomik yokluklar içinde Dini Bayramlarımızın coşkusunu ne kendileri yaşayabilmekte, ne de çocuklarına ve torunlarına yaşatabilmektedirler. Memurlarımızın Dini Bayramlarımızı gönül rahatlığı içinde geçirebilmeleri, kurban kesmek, bayram ziyaretlerine gitmek, hediyeleşmek gibi dini vecibelerini rahatlıkla yapabilmeleri ve dindar nesil yetiştirebilmeleri için,&nbsp; yılda iki kez Dini Bayramlar öncesinde, tüm kamu görevlilerine brüt asgari ücret tutarında (886,5 TL) “Bayram İkramiyesi” istiyoruz. Ek gösterge ile ortaya çıkan adaletsizliklerin giderilmesini, Yardımcı Hizmetler ve Genel İdare Hizmetleri personelinin ek gösterge sorunlarının çözülmesini, en düşük ek gösterge rakamının 2200 olarak belirlenmesini ve tüm ek gösterge rakamlarının 800’er puan artırılmasını talep ediyoruz. Özel hizmet tazminatında yaşanan adaletsizliklerin giderilmesini istiyoruz. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ortaya çıkan ek ödeme sorunlarının giderilmesini istiyoruz.Bu çerçevede, kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan ve ek ödeme artışından hiç faydalanamayan öğretmen, profesör, doçent, yardımcı doçent unvanlarında görev yapanların ek ödeme oranlarının 75 puan; araştırma görevlisi, din görevlisi, hekim dışı sağlık personeli, PTT çalışanları, araştırmacı, polis, subay, ast subayların ek ödeme oranlarının 50 puan; Genel İdare Hizmetleri Sınıfında görev yapan memurlarla, Yardımcı Hizmetler Sınıfına dahil personelin ek ödeme oranlarının 25 puan artırılmasını talep ediyoruz.Kamuda istihdam yapısını değiştiren, iş güvencesini yok eden 4-b ve 4-c statüsünde eleman çalıştırma, vekil ebe, vekil imam, sözleşmeli öğretmen uygulamasından bir an önce vazgeçilmesini bu statülerde çalışan tüm kamu çalışanlarının kadroya geçirilmesini sağlayacak taleplerle toplu sözleşme masasına gidiyoruz. Fazla mesai ücretindeki adaletsiz uygulamanın değiştirilmesini, fazla mesailerin ve ücretlendirmenin uluslar arası sözleşmelere uygun bir şekilde yapılandırılmasını istiyoruz. Bütün bunlara ek olarak;
Vergi adaletsizliğinin giderilmesi, Kamu görevlilerine ödenen sosyal yardımların miktarının ve çeşitliliğinin artırılarak, gerçek anlamda sosyal devlet ilkesinin hayata geçirilmesi, Yerel yönetimlerde çalışanların maaşlarının zamanında ödenmesi, Ek ders ücretlerinin artırılması, Sendika üyesi olan kamu görevlilerine Toplu Sözleşme İkramiyesi ödenmesi, Vatani görevini yapmak üzere ya da doğum yapması nedeniyle ücretsiz izne ayrılan kamu görevlilerinin sosyal güvenlik primleri kurumları tarafından yatırılmaya devam etmesi ve söz konusu personele izinleri süresince maaşlarının ¼’ü oranında destek ödemesi yapılması,Aile birliğinin sağlanması noktasında eş durumu, sağlık ve öğrenim özrü önündeki engellerin kaldırılması,Tüm kamu hizmet araçları KASKO kapsamına alınması,İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak yasal ve teknik çalışmaların tamamlanması,İşyerinde şiddet, taciz ve mobbing uygulamasına son verilmesi,Deprem, sel, su baskını, yangın gibi doğal afete maruz kalan bölgelerde görev yapmakta iken hayatını kaybeden kamu görevlilerinin, hizmet sürelerine bakılmaksızın emekliliğe hak kazanmalarının sağlanması,18 yaşını dolduran çocuklarımızın öğrenimlerine devam edememeleri durumunda ödemek zorunda kaldıkları Genel Sağlık Sigortası Primi uygulamasına son verilmesi, Engelli personelimizin işyerinde yaşadığı sorunların çözülmesi için gerekli her türlü hazırlığımızı yaptık.
&nbsp;
Kısaca genel bir değerlendirme yaparak, özetlemeye çalıştığım taleplerimizin karşılanması, memurlarımızın yıllardır biriken sorunlarının çözülmesi için büyük bir adım olacaktır. Taleplerimiz, geçerli temellere dayanan, son derece makul ve karşılanabilir bir şekilde hazırlanmıştır. Gereken ciddiyet ve azim gösterildiğinde, tüm taleplerimizin karşılanacağından eminiz. Taleplerimizin karşılanmaması için tek engel, muhataplarımızın ekonomik tercihi olacaktır.Milyonlarca kamu çalışanının gözü, kulağı bu yıl ilk kez gerçekleştirilecek olan toplu sözleşme görüşmelerinden çıkacak sonuçtadır. İlk olması nedeniyle bu toplu sözleşme sürecinde alınacak sonuç ve yetkililerin, sorunların çözümüne ilişkin göstereceği yaklaşım, bundan sonraki toplu sözleşme süreçlerini de doğrudan etkileyecektir. Bizler güzel sonuçların elde edildiği, kamu görevlilerinin mutlu olduğu bir toplu sözleşme sürecinin, gelenek halini alması için her türlü çabayı göstermeye hazırız. Sonuçta kamu görevlilerini mutlu etmek, siyasetçilerin göstereceği iradeye bağlıdır. Ekonomik tercihler, vatandaşlarımızı mutlu etme ve geliri adil paylaşma yönünde kullanılırsa kamu görevlilerinin yüzü bir nebze olsun gülecek ve zedelenmiş olan itibarı iade edilecektir.
Tüm kamu çalışanlarının beklentilerine cevap vermesi umuduyla, toplu sözleşme sürecinin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.”
&nbsp;
Konuşmaların ardından gündem belirlenmesi için kısa bir ara verildi. Türkiye Kamu-Sen heyeti bu arada Türk Büro-Sen’in işyeri temsilciliğine giderek istişarede bulundu.




&nbsp;

 

 


 

 

 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14334</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14334</guid><title>ÖĞRETMENLERİMİZE YAPILAN SALDIRILARI PROTESTO ETTİK</title><description><![CDATA[Türk Eğitim-Sen, öğretmenlere yönelik şiddeti protesto etmek için Türkiye genelinde 30 Nisan tarihinde eş zamanlı eylemler yaptı. Bu kapsamda Ankara’daki eylem Yenimahalle Endüstri Meslek Lisesi önünde yapıldı. 
Eyleme Genel Sekreter Musa Akkaş, Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan, Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz, Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Ali Yazıcı, Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Şakir Kaptan Karslı, Ankara 3 No’lu Şube Başkanı Ertekin Engin, Ankara 4 No’lu Şube Başkanı Ahmet Akkoca, Ankara 5 No’lu Şube Başkanı Sevgi Yalav, Ankara 6 No’lu Şube Başkanı Veli Keskin ile birlikte Şube Yönetim Kurulu Üyeleri ve çok sayıda eğitimci katıldı. 
Eylemde basın açıklaması yapan Ankara 5 No’lu Şube Başkanı Sevgi Yalav şunları söyledi: “Öğretmenlerimize yönelik saldırılar son günlerde hız kazanmıştır. Hemen her gün öğretmenlere yönelik şiddet ile ilgili haberler basına yansımaktadır. Öğrencilerin, velilerin fiziki ve sözlü saldırılarına uğrayan öğretmenlerimiz can güvenliğinden yoksun olarak görevlerini yapmaktadır. Eli bıçaklı öğrenciler, eli sopalı veliler okullarda terör estirmekte, öğretmenlerimizin can güvenliğini tehdit etmektedir. 
Kütahya’da bir öğretmenimizin öğrencisi tarafından bıçakla yaralanması, İstanbul Esenyurt’ta bir öğretmenimizin öğrencisi tarafından diğer öğrencilerin gözü önünde bıçaklı saldırıya uğraması, Sakarya’da bir velinin öğretmeni tekme ve yumruklarla dövmesi öğretmenlere yönelik saldırıların hız kazandığını gözler önüne sermektedir. 
Öğrenci ve velilerin öğretmenlere uyguladığı şiddete karşı Milli Eğitim Bakanlığı’nın üç maymunu oynaması biz eğitimcilerde büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. Öğretmenler Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den kendilerine sahip çıkmasını ve öğretmenlere yönelik şiddete karşı önlem almasını beklemektedir. Ancak Bakan Dinçer’in öğretmenlere yapılan saldırılar karşısında sessiz kalması, ‘Bakan Dinçer kimin Bakanı?’ sorusu akıllara getirmektedir.
Şu anda karşımızda öğretmenlere yapılan şiddete karşı kılını bile kıpırdatmayan bir Milli Eğitim Bakanı bulunmaktadır. Bu durum eğitim camiası için büyük bir felakettir. 
Öğretmenlerin çalışma saatleri konusunda yanlış bilgiler vererek, kamuoyunu yanıltan, açıklamalarıyla öğretmenleri rencide eden, onların haklarını korumak yerine, haklarını tırpanlayan Bakan Dinçer’in bugüne kadar sergilediği öğretmen düşmanı tutum daha ne kadar sürecek? 
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer öğretmenlere yönelik şiddete karşı ne zaman harekete geçecek? 
Öğrenci ve velilerin öğretmenlere yönelik uyguladığı şiddet dalga dalga yayılırken, Bakan daha ne kadar seyredecek? Sayın Dinçer eğitim çalışanlarına sahip çıktığını, onları önemsediğini ne zaman gösterecek? 
Öğretmenlere yönelik şiddetin sorumluları Milli Eğitim Bakanlığı’nı yönetenlerdir. O koltukları işgal edenler öğretmenleri etkisizleştirerek, yetkisizleştirerek, değersizleştirerek bugünkü tablonun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. 
Öğretmenlerin öğrenci üzerindeki etkisi çok azaltılmıştır. Öğretmenler okulda neredeyse etkisiz ve yetkisiz hale getirilmiştir. Okullarda disiplin yönetmelikleri çok yetersizdir. Milli Eğitim Bakanlığı ödenek ayırmadığından okullarda alınan güvenlik önlemleri yetersizdir. Okullarımızın büyük bölümünde hiçbir güvenlik önlemi yoktur. Okullarda rehberlik hizmetleri yetersizdir. Rehber öğretmeni bulunan okul sayısı çok azdır. Öğrencilerin dizi karakterlerine özenmesi, onlar gibi davranması, şiddet içerikli görüntüler, haberler, dizi ve filmler de öğrencileri şiddete yöneltmektedir. Okullarda çeteleşme vardır. Güç kullanmaya eğilimli gruplaşmalar ile tehdit boyutunda gruplaşmaları itibar ve ayrıcalık kazanmak olarak gören bazı öğrenciler arkadaşlarına, öğretmenlerine ve okul idarecilerine şiddet uygulamaktadır. 
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tüm bu hususlar ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.&nbsp;Çünkü bir öğretmenin bile okulda kendisini güvende hissetmemesi önemli bir sorundur. Bu sorunu sahiplenmeyenlerin o koltuklarda işi yoktur. 
Bu noktada;
OKULLAR GÜVENLİ ALANLAR OLMALI, ÖĞRETMENLERİMİZİN CAN GÜVENLİĞİ MUTLAKA SAĞLANMALIDIR. 
ÖĞRETMENLERE, OKUL İDARECİLERİNE, EĞİTİM ÇALIŞANLARINA UYGULANAN ŞİDDETİN BİR AN ÖNCE DURDURULMASI İÇİN GEREKLİ TÜM TEDBİRLER ALINMALIDIR. 
ÖĞRETMENLERE KAYBETTİĞİ İTİBARI YENİDEN KAZANDIRILMALIDIR.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖĞRETMENLERİ VE EĞİTİM ÇALIŞANLARINI SAHİPLENEN, ONLARI KORUYUP, KOLLAYAN BİR BAKANLIK HALİNE GELMELİDİR.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Unutulmamalıdır ki; öğretmenlerimiz şiddete maruz kaldıkça, itibarsızlaştırıldıkça, hor görüldükçe, öğretmenlerimizin maddi ve özlük hakları tırpanlandıkça, bu ülkenin aydınlık yarınlara yürümesi mümkün olmayacaktır. 
Öğrencilerini kendi çocuğu gibi görerek, onlar için titizlenen, onlara sahip çıkan, öğrencilerine bir şeyler öğretmenin umudunu taşıyan, bu mesleğe gönülden bağlı olan öğretmenlerimize yapılan saldırılar son bulmalıdır. Ülkemizin kilometre taşı olan eğitimcilerimiz baş tacı edilmelidir. Eğitimciler için gün kenetlenme günüdür. Bu vesileyle öğretmenlerimize yapılan şiddet olaylarını bir kez daha kınıyor, şiddete uğrayan tüm meslektaşlarımıza geçmiş olsun diliyoruz. “
&nbsp;




&nbsp;

 


 

 






&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 
&nbsp;

 
&nbsp;

 
&nbsp;


 

 

 


 

&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;


&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14333</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14333</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ SİVAS’TAYDI</title><description><![CDATA[
Genel Sekreter Musa AKKAŞ ve Genel Eğitim
ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN Sivas Şube Başkanlığı tarafından
düzenlenen istişare toplantı&nbsp;sına katıldı. Toplantıda
Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların şube başkanları, Türk Eğitim-Sen Sivas
Şubesi yönetim kurulu üyeleri, ilçe temsilcileri, kadın komisyonu üyeleri ve
çok sayıda işyeri temsilcisi hazır bulundu.
&nbsp;
Görevi başında şehit olan eğitim
çalışanları, ebediyete intikal eden Türk büyükleri, aziz şehitlerimiz ve Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’e saygı duruşu ve istiklal marşımızın coşkuyla okunması
ile başlayan toplantının açılış konuşmasını Sivas Şube Başkanı Muzaffer KARADAĞ
yaptı. KARADAĞ “Her gün büyüyerek yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz.
Hiçbir güç, hiçbir şer odağı bizi inandığımız yoldan çeviremeyecektir.” dedi. KARADAĞ,
yönetim kurulunun faaliyetleri hakkında bilgi verdikten sonra destek veren
herkese teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.
&nbsp;
Toplantıda hazır bulunan Genel Eğitim ve
Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN katılımcılara hitaben bir konuşma
yaptı. KOCAKAPLAN “Türk Eğitim-Sen büyük bir kuruluştur, büyük bir sendikadır.
Türk Eğitim-Sen’i büyük yapan kuruluş ilkeleridir, genel amaçlarıdır, çalışma
yöntemleridir, bu güne kadar vermiş olduğu kararlı ve etkin mücadelesidir. Bugün
bir sendika çoğunluk olunca büyüdüğünü zannediyor. Bunlar hormonlu çoğunluk. Bilinmelidir
ki her çoğunluk olan büyük olamaz. Türk Eğitim Sen; Türkiye’nin sendikasıdır.
Sizlerin gayretleri ile etkili sendika yeniden yetkili sendika olacak, yetki
gerçek sahibini yeniden bulacaktır” dedi. KOCAKAPLAN genel merkezin
faaliyetleri hakkında bilgiler vererek konuşmasını tamamladı.
&nbsp;
Daha sonra kürsüye
gelen Genel Sekreter Musa AKKAŞ toplu sözleşme sürecine ilişkin açıklama yaptı.
Bu konuda 20 ay sonra nihayet yasal bir düzenleme yapıldığını kaydeden AKKAŞ, memurların
zamsız maaş almasına dikkat çekti ve “Bu durum Cumhuriyet tarihinde ilk kez
yaşanmıştır” dedi.
&nbsp;
Türkiye Kamu-Sen’in
toplu sözleşme taleplerini de anlatan AKKAŞ, “Tüm kamu görevlilerinin ve
emeklilerinin maaşlarına 1 Ocak 2012'den geçerli olmak üzere taban aylığa
yansıyacak şekilde aylık net 100 TL zam yapılmalıdır. Bu artışa ek olarak tüm
kamu görevlilerine ve emeklilerine 2012 yılı için birinci ve ikinci aylık
dilimlerde ayrı ayrı %10'ar (%10+10) maaş artışı yapılmalıdır. Yılda iki kez
dini bayramlar öncesinde tüm kamu görevlilerine ve emeklilere brüt asgari ücret
tutarında (886,5 TL) &quot;Bayram İkramiyesi&quot; ödenmelidir. En düşük ek
gösterge rakamı 2200 olarak belirlenmelidir. Genel İdare Hizmetleri ve Yardımcı
Hizmetler Sınıfında çalışan memurlara eğitim durumlarına göre
yükselebilecekleri derecelerin kadrosu verilmeli, ek göstergelerde oluşan
adaletsizlikler giderilerek, ek gösterge uygulaması 8. dereceden itibaren
başlatılmalı ve tüm ek gösterge rakamları 800'er puan artırılmalıdır. Özel
hizmet tazminatında yaşanan adaletsizliklerin giderilmesi için özel hizmet
tazminat oranları, eğitim durumu, kadro pozisyona göre yeniden belirlenmeli, bu
amaçla öncelikle özel hizmet tazminat oranları 21 puan artırılarak, tüm kamu
görevlilerinin ve emeklilerinin maaşlarına net 100 TL daha özel hizmet
tazminatı eklenmelidir.666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ortaya çıkan ek
ödeme sorunları giderilmelidir. Özellikle dünyanın tüm ülkesinde en yüksek maaş
alan öğretmen ve öğretim görevlilerinin, bu kararnameyle Türkiye'de neredeyse
en düşük maaş alan kesim haline getirilmesi kabul edilemez. Bu çerçevede, kamu
görevlilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan 700 bin öğretmen başta olmak üzere,
din görevlisi, hekim dışı sağlık personeli, posta dağıtıcısı, araştırmacı,
polis, subay, ast subay, profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi
gibi ek ödeme artışından faydalanamayan kamu görevlilerinin ek ödeme oranları
25-75 puan artırılmalıdır” konuştu.
&nbsp;
AKKAŞ sözlerini
şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki kamu çalışanlarının yollarına mayınlar döşenerek, iş
güvenceleri ellerinden alınmak istenmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu ve Anayasa’nın 128. maddesi değiştirilerek, farklı bir istihdam modeli
getirilmek istenmektedir.&nbsp; Bu durum kamu
çalışanlarını yok saymak anlamına gelmektedir. Oysa kamu çalışanları bu ülkenin
olmazsa olmazlarıdır. Kamu çalışanı yoksa, devlette yoktur. Devletin çarkını
döndüren kamu çalışanlarıdır. Kamu çalışanlarının iş üretmediğine ilişkin
gerçek dışı beyanlar onlara yapılan büyük bir saygısızlıktır.”




&nbsp;

 

 


 

 

&nbsp;
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14332</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14332</guid><title>TEŞEKKÜRLER, İLKSAN'DA TARİH YAZDIK</title><description><![CDATA[
İLKSAN delege seçimleri, Van ili hariç, 80 il ve tüm ilçe merkezlerinde yapıldı. İLKSAN üyeleri yine Türk Eğitim-Sen &nbsp;delege adaylarına büyük destek verdiler. Kesin olmayan sonuçlara göre, aşağıda da görüleceği üzere Türk Eğitim-Sen &nbsp;üyesi delegeler 43 ilde seçimleri açık ara kazanmış görünmektedir. 11İlde Eğitim Bir Sen, 10 ilde ise Eğitim Sen delegeleri kazanmıştır. 17 İlde ise sonuçlar sendikaların uzlaşmasına göre belirlenecektir. 

Bu sonuçlara göre, Türk Eğitim-Sen İLKSAN delegelerinin ŞUAN İÇİN 120’SİNİ, Eğitim Bir Sen 28’ini, Eğitim Sen ise 29’unu almış görünmektedir. Geriye kalan 17 ildeki 45 delege ie sendikalar arasındaki uzlaşmaya göre belirlenecektir. Ancak, Türk Eğitim-Sen &nbsp;kazandığı 120 delege ile şimdiden çoğunluğu sağlamış durumdadır. İLKSAN seçimlerinin sonuçlarını çok iyi değerlendirmek gerekmektedir. İLKSAN’da yalanla, iftira ile bir sonuç alınamayacağını, bilhassa bir sendika görmelidir. Bu sendika, kendilerine inanmayan, korkutarak üye yaptığı, gönüllerinde yer edinemediği ve güvenini sağlayamadığı insanlarla bir sonuç alınamayacağını artık kavramalıdır. 

Yalan ve karalama kampanyası ile; öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının oluşturduğu ve 1996'dan bu yana, çok iyi yönetilen İLKSAN’ı ele geçirmeleri mümkün olmamıştır. Eğitim çalışanları, Türk Eğitim-Sen 'i destekleyerek, İLKSAN’da istikrara devam demiştir. Namuslu insanlara çamur atanların kendi pisliğinde boğulacağını söylemiştik. Aynen, öyle de oldu ve kendi açtıkları çukurda boğuldular. Yaptıkları karalama ve iftira kampanyası ile kendi üyelerini dahi, aleyhlerine çevirmiş, kendi üyelerinden bile itibar görememişlerdir.

Türk Eğitim-Sen &nbsp;teşkilatları ne kadar ciddi sendikacılık yaptıklarını, eğitim çalışanlarının, ne kadar güvenini sağladıklarını bir kere daha dost, düşman her kese göstermiştir. Türk Eğitim-Sen &nbsp;Genel Merkezi olarak, tüm yöneticilerimize, üyelerimize, üyemiz olsun, olmasın bize güvenen ve destek veren tüm eğitim çalışanlarına yürekten teşekkür ediyoruz.

Biz kimsenin bir yerine hortum takmayacağız. İLKSAN üyeleri, onlara, zaten, gereken cevabı vermiştir. Kimsenin, Türk Eğitim-Sen &nbsp;gibi bir sendikayı kirletmeye gücü yetmeyecektir. 2013'te görüşeceğiz, palavralarını sallayanların, ne kadar zayıf ve zavallı olduklarını görmeleri dileğiyle ve sendikacılığın ne olduğunu görebilmeleri dileğiyle, yürek dolusu teşekkürler.

TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL MERKEZİ




&nbsp; 



&nbsp;





2012 İLKSAN KESİN OLMAYAN

DELEGE SEÇİM SONUÇLARI














SIRA NO


TÜRK EĞİTİM-SEN


EĞİTİM BİR-SEN


EĞİTİM-SEN


SONUÇLARI UZLAŞMAYLA&nbsp;BELİRLENECEK İLLER



1


ADANA


ADIYAMAN


MUŞ


AĞRI



2


AFYON


BİNGÖL


TUNCELİ


ARTVİN



3


AKSARAY


BOLU


DİYARBAKIR


BİTLİS



4


AMASYA


ESKİŞEHİR


BATMAN


EDİRNE



5


ANKARA


ISPARTA


İZMİR


ERZİNCAN



6


ANTALYA


KAHRAMANMARAŞ


MARDİN


GİRESUN



7


AYDIN


MALATYA


SİİRT


KONYA (itiraz sonucuna göre)



8


BALIKESİR


NİĞDE


ŞIRNAK


GÜMÜŞHANE



9


BARTIN


KAYSERİ


Ş.URFA


ARDAHAN



10


BAYBURT


UŞAK


HAKKARİ


İSTANBUL



11


BİLECİK


YALOVA


&nbsp;


KARS



12


BURDUR


&nbsp;


&nbsp;


MUĞLA



13


BURSA


&nbsp;


&nbsp;


RİZE



14


ÇANAKKALE


&nbsp;


&nbsp;


SAKARYA



15


ÇANKIRI


&nbsp;


&nbsp;


SİNOP



16


ÇORUM


&nbsp;


&nbsp;


SİVAS



17


DENİZLİ


&nbsp;


&nbsp;


VAN(seçim Pazar günü yapılacak)


18


DÜZCE


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



19


ELAZIĞ


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



20


ERZURUM


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



21


GAZİANTEP


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



22


KİLİS


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



23


HATAY


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



24


IĞDIR


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



25


KARABÜK


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



26


KARAMAN


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



27


KASTAMONU


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



28


KIRIKKALE


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



29


KIRKLARELİ


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



30


KIRŞEHİR


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



31


KOCAELİ


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



32


KÜTAHYA


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



33


MANİSA


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



34


MERSİN


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



35


NEVŞEHİR


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



36


ORDU


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



37


OSMANİYE


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



38


SAMSUN


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



39


TEKİRDAĞ


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



40


TOKAT


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



41


TRABZON


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



42


YOZGAT


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



43


ZONGULDAK


&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;



&nbsp;


&nbsp;


&nbsp;
]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14330</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14330</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ MUŞ’TA</title><description><![CDATA[
27 Nisan Cuma günü Genel Mevzuat ve
Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın
Sekreteri Sami Özdemir, Türk Eğitim-Sen Muş Temsilciliğinde üyelerimizle bir
araya geldi.
Muş Temsilcimiz Ümit Çolak ve
yönetim kurulundaki arkadaşlarımızla sendika binasında bir toplantı yapan genel
merkez yöneticileri, genel merkezin çalışmaları hakkında bilgi verdiler.
Gündemdeki konulara da değinen
Özdemir ve Şahindoğan 4+4+4 eğitim sistemi, yeni sendika yasası, toplu
sözleşmelerde Türkiye Kamu-Sen’in teklifleri hakkında da bilgiler verdi. 15
Haziran’daki yetki sürecinin önemine de değinen genel merkez yöneticileri
sorulan soruların cevaplandırılmasından sonra toplantı sona erdi.
&nbsp;




&nbsp;

 


 

 ]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14329</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14329</guid><title>30 NİSAN'DA ÖĞRETMENLERE YAPILAN SALDIRILARI PROTESTO EDECEĞİZ</title><description><![CDATA[
Türkiye
Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un, öğrencilerin ve
velilerin öğretmenlere uyguladığı şiddet ile ilgili yaptığı basın
açıklamasıdır.
&nbsp;
ÖĞRETMENLERE
YÖNELİK ŞİDDET NE ZAMAN SON BULACAK? MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI NE ZAMAN ÖNLEM ALACAK?
&nbsp;
TÜRK
EĞİTİM-SEN 30 NİSAN TARİHİNDE ÖĞRETMENLERE YAPILAN SALDIRILARI PROTESTO EDECEK
Son yıllarda öğretmenlere yönelik
şiddet büyük artış gösterdi. Neredeyse her gün eğitim ve bilim yuvalarımızda
öğretmenler sözlü ya da fiziksel saldırıya uğramaktadır. Gün geliyor bir
öğrenci öğretmeni bıçaklıyor, gün geliyor veliler ellerinde sopalarla
öğretmenlere meydan dayağı atıyor. 
Kütahya’da bir öğretmenimizin
öğrencisi tarafından bıçakla yaralanması, İstanbul Esenyurt’ta bir
öğretmenimizin öğrencisi tarafından diğer öğrencilerin gözü önünde bıçaklı
saldırıya uğraması, Sakarya’da bir velinin öğretmeni tekme ve yumruklarla
dövmesi öğretmenlere yönelik saldırıların hız kazandığını gözler önüne
sermektedir. 
Milli
Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in ve bürokratlarının bu içler acısı ve düşündürücü
manzarayı film seyreder gibi seyretmesi,&nbsp; öğretmenleri sahiplenmemesi, öğretmenlere
yönelik şiddeti önlemek için acil eylem planı hazırlamaması üzüntümüzü bir kat
daha artırmaktadır.
Okullarda tehlike zilleri
çalınırken, öğretmenler hemen her gün öğrenci ve veliler tarafından saldırıya
uğrarken, öğretmenlerin can güvenliği tehdit altındayken bu olaylara karşı
önlem almayanların hala koltuklarında oturması manidardır. 
Milli
Eğitim Bakanı Ömer Dinçer; genç nesilleri yarınlara hazırlayan, öğrencilerini
kendi çocuğu gibi sahiplenen, onların dertleriyle dertlenen,&nbsp; sevinçlerine ortak olan, yeri geldiğinde
öğrencilerinin kalemini, defterini alan, onlarla ekmeğini paylaşan, büyük bir
özveri ile görev yapan öğretmenlerimize yapılan bu insanlık dışı muameleye daha
ne kadar sessiz kalacaktır? 
Sayın
Dinçer ne zaman makam odasından dışarı çıkacak, kendi personeli ile
kucaklaşacak ve onları sahiplenecektir? 
Bakan
Dinçer ne zaman bu konuda önlem alınması için Bakanlığı en üst seviyede alarma
geçirecektir? 
&nbsp;
ÖĞRETMEN
ETKİSİZLEŞTİRİLDİ, YETKİSİZLEŞTİRİLDİ, DEĞERSİZLEŞTİRİLDİ
Öğretmene yönelik şiddeti münferit
olaylar gibi göremeyiz. Çünkü öğretmenler yıllardır öğrenci ve veli şiddetine
maruz kalmaktadır. &nbsp;Bunun nedeni de; öğretmenlerin bir paçavra gibi kenara
atılması, etkisizleştirilmesi, değersizleştirilmesi, korunup, kollanmamasıdır. Öğretmenleri
çok maaş alıp, az çalışıyormuş gibi kamuoyuna lanse edenler, öğretmenlerin maddi
ve özlük haklarını hiçbir şekilde savunmayanlar, sözleriyle öğretmenleri incitenler,
onları küçümseyip, hor görenler okullarda öğretmene uygulanan şiddetin bir
numaralı sorumlularıdır. 
Okullarda
öğretmenin etkinliği son yıllarda çok azaltılmıştır. Öğretmenler etkisizleştirilmiş
ve yetkisizleştirilmiştir. Disiplin yönetmelikleri çok yetersizdir. 
Milli
Eğitim Bakanlığı ödenek ayırmadığından okullarda alınan güvenlik önlemleri
yetersizdir. Hatta okulların büyük kısmında hiçbir şekilde güvenlik önlemi
alınmamaktadır. Bu okullarda güvenlik, nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanmaya
çalışılmaktadır. Öğrenciler okula kesici aletle gelebilmektedir. Rehber
öğretmeni bulunan okul sayısı çok azdır. Okullarda güç kullanmaya eğilimli
gruplaşmalar ve tehdit boyutunda gruplaşmalar olduğu gözlemlenmektedir. Bu tür
gruplaşmaları itibar ve ayrıcalık kazanmak olarak gören bazı öğrenciler
arkadaşlarına, öğretmenlerine ve okul idarecilerine şiddet uygulamakta, böylece
OKULLAR TEKSAS’A DÖNMEKTEDİR. Öğrencilerin dizi karakterlerine özenmesi, onlar
gibi davranması, şiddet içerikli görüntüler, haberler, dizi ve filmler de öğrencileri
şiddete yöneltmektedir. 
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yukarıda saydığımız tüm hususlar iyi
irdelenmelidir. Öğretmene yönelik şiddeti önemsiz gibi görmek, bunu es geçmek
önümüzdeki yıllarda okullarda şiddet olaylarının çok daha fazla artmasına zemin
hazırlayacaktır. Türk Eğitim-Sen olarak
öğretmenlere uygulanan şiddete karşı her türlü eylem ve etkinliğe dün ve bugün
olduğu gibi, yarın da destek vereceğimiz bilinmelidir. Bu noktada Türk
Eğitim-Sen 30 Nisan tarihinde saat 12:00’da tüm Türkiye genelinde kitlesel
basın açıklaması yaparak, öğretmenlere yönelik saldırıları protesto edecektir. Diğer
eğitim sendikalarını da eylemimize destek vermeye davet ediyoruz.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Buradan Milli Eğitim Bakanı Ömer
Dinçer’e sesleniyoruz: 
MİLLİ
EĞİTİM BAKANI OLDUĞUNUZU UNUTMAYIN VE EĞİTİM ÇALIŞANLARINI SAHİPLENİN. 
ÖĞRETMENLERE,
OKUL İDARECİLERİNE, EĞİTİM ÇALIŞANLARINA UYGULANAN ŞİDDETİ DURDURUN, ONLARIN
CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYIN
‘PERSONELİMİN
KILINA ZARAR GELİRSE, KARŞINIZDA BENİ BULUN’ DEYİN. 
ÖĞRETMENE
KAYBETTİĞİ İTİBARINI KAZANDIRIN…
&nbsp;
AKSİ
TAKDİRDE BU KOLTUKTA DAHA FAZLA OTURMANIZ ABESLE İŞTİGAL OLUR. 
&nbsp;
Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14328</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14328</guid><title>MEB ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİK TASLAĞI </title><description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığınca Ortaöğretim Kurumları Yönetmelik Taslağı sendikamıza gönderilmiştir. Sendikamızın MEB’e göndereceği raporun hazırlanmasında dikkate alınmak üzere Yönetmelik Taslağı ile ilgili görüşlerinizi yorum olarak genel merkezimize bildirebilirsiniz. 

Yönetmelik Taslağı İçin Tıklayınız 
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14327</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14327</guid><title>1MAYIS’I TÜRK-İŞ İLE BERABER BURSA KENT MEYDANI’NDA KUTLUYORUZ</title><description><![CDATA[
TÜRK-İŞ ve TÜRKİYE KAMU-SEN, 1
Mayıs'ı Bursa Kent Meydanı’nda kutlayacak. Mitinge Türkiye Kamu Sen Genel
Başkanı İsmail Koncuk, Türk İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu katılarak birer
konuşma yapacaklar.Yürüyüşle saat 10:30'da başlayacak kutlama programı Bursa
Kent Meydanında miting ve konserle sona erecek.

Bursa'da yapılacak kutlamalara Türkiye Kamu Sen'e bağlı çevre illerin üyeleri
de katılacak. Bu iller Kocaeli, Eskişehir, Bilecik, Yalova, Çanakkale,
Sakarya,Kütahya ve Balıkesir olarak tespit edildi.

PROGRAM
10:30- Stadyum önü, Altıparmak'ta toplanma
11:15-11:30- Yürüyüş Başlangıcı (Darmstat Caddesinden, Kent Meydanına)
12:15-12:30- Kent Meydanın'da Miting
12:30-13:00-Genel Başkanların konuşmaları
13:00-14:00-Konser, bitiş
&nbsp;
1 MAYIS 
EMEKÇİLERİN ULUSLARARASI BİRLİK
MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ
KUTLU OLSUN!
Bizler bu ülkenin işçileri, kamu emekçileri,
işsizleri, emeklileri, yoksulları, kadınları, gençleri ile birlikte 1 Mayıs’ta
tüm Türkiye’de alanlardayız.
Barış için, özgürlük için, demokrasi için, ekmek için,
daha güzel bir dünyada sömürüsüz, baskısız, insan onuruna yaraşır bir yaşam
için birlikteyiz. Haklarımız ve özgürlüklerimiz için dayanışma içindeyiz.
Sosyal adalet, eşitlik, özgürlük ve sendikal
haklarımız için omuz omuzayız.
1 Mayıs 2012’yi güvencesiz, kuralsız çalışmanın
yaygınlaştığı koşullarda karşılıyoruz. Emekçilerin yarısı kayıt dışında
çalışıyor. Ulusal İstihdam Stratejisinin emek karşıtı yaklaşımlarıyla kıdem
tazminatımıza göz dikiliyor, asgari ücret bölgeselleştirilmek, esnek ve
kuralsız çalışma biçimleri yaygınlaştırılmak isteniyor.
Sendikasızlaştırma yaygınlaşıyor, sendikal
örgütlenmenin önüne engeller çıkarılıyor. Örgütlenen işçiler işten atılıyor. İş
kazası adı verilen cinayetler durmak bilmiyor. Biz sosyal adalet, eşitlik ve
demokrasi istiyoruz. Özgürlükçü, eşitlikçi sivil demokratik bir anayasa ve
yasalar istiyoruz.
Tüm çalışanların grevli toplu sözleşmeli sendikal
haklara sahip olduğu bir Türkiye için, sosyal devlet için alanlardayız.
1 MAYIS’TA ALANLARDAN BİR KEZ DAHA HÜKÜMETE
SESLENİYORUZ
Türkiye’yi yönetenlerin temel hedefi özgürlükçü ve
çoğulcu demokrasinin sınırlarını genişletmek olmalıdır.
Anayasa değişikliği tüm kesimlerin uzlaşacağı bir
zeminde gerçekleştirilmeli ve Anayasa katılımcı demokrasinin tüm kurum ve
kurallarının sağlıklı işleyeceği bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Toplumsal barış ve huzurun sağlanması için uzlaşma,
hoşgörü ve bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi için çaba
gösterilmelidir. 
Emekçilerin çıkarları savaşta değil barıştadır.
Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” şiarı rehber edinilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm kurumları hukuk
devleti anlayışıyla hareket etmelidir.
Anti demokratik sendikal yasalar değiştirilmeli, toplu
pazarlık ve örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
“İnsan onuruna yaraşır iş” herkesin hakkıdır.
İstihdamın korunması, geliştirilmesi ve işsizliğin önlenmesi temel yaklaşım
olmalıdır.
Cinayet haline gelen iş kazaları önlenmeli, iş sağlığı
ve güvenliği önlemleri artırılmalıdır.
İş güvencesi, işe iadeyi sağlayacak biçimde yeniden ve
öncelikle düzenlenmelidir.
Kayıt dışı ekonomi, kayıt altına alınmalıdır.
Kıdem tazminatı işçiler bakımından vazgeçilmez ve
tartışılmaz bir haktır. Buna el uzatılması, ortadan kaldırılması ya da
daraltılması yönündeki talepler gündeme dahi getirilmemelidir. Asgari ücret insan onuruna yakışır bir biçimde belirlenmelidir. Asgari
ücretin bölgeselleştirilmesi girişimlerinden vazgeçilmelidir.
Esnek ve kuralsız çalışma biçimlerini yaygınlaştırma
girişimlerine son verilmelidir.
Taşeronlaşma engellenmeli, asıl işin taşeronlara
yaptırılması uygulamasından vaz geçilmelidir.
Vergi adaletsizliği giderilmelidir.
İşsizlik Fonu’nda biriken para Fon’un oluşturulma
amaçları doğrultusunda kullanılmalı, sosyal güvenlik fonlarının amacı dışında
kullanılması düşüncesinden vaz geçilmelidir.
Doğal yaşam korunmalı, ekolojik çevre tahribatına son
verilmelidir.
Engellilerin toplumsal yaşama eşit bireyler olarak
katılması sağlanmalıdır.
İşçiler, Kamu Emekçileri, Emekliler, İşsizler,
Yoksullar, Kadınlar, Gençler,
EKMEK, BARIŞ, ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ İÇİN 1 MAYIS’TA
ALANLARDAYIZ
1 MAYIS BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA
GÜNÜ TÜM EMEKÇİLERE KUTLU OLSUN
&nbsp;]]></description></item><item><link>http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14326</link><guid isPermaLink="true">http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14326</guid><title>GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ SİİRT ve BİTLİS’TE</title><description><![CDATA[
Genel
Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler
ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 25 Nisan 2012 Çarşamba günü Siirt
Temsilciliğimizde üyelerimizle biraraya geldi. Genel Merkez’in çalışmaları
hakkında bilgi veren Özdemir ve Şahindoğan, bölgede görev yapan üyelerimizin
sorunlarını dinledi. Daha sonra Siirt Temsilcimiz Cengiz Özbilici ve yönetim
kurulu ile birlikte Siirt Valisi Musa Çolak ziyaret edilerek, ildeki eğitim çalışanı
arkadaşlarımızın sorunları gündeme getirildi.
Kurtalan, Yakıttepe köyü İlköğretim Okulu’nu ziyaret
eden Özdemir ve Şahindoğan, öğrencilere kırtasiye malzemeleri ve okulumuza
bayrak hediye etti. Bitlis’te de temaslarda bulunan genel merkez yöneticileri,
Şube Başkanı Necmi Erkoç ile birlikte Bitlis Eren Üniversitesi Genel Sekreteri
Serdal Özbay’ı ziyaret etti.
Ahlat Belediye Başkanı Mümtaz Çoban’ı da ziyaret
eden Özdemir ve Şahindoğan, daha sonra Adilcevaz ilçesi’nde üyelerimizle
biraraya gelerek, bilgilendirmede bulundu. Aynı gün akşam Tatvan ilçesi’nde
bulunan Bitlis Şubesi’nde ilçe temsilcileri ve yönetim kurulu üyeleriyle bir
araya gelen Şahindoğan ve Özdemir, genel merkezin çalışmaları ve sekretaryaları
hakkında bilgi verdi.







&nbsp;

 

 


 

 

 


 

 

 


 

 

 &nbsp;]]></description></item></channel></rss>
